Ana sayfa Makale Koronavirüs Takip Uygulamaları Mahremiyeti Tehdit Ediyor

Koronavirüs Takip Uygulamaları Mahremiyeti Tehdit Ediyor

0
Decision making (management decisions) - select the best business perspective (direction) to future.

Yazar: Rıdvan Özdemir

Tüm dünyayı etkileyen salgın nedeniyle ortaya çıkan ve kullanıcıların verilerini teslim ettiği koronavirüs takip uygulamaları mahremiyeti ciddi boyutta tehdit ediyor. Salgın döneminde kullanıcıların endişelerini suiistimal ederek gereğinden fazla bir şekilde bilgi toplayan bu uygulamaların topladığı verilerin “koronavirüs sonrası” nasıl kullanacağı ise merak konusu. Merkezi otoritelerin salgının yayılma sürecini kontrol altına almak için kullandığı söz konusu uygulamaların topladığı veriler eşi görülmemiş ölçüdeki gizlilik ihlallerinin kapısını açabilir.

Salgın korkusu nedeniyle sağlığımızı korumak için kullandığımız koronavirüs takip uygulamaları birçok veriyi takip etmesi nedeniyle gündemde. Son dönemde kimin nerede ne yaptığı, kiminle ne kadar zaman harcadığı gibi sosyal medya bilgileri artık eğlenceli bir dünya vadetmiyor. Salgın korkusu nedeniyle birçok kişinin kullandığı uygulamalar kullanıcıların yerini saptama, telefonlarına ve hatta sağlık bilgilerine erişme gibi kritik bilgilere kolayca ulaşıp depolayabiliyor.

Mahremiyet tehdidi!

Mahremiyeti tehdit eden bu uygulamaların yanı sıra pandemi süreci ile birlikte birçok ilginç olay da yaşıyoruz. Güney Kore’nin hastalığa yakalanan kişileri açıklayarak toplum baskısına teslim etmesi bunların içerisinde en çarpıcı olanı. Birçok merkezi yönetimin demokrasiyi askıya alan uygulamaları birer birer yürürlüğe alması, kişilerin mahremiyetini arka plana alan uygulamalar ve insanların en yakınlarını dahi hastalık tehdidi olarak görmesi yeni bir çağa girdiğimizin birer örneği. Yanlış sonuç çıkma oranı dahi oldukça yüksek olan testler ve pozitif taşıyıcılar nedeniyle kimde olduğunu dahi kesin olarak bilinmeyen virüs karşısında insanlık olarak ne kadar ayakta kalabiliriz?

İnsan içgüdüsü hayatta kalmayı aşılırken pandemi sürecinde de gördüğümüz gibi kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için birçok şeyden geri duruyoruz. Ancak ucunda ölüm korkusu da olsa verdiğimiz fedanın da bir sınırı bulunuyor. Birçok insan yasak ve kısıtlamaları kendisini güvenli bulduğu ölçüde delerken kimisi de isyan bayrağını çekmekten geri kalmıyor. Bununla birlikte virüsün yayılmaya devam etmesi endişeleri arttırarak daha büyük fedaların yapılmasının önünü açıyor.

Uygulamalar ve mahremiyet

Koronavirüs salgını ile birlikte geçmişte yapılan birçok öngörünün boşa çıktığını görüyoruz. Sosyal medya ve akıllı telefonlar ile mesajlaşmanın sosyalleşme olmadığı, uzaktan çalışmanın ve uzaktan eğitimin pratik olmadığı ve e-ticaretin yaygınlaşmasının yıllar alacağı gibi öngörülerde bulunanlar koronavirüs döneminde ortalıkta gözükmüyorlar. Buna rağmen tüm dünyayı dönüştürdüğü yorumları yaptığımız bu süreç için aceleci olmamak gerekiyor. Çünkü koronavirüs sonrası dönemde bizi farklı bir süreç bekliyor.

Normal dönemde virüs taşıyan kişilerin belirlenerek verilerinin toplanması ve bu kişilerin temas ettiği kişilerin belirlenmesi, bu sayede sadece merkezi otoriteyi değil bireyleri de koruyan, dijital dünyanın ve teknolojinin tüm nimetlerini kullanan bir uygulama fikri bir ajanstan gelse bu uygulamanın reklamını yapacak pazarlamacıların gözlerini parlatırdı. Buna rağmen gerçekte yaşanan ve bu uygulamanın pratiğe dökülmüş hali düşünce neydi sonuç ne oldu yorumunu yapmamıza neden oluyor. Hükümetlerin yürüttüğü yöntemler bir yana onlarca akıllı telefon uygulaması bireylerin mahremiyetine büyük bir tehdit oluşturuyor.

Korku, veri toplamayı hızlandırıyor!

Son yıllarda gizlilik endişesi hızla artıyor, üstelik yaşadığımız salgın süreci bu korkuyu daha da ileri seviyeye taşımış durumda. ABD ve Çin gibi büyük ülkeler mahremiyeti ihlal eden birçok uygulama yürütüyor. Demokrasinin beşiği ABD’nin veri topladığı artık herkesçe bilinen teknoloji şirketlerini koruması, Çin’in milyonlarca vatandaşının her adımını takip etmesinden geri kalmıyor. Çin bireylerin hayatını gözetme deneyimi sayesinde koronavirüs takip uygulamalarını ilk hayata geçiren ülke oldu. Dünyanın en büyük gözetleme ağına sahip olan ülkede kim virüsü taşıyor, kiminle temas kurmuş, nereye gitmiş sorusunun cevabı takip uygulamaları ile bulunabiliyor.

Çin’in virüsle mücadele etmek için hayata geçirdiği uygulamalar diğer ülkelerde ise daha yavaş olarak ilerledi. Bu uygulamaların dünya gündemine oturması aylar aldı ancak bugün Katar’ın koronavirüs takip uygulaması telefondaki fotoğraflara erişiyor. Hindistan’da hükümetin uygulamasını kullanmayanlar hapis ve para cezası alıyor. ABD’de bazı eyaletlerin, İngiltere, Güney Kore ve Norveç gibi gelişmiş ülkelerin uygulamaları ise kullanıcı verilerini topluyor.

Tüm bu uygulamalar veri gizliliği sorunlarını beraberinde getirmesine rağmen kişilerin kimliklerini belirleyen bilgiler kullanılmadan takip süreçlerin yürütülmesi de mümkün. Bunun için Avrupa Birliği mahremiyet endişesini azaltan uygulamalar ile koronavirüs takibi yapmak için bir yöntem hazırladı. Bunun yanı sıra MIT blokzinciri ve Bluetooth kullanarak veri toplamayan açık kaynaklı uygulama geliştirdi.

Mahremiyeti koruyan uygulamalar

Geliştirilen bu uygulamada Sıfır Bilgi İspatı (Zero Knowledge Proof) adındaki protokol ve dağınık yapı kullanılıyor. Bu sayede kişinin kimlik bilgilerini kullanmak yerine makine tarafından atanan sanal bir kimlik numarası kişiyi tanımlıyor. Dağınık yapı sayesinde de veriler tek bir yerde toplanmak yerine parça parça herkeste olması sağlanıyor. Bunun sonucu olarak verinin bir efendisi bulunmuyor ve gizlilik endişesi yaşanmıyor.

Bu uygulamalarda kim kiminle teması etti sorusu ise 10 metreye kadar mesafede çalışan ve hızlı haberleşebilen Bluetooth sayesinde aşılıyor.

Koronavirüs takip uygulamaları sonrası gündeme gelen bu çözümler aslına yeni değil. Bugün akıllı telefon kullanan birisi bu uygulamaların istediği izinleri zaten vermiş oluyor. Cebinde her an kendisini sesli, görüntülü ve yazılı olarak takip edebilecek bir cihaz taşıyor. Elde edilen veriler ise pazarlama dünyasında önemli bir maddi karşılığa sahi.

Asıl sorulması gereken ise koronavirüs sürecinde merkezi otoritelerin elde ettiği veriler salgın sonrası dönemde nasıl kullanılacak? Çünkü kendi elimizle verdiğimiz nerede ne yaptığımız, nerelere gittiğimiz ve kimlerle zaman geçirdiğimiz artık eğlenceli bir oyun değil. Bu nedenle verdiğimiz verilerin nasıl bir karşılığı olduğunu bilmemizin zamanı geldi.


 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here