Ana sayfa Blog Güzel ve Çirkin Filmi Eleştirisi

Güzel ve Çirkin Filmi Eleştirisi

283
0
Güzel ve Çirkin / La Belle et La Bête
Son yıllarda klasik çocuk masallarını elden geçirip, CGI canavarlar ve çatışmalarla süsleyip eğlence arayan seyircileri özel efekt bombardımanına tutmak moda haline geldi. Anne babaların, çocuklarına gece uyurken okudukları peri masallarını vahşice katletme fikri tabii ki de gösteriş meraklısı Hollywood’dan çıktı. Dertleri elbette bu masalları tekrar canlandırmaktan ziyade geniş stüdyoları ve bilgisayar kullanma becerileriyle övünmek olan Amerikalılar, Red Riding Hood, Snow White and the Huntsman, Oz: The Great and Powerful, Hansel and Gretel: Witch Hunters, Jack the Giant Slayer ve Mirror Mirror gibi gereksiz uyarlamalarla karşımıza çıkarken Fransızların seyirci kalması söz konusu olamazdı.

Fransız yazar Jeanne-Marie Le Prince de Beaumont’un 1756 yılında yazdığı çok bilinen masalın sinemayla ilk buluşması 1946 yılında gerçekleşmişti. Jean Cocteau’nun unutulmaz eserinin yanında bir de hepimizin bildiği üzere 1991 yapımı Disney animasyonu vardır. Güzel, genç bir kız ile canavara dönüşmüş bir prensin aşkını anlatan bu klasiğin de günün birinde restorasyona uğraması kaçınılmazdı.

Neyse ki içimiz rahat; bu güzel masal,  kırmızı başlıklı kızın kurdunu kasabanın aranan katili yapan, pamuk prensesi ve cüceleri boş verip güzellik tanrıçası bir cadıyla yakışıklı avcının hiç var olmamış ordularını çarpıştıran, zamanında şekerli evi olan bir cadı tarafından tuzağa düşürülen iki kardeşi büyütüp cadı avcısı ilan eden, bir değil iki değil yüzlerce devi fasulye sırığından dünyaya indirip yeni bir miğfer dibi savaşı yaratan dahi Amerikalıların değil, mütevazi Fransızların elinde ve madara edilme riskinden olabildiğince uzak. Şu zamanda biraz fazla çocuksu kaldığından masalın içine bir parça gerilim ve aksiyon eklenmesine karşı değiliz tabii ki ama bunun da dozunu kaçırmamak gerekiyor. Güzel ve Çirkin’e 21. Yüzyıla yakışır biçimde hayat vermesi için projenin başına geçirilen Fransız yönetmen Christophe Gans, kendini teknolojiye kaptırmadan bekleneni veren orta şekerli bir uyarlamaya imza atmış. İşin en zor kısmı olan hikayede belli başlı sıkıntılar yaşasa da genel olarak baktığımızda filmin estetik harikası bir görselliğe sahip olduğunu söylersek abartmış olmayız.

Özelinde bayağı bir değişikliğe uğrayan hikaye aslında yine aynı tema üzerine kurulu; aşk. İki ana karakterin arasındaki aşkı ve bu aşkın gelişimini anlatırken aynı zamanda canavarın geçmişi hakkında bilgiler vermeye ve anlamsız bir kan davasını çözümlemeye çalışıyor Gans. Giriş bölümünü fazla ağır işlerken gelişme kısmını aceleye getiriyor ve romantizmi geri plana atmak zorunda kalıyor. Geriye dönüp bakarsak ne 1946 yapımı müthiş film ne de 1991′in harika animasyonunda ikilinin arasındaki aşkın bu kadar çabuk geçiştirildiğine tanık oluyoruz. Diğer taraftan bu eksik filmin sıradanlığını azaltan bir yeniliğe de kapı açıyor. Filmin çocuksu havadan kurtulup daha derin bir okumaya sahip olmasının nedeni yönetmenin ilave ettiği fikirler. Gans, kötülüğü zavallı Canavar’ın üzerinden çekip para hırsına tutuşmuş aşağılık haydutlara yıkıyor ve güzel bir mesaj veriyor. Bu ve bunun gibi zekice hamleler de filmi bildiğimiz bir aşk masalı çerçevesinde CGI ile süslemekten çok daha ilginç kılıyor.

Sevimli iki çocuğun, annelerinden Güzel ve Çirkin masalını dinlemeye koyulduklarında biz de çocukların hayal gücüyle masalın içine giriyoruz. Film, gözlemci bakış açısıyla anlatıma koyuluyor. Zengin bir tüccar tüm ganimetini denizde kaybedince üç kızı ve üç oğluyla kırsalda, yoksul bir hayat sürmeye başlar. Kızlardan ikisi şımarık tavırlarla her günlerini şikayet ederek geçirirken Belle (Güzel) onların aksine köy ve doğa havasından memnundur. Erkek kardeşlerden en büyüğünün ise kumar borcu vardır. Günlerden birinde tüccara iyi haber gelir, gemisindeki malların bir kısmının kıyıya vurduğunu duyunca şehre iner ama gittiğinde her şeyin yağmalandığını görür ve kızlarının isteğini yerine getirememenin verdiği üzüntüyle evinin yolunu tutar. Soğuk ve karlı havada yol alırken kaybolur, etrafına bakınırken de bir şatoya rastlar. İçeri girdiğinde kocaman bir sofra ve kızlarının istediği gibi hediyelerle karşılaşır, yalnız Güzel’in istediği hediye (yalnızca bir gül) orada yoktur. Tüccar karnını doyurup hediyeleri yüklendiği gibi şatodan ayrılır, şansa bahçede çok güzel bir gül çıkar karşısına. Gülü koparmasının üzerine birden çirkin bir canavar çıkıverir meydana ve ‘sana sunduğum hediyeler yetmiyormuş gibi bir de bahçemden bir gül mü çalıyorsun’ diye bağırır tüccara. Canavar ‘bir güle karşılık bir can’ deyip ertesi gün tüccarın şatoya gelmesini buyurur. Babasını çok seven Güzel bunu duyunca kendi canını vermek üzere şatoya gider ve canavar tarafından hapsedilir. Güzel, ilk başta canavara nefretle yaklaşır ancak zamanla geçmişini öğrendikçe ondan hoşlanıp, aşık olur.

Anlatıcı sesin araya girdiği bölümlerle akıllıca geçişler sağlanmış fakat, yalnızca dudakları gözüken annenin kim olduğu merak ettirilmeye çalışılıyorsa eğer, bu konuda fazlasıyla basit kalındığını belirtmek isterim. Final bu şekilde bağlandığı için ben yine de gizemi korumak adına isim vermeyeceğim ancak dudakları görür görmez kolaylıkla tanıyacağınızdan eminim. Bu saçmalık ve hikayenin gelişiminin zayıflığının yanında filmin müzikleri de biraz yavan bana göre. Hatta kendimi görselliklere o kadar kaptırdım ki açıkçası zaten kısık tutulmuş müziklere çok da kulak vermedim. Yalnız şu bir gerçek, elindeki bütçe çok büyük olmasa da olağanüstü bir set tasarımı ve plastik görüntüler yaratmış Gans. Her bir karesi hareketli bir tablo hissi uyandıran film, enfes bir resim sergisi gibi her sahnede büyülüyor izleyicisini. Fantastik ve masalsı havasını dengeleyen renklerle içine girince çıkmak istemeyeceğiniz güzellikte bir atmosfer oluşturulmuş. Kostüm ve makyajlar ise tek kelimeyle mükemmel. Özellikle Güzel’in neredeyse her sahnede değişen rengarenk kıyafetleri filmin canlılığına canlılık katıyor.

Senaryoda ve kurgu kısmında patlak veren hatalar yüzünden filmin temposu da bir miktar hasara uğruyor. Kimi zaman, aslında hiç lüzumu yokken özel olarak kız çocuklarına hitap etme gereği duyuyor ve sıkabiliyor. Bunun üzerine bazen canavarın ani çıkışları seyirciyi uyandırıyor bazen de oyuncuların üstün gayretiyle kurtarılıyor durum. Bu noktada Mavi En Sıcak Renktir’deki cesur oyunculuğundan tanıdığımız Léa Seydoux’u tebrik etmek gerekiyor. Güzeller güzeli bir prenses değil belki ama şatafatlı kostümler içinde gayet iyi ve uyumlu olmayı başarıyor. Daha çok Güzel’in rüyalarında gerçek (insan) yüzünü görebildiğimiz Vincent Cassel için ise yakışıklı demek ne kadar zorsa mükemmel demek de o kadar güç. Kendisini çoğunlukla ayı-aslan karışımı bir canavar içinde izlemesek kaliteli performansından daha doğru biçimde bahsedebilirdik. Diğer oyuncular da fena değil, ancak ikili o kadar baskın ki diğerlerine fazla iş düşmüyor.

Neticede, güzellik kavramı görecelidir. Prensesin canavara aşık olduğu bir masal perdedeki; böyle şeylerden hoşlanmayan aman uzak dursun. Lakin harcanan emek ve çıkan sonuç ortada; kesinlikle şansı hak eden ama ölümsüz bir başyapıt olmaktan da epey uzakta seyreden, keyifli vakit geçirmek için ideal bir uyarlama. Ve Gans’ın tekniği kimisi için fazla kokoş kalacak, kimisine ise harika bir görsel şölen sunacak.

Güzel ve Çirkin / La Belle et La Bête

Vizyon Tarihi: 28 Mart 2014
Yapımı: 2014 – Fransa
Tür: Fantastik, Gerilim, Romantik
Süre: 112 Dak.
Yönetmen: Christophe Gans
Oyuncular: Vincent Cassel, Eduardo Noriega, Léa Seydoux, Yvonne Catterfeld, Andre Dussollier
Senaryo: Christophe Gans
Yapımcı: Richard Grandpierre

Son Sözler

73% İYİ

Siz de bilirsiniz ki, rejenerasyona uğrayan masalların sonu genelde vahim oluyor. Henüz geçen yıl Jack The Giant Slayer ve Hansel and Gretel: Witch Hunters gibi iki dehşet örneğe tanık olmuştuk. Bunun üzerine Güzel ve Çirkin’in de yenilendiğini görünce ilk başta bu tarz bir katliama kurban gideceğini düşünüyorduk. Ama bir noktayı atlamıştık; bu masal, teknoloji dehası Amerikalıların değil, mütevazi Fransızların elinde ve madara edilme riskinden olabildiğince uzak. Evet, masal henüz ölmedi ama umulduğu gibi, yeniden kendi zamanındaki ivmeyi de yakaladığı filan yok.

  • Yönetmen 69 %
  • Oyuncular 73 %
  • Teknik 85 %
  • Müzik 70 %
  • Senaryo 68 %

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here