Ana sayfa Sektörden Nü fotoğrafının usta ismi: Niko Guido

Nü fotoğrafının usta ismi: Niko Guido

0

“Işığın insan vücuduyla dansının muhteşem bir görüntü olduğu kanısındayım. Ben bu görüntüyü estetiğin doruğunda
dondurup geleceğe hediye etmeye çalışıyorum.” 


 

Niko Guido, 1966 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni ve Boğaziçi üniversitesi Mühendislik Fakültesi”ni bitirdi. Meslek hayatına turizm sektöründe başladı, daha sonra yöneticilik yaptı. Ardından mağazalar zinciri kurdu ve işletti. Bir dönem Fransa’da yaşadı. Son olarak işletmelerini devretti ve hobisi olan fotoğrafçılığı meslek edindi. Geçtiğimiz sene Venedik’te, geçtiğimiz ay da İfsak”da sergi açan sanatçının fotoğrafları yurtiçi ve yurtdışında birçok gazete ve dergide yer almıştır. Bu yıl Fransa’da yayımlanan “Nude Art Today” adlı kitapta kendisine iki sayfa ayrılmıştır.  çalışmalarını İstanbul, İzmir ve Paris’te sürdürmektedir. Geçtiğimiz aylarda, Tuz Gölü ve Tahtalı Baraj Gölü”nde çekmiş olduğu nü fotoğraflarla, Türkiye”deki ilk sergisini açan Niko Guido,  İFSAK 21.İstanbul Fotoğraf Günleri kapsamında Türk fotoğrafseverlerle buluşmuş ve büyük ilgi görmüştür. Daha önce Kaz Dağları”ndaki altın arama çalışmalarını protesto etmek için çektiği “ölü Altın Bedenler”, Allianoi”nin sular altında kalmasını protesto etmek için çektiği “Su Perisi” ve Tahtalı Baraj Gölü”nde küresel ısınmaya dikkat çekmek için gerçekleştirdiği fotoğraflarıyla özellikle çevreci fotoğrafseverlerin beğenisini kazanan ve adından sıkça söz ettiren Niko Guido ile fotoğraf üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
 
 
Photoline: Klasikten oldukça uzakta, dikkat çekici bir söylemi olan, özellikle Türkiye”de pek alternatifi olmayan bir fotoğrafçısınız. Photoline okurlarına Niko Guido”yu tanıtarak başlayalım dilerseniz. Kimdir Niko Guido? Bugün bulunduğunuz noktaya nasıl geldiniz?
Niko Guido: Kısaca kendimden bahsetmem gerekirse, 1966 yılında İstanbul”da doğdum. Galatasaray Lisesi”ni ve Boğaziçi üniversitesi Mühendislik Fakültesi”ni bitirdim. Yıllarca turizm sektöründe çalıştım, yöneticilik yaptım, mağazalar zinciri kurdum ve işlettim. Hayatımın büyük kısmını Fransa ve Türkiye arasında geçirdim. Ve bir gün bu hayata bir son verip beni en çok büyüleyene doğru koştum ve fotoğrafçı oldum. Ağırlıklı olarak nü ve moda fotoğrafları çekiyorum. Ayrıca çeşitli sosyal konularda fotoğraf projeleri hazırlıyorum. Yılda iki kere fotoğraf atölyesi düzenliyorum.

PL: Mühendislik gibi bir bölüm bitirmişken fotoğrafçılığı, özellikle de nü fotoğrafçılığı seçmenizde etken olan şey nedir?
NG: Lise çağından beri fotoğrafçılığa karşı bir ilgim, bir beğenim söz konusuydu. David Hamilton”un nü fotoğraflarındaki estetik beni o yıllarda çok etkilemişti açıkçası. “Artık kendim için bir şeyler yapmak istiyorum” deyinceye kadar nü fotoğraf konusundaki izleyiciliğim devam etti. Gençlik yıllarımdaki fotoğraf deneyimlerimin beni içgüdüsel yönlendirmesiyle nü kategorisini seçtim. Işığın insan vücuduyla dansının muhteşem bir görüntü olduğu kanısındayım. Ben bu görüntüyü estetiğin doruğunda dondurup geleceğe hediye etmeye çalışıyorum.  önemli olan her koşulda başarılı olmak değil, bu yolda alınan keyif, yaşanan mutluluktur. Herkesin böyle bir hayali vardır aslında; hayatını tamamıyla değiştirmek, alıp başını gitmek.  Ama bu hayal bir türlü gerçekleşmez. Günlük yaşamın sorumlulukları hep ağır basar, yakamıza yapışır, bırakmaz. Ve bu hayal, hep hayal olarak kalır. Fakat benim aşkım o kadar güçlüydü ki, dönüp arkama bakacak, düşünecek bir durumda değildim. Fotoğrafın büyüsü gözlerimi kapattı, sadece hislerimin rehberliğinde yol aldım ve bundan dolayı çok mutluyum.

 

PL: örnek aldığınız, alanında başarılı bulduğunuz fotoğrafçılar kimler, sizi hangi yönleriyle etkilediler?
NG: Gerek sanata bakış açıları gerekse fotoğraflarına yansıttıkları yaratıcılıkları açısından birçok fotoğraf sanatçısı sanatımı etkiledi ve halen etkilemektedir. Bu sanatçılar arasında Türkiye”den çerkes Karadağ”ın yabancı olarak da Helmut Newton, David Hamilton, Jan Saudek, Bruno Bisang, Andreas Bitesnich ve Guido Argentini”nin öne çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim.

PL: Sanatın gücü insanları nasıl etkiler? Bu etkiler sizin sanatınızı nasıl etkiliyor?
NG: Bu soruya Sabahattin Eyüboğlu”nun bir cümlesiyle cevap vereceğim: “Sanatın iyisi ne kadar mutlu, sevinçli bir aydınlıksa, kötüsü de o ölçüde uğursuz, ezici bir karanlık, bir baş belasıdır.” Fotoğraflarımın yaratacağı etkinin nasıl olacağı benim fotoğraf çekimlerimi hiç etkilemedi diyebilirim. çünkü benim için öncelik hep fotoğraftan aldığım keyifti. Fotoğraflarımı kendim için çektim.

PL: Kullandığınız kameralar, donanım ve yazılımlar neler?
NG: Nikon D2xs veD300 kullanıyorum. Objektif olarak ise genellikle Nikkor 17-55 mm 2.8 ve 50mm 1.4″ü tercih ediyorum. Fotoğraflarımı photoshop programında işliyorum.

PL: Fotoğraf üzerine dijital manipülasyon ile müdahale edilmesi konusundaki görüşlerinizi de alabilir miyiz?
NG: Fotoğraf sanatında önemli olan fotoğrafçının kendisini ifade etme biçimidir. Fotoğrafçı kendisini dijital manipülasyonla daha iyi ifade ediyorsa bu tercihe saygı duymak gerekir. önemli olan fotoğraf izleyicisinin o fotoğrafa bakarken bir şeyler hissedebilmesidir. Benim için önemli olan budur. Bu sebeple kendim uygulamasam da, dijital manipülasyona karşı değilim.

 

PL: Modellerinizi nasıl buluyorsunuz? Bu konuda sıkıntı çekiyor musunuz? Model seçiminde bir kriteriniz var mı?
NG: Modellerimi genellikle internet aracılığıyla buluyorum. Her hafta en az iki üç kişi internet sitem üzerinden bana başvuruyor. Yurtdışı çekimleri için gittiğim ülkelerdeki fotoğraf sanatçılarından ya da temsilciliğimi yapan dostlarımdan destek alıyorum. Yeni yüz, yeni heyecan demek benim için. Bu yüzden de başvuruları bizzat ben değerlendiriyorum. Açıkçası model bulma konusunda çok sıkıntı çekmiyorum çünkü nü modellik birçok kişiyi heyecanlandırıyor. Model seçiminde dikkat ettiğim en önemli nokta doğallık, belki de bu yüzden amatör modellerle çekim yapmaktan çok büyük bir haz alıyorum. Altın kural şu; ben modelime, modelim bana güvenmeli, bu kararı taşıyabilecek entelektüel kapasiteye sahip olmasıdır. Yani aradığım ölçütler daha çok modelin beyin yapısıyla ilgili, vücut yapısıyla değil.
PL: çekimler esnasında şaşkın bakışlara ya da ilginç bir olaya tanık oldunuz mu?
NG: En ilginç anılarım dış mekan çekimleri sırasında, o civarda yaşayan insanların çekimi fark etmeleriyle oluştu. Son olarak Venedik”de nü çekerken böyle bir olay başıma geldi. çatıda çekim yapıyordum. çekim sırasında, karşıdaki çatılardan birisinde bir işçi çalışıyordu. Biz çekime başlayınca işi gücü bıraktı ve çekimi izlemeye başladı. Bunun üzerine bana asistanlık yapan İtalyan arkadaşım adama “İşine dönsene!” gibi bir şeyler söyledi.
Adam da bize Türkçe şu cevabı verdi: “Dönemiyorum ki abiiiii!”

PL: çevreye duyarlı bir kişi olduğunuz gerçekleştirdiğiniz ve gerçekleştirmeye çalıştığınız projelerden belli. Allianoi, Kaz Dağları, Tuz Gölü, Hasankeyf… İnsanlarda çevre bilincinin uyanması için çıplaklığı ve doğayı aynı anda kadraja alıyorsunuz. Sizce işe yarıyor mu, yoksa sadece protestodan mı ibaret? örneğin “çevre için çıplak hareket” projenizde zorlukları nasıl aştınız, sizce bu proje amacına ulaştı mı?
NG: öncelikle şunu belirtmek istiyorum: bu projede çıplaklığın olmasının üç sebebi var.
Birincisi ben nü çeken bir fotoğrafçıyım. Kendi kategorimi bu projeyle birleştirmek istedim.
İkincisi, bence çıplaklık, doğanın bir parçası olduğumuzun göstergesidir.
üçüncüsü de bu projede amaç çevreyle ilgili problemlere dikkat çekmek. çıplaklık da bu amaca ulaşmayı kolaylaştıracak bir araçtır. Farklılık hep dikkat çeker. Afrika”da, insanların çıplak yaşadığı bir kabilede, soyunarak yapılan bir protestonun pek anlamı olacağını zannetmiyorum. Maalesef böyle devam edersek gelecekte giyinik olmamızın bir anlamı kalmayacak. çünkü giyinik kalabileceğimiz bir dünya olmayacak. Bu proje sadece yalın bir protestodan ibaret değil. Benim çekiğim fotoğrafların tek başlarına sonuç elde etmelerine imkan yok. Fotoğraflarım bu tür mücadelelerin sadece bir parçasıdır. Bu mücadeleler ancak beraberce bir sonuç elde etmeye yarayabilirler. Bu sebeple fotoğraflarımın görevlerini yaptıklarına inanıyorum.
PL: çekimler esnasında Türkiye”den ve dünyadan tercih ettiğiniz kendinizi daha özgür hissettiğiniz bir yer var mı?
NG: Bunu hiç düşünmedim. Projeyi gerçekleştireceğim yerleri orada kendimi ne kadar özgür hissederim diye seçmiyorum.

PL: İzmir”de bir fotoğraf atölyesi açtınız. Burada ne gibi bir eğitim veriyorsunuz?
NG: Uzun zamandır eğitim vermem konusunda talepler geliyordu. Artık zamanının geldiğini düşündüğüm için atölyeler açmaya karar verdim. Dijital fotoğraf konusunun işlendiği bu kurslarda, fotoğraf çekim bilgisi, ışık bilgisi, kompozisyon, uygulamalı çekimler, fotoğraf değerlendirme ve fotoğraf projesi hazırlama konularında dersler veriyorum. Bugüne kadar İzmir ve İstanbul”da dört atölye düzenledim. Yeni atölyeler mart ayında başlayacak.

PL: Engelli çocuklar için düzenlenen “Gülen çocuk Şenliği” projenizden bahseder misiniz?
NG: Fotoğraf güçlü bir iletişim aracıdır. Herkes, baktığı bir fotoğrafta, kendi için bir duygu bulur. Fotoğrafın gücü işte bu duygulardan gelir. Engelli ve engelsiz çocukların bir arada olduğu bu şenlik ile ilgili bana teklif geldiğinde, hiç düşünmeden evet dedim. Fotoğrafın gücünü, bu çocukların sorunlarına dikkat çekmek için kullanmak istedim. Onlarla geçirdiğim günler bana çok şey kazandırdı. Bundan sonra, bu tür projelere elimden geldiğince destek vermeye çalışacağım. Birileri için karşılık beklemeden bir şeyler yapmanın verdiği mutluluk, yaptığınızın karşılığında aldığınız en büyük hediyedir. ?enlik boyunca çocuklar şu mesajı verdiler: “Bütün büyüklerimize, içlerindeki çocuğu görmelerini, dinlemelerini öneriyoruz. O zaman dünyada savaşın, açlığın, yokluğun, umutsuzluğun ve mutsuzluğun yerini, sevgi, zenginlik, huzur, sağlık ve mutluluk alacaktır. 23 Nisan çocuk Bayramı, siz yetişkinlerin de içinizde ki çocukla barıştığınız ve ona fırsat tanıdığınız gün olsun.”

PL: Türkiye”deki ilk serginizi İFSAK Fotoğraf Günleri kapsamında İstanbul”da açtınız. Türk fotoğrafseverlerin serginize ilgisi nasıl oldu?
NG: Evet sonunda ülkemde sergi açabildim. Fotoğraf severlerin ilgisi beni çok mutlu etti. Sanal dünya dışında fotoğraflarımı paylaşmak bambaşka bir duygu. Beni davet ettikleri için İFSAK”a ve beni yalnız bırakmayan dostlarıma teşekkür ederim.

PL: Fotoğrafta başarının anahtarı nedir, böyle bir şey söz konusu mu? Fotoğrafa gönül vermiş okuyucularımıza, geleceğini fotoğraf üzerine kuracak gençlere neler tavsiye edersiniz?
NG: Cevabı en basit soru bu aslında. Başarının asıl anahtarı fotoğraf için hissedilen tutkulu aşktır. Bu öyle bir aşktır ki gözünüz başka bir şey görmez. Geceleri uykunuz kaçar. Hep onu düşünürsünüz. Gerisi kendiliğinden gelir. Ama aşk olmazsa hiçbir şey olmaz.
PL: Gelecekle ilgili hedefleriniz neler? Yeni projeleriniz ve sergileriniz olacak mı?
NG: çevre için çıplak hareket projesi ve atölyelerim devam edecek. Ayrıca bir kitap yayımlamayı düşünüyorum. önümüzdeki aylarda İstanbul Fotoğraf Merkezi”nde ve Paris”te sergim açılacak.
 





 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here