Ana sayfa İnternet Voyager 1: Samanyolu”nun ötesine giden insan yapımı ilk araç

Voyager 1: Samanyolu”nun ötesine giden insan yapımı ilk araç

0

Galaksimizin merkezindeki yıldızımızın ışınlarının ulaştığı sınırları bile aşan Voyager 1, insanoğlunun en uzaktaki temsilcisi olmaya devam ediyor

1977’de dünyadan ayrılan NASA’ya ait uzay aracı Voyager 1 artık resmen “yıldızlararası uzay” adı verilen bölgede; güneşten 19 milyar kilometre yani dünyanın güneşle arasındaki mesafeden 130 kat daha fazla uzakta. Geçtiğimiz Eylül ayında NASA’daki bilim insanları tarafından yapılan bir duyuruyla bu meşhur sondanın güneşimizin elektromanyetik etki alanının dışında kalan uzay bölgesine girmiş olduğunu doğruladılar.

Voyager; başlıca görevi olan Jüpiter ve Satürn’ün fotoğrafını çekme misyonunu 1980 yılında başarıyla yerine getirdi ve o zamandan beri de güneşten uzaklaşmaya ve derin uzaya doğru açılmaya devam ediyor. Astronomiyle yakından ilgilenenlerin kolayca hatırlayacağı üzere bu “en uzaktaki uzay aracı”nın daha önce de birçok defa yıldılararası bölgeye giriş yaptığı haberi yayılmıştı, dolayısıyla bu sefer de insanlar NASA’nın yanlış bir alarm verip vermediği konusunda hemen emin olamadılar. Fakat makinenin plazma dalga duyucusundaki verilerin bir analizi Voyager 1’in yıldızlararası uzaya bir yıldan fazla bir süre önce, Ağustos 2012’de ulaştığını doğruladı.
 

Bu beklenmedik bulgu güneş çemberindeki kitlesel patlamalar olarak bilinen, yıldızımızdaki büyük bir fışkırmanın sonucunda edinilen bilgilere dayandırılıyor. Uzay aracını Nisan ayında yakalayan bu patlamanın etkileri bilim insanlarının araçlarını ayarlamalarını ve uzay aracının etrafındaki plazmanın yoğunluğunu belirlemelerine olanak tanıdı.

 

 

Güneş sistemimiz sürekli olarak merkezi yıldızımızdan yayılan yüklü partiküller ve plazmayla doluyor. Bu solar rüzgarların da elbette nihayetinde ulaşabileceği belirli bir uzaklık var, ki bu da tahmini olarak Neptün’ün ve Pluto’nun soğuk diyarlarının bile ötesine denk gelen milyarlarca mil demek. Bilim insanları da bu konuda kesin bir bilgiye sahip olmaktan hep uzak olmuşlardı. Uzayın bu bölgesi için yapılan modellemeler her zaman sorunlu ve değişkendi, çünkü yeni bir veri araştırmacıların önceden bildikleri her şeyi en baştan sorgulamasına neden oluyordu.
 

Science dergisinde de yayınlanan yeni bir çalışma Voyager’ın güneşin etki alanından çıkıp solar rüzgarların etkili olduğu yerlerden daha soğuk ve daha yoğun olan yıldızlar arası uzayın plazmasıyla temas etmiş olduğunu öne sürüyor. Uzay aracına ait olan aletler tam olarak 25 Ağustos 2012’ye denk gelen bir tarihte partikül yoğunluğunda bir değişiklik olduğunu belirliyorlar. Bu tarihten sonra da bulgularda başka herhangi bir büyük değişiklik gözlenmiyor.
 

Voyager 1 aslında güneş sisteminden çok da uzun bir süre için uzak kalmayacak. Aracın ulaşacağı sınırın ‘Oort Bulutu’ adı verilen, birçok göktaşının da gelmekte olduğu yer olan donmuş gök cisimleriyle dolu bölgeye kadar genişletilebileceği düşünülüyor. Bu bölgenin dünyadan, dünyanın güneşe olan uzaklığından 50.000 kat daha fazla olan bir uzaklıkta olduğu varsayılıyor. Elbette, Voyager da bir yere kadar direnebilecek. Bu öncü uzay aracının pilleri bu bölgeye bile ulaşamadan, muhtemelen 2025 civarında bitmiş olacak ve ardından sondanın dünyaya başka bir sinyal göndermesi mümkün olmayacak.
 

1977’de fırlatılan sonda artık nostaljik sayılan eski model bir yazılım kullanıyor. 36 yıldan fazla bir zamandır ya da daha açık söylemek gerekirse bilgisayar takvimine göre bir milenyumdur yıldızlararasında yaptığı öylece süzülen bir uzay aracı materyaline sahip olmak neresinden bakarsanız bakın büyük bir başarı. Aradan geçen yıllar boyunca elektronik alanında ne kadar önemli bir yol katedildiğini bu aracın özelliklerine bakarak görmek de ayrıca mümkün.

 

 

Voyager’ın JPL’deki (günümüzde burada çalışmakta olan bilim insanlarının çoğu artık bir Mac power book kullanmakta) proje yöneticisi mühendis Suzanne Dodd, “Biz burada hâlâ en son teknolojiyle çalışmayı sürdürüyoruz,” diyor. Kendisi işe 1984’te Voyager misyonundaki görevine başladığında o zamanlar için bir sanat harikası sayılan ve 8 inç boyutunda disk sürücüleri olan masaüstü bilgisayarlarla çalıştıklarını hatırlıyor.
 

Fakat Voyager 1 ve 2’nin yapılışı bundan bile daha erken bir döneme rastlıyor. Dodd bu durumu şöyle açıklıyor: “19 milyar kilometre uzağa gitmelerinden sonra onları alıp uygun bir yerde güncellemelerini yapamıyorsunuz”.

Voyager sondasındaki bilgisayarların her birinin toplamda 69.63 kb’lik bir hafızası var. Bu da internetteki ortalama bir jpeg uzantılı dosyayı ancak barındırabilecek bir alan demek. Sondaların bilimsel verisi elinizdeki son teknoloji ürünü dizüstü bilgisayarların kullandığı gibi sürücüler yerine eski tip analog dijital stereo 8 makinelerinde şifreleniyor. Bilgilerin Dünya’ya iletilmesinin ardından uzay aracı yeni gözlemler için yeterince yer açabilmek amacıyla eski verilerin üzerine yenilerini yazıyor.
 

Voyager’ın mekanizması saniye başına 81.000 komutu yerine getirebilecek bir kapasitede. Bugün cebinizde bulunan akıllı telefonların bu anlamda ondan 7.500 kat daha hızlı. Bu cihazlar verilerini yörüngedeki iletişim uydusundan Dünya’ya saniyede 160 bit’le iletiyorlar. Görece yavaş sayılabilecek bir çevirmeli ağ bağlantısı da saniyede en az 20.000 bit transfer edebiliyor.

 

 

Voyager sondalarının teknolojileri artık eskimiş olsa da sinyal yollamayı asla durdurmadılar. Voyager 1, 22.4 Watt gücünde bir vericiye sahip, bu da ortalama bir buzdolabı aydınlatma ampülünün gücüne denk geliyor. Sondanın vericisinin gücü yolladığı veri bize ulaştığında daha da azalmış oluyor. NASA, Voyager’ın cılız sesini sadece duyabilmek için bile 70 metre genişliğinde ya da iki 34 metrelik antenin toplamı genişliğinde olan elindeki en geniş anteni kullanıyor.
 

Voyager 1 ve 2 ile her gün iletişim hâlinde olan bilim ekibinin sadece sondaların çalışır durumda olduğunu ve güvenliğini kontrol etmek için günde en az dört saatlik bir mesai harcıyor. Biraz daha yoğun geçen bir günde ise, araştırmacılar komut göndermek ve veri almak için bunun iki katı kadar bir zaman harcıyor. Uzay araçlarının orijinal kontrol ve analiz yazılımı Fortran 5 (sonrasında Fortran 77 kullanılmaya başlandı) üzerinden geliştirilmiş. Bugün yazılımın bir bölümü hâlâ Fortran dilinde ama diğer parçalar görece daha çağdaşımız olan modern C’ye aktarılmış durumda.
 

Voyager sondalarının bu kadar uzun ömürlü olmalarının ardında yatan tekniğin bir bölümü fiziksel olarak son derece güçlü olan yapılarının yanında gereksiz bileşenlerden de mümkün olduğu kadar kaçınılmış olması yatıyor. Şunu da unutmamak gerekiyor ki, bugün sahip olunan teknolojiyle bile NASA’nın aynı görev için iki ayrı makineye sahip olması pek mümkün değil. ABD’nin Mars misyonu için kızıl gezegene gönderdiği Curiosity gibi bir uzay aracına bir tane daha sahip olmayı NASA elbette arzulardı fakat ekonomik açıdan bunu hükümetin onaylayabilmesi için öncesinde büyük tartışmaları göze almak gerekiyor.
 

Pratik açıdan iş yükü olarak artık Voyager’ın getirebileceği herhangi bir fazlalık yok. Bunun nedeni almış olduğu uzun yol boyunca bir şeylerin bozulmuş ya da güç tasarrufu yapmak için kapatılmış olması. Voyager 1’in üzerindeki 11 orijinal aletten sadece beş tanesi işler durumda: UV spektrometresi, magnet-ölçeri, yüklü parçacık algılayıcısı, kozmik ışın algılayıcısı ve plazma dalgaları sistemi. Fakat makinenin yazılımı yaşlandıkça bu parçaların da bozulmayacağını kimse garanti edemez.

Dodd artık uzatmaları oynayan sonda için, “Bütün görevi kaybetmeye ramak kala bir şekilde yine devam edebiliyoruz,” diyor.
 

Yine de şunu kabul etmek gerekiyor ki, Voyager sondaları kendilerinden beklenenleri fazlasıyla karşılamış bulunuyorlar. Uzay araçları henüz yapım aşamasında iken mühendislerle yapılan konuşmalara bakılırsa, Dodd’un aktardıklarına göre orijinal tasarımcılara araçların yıldızlar arası uzaya ulaşıp ulaşamayacakları konusunda endişelenmemeleri gerektiği söylenmiş, onlardan tam olarak odaklanmaları istenen şey Voyager’ların Jüpiter ve Satürn’ü gözleyebilecek olmalarından emin olmalarıymış.
 

 

 

 

“Açıkça ortada ki, onlar bir şekilde bu direktifleri görmezden gelmiş oldular, başlarını sallayarak onay verip aracın gerçekten yapmasını istedikleri şeyi, yıldızlar arası uzaya ulaşmasını sağladılar,” diyor Dodd. Voyager sondaları bu arada Jüpiter ve Satürn’ü gözlemlemekten ve verileri Dünya’ya yollamaktan da geri durmadı.
 

Hâlâ çalışır durumda oldukları sürece iki Voyager uzay aracı da ulaştıkları yerde veri toplamaya ve onları bize yollamaya en azından 2020’ye ve muhtemelen de 2025’e kadar devam edecekler. Teçhizatlarındaki bir şeyler bozulsa ve bir anda Dünya’dan haber alamayacak bir duruma gelseler bile veri yollamayı sürdürecekler ve enerjileri bitene kadar aynı gözlem düzeneğini kullanıyor olacaklar.
 

Fakat nihayetinde Voyager 1 ve 2’deki radyoizotop piller giderek zayıflıyor ve sondaların bir yıldan daha az bir zaman dilimi içinde dört Watt’lık bir enerjisi kalacak. Voyager’ların başrolü oynadığı görevin başındaki bilim insanları günün birinde sondanın uzak yıldızlardaki yolculuğunda hangi aletlerin daha önemli olduğuna karar vermek durumunda kalacaklar ve yıllar geçtikçe onları birer birer kapatacaklar. Bunun ardından iki sonda da büyük bir ihtimalle 2036’ya kadar gezegenimizdeki antenlerin çekim alanında kalmayı sürdürecekler. Bu noktadan sonra bilimsel içerikli herhangi bir veri almak artık mümkün olmasa bile eğer sinyal yollamak için yeterli bir enerji varsa bazı mühendislik verileri bize yine ulaşabilir. Bütün bunlar misyonun henüz tamamlanmamış olduğu anlamına geliyor.
 

Dodd’un da belirtmiş olduğu gibi; “Yıldızlar arası uzaya adım attık, şimdi ufuk çizgisi boyunca ilerliyoruz ve daha bir sürü keşifle yüz yüze geleceğiz.”

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here