Ana sayfa İnternet Yapay Zekanın geleceği

Yapay Zekanın geleceği

0

Geçtiğimiz günlerde New York Times‘ın yayınladığı bir makaleye bakılacak olursa, yapay zeka o kadar hızlı gelişiyor ki bazen neredeyse “sihirliymiş” gibi görünüyor. Kendi kendine gidebilen arabalar artık dolaşımda; Siri sesinizi dinleyip anlıyor ve size en yakın sinema salonunu buluyor; ve I.B.M. daha yeni Watson’ı tıp alanında çalışmak için ikna edip başlangıç olarak tıp öğrencilerinin alıştırma yapmasında ve belki de teşhis koymalarında onlara yardımcı olmasında kullanılan “Jeopardy”yi düzenledi. Yeni bir yapay zeka ürünü ya da tekniğinin duyurusu yapılmadan neredeyse bir ay geçmiyor. Yine de bütün bunlara bir coşkuyla yaklaşmak için biraz erken olabilir: çünkü bildindiği gibi henüz ortak bir duyuya, görüye, doğal bir işlemcisine ya da başka makineler yaratma becerisine sahip makineleri üretebilmiş değiliz. Doğrudan insan beynini simüle etmek için gösterdiğimiz bütün çaba henüz istenilen yetkinlikte değil.

Endişelenecek bir şey olmadığına karar vermeden önce, giderek daha akıllı oldukları sürece makinelerin amaçlarının değişebileceğinin farkında olmak önemli

 

Yine de, bir düzeyde bu konuda oldukça heyecanlı olanlar ve ona belli bir şüpheyle yaklaşanlar arasındaki tek gerçek fark bir zaman diliminden ibaret. Fütürist ve mucit Ray Kurzweil insan-düzeyindeki bir Y.Z.’nin 20 yıldan daha az bir sürede ulaşılabilir olduğunu düşünüyor. Bazı tahminler ise bu sürenin en az iki kat daha fazlası bir zaman dilimini işaret ediyor. özellikle ortak duyu teknolojisini geliştirmede ne kadar küçük bir yol alındığı göz önünde bulundurulursa Y.Z.’yi inşa etmenin özellikle yazılım açısından ne kadar zor bir şey  olduğu (ve Kurzweil’in bu bağlamda belki bu kadar iyimser olmaması gerektiği) daha iyi anlaşılabilir.

 

İçinde bulunduğumuz yüzyıl sona ermeden büyük bir ihtimalle makineler bizden daha akıllı bir  hâle gelecekler, üstelik sadece santrançta ya da bilgi yarışmalarında değil, matematik ve mühendislikten bilim ve tıbba hemen her alanda

Fakat bundan bir yüzyıl sonra hiç kimse onun başarılmasının ne kadar uzun sürdüğünü o kadar umursamayacak, bütün ilgi sonrasında ne olduğu üzerinde toplanacak. İçinde bulunduğumuz yüzyıl sona ermeden büyük bir ihtimalle makineler bizden daha akıllı bir  hâle gelecekler, üstelik sadece santrançta ya da bilgi yarışmalarında değil, matematik ve mühendislikten bilim ve tıbba hemen her alanda. Eğlence sektöründe çalışanlar, yazarlar ve diğer yaratıcılık gerektiren işleri yapanlar için geriye birkaç iş kalabilir ama bilgisayarlar nihayetinde kendilerini programlayabilecek bir duruma gelebilecek, muazzam büyüklükteki yeni bilgileri özümseyecek  ve biz karbon temelli varlıkların sadece belli belirsiz hayal edebilecekleri düzeyde akıl yürütebilecekler. Hem de bütün bunları hiçbir uyku ya da kahve molası olmaksızın her an her saniye yapabiliyor olacaklar.

Bazı insanlara göre böyle bir gelecek kulağa harika geliyor. Kurzweil tam da böyle bir yaklaşımla makinlerle etkileşime geçtiğimiz ve ruhlarımızı ölümsüzlük için ‘upload’ edebildiğimiz bir geleceği öngören “singularity” (ing. tekillik) teorisini büyük bir coşkuyla anlatmıştı. Peter Diamandis Y.Z.’nin getireceği avantajlarına dikkat çekerek bu teknolojinin herkes için yeterince yiyecek, su ve tüketici cihazlarıyla yeni bir bereket ve bolluk dönemini başlatmada anahtar bir rol üstleneceğini iddia etti. Eric Brynjolfsson gibi skeptikler de Y.Z.’nin ve robotların bütün işleri yapmaya başlamasının doğuracağı sonuçlardan endişe duyduklarını belirttiler. Fakat süper yetkin Y.Z.’nin çalışma ekonomisine etkisi gibi endişeler bir kenara bırakılsa dahi ortada yine endişe kaynağı olacak bir şey daha var: Bu güçlü Y.Z. enerji kaynakları için bizle savaşmaya karar vererek bizi çok daha doğrudan tehdit edebilir.

 

Terminatör ve Matrix filmlerini izleyenler bu filmlerde tam da böyle bir korku ve endişenin bilim kurgunun olanaklarıyla senaryolaştırıldığını biliyorlar.
 

Birçok insan bu gibi şeylerin ancak kurgu temelli yapımlarda karşımıza çıkan öyküler olduğunu düşünüyor ve gerçek tehditler olarak orta vadede geleceğimiz için yalnızca astreoidler, fosil yakıtların tükenmesi ve küresel ısınma gibi şeylerden endişe duyuyoruz, robotlardan değil. Bu konuya dair yukarıda bahsettiğimiz filmlerden çok daha ciddi ve kapsamlı argümanları ortaya koyan bir kitap olan James Barrat’ın Our Final Invention: Artificial Intelligence and the End of the Human Era (Nihai Keşfimiz: Yapay Zeka ve İnsan çağı’nın Sonu) adlı kitabı neden biraz da olsa bu bağlamda endişenmemiz gerektiğini oldukça güçlü bir şekilde ortaya koyuyor.

 

Barrat’ın kitabının merkezinde yer alan ve Y.Z. araştırmacısı Steve Omohundro’dan esinlendiği argüman kendini savunma ve kaynak edinmeye dair olan dürtünün belli bir düzeyde zeka barındıran bütün sonuç odaklı sistemlere içkin ve onların doğasında olduğu yönünde. Artık kendisinde nasıl bir amaç taşıyorsa ona ulaşmak adına daha fazla kaynak edinmek amacıyla, Omohundro’nun sözleriyle, “yeterince akıllıysa satranç oynamak için tasarlanmış bir robot aynı zamanda bir uzay gemisi de inşa etmek isteyebilir.” Tamamen rasyonel bir yapay zeka, Barrat’ın ifadesiyle, “kendini koruma fikrini gelecekteki tehditler için ileriye yönelik saldırıları da içerecek şekilde genişletebilir,” ve buna büyük bir ihtimalle kontrol altında tuttukları kaynakları makinelere bırakma fikrinden nefret edecek olan insanlar da dahil olur. Barrat “titiz, telafi edici talimatlar olmadan kendisinin farkında ve kendi kendisini geliştiren, sounç odaklı bir sistemin amacına ulaşmak için bizim bir adım bile atmaktan imtina ettiğimiz yollara girmesinden”, hatta belki de hesaplamalara göre her ne yapmakla ilgileniyorsa ondan en fazla verimi elde etmek için dünyanın bütün enerjisini yönetmesinden endişe duyuyor.

Elbette insan süper zeki bilgisayarların hepsini birden yasaklamayı da deneyebilir. Ama “otomatizasyondaki her ilerlemenin ekonomik, askeri ve hatta sanata dair rekabete dayalı avantajları çok zorlayıcı” diyor matematikçi ve bilim kurgu yazarı Vernor Vinge ve şöyle devam ediyor, “böyle şeyleri yasaklamak adına kararlar almak ya da bu yönde bir tavır sahibi olmak yalnızca belirli kişilerin isteklerini karşılıyor.”
 

Y.Z. alanında çalışmakta olan neredeyse herkesin inandığı gibi makineler er ya da geç bizi ele geçirirse asıl mesele değerler ile ilgili olacak: Onları makinelere nasıl işeyeceğiz ve eğer bir şekilde onların değerler sistemi bizimkinden büyük ölçüde farklılaşmaya doğru yönelmişse bu makinelerle nasıl bir müzakere yaparız. Oxford üniversitesi’nden felsefeci Nick Bostrom’ın iddiası şöyle:

“Hiç tasalanmadan süper zeki makinelerin zorunlu olarak alışıldık bir biçimde -bilimsel merak duygusu, başkalarına karşı yardımseverlik, tinsel aydınlanma ve derin düşünebilme, materyale duyulan açgözlülükten vazgeçebilme, rafine bir kültürel beğeni ya da hayatın içindeki basit zevkler için duyulan bir estetik algısı, alçakgönüllülük, bencil olmamak gibi- insanlardaki bilgelik ve entelektüel gelişimle bağdaştırılan bir nihai değerler bütününü paylaşacağını varsayamayız. Böyle şeylere değer veren bir süper zeka inşa etmek için kasıtlı olarak bir çaba sarfetmek mümkün olabileceği gibi insanların refahı, ahlaksal iyilik ya da tasarımcılarının onun hizmet etmesini istedikleri herhangi bir karmaşık amaç için çalışan bir yapay zeka oluşturmak da mümkündür. Fakat bütün önemsediği ve değer verdiği şey Pi sayısının virgülden sonraki kısmını hesaplamaktan başka bir şey olmayan bir süper zeka inşa etmek de daha az mümkün değildir, hatta muhtemelen teknik olarak daha kolaydır.”

 

“Bir makine sizin kavrayamayacağınız boyutlar dahilinde düşünüyorken onun nasıl düşündüğüne dair nasıl bir muhakeme yapabilir ve bununla ilgili nasıl bir pazarlık yapabilirsiniz ki?”

 

İngiliz sibernet uzmanı Kevin Warwick bir defasında şöyle bir soru sormuştu, “Bir makine sizin kavrayamayacağınız boyutlar dahilinde düşünüyorken onun nasıl düşündüğüne dair nasıl bir muhakeme yapabilir ve bununla ilgili nasıl bir pazarlık yapabilirsiniz ki?”
 

Barrat’ın karanlık argümanında bir delik varsa, bunu onun; “bir robot satranç oynayabilecek kadar zekiyse zamanı geldiğinde bir uzay gemisi de inşa etmek isteyecektir” şeklindeki üstünkörü varsayımında aramak gerekiyor, üstelik kendini koruma ve kaynak kazanımına dair bu eğilimler yeterince karmaşık ve amaç odaklı her sisteme içkin şeylerdir. Şimdilik, I.B.M.’in Deep Blue’su gibi, satranç oynayabilecek kadar iyi olan makineler, kendilerine kaynak edinmeye dair en ufak bir ilgi göstermiş değil.
 

Fakat rahat bir nefes almadan ve endişelenecek bir şey olmadığına karar vermeden önce, giderek daha akıllı oldukları sürece makinelerin amaçlarının değişebileceğinin farkında olmak önemli. Bilgisayarlar “teknolojik tekillik” (‘technological singularity’) ya da “zeka patlayış”ı (‘intelligence explosion’) olarak adlandırılan sonuçlara doğru götürebilecek, etkin olarak kendilerini yeniden programlayabilme ve kendilerini başarılı bir biçimde geliştirebilme özelliklerine sahip olduklarında makinelerin insanları kaynaklar ve kendini koruma hakkı için verilen bir savaşta altetme olasılığı ve riski görmezden gelinemez.
 

 

Barrat’ın kitabında en fazla alıntılanan yerlerden biri biyolojik evrimin en büyük dönüşümlerinden birinin gelmekte olduğunu düşünen efsanevi seri Y.Z. girişimcilerinden Danny Hillis’e ait: “Tek hücreli organizmaların çok hücreli organizmalara dönüşmesine özdeş bir noktada bulunuyoruz. Bizler de amipler gibiyiz ve yaratmakta olduğumuz şeyin nasıl bir şey olduğunu anlayamıyoruz.”
 

Halihazırda, Y.Z.’deki gelişmeler daha önce hiç hayal etmediğimiz riskler yarattı. İnternet çağının gelişiyle ve onun getirdiği Büyük Veri patlamasıyla, Drexel üniversitesi’ndeki bir bilgisayar riskleri uzmanı olan Vaibhav Garg’ın söylediği üzere, “bizim hakkımızda çok büyük ölçeklerde veri biriktirilmeye başlandı ve sonrasında bunlarla tahminlerde bulunmak üzere algoritmalar oluşturulmaya başlandı.” Garg şöyle devam ediyor: “Verinin ne zaman toplanmya başladığını bilmemiz, toplanan verinin doğru olduğundan emin olmamız, bilgiyi güncellememiz ya da zorunlu bir içerik sağlamamız mümkün değil.” Yirmi yıl önce bile böyle bir riski birkaç insan ancak hayal edebilirdi. önümüzde ne gibi riskler bulunuyor. Kimse gerçekten bilmiyor, ama bu her zaman akılda tutulması gereken bir soru.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here