Ana sayfa İnternet Yeniyi Denemek mi? Formüle Sadık Kalmak mı?

Yeniyi Denemek mi? Formüle Sadık Kalmak mı?

0

Hep aynı sözler, hep aynı melodiler… Farklılık arayanların, kendini geliştirmeye çalışanların suçu ne?
 

Linkin Park”ın “A Thousand Suns” albümü yayınlandığında yapılan kritikler arasında en iyilerinden biri olarak öne çıkan ReviewRinseRepeat yazarı Jordy Kasko, yazısına aynen şu cümlelerle başlıyordu: “Müzik dünyasının işleyişi komik. Mükemmel bir debut albüm yayınla, kritikler tarafından tanın, yeni bir tür oluşumuna katkıda bulun, yıllarca aynı şarkıları çal ve büyük bir fan kitlesi oluştur. İşler çılgına dönsün sonrasında. Eğer grup, formülünü geliştirmemeyi tercih edip orijinal materyallerine sadık kalarak müzik yapmaya devam edip güvenli sularda yüzmeye devam ederse hayranları onlara hepten bağlanır ve eleştirmenler çok acımasız davranmazlar. Amma velakin, eğer grup dünyada gerçek ve uzun süreli bir etki yaratmak istiyorsa, her albümde biraz daha olgunlaşan, sound”unu değiştiren, yeni türlere kucak açan bir yapıda olmak zorunda. Tabii böylelikle “hayranları” ve eleştirmenleri tarafından göz ardı edilebilirler. Elitist müzik dinleyicileri tarafından yok sayılabilirler, çabalarıyla dalga geçilebilir. Ancak çoğu zaman böyle olmaz!”
 

 
Bu sözlerle başlayan kritik, Linkin Park diskografisinde kısa bir gezinti ve her bir albümün müzik sektöründeki ve LP hayranları nazarındaki yerini anlatarak devam ederken sıra Linkin Park”ın değişimin ilk adımlarını attığı ve özellikle Mike Shinoda”nın “bizden formüle sadık kalmamızı beklemeyin” nidalarının yükselmesine yol açan “Minutes To Midnight” albümüne gelince gerek sözel, gerekse de müzikal anlamda LP”nin olgunlaşma sürecinin en güzel örneklerinden biri olmasına rağmen “formüle” sıkı sıkıya bağlı LP dinleyicileri tarafından nasıl da arka planda tutulduğunu anlatıyordu Kasko. Yazının konusu “A Thousand Suns”a gelince Kasko ile aynı düşünceleri paylaştığımı daha albümü ilk dinleyişte fark ettim. Shinoda”nın “yeni bir müzik, etiket koymak istemiyoruz” açıklamaları, grubun her albüm arası yayınladığı demo kayıtlar derken zaten Linkin Park cephesinden “köklerine sadık, ama yenilikçi bir sound” beklemek o dönemde yapılabilecek en doğru hareketti. Kaldı ki son albüm “Living Things”, yine grup açısından bakıldığında ayrı bir yerde duran, ama yine bir Linkin Park albümü olarak göze çarpan bir çalışma.

 

özellikle Korn, Deftones gibi isimler yeniden nu-metali keşfetmeye döndükleri bir dönemde Linkin Park”ın gerek “Minutes To Midnight”, gerekse de “A Thousand Suns” ile kendini farklı bir yerde konumlandırıyordu. 2000″li yılların en iyi rock çalışmalarından biri olarak müzik eleştirmenleri tarafından yorumlanan “Minutes To Midnight”, “I”m not the same person telling you to forfeit the game” diyerek tüm bu yazıyı özetleyen “A Thousand Suns” ve hemen arkasından gelen “Living Things” ile Linkin Park, bir grubun nasıl ilerleyebileceğini gösteren ve de yaşadıkları değişimlere rağmen nasıl hala zirvede olunabileceğini kanıtlayan isim oldu. Uzun lafın kısası Linkin Park albümlerini ardı ardına dinlediğinizde, dinlediğiniz grubun aynı olduğunu biliyorsunuz; ancak her albümde gelişen ve kendini tekrar etmeyen bir müzikle karşılaşıyorsunuz. Zaten bu değil mi büyük bir kitleyi yeni bir Linkin Park albümü için bekleten, konserlerinin sold-out geçmesine yol açan?
 

 
Son zamanlarda yerli & yabancı birbiri ardına yayınlanan albümleri dinledikçe Linkin Park ve türevi grupların/sanatçıların ortaya yeni bir şeyler koymak için sergiledikleri çabaların karşılığını gerçekten alıp almadıklarını düşünmeye başladım. Sadece “çok sevildiği” ve “geçmişteki şarkıları iyi” olduğu için albümü beklenen bir isim olup, yeni hiçbir şey vaad etmeyen, hep aynı klişelerin tekrarlandığı, bir önceki albümde nakarata oynamayıp bu albümde nakarata oynayan ama yine hep aynı şeyleri söyleyen şarkılarla dinleyicilerinin karşısına çıkıp yine “kral”, yine “kraliçe” olanlar her ne kadar kendi türlerinde “iyi” albümler yapsalar da yıllardır aynı şeyi tekrarladıklarından benim nazarımda artık “çok çok iyi” kategorisinde yer almıyorlar, gerçekten isterlerse yılın en iyi albümü ödüllerini üçer dörder kazansınlar. Ama ben bir dinleyici olarak hep aynı şeyleri dinlemekten, hep aynı müziği duymaktan ama bunun her defasında “yeniymiş” gibi pazarlanmasından sıkıldım.

 

Son dönemde okuduğumuz kritiklere bakınca hep aynı minvalde cümlelere göz gezdirdiğimizi fark ediyorum. “Her şey çok mükemmel, ama heyecanı hafif uçmuş, istikrarlı ama sürprizsiz bir ilişkiye benziyor” ve benzeri cümleleri kaç kere daha okuyacağız? Ve yine dönüp dolaşıp bu albümlere “Yılın En İyisi” ödüllerinin verilmesini izlemeye ne kadar daha tahammül edebileceğiz? Zaten sırf bu düşüncelerim nedeniyle bugüne kadar neredeyse hiçbir ödül töreninin kazananlarını bilemedim. Her ne kadar bu piyasanın dinamiklerini içinde olan biri olarak bilsem de bir yanım hep “belki”lerle ilerliyor.
 

 
Bu kadar mı körü körüne dinliyoruz, bu kadar mı “nasıl olsa tutmuş bir formül var ortada, ne uğraşacağım yeni bir şey bulmakla” mantığındayız? Yıllar içerisinde ortaya kendinden olduğu kadar yeni bir şeyler çıkarmaya çalışan insanların çabalarına şahit oldukça bu “sadık” kitlenin yaptığını insanları kandırmak olarak algılıyorum açıkçası. Yerinde saymak, bir milim bile kıpırdamamak, A”dan Z”ye her defasında aynı kalmak bence bir başarı değil. Asıl başarı belki de düşeceğini bilerek ortaya kendinden ama biraz olsun farklı bir şeyler koymakta. Sırf bu yüzden yerli piyasada bakıldığında geçmişteki denemelerinden ötürü Sibel Tüzün”e, özlem Tekin”e ve Hande Yener”e her zaman için ayrı bir sempatim var. Keza yurtdışına baktığımızda nu-metal tanrıları dediğimiz Korn”un dubstep fatihi Skrillex ile bir araya gelip albüm kaydetmesi beni son yıllarda en çok heyecanlandıran işbirliklerinden biri oldu. Ya da Selah Sue”nun Babylon konserinin sonunda güvenli R&B, soul, reggae sularından çıkıp dalgalı dubstep”e göz kırpan şarkısını seslendirdiğinde nasıl da heyecanlandığımı hatırlıyorum.

Demiyorum ki illa farklı bir tür denensin… Tüm demek istediğim orjinalliğe sadık kalarak farklı cümleler kurulsun, yeni sözler eklensin. Yoksa biz bu masalları dinlemeye daha çok devam edeceğiz ve her seferinde de ayakta alkışlayacağız.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here