Ana sayfa Donanım Zorlu Center PSM Teknoloji, akustik ve mimari

Zorlu Center PSM Teknoloji, akustik ve mimari

0

Sizler için zorlu center ın mimarisin, ses tasarımlarını vb. şekilde sizler için geniş çaplı bir röportaj yaptık. Beyenmenizi dileyerek zorlu center hakkında bilinmeyenlerini teknolojisini, akustik ve  mimarisini  ele aldık. ülkemizde sanat-kültür merkezleri restorasyon adı altında kapanıp bir türlü açılamazken, tarihi ve emektar sinema salonları acımasızca yıkılırken, sanatçılar performans sergileyecekleri kaliteli alanların eksikliğini yaşarken Zorlu Performans Sanatları Merkezi‘ne adım attığınız anda hissedecekleriniz çok farklı. Müzik ve sahne sanatları adına ülkemizde eşi benzerine rastlanmayacak bir yatırımla hayat geçmiş, her milimetresinde özverinin, yetenek ve yapılan işe saygının izlerini gördüğümüz bu merkezin inşasından beri projenin liderliğini üstlenen George Andreu ile beraberiz. Bundan 7 ay önce daha inşa aşamasında ziyaret edip o zaman bile hayranlıkla izlediğim Zorlu PSM‘nin hayata geçmiş hali gerçekten nefes kesici. Bu harika performans merkezinin detayları için dilerseniz George Andreou‘ya sorularımıza başlayalım

 

 

Sound: Merhabalar. öncelikle bu projeyi hayata geçirdiğiniz ve bu denli etkileyici bir performans merkezini ülkemize kazandırdığınız için tebrik etmek istiyoruz. Bize bu projeye nasıl dahil oldunuz ve Zorlu PSM ne çeşit bir çalışma sistemiyle hayata geçti? Zira merkezin içinde mimari olduğu kadar akustik alanda da müthiş bir teknoloji gizli.

 

George Andreou: Benim eğitimim ve 20 yıldan fazla süredir piyasadaki tecrübelerim zaten ses tasarım ve prodüksiyon üzerine. Zorlu PSM‘nin operasyonunu üstlenen New York merkezli Nederlander firması ile olan ilişkim ise yaklaşık 4 yıl önce başladı. Bana teklifleri, Avrupa’da hayata geçirecekleri yeni performans merkezlerine uygun konumlar belirlememdi. Ilerleyen tarihlerde bir ekip kurarak işe koyulduk. Ekipte mimarlar, elektrik mühendisleri, akustik uzmanları, ses mühendisleri ve ses tasarımcıları bulunuyor. Yaklaşık 2 yıl önce Nederlander bana Zorlu PSM‘nin kontratlarının imzalandığını ve bu merkezi hayata geçirmek üzere çalışmaya başladığımızı söyleyince de hemen projeye başladık. Buraya ilk adım attığımda zaten Londra’dan gelen başka bir firma bir salon inşa etmiş durumdaydı. Mekanın akustik çalışmalarını Sound Space Design isimli bir İngiliz şirket üstlenmişti. Projeyi önümüze alıp incelediğimizde bizlerin de tavsiye ettiği bir çok detay oldu tabi.

 

 

özellikle mekanın Türk kültürüne ve alışkanlıklarına uygun bir şekilde tasarlanması konusuna özen gösterdik. Zira Türkiye’deki izleyici kültürü Broadway veya Londra’daki izleyiciden biraz farklılık gösteriyor. Değişik ülkelerde birbirinden bağımsız projelerde çalışırken o ülkenin kültürünü doğru şekilde öğrenmek ve mekanı da bunu göz önünde bulundurarak hayata geçirmek büyük önem arz ediyor. Bu detayları hallettikten sonra tasarım, prototip ve inşa kısmına geçmenin de vakti gelmişti. 

 

S: Bu noktada sormak istediğim bir soru var. ülkelerin kültürleri ve alışkanlıkları mekanların tasarımlarını etkiliyor dediniz. Bu nasıl bir etki ve mesela Broadway’deki ile ülkemizdeki bir performans merkezinini alışkanlıklar açısından farklılıkları neler? Kültürel değişiklikler tasarımda ne gibi farklar yaratıyor?

 

G.A: Güzel yakaladınız. Bu konuyu hızlı bir şekilde örneklerle açıklayabilirim. Şöyle ki: Broadway’de en ön sıralar normalde son satılan, pek tercih edilmeyen ve genelde öğrencilere, promosyonla verilen sıralardır. Sahnenin aşırı yakınında, pek iyi bir görüş açısına sahip olmayan koltukları genelde en ön sıralardır. Kısacası tercih edilen koltuklar değildir. Türkiye’de ise ön sıra protokol olarak kullanılıyor. Yani en iyi sıranın en ön sıra olduğu düşünülüyor. (Gülüyor) Bu işin içindeki komik detaylardan biri. Bir başka örnek vermek gerekirse; yurt dışındaki koltuk büyüklüğü ve konforu çok üst seviyede değildir. Zira insanların uyumasını istemezsiniz. Izleyicilerin olaın içinde kalmasını amaçlarsınız. Tabi koltukları aşırı sert veya rahatsız da yapmazsınız ki insanlar kısa sürede yorulup ortamı terk etmesinler. Bunun ortasını bulmak zorundasınız. Türkiye’de ise oyunun kuralı farklı. Koltuklar hep çok rahat olmak zorunda. Biz ise farklı bir bakış açısıyla yaklaştık PSM‘yi tasarlarken. Bazı koltuklar evet çok konforlu, bir kısmı daha az konforlu. Salonun farklı bölümündeki koltukları farklı şekilde seçtik.  Bir başka kültürel değişikliğe gelecek olursak: özellikle Orta Avrupa’daki performans merkezlerinde 19. yüzyıl öncesine kadar uzanan bir loca geleneği vardır. Merkezlerde loca olmazsa olmaz detaylardandır. Türkiye’de ise insanlar locada konumlanmaktan rahatsız oluyorlar. Burada loca değerlendirmenin tek yolu, o bölümleri sponsorlara satmak. Böylece sponsor davetlisi olan misafirler localarda konumlandırılmış oluyorlar. Sezonluk biletler bu şekilde localarda konumlanan sponsorlara satılmış oluyor.

 

 

Bunlar işin teknikten ziyade kültürel farklılıklarının işletmeye olan etkileri. Bir de büyük bir fark teknik anlamda ortaya çıkıyor. O da şu şekilde: Avrupa ve Broadway’de performans merkezlerinde tiyatro, klasik müzik, caz, modern müzikler vs için yani farklı ihtiyaçlar için farklı venüler tasarlanıyor. Burada tabi ki işler o şekilde değil. Hayata geçirdiğiniz merkezin her türlü ihtiyaca cevap verebilmesi gerekiyor. çok amaçlı bu tip mekanların tasarlanması da hayata düzgün şekilde geçirilebilmesi de anormal zor bir süreç. Zira farklı sanat alanlarının, farklı müzik tarzlarının ihtiyaçları da değişik oluyor. Tüm ihtiyaçları bir potada eritmek hiç de kolay bir bulmaca değil. Farklı ekipmanlar, farklı mekanikler sürekli bir şekilde değişen olasılıklar… Burada en çok dikkat ettiğimiz ve muazzam bir çalışma yürüttüğümüz alan kuşkusuz ki akustik düzenleme. Gerçekten etkileyici akustik tasarıma sahip bir mekan yarattığımızı düşünüyorum. 

 

S: Akustik alanındaki çalışmalardan söz etmişken o konunun detaylarını da öğrenebilir miyiz?

 

G.A: Zorlu PSM‘nin hayata geçirilmesi sırasında asıl olarak iki firma ile çalışıldı. İlki Sound Space Design isimli bir İngiliz firma ve akustik bilimci Robert Essert işin başındaki isimdi. Diğer bir isimse Robert Lorelli olarak seçildi. Mr Lorelli Sound Space’in yaptığı tasarımları dışarıdan bir göz olarak kontrol etti ve kendi danışmanlık hizmetini bu şekilde gerçekleştirmiş oldu. Lorelli’nin söylediklerini Sound Space Design ile koordineli bir hale getirmek de bu noktada bana düşen görevlerden birisi oldu. Kısacası bir firma akustik tasarımları hayata geçirirken ikinci bir firma da değişik bakış açısıyla yapılan işi denetliyor ve kendi tecrübelerini, fikirlerini asıl firma ile paylaşıyor. Böylece tek taraflı bir bakış açısının önüne geçmiş, muazzam yetenekli birden fazla isimle de çalışmış olduk. Hem iki salonun hem de kayıt stüdyolarının akustik tasarımları bu isimlerle gerçekleştirildi. Mekanın akustiği kendi içinde değiştirilebilir özelliğe sahip. Zira birden fazla tarzda müzik ya da gösteriye ev sahipliği yapması planlanan bir merkez burası ve bu şekilde tasarlanmış olması şarttı. Reverb zamanları mekan içinde ayarlanabilir özellikte. Ve 1.2 ms’den başlıyor. Miks stüdyosu içindeyse fiks bir reverb zamanı var ve bu değer 0.8 olarak belirlendi.  Müzikal sahnesinde 2.2’ye, drama sahnesinde ise 1.8’e kadar çıkabilme şansımız var.

 

                    

S: Reverb zamanlarını değiştirmek için nasıl bir uygulama yapmak gerekiyor?

 

G.A: Reverb zamanlarını değiştirmek için görmediğimiz, tasarımın içinde gizli bir şekilde konumlandırılmış özel bir perde sistemi kullanılıyor. Bu perde sistemini kapattığımız zaman mekanın reverb zamanı artıyor yani mekan daha canlı bir hale geliyor. Perdeleri aktif hale getirdiğimizde ise bu sistem aynı zamanda bir bass trap görevi de üstleniyor.  Duvarların ardında  ise farklı yüzdelerle kullanılmış ses absorbe materyalleri yer alıyor. Salonda kullanılmış ahşapın yüzdesinden halının materyaline kadar tüm bileşenler birer akustik eleman olarak görev alıyor ve hepsi çok dikkatle seçildi. Aynı zamanda Emre Arolat‘ın mimari tasarımını da unutmamak gerekiyor tabi. Konsept Emre Arolat imzasını taşıyor. Yapının içerisinde konumlandırılmış her bir sütun, farklı bir açıya sahip. Bu değişik açılama sayesinde yansıtma oranları da işlevsel hale gelmiş oluyor. Emre Arolat mimar olduğu için işin akustik düzenleme kısmında biraz önce saymış olduğumuz firmalarla koordineli bir şekilde çalıştı. Kendisi bir mimari tasarımı hazırlarken mutlaka akustik özelliklerin ön plana çıkması için yabancı çözüm ortaklarımız da fikirleriyle mimari yapının akustik karakterini ön plana çıkarttı. Bu tip bir koordinasyon olmadan böyle başarılı bir işin hayata geçmesi de zaten imkan dahilinde olamazdı.

 

S: Bu dışarıdan bakıldığında oldukça kaotik bir süreç gibi görünüyor. Ama  ortaya konan sonuç, bu kaostan başarıyla çıkıldığının da habercisi…  

   

G.A: Evet oldukça zorlu bir süreçti hatta bunu bir yolculuk gibi düşünmek de mümkün. Ama yolun sonu oldukça güzel bir yere çıktı. Bu açıdan gurur duyacağımız bir iş oldu. Birbirinden farklı üstün yetenekte ve zekada insanla bir arada çalışmak, onların iletişim halinde kalmasını sağlamak başlı başına bir meseleydi. Tüm bu isimleri uyum halinde bir arada tutmanın zorlukları da çok tabi. Her bireyin kendi egoları, beklentileri, hayalleri ve talepleri var. Kimseyi kırmadan ve incitmeden ama hepsinden de maksimum verimi alabilmek. Işin sırrı burada yatıyor.

 

 

S: Stüdyo ve performans merkezini bir arada aynı firmalarla mı tasarladınız?

G.A: Aslında stüdyonun hikayesi biraz komik. Stüdyo aslında beton bir su deposuydu. Bunu ilk gördüğümüzde prova ve kayıtlar için iyi bir stüdyo haline getirebileceğimizi düşündük. Tasarımı yaparken insanların uzun saatler boyunca burada çalışacaklarını ve gerek ağaçların rengi gerekse mimari tasarım olarak insanları huzurlu hissettirecek bir etkide olmasını amaçladık.  Işığın renk ısısı da aynı amaçla seçildi. çalışmak ve müzik yapmak için gerçekten güzel bir atmosfere sahip. Bu sadece bir kayıt stüdyosu değil aynı zamanda bir prova stüdyosu olarak da hizmet vermesi için tasarlandı. Zemini yükselebilme özelliğine sahip ve bu da dansçılar için bir avantaj olarak geri dönüyor. Bu stüdyoyu aynı zamanda küçük orkestralar için bir mini konser salonu gibi de kullanıma açıyoruz. Düetler, quartetler, oda müziği konserleri gibi işlere son derece uygun bir karakterde.  115 kişilik bir izleyici alanımız var. öte yandan merkezin içinde bir de tiyatro salonumuz yer alıyor. 360 kişilik bu salon da özel tiyatrolara kiralık olarak verilebiliyor. Stüdyolara baktığımızda SSL odası dediğimi miks odası ve editinglerin yapıldığı ikinci bir stüdyonun bir arada çalıştığını görebiliriz. Edit odasında adı üzerinde olduğu gibi ses düzenleme, küçük aranjeler, hızlı üretimler gibi aktiviteleri gerçekleştiriyoruz. Bu tip çalışmalar için ana stüdyoyu kullanmamayı tercih ediyoruz. SSL odası dediğimi ana stüdyoya gelecek olursak…

 

özel yapım SSL Duality masası bu odanın merkezini oluşturuyor. Outboard ekipmanı olarak hayal edilebilecek hemen tüm endüstri standartlarına sahip stüdyomuz. Miks, kayıt  alanında her türlü çalışma stüdyomuzda hayata geçirilebiliyor. Bu arada unutmadan hatırlatayım ki tiyatro salonu, müzik salonu ve stüdyoların tümü birbirine bağlı olarak çalışıyor. Yani drama sahnesini de ana sahneyi de SSL odasından kaydetmek mümkün. Tüm elementler birbirleriyle MADI (Multichannel Audio Digital Interface) protokolü üzerinden iletişim kuruyor.

 

S: Bu sistemin alt yapısından bahsedebilir misiniz? PSM’in teknolojik alandaki iletişimi nasıl gerçekleşiyor? Sahnelerin stüdyolarla olan bağlantısı gibi konuları detaylandırabilir miyiz?

 

 

G.A: Tüm bina birbirine dijital olarak bağlı ve iletişimi de fiberoptik kablolar vasıtasıyla sağlıyoruz. Miks odasından sahneye uzanan bir fiberoptik kablo ağı yer alıyor. Koaksiyonel kablolar ve bildiğimiz analog ses kabloları da aynı şekilde bulunuyor. Uzun sözün kısası herhangi bir noktadan bir başka noktaya herhangi bir protokol eksik edilmeden kullanılmış durumda. Bu da değişik beklentileri ve talepleri eksiksiz şekilde karşılayabilmemiz anlamına geliyor. Ses, ışık, video hangi alanda nasıl bir talep varsa eksiksiz olarak karşılayabilme yetisine sahibiz. Hangi marka masa, hangi model mikrofon, pre amp ne talep ederseniz alt yapımız bu konuda mütevazi olunamayacak kadar iddialı bir durumda. 

 

S: Sahne üzerine gelecek olursak. Sahnede bir monitör sistemi yer alıyor mu? Bu monitörleme işlemini nasıl gerçekleştiriyorsunuz. Her sanatçının, her gösterinin kendi monitör talebi oluyor bu konuyu nasıl hallediyorsunuz?    

 

G.A: Aslına bakılacak olursa elimizde geniş bir yelpazede sahne üzeri monitör hoparlörleri  yer alıyor. Ama modern zamanlarda sahnenin üzerini temiz yani hoparlör kalabalığından uzak tutmak tercih ediliyor. Bu açıdan elimizde Sennheiser’ın kablosuz in ear yani kulak için monitörleme sistemi bulunuyor. 24 kanallık kullanıma sahip bu sistem birbiriyle çakışma ve ses karışıklığı yaratmadan çok temiz bir monitörleme imkanı sunuyor bizlere. Konu Sennheiser’dan açılmışken sahne üzerinde mikrofon olarak yine bu markanın en son kablosuz modellerini satın aldık. Sennheiser 9000, ki dünyada çok ses getirmiş bir model, sahne üzerindeki yerini almış durumda. Ne kulak içi monitörler ne de kablosuz mikrofonların birbirleriyle karışması, ses kalitesinde bir düşüklük yaşatması gibi bir durum kurduğumuz alt yapıda mümkün değil.

 

 

S: Sahne üzerini konuştuk. Peki mekanın genel ses ve ışık sistemine geçecek olursak. Bu konuda nasıl bir çalışma yapıldığını anlatabilir misiniz?

 

G.A: Ses sistemlerini tasarlamaya başladığımızda marka olarak d&b ile temasa geçtik. çünkü bana göre piyasadaki canlı ses sistemleri içindeki en iyi markalardan birisi. Zaten dünyanın her yerinde rider’larda geçerli ve tüm sanatçılar tarafından da kabul gören kaliteli bir marka. d&b’den iki mühendis mekana geldi ve onları ellerinden gelenin en iyisini yapmaları için serbest bıraktık. PSM için özel olarak tasarlanmış ve burada gördüğünüz ses sistemini yarattılar. Hem müzikal salonu hem de tiyatro salonu için farklı farklı çalışma yapıldı. Her iki mekanın sistemi de özel olarak üretildi. Tasarım alanında kendilerine hiç bir müdahalemiz olmadı. Aynı zamanda Dolby ile de iletişime geçtik. Sistemimiz ileride Dolby Atmos uyumlu bir şekilde çalışıyor olacak. Şu anda d&b’nin dünyada gerçekleştirdiği en büyük ikinci proje olarak dikkat çekiyoruz. Bir numaralı proje ise yanlış hatırlamıyorsam Sydney’de

 

S: Ipod bazlı bu sistemin çalışma mantığını açabilir miyiz?

 

G:A: Tabi ki. Oldukça karışık olabilecek bu protokolü dijital dünyanın nimetleri sayesinde kolay kullanılabilir bir hale getirdik. Sistem şöyle çalışıyor: Ipad‘den wireless olarak Netmax protokolünü kontrol ediyoruz; aynı zamanda bu sistem üzerinden d&b amplifikatörler de kontrolümüz altında. Ethernet komutları alan bu sisteme R.I 47 adı veriliyor. Bu komutlar hem d&b’nin amplifikatörlerinin hem de Netmax’in işlemcilerinin anlayabileceği bir komutlar zinciri haline getiriliyor. Böylece özetlemek gerekirse Ipod’u wireless üzerinden ethernet ile komuta cihazı olarak kullanıyoruz. Verdiğimiz komutlar da hem am*/1QW         YTTTTTTTTT2p’ler hem de Netmax üzerinde algılanabiliyor. örnek olarak sistemi “Left & Right” olarak kullanmak istiyorum veya “Left-Center-Right” şeklinde tercih ediyorum diyebilirsiniz ve bu emri kolaylıkla Ipad üzerinden hayata geçirebilirsiniz. Bunun gibi örnek modlar yer alıyor aplikasyonun içerisinde ve siz dilediğiniz modu seçtikten sonra karşınıza Ipod aplikasyonu üzerinde bir başka ekran geliyor. Bu ekranda hemen kolayca neyi, nereye, nasıl bağlamanız gerektiği bildiriliyor. Yani bulmaca çözmeniz gerekmeden hemen en hızlı şekilde bağlantıları gerçekleştirebiliyorsunuz. Analog mu dijital mi bağlantı seçeceğiniz de aynı şekilde ekranda size soruluyor ve çalışmanıza bu şekilde devam ediyorsunuz. Bir sonraki adım ise seçiminize göre size sunulan bir takım hazır bankalar yani preset’ler. Klasik müzik, caz, rock, pop müzik için farklı preset’ler işinizi kolaylaştırmak amacıyla Ipod ekranında karşınıza çıkıyor. Tabi bu preset’ler prodüktörün üzerinde değişim yapabilmesine de olanak sağlayacak şekilde kodlanmış durumda. Mesela EQ, kompresyon vs gibi ince ayarları buradan gerçekleştirebilmek mümkün. Sistemimizin bir diğer özelliği ise profesyonel ses mühendislerinin işini kolaylaştırabilmek üzerine a/kurulu. Yabancı mühendisler genelde sistemin işlemcisine de ulaşım hakkı talep ederler. ülkemizde bu şekilde pek çalışılmaz ama yurt dışından gelen mühendislerin böyle talepleri oluyor. Biz de sınırlı ölçüde bir işlemci ulaşım hakkını tanıyoruz yine bu sistem sayesinde. Işık sistemine gelecek olursak. Depomuzda dünya standartlarında tüm büyük sanatçıların talep edebileceği hemen her türden ışık ekipmanına sahibiz. Muazzam bir depo alanımız mevcut ve tüm bu sistemler orada her an sahneye kurulabilecek şekilde muhafaza ediliyor. Sistemimiz oldukça hızlı bir şekilde kurulabilir ve kullanılabilir özelliğe sahip. Yine Ipod üzerinden ve wireless ağ üzerinden hayata geçirilen bir kontrol alt birimimiz bulunuyor. Marka olarak E.T.C’yi tercih ettik.

 

 

Işık sisteminin kurulumunda kontrol ara birimi olarak E.T.C mühendisleri bir aplikasyon geliştirdiler. Tüm ışık masasını ve kurulu tüm ışık sistemini bir Ipod ekranından kontrol edebilmek mümkün. Bünyemizde aynı zamanda MA Lighting ekipmanları da yer alıyor ve yine kendi Ipod aplikasyonları ile bu ekipmanların kontrolü de mümkün. Dünyada zaten ses ve ışık sistemleri artık neredeyse tamamen Ipod üzerinden kontrol edilebilir durumda. Bu da mühendisin farklı noktalardan optimum ayarları yapabilmesine olanak sağlıyor. Kablosuz sistemin bir farklı çalışma alanı da özellikle müzikallerde devreye giren alt yazı sistemi. Yukarıdan yansıtılan alt yazılar kablosuz sistemle seyircilerin kendi Ipad’lerine de anlık olarak ulaştırılıyor ve farklı dil seçenekleri ile alt yazıları Ipad üzerinden takip etmek mümkün hale geliyor. AppStore‘dan ücretsiz indirilen bir aplikasyon sayesinde değişik dillerde alt yazıları takip etmek mümkün. Daha ileride ise görme engelli seyircilerimiz için hissetmeye yönelik bir aplikasyon da kullanıma sunulacak.

 

S: Kayıt olanaklarından bahsedebilir miyiz? Fazıl Say’ın yeni albümlerini özellikle stüdyo yerine PSM’nin sahne ortamında kaydettiğini biliyoruz.

 

G.A: Evet Fazıl Say öncelikle elimizdeki piyanoları çok beğendi. 3 değişik Steinway’e sahibiz. Hamburg’da bu piyanoları seçmek için üç gün geçirdim. Grande piyanolar arasından 18 farklı piyano önerdiler. Model D piyanolar arasından da 12 farklı seçenek gösterildi. Hamburg’a profesyonel bir piyanistle gittik ve bu seçenekler arasından şu anda burada bulunan enstrümanları seçtik. Elimizdeki her piyanonun ton karakteri farklı. Biri biraz daha koyu tona sahipken diğer piyanonun sound’u daha açık vs. Fazl Say piyanoları gördüğünde adeta kendinden geçti ve farklı eserlerin farklı piyanolarla ne kadar güzel tınladığına dikkat çekti. Bir sonraki adımda Almanya’dan bir teknisyen çağırdık ve piyanoların sound’unu kendi performans merkezimizin karakterine göre ayarlamasını talep etti. Enstrümanlar daha yeni olduğu için biraz fazla titreşiyorlardı ve bu ince ayarların yapılması şarttı. Istanbul’da 6 gün geçiren teknisyen, piyanonun tonlarını biraz yumuşattı. Fazıl piyanolar ile olan ayarlamalar sona erdiğinde geri geldi ve sahnede çalmaktan mutluluk duyacağını, sahnenin hem ambiyans hem de akustik olarak mükemmel tınladığını belirtti. Biz de Fazıl Say’ın kayıtlarını sahnede yapmasından büyük mutluluk duyduk. Kayıtlar 6 gün sürdü ve toplamda 4 farklı albüm kaydı gerçekleşti. Iki farklı ses mühendisi burada kayıtlar sırasında bulundu. Kayıtlardan sonra ise bir Fazıl Say konseri gerçekleşti ve bu da bize salon doluyken de akustiğin mükemmel olduğunu kanıtladı. Piyano konseri sırasında enstrümanı mikrofonlamadık. %100 akustik bir şekilde gerçekleştirdik.

 

S: Bize vakit ayrıdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Böyle muhteşem bir performans merkezinin varlığında büyük rol oynadınız o açıdan da büyük bir tebrik ve teşekkürü hak ediyorsunuz.

 

G.A: Ben teşekkür ederim. ülkemizde bulunmasından gurur duyduğum bir yapı Zorlu AVM ve ilerleyen tarihlerde harika show’lar ile bu venünün hakkını vereceğiz. Sound Dergisi’ne bize geniş yer ayırdığı için ayrıca teşekkür ediyoruz. 

                                             

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here