Ana sayfa Sektörden Yarım asırlık sanat hayatı ile çok yönlü bir fotoğraf ustası: İsa Çelik

Yarım asırlık sanat hayatı ile çok yönlü bir fotoğraf ustası: İsa Çelik

0

 “önemli olan en iyi olmak değil, iyinin peşinde koşmaktır”

Bir gün, daha ilkokuldaydım galiba, babam koşarak eve geldi: “Resimci gelecek, çabuk hazırlanın” dedi heyecanla. Belki annem biliyor, ama ben resimci nedir bilmiyorum. Meraklandım. Resimle ilgili bildiğim, evin toprak boyalı duvarlarına resimler yaptığım için annemin bana kızıp süpürge sapıyla kovalayışı ve duvar boyası toprağın içine acı biber karıştırmaları, hani acı olsun da elimi ağzıma alırsam yansın diye. Diyorum ki kendi kendime, “Hem bana kızıyorlar, hem de eve resimci çağırıyorlar. Bu resimci benim yaptığım resimlerden daha iyi mi resim yapıyor ki?” Derken adam geldi, saçlarımız tarandı, bir şeyler giydirdiler bize. Şimdiki çocuklar belki soruyorlardır ama bizim öyle soru sorma şansımız yok ki.

Yeşillikler arasında olsun resim diye evimizin önündeki bağa gidildi. Adam bir üçayak koydu, üzerine de bir alet yerleştirdi, örtünün altına geçti ve “Dünya yıkılsa kıpırdamayacaksınız” diye komut verdi. Dedi ama tam o sırada şehirdeki üç arabadan biri bizim bağın önünden geçince küçük kardeşim için komutun hiçbir anlamı kalmadı, dönüp arkadan geçmekte olan arabaya bakakaldı.”
Usta fotoğrafçı İsa çelik fotoğraf makinesiyle ilk tanıştığı anı böyle anlatıyor.
 

İlk makine
Photoline: Peki ya ilk fotoğraf makineniz?
İsa çelik: Babam, Ziraat Bankası mensubuydu. Banka”nın bursuyla Ankara”da okutmaya gönderildim. Bir arkadaşıma da babası Almanya”dan bir makine getirmiş, şakır şukur fotoğraflar çekip duruyor. Namık, şunu ayarla da bir düğmesine basayım dedim. Bozarsın dedi vermedi. Nuh dedi peygamber demedi. Benim içim gitti tabii. Harçlıklarımı biriktirdim, 45 liraya ilk makinemi aldım. Bu anım, burada gördüğünüz bu fotoğraf makinesi koleksiyonunun hatta fotoğrafçı olmamın sebebidir belki, kim bilir…

PL: Hangi yıl aldınız ilk makinenizi?
İç: 1958 yılında aldım, yani bu yıl benim 50. sanat yılım. O yıllarda makineler başkalarına da çok ilginç geliyordu. çocuklar hep nazlanırlar, fotoğrafları çekilirken birbirlerine kulak yaparlardı. Ben de hiç nazlanmayan bir konu buldum, Kızılay Güven Park”taki heykeller. Karda, yağmurda, çamurda, orada dikilmiş duruyorlar. Siyahın ve beyazın üzerinde detay almayı, kompozisyon yapmayı orada öğrendim kendi kendime. Zaten kimseye de bir şey soramıyorsun ki. Ya size yanlış bir şey söylüyorlar, ya da yardım edebilecek kimseyi bulamıyorsunuz. En iyisi kendi kendime öğrenmekti, nitekim de öyle oldu.

PL: İlk serginizi ne zaman açtınız?
İç: İnsan temalı ilk sergimi 1972 yılında açtım. Bu sergimin hazırlıklarını askerdeyken yaptım. Askerliği yedek subay olarak, “Harita Yer Müdürlüğü Fotoğraf Bölümü”nde yapmıştım. Gidip gelirken devamlı geçtiğim Bentderesi Caddesi”nin insanlarını, yaşamını fotoğrafladım, aslında konu olarak sadece bunu seçtim, isteyerek. Hiçbir albenisi olmayan bir mekandı, oradan fotoğrafı bulup çıkarmaya çalıştım ve bunlar ilk sergimin konuları oldu.

PL: Bir de kaybolmaya yüz tutan mesleklerle ilgilendiniz galiba.
İç: Ben fotoğraf serüvenim içinde asıl olarak insanla uğraştım. Günlük yaşamı içinde insan en ilgi duyduğum konudur. Bilim, kültür ve sanat insanları portreleri, işinin gücünün başındaki geleneksel meslek insanları değişmez konularımdır. Anadolu uygarlıkları da öyle. Ana teması, sedefkarlık gibi, urgancılık gibi kaybolan ya da kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerle ilgili bir de kitap yaptık. On kadar (yayına hazır) albüm projem var. Yayıncı bekliyorum.
PL: Hangi konuları içeriyor bu albümler?
İç: Renkli ve siyah beyaz sanatsal eylem fotoğrafları, bilim kültür sanat insanları, meslekler, Anadolu uygarlıkları, iki ayrı yörenin taşlarından iki albüm, ağaçlar, dokular, büyülü Anadolu görünümleri…     
 

 
 
 
PL: Fotoğraf makinesi, taş plak koleksiyonları, kaybolmaya yüz tutan meslekler fotografları… Geçmişe bir özlem mi?
İç: Geçmişe özlemi, eğer bir dünya görüşü olarak alırsanız kötüdür. Yani ben bin yıl gerisine bakarak yürüyemem. İleriye bakmak zorundayım. Ahmet Haşim’in lafını pek severim: “Geriye bakarak ileriye yürünmez.”

PL: Dijital teknoloji ile ilgili düşünceleriniz neler?
İç: Yine aynı şeyi söyleyebilirim. Teknoloji insanın önünü açar. Eğer tersi olsaydı mağara devrinde kalmamız lazımdı. Her şeyin bir artısı, bir eksisi var elbette. Dijital teknolojinin de tabii ki artıları ve eksileri var. örneğin benim artık Anadolu”ya çıkarken bir bavul film alıp, bunları nasıl bayatlatmadan geri döndüreceğim diye bir derdim kalmadı. ?imdi ne kadar kartınız varsa o kadar çalışabilirsiniz. ?imdi buna karşı olunabilir mi? Ben dijitale karşı değilim, yani genelinde uygarlığa karşı değilim. Ama kötü kullanıma, düşünmeden fotoğraf çekmeye karşıyım elbette. Aslında ben “fotoğraf çekmek” değil “fotograf yapmak” tanımlamasını kullanıyorum. Onu daha doğru buluyorum. çünkü fotoğraf da resim kadar heykel kadar roman kadar hikaye kadar yapılan bir şeydir.

PL: Toplam kaç serginiz oldu?
İç: 90 dolayında sergi açtım. İlk başlarda bir yerlere yazıyordum ama sonra sonra ipin ucu kaçtı. Saymıyorum artık.

PL: Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Fotoğrafçı, yazar, grafiker, heykeltıraş?
İç: Ben bir anlatıcıyım. Kendimi öyle hissediyorum. Biçimi şu ya da bu olabilir. Grafik, resim, heykel, seramik, fotoğraf ya da öykü. Taş heykeller yapıyorum, kitap kapakları, grafikler yapıyorum, çocuklara masallar ve öykü kitapları yazıyorum. Ben anlatmaktan haz ediyorum. Yazıda da fotoğrafta da öncelikle insanın yüreğine hitap etmeye çalışıyorum. Görünenin arkasındaki görünmeyeni anlatmaktan yanayım. Destansı anlatımı, katlaya katlaya anlatmayı seviyorum.
Fotoğrafta da yazıda da asla mazeret kabul etmem. Becerebildiğimce ilginç ışıklarda fotoğraf çekmekten haz ederim, kompozisyonun iyi olmasını isterim. Olmayanları da size göstermem olur biter. Fotoğraf ya da yazı, önemli olan en iyi olmak değil, iyinin peşinde koşmaktır. İyinin derdinde olursanız kendinizi aşabilirsiniz. Ben kendimi, fotografçı, yazar ve grafikçi hissediyorum. 

PL: Fotoğrafa yeni başlayanlara neler önerirsiniz?
İç: Dünyadaki en kolay şey akıl vermektir. Ama ben inandığım, doğru bulduğum şeyleri söyleyeceğim. ?iir okusunlar, hikaye okusunlar, kendilerinden önce bu yollardan kimler geçmiş onlara baksınlar. Bir de arkalarından kimler geliyor ona baksınlar. Ve en önemlisi: Yaptıkları işi özümseyene kadar, bıkmadan, usanmadan çalışsınlar. En önemli olan da sanıyorum bu…
 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here