Ana sayfa Makale Uğur Erbaş

Uğur Erbaş

0
1. Uğur Erbaş kimdir?
1977  Ankara”da doğdu
1999  Hacettepe üniversitesi GSF Grafik Bölümünden mezun oldu
2000 Aynı bölümde asistan olarak göreve başladı
2004 TRT Tanıtım Merkezi”nde Grafist-Animatör olarak göreve başladı
2007 Hacettepe üniversitesi GSF Grafik Bölümü”nde öğretim Görevlisi olarak göreve başladı
2009 Şu an serbest çalışmaktadır.

ödüller
2002 39. Antalya Altın Portakal 8. Uluslararası Kısa Film Video Yarışması “en iyi animasyon” ödülü – “Dünyanın Kapıları”
2004 Columbia-Tristar 1. Ulusal Kısa Film Video Yarışması “en iyi animasyon” ödülü – “Güneş Yolu”
2006 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması “en iyi görsel efekt” ödülü “Cenneti Beklerken”
2007 14. Kral TV Video Müzik ödülleri “Yılın Klibi” ödülü – “Aşk-ı Hürrem”
2008 Popüler Bilim ödülleri “Teşvik” ödülü
Sanatçının bazı çalışmalarına http://ugurerbas.deviantart.com adresinden, kendisine uerbas77@yahoo.com adresinden ulaşılabilir.
 


2. Bilgisayar grafikleri (BG) dünyası ile tanışmanız nasıl oldu?

Lise dönemimde yazları çalıştığım bir yayınevi vardı. Ufak tefek grafik işleri yapardım ve yaşım gereği sağa sola da beni gönderirlerdi. çizimleri rapido kullanarak oluştururdum. Bilgisayarda grafik üretmek çok yeniydi o dönemler (90″ların başı). Bana sürekli bilgisayar öğrensen iyi olur derlerdi. Ama değil eve bilgisayar almak, bir ajansta başına oturabilmek bile şanstı. Zaten çizim programları çok yaygın olmadığından sıklıkla dizgi amaçlı kullanılıyordu. üniversiteye girdiğimde 3. sınıfa kadar işlerimizi elde teslim ettik. Bir gün yalvardığımız hocamız vektörel bir programı açıp yuvarlak çizip içini boyayınca dünyamız değişti. Hem çok hızlı, hem kusursuz. O gün yıllarımı boşa harcadım diye düşünürken şimdi elimle bir şeyler çizebilmek için bahane uyduruyorum.

3. Bilgisayar grafikleri üzerine düzenli takip ettiğiniz süreli yayınlar çevrimiçi içerikler var mı? Hangileri?

Alan üzerine çok araştırdığımı söyleyemem aslında. Daha çok bana malzeme olacak konular üzerine gidiyorum. Düzenli olarak takip ettiğim Grafik Tasarım dergisi var, bir de Deviantart.

4. Takip edebildiğiniz kadarıyla, gelecek vaat ettiğini düşündüğünüz genç sanatçılar var mı?

O kadar çok ki. Klişe oldu biliyorum ama gerçekten isimlerini saymam çok zor. Okulda öğrencilerimden Deviantart”ta takip ettiklerime, yakın dostlarımdan uzak arkadaşlara, ya da hiç tanışmadığım ama işlerini gördüğüm insanlara kadar tarzı ne olursa olsun beni etkileyen, bazen sadeliğiyle bazen karmaşasıyla öyle çok çalışma ve sanatçı var ki çoğu zaman işlerini izlerken kendimin bu işin içinde olduğunu unutarak dışardan bir hayranlıkla kalakalıyorum.

5. Takip ettiğiniz, çalışmalarından etkilendiğiniz, size ilham/fikir veren yerli yabancı sanatçılar kimlerdir?

Genelde adını hatırladıklarım sinema sektörü içindekiler. Dylan Cole ve Yanick Dusseault ilk aklıma gelen Matte paint sanatçıları.

6. “Mustafa” filminin bilgisayar grafiklerini ve görsel efektlerini üretmiştiniz. “Mustafa” farklı bakış açılarından çok tartışıldı; ancak filmin tamamen yerel emekle üretilen bilgisayar grafikleri üzerine neredeyse hiç konuşulmadı. Genel olarak film, özelde ise filmdeki bilgisayar grafikleri üzerine bize neler söyleyebilirsiniz? Yaptığınız çalışmalar, süreç ve ortam nasıldı?

Can Dündar”ın ofisine gittiğim gün bana Atatürk”ün hayatıyla ilgili bir belgesel yapacağını söylediğinde ilk hissettiğim şey “sanırım yeni bir inkIîlap tarihi dersi geliyor” oldu. Malzemeler ve metin ortaya çıktıkça gördüm ki çok farklı bir şey var ortada. öyle ayrıntılara rastladık ki şimdiye kadar bildiğim Atatürk”e çok benzemiyordu. Ve kesinlikle bu yeni bilgiler bende çok farklı ve sağlam bir Atatürk portresinin oluşmasını sağladı. Anladım ki şu an bildiğimiz çok başka biri. İdealize etmek uğruna sağı solu budanmış bir Atatürkçülük”le karşı karşıyayız. O günlerde rahatça ifade edilen düşünceleri bugün söyleyebilmek, hele bir liderin çıkıp söylemesi mümkün değil. Bu bile başlı başına düşündürücü. Bence film O”nu gerçekten anlayabilmemiz için iyi bir başlangıç. İdeal bir süper kahraman yerine, bizim gibi birinin zorlukları aşıp büyük bir şey başarması bana çok daha kutsal geliyor. Ancak bu sayede aynı gücü kendimizde bulabiliriz. Aksi halde hayatımız onun gibi birini beklemekle geçecek.

 

 

 

  Film vizyona girmeden önce belli bir tepki alacağımızı düşünüyorduk, ama Ata”yı sevenlerin bu kadar düşman olmalarını başta aşırı bulmuştum. Sonra aklıma ortaokulda izlediğim bir görüntü geldi. Atatürk yanında Amerikan elçisiyle kameranın önünde duruyor ve iki ülke ilişkilerinden bahsediyordu. O ana kadar benim için yalnızca okul duvarında, kitaplarda, paraların üzerinde resimleri olan ilahi bir kuvvetti. Ama şimdi bir aile büyüğüm gibi nefes alışı, mimikleri, elleri kolları gözleri canlı halde görünce ilk hissettiğim şey hayal kırıklığı oldu. çünkü onun insan gibi insan olmasını istemiyordum. Benim için çok daha üstün olması gerekliydi. Ama yıllar içinde fark ettim ki O”nu en çok sevdiğim anlar bana en yakın olduğu anlardı. Şakalaşan, gülen, aşık olan, hata yapan, sinirlenen, bizim gibi biri. Bu detayların gereksiz olduğunu söyleyenlere katılmıyorum. Bir insanı tanımadan ne yapmak istediğini anlamamız çok zor. Bu konuyla ilgili sayın Zülfü Livaneli”nin yorumunu çok yerinde buluyorum:

 

“Türk toplumunun Atatürk”le ilişkisi, baba oğul ilişkisine benzer. Her çocuk önce babasını gözünde büyütür, onun dünyanın en kahraman insanı olduğunu, herkesi dövebileceğini düşünür. Biraz büyüyünce bakar ki babası öyle bir kişi değil bu kez aşırı bir tepkiyle babasını yerin dibine sokar, olmadığı kadar zayıf görür. Ama üçüncü aşamada her şey yerli yerine oturur ve babasını anlar, kavrar, ona saygı duyar. Türkiye şu anda ne yazık ki ikinci aşamayı yaşıyor. Atatürk”e hiç yakışmayan askeri darbelerin resmi Atatürk baskıları sonrasında bu sefer de Atatürk”te kusur aranıp duruluyor. Bu da geçecek ve biz yakında gerçek Atatürk”ü kavrayacağız.”

Filmdeki efektler ise iki karaktere ayrılıyor. Gerçekçi görüntülerden oluşan tamamı 3d, ya da çekilen film üzerine yapılan efektler ve grafik tadında çalışmalar, haritalar, çizimler gibi. Gerçekçi görüntüyü oluşturmak gerçekten zor. Seyirci neyin yanlış olduğunu anlamasa da bir şeyler ona ters gelecektir. Bütün bu arızaları yok etmek mümkün olmadığı gibi seyircinin çekim olduğundan şüphe etmediği bir sahne yaratmak da eğer çekilebilecek bir görüntüyse zaman kaybından başka bir şey değildir. Bu nedenle gerçekçi olması gereken sahneler yer yer stilize edilerek “bu bir bilgisayar efektidir” imajına yakın işlere dönüştüler. Gerçek görüntülerde ise, çok ileri gitmemeye çalışarak efektler çok ölçülü bir şekilde yedirilmeye çalışıldı. örnek olarak manzara görmek istiyorsak bunu bulutlarla, renkle ve ışıkla desteklememiz gerekti. Doğal hayvanların canlandırılması ise gözlem gerektiren bir işti. Kargalar nasıl uçar ve havada nasıl dağılırlar, yada çakal nasıl yürür, büyüklüğü ne kadardır, çevik mi, hantal mıdır… Doğal gözlemler ve çekilmiş görüntüler bu konuda bize yardımcı oldu. Eski binaların canlandırılması kaynak açısından çok zor olmadı. Film yakın tarihte geçtiği için binaların çoğu sapasağlam ayaktaydı, bazıları restorasyon görmüştü. Ama Dolmabahçe Sarayı gibi kompleks binalar modelleri yapan arkadaşımızı biraz yordu. Haritalarda ise başlarda daha karmaşık çalışmalar düşündük. Şehirler, binalar ordular gibi ayrıntılar görünecekti. Haritaların görüneceği ve algılanacağı süreyi göz önüne aldığımızda görüntüyü sadeleştirmemiz gerektiğini anladık. En yalın haliyle olayı bize aktarmalıydı.

  Yapım süreci senaryonun ortaya çıkmasıyla gelişti. Haftada iki gün toplanıp yolumuzu belirliyorduk. Geri kalan zamanlarda gerekecek görseller için malzeme toplamayla geçiyordu. Buna binaların ölçülerini almak da dahil. çekim aşamasında efekt ekibinden en az bir kişi sette bulunarak efektlerin çekilen görüntüyle eşleşebilmesi için doğru ortamı sağlamakla görevlendirildi. Sahnelerden örnek verirsek; kaleden Ulus Meydanına iniş sahnesi için Ankara dışında boş bir arazi seçilerek çekim ekibi toplandı. Gerçek çekimde 40 kadar insan vardı ve çoğaltılması gerekiyordu. Ancak hareketli figürlerin arkasına efekt yerleştirmek için kullanılan yeşil perde gerekli alanı kaplayacak kadar büyük değildi. Bu nedenle bilgisayar başında 15 saniyelik bir görüntüdeki 40 kişinin hareketleri kare kare çevrelerinden çizilerek (Rotoskop tekniği) fondan ayrılabildi. Daha sonra kalabalık görüntüsü ve çatısı inşa halindeki meclis binası meydanın sonuna yerleştirildi.
Filmin finali de efektle biten bir sahne (Aynı zamanda filmin girişi). Elinde çalı çırpı taşıyan bir çocuğun yağlıboya tablo içinde ormana doğru yürüyüp kaybolması için tablonun dokusuna uygun bir ortamda gerçek bir çekim yapıldı. çekimin belli bir parçası tablonun dokusuna yedirilerek aynı bütünün parçaları hissi yaratıldı ve kamera boğazın üzerinden uçup pencereden girdiğinde tablonun üzerinde çektiğimiz gerçek görüntünün ilk karesi çocuğun kadraja girmesini bekliyordu. Tabloya en yakın olduğumuz anda film tablonun içinden akmaya başladı ve yazılar çıkana kadar çocuk ormanda yürüyerek gözden kayboldu.

 

 


7. Türkiye”de bilgisayar grafikleri sanatçılarının durumunu ve genel olarak sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskiden insanların bir araya toplanıp işe geldiği ajans ortamları yerini yavaş yavaş ev ofislere bırakıyor. Odadan çıkmadan başka şehirlerle iş yapma şansı var artık. Bilgi alıp, çalışmanızı gönderip üzerinde kritik yapabiliyorsunuz. Bu durum işlerde sürati arttırdı, ama diğer yandan bilgisayara iyice yapışmamızı sağladı. Bütün vaktini monitöre bakarak geçiren adamlara dönüştük. Tasarımcı olmak ve bu olunan şeyi beslemek çok farklı yollarla olmalı bence. Tasarımcı, nasıl yaşıyorsa tasarımın tadı kokusu o kişinin hayatının renklerini taşır. Bu durumda her şeyin tadını bilmelidir. Sektördeki iş yetiştirme çılgınlıkları ve “acil lazım” mantığı kaliteyi zorlasa da, tasarımcı gerekeni doğru şekilde yapmalı. Sanırım sektörde tasarımcı olanlar ve olmayanlar birbirini anlamak için biraz daha çaba göstermeliler. Tasarımcılar işverenin ne hissettiğini iyi anlamalı. Birisine iş emanet ediyorsanız, başınıza neler geleceğini bilmek istersiniz. Her şey hem yolunda gitmeli, hem de istediğiniz yönde. Bunun için işveren tasarımcıdan elindeki sorunu tam anlamıyla çözmesini ister. Onun sanatsal birikimi, ya da şov yeteneği işvereni ilgilendirmez. Diğer yandan işveren tasarımcıdan iş isterken onun en başta bembeyaz bir sayfaya baktığını unutmamalı. özellikle bilgisayarın yaygınlaşmasıyla tasarımın çok kolay yapıldığı düşünülür oldu. Buradaki temel hata “tasarımın kafada yapıldığı” gerçeğinin unutulması. Bilgisayar yalnızca fikrin görsel hale geliş aşamasını hızlandırdı. Tasarımcının beklediği birazcık zaman ve güven. Film sektöründe işler biraz daha farklı. Genelde istenen şey bellidir ve senaryoda çok açık bir şekilde yazar. Siz isteneni kendi estetik çerçevenizden yorumlarsınız. Sinema da estetik kurallar üzerine kurulmuş görsel bir sanat olduğu için grafik tasarımcı kendisini çok daha kolay anlayabilen insanlarla karşı karşıyadır.

8. Bugüne kadarki çalışmalarınızdan sizde özel yeri olanlar hangileridir?
2004″te “Güneş Yolu”nu bitirdiğimde Ankara Sinema Derneği ile birlikte İzmir”de gösterimin ardından filmle ilgili soruları yanıtladım. Bir beyefendi, filmi ne için yaptığımı sormuştu. Kendim için yaptığımı söylediğimde anlam veremedi. İnsan sırf kendisi için 10 ay uğraşır mıydı.  “Güneş Yolu” kendime verdiğim bir teşvik hediyesidir. Son video klip, Aşk-ı Hürrem de Can Atilla”nın muhteşem müziğiyle benim için özel olmayı başardı. Derviş Zaim gibi bir üstatla tarihin derinliklerine muhteşem bir yolculuk şansı verdiği için “Cenneti Beklerken”, Can Dündar gibi önemli bir insanla Atatürk”e bir adım daha yaklaşma çabasının bir parçası olduğum için “Mustafa”, sanırım yıllar geçse de yerleri değişmeyecek iki proje olarak kalacaklar benim için.
 

9. Bize çalışma ortamınız ve iş akışınız hakkında biraz ipucu verebilir misiniz?
öncelikle bana çok sorulan bir soruya cevap vereyim: Berbat bir bilgisayarla çalışıyorum. Elbette çalışılan bilgisayarın hızı ve özellikleri önemli ama benim için bu sorun merkezde değil. Boş sayfaya bakıp “ne yapsam” diye kafam patlarken bilgisayarın hızı işime yaramıyor. “Biraz daha hızlı olsa iyi olurdu” dediğim oluyor tabi ama yıllardır hayatım daha iyi bir bilgisayar almayı beklemekle geçti. Animasyona başladığımdan beri yetersiz bilgisayarla çalışmam sonraları bir avantaja dönüştü. Ekonomik çalışmak zorundasınız. Yani çok kompleks bir sahne yapıp hızlı bilgisayara teslim etmek yerine, kompleks gibi görünen sahneleri nasıl yaparım sorusuna kafa yormaktan farklı bir çalışma tarzı oluşturdum. Bu tarza göre görüntünün hangi programla veya ne yolla yapıldığı değil işe yarayıp yaramadığı önemli. çalışma odam küçük ve dağınık. Yerimden kalkmadan elimi attığım her yerde kitaba, CD”ye v.b.  ulaşabiliyorum. Sessizlik ve karanlık nedeniyle gece çalışmaya alıştım ama seçme şansım olsa bende herkes gibi sabah kalkabilmeyi isterdim. Tasarımın hayattan beslendiğini kabul edersek, gece çalışarak hayatı ıskalama ihtimalimiz var. çalışma sırasında genelde majör parçalar dinlemeye özen gösteririm. Acil yetişmesi gereken işler için tavsiyem Korsakov”dan “Yaban Arısının Uçuşu” dur.
 

 

 


10. önümüzdeki dönemlere dair nasıl projeler, hedefler var?

3 Boyutlu uzun metraj müzikal bir animasyon filmi projem var. Bunun yanında tarihi belgesellere kafa yoruyoruz, ama işin teknik ve ticari boyutlarını bildiğim için olgunlaşmadan çalışmaya başlamak zaman kaybı olacaktır. Sinema ve televizyon için dahil olduğum projeler var. Zamanla ortaya çıkacaklar.

11. Bilgisayar grafikleri dışında, ilgi alanlarınız, hobileriniz nelerdir?

Temel ilgi alanım tarihtir. Okuldayken nefret ettiğim dersler daha sonra ilgi alanım haline geldi. özellikle üzerinde yaşadığım toprağın derin öyküsü ilgilendiriyor beni. Enstrümanlar ilgimi çekerler her zaman. Bilgisayarla çalışırken sürekli yanımda küçük bir gitar bulunur. Böylece işlem sırasında bilgisayar başında boş bekleme sorununu çözmüş oldum. Birkaç yıl Ankara”da çeşitli barlarda perdesiz bas çaldım. Onlar dışında buzuki, yaylı tambur, kabak kemane, ud, bağlama, rebab, odamı dolduran kalabalığa katkıda bulunuyorlar. üniversitedeyken tiyatroyla tanıştım ve mesleğime çok farklı disiplinler kattığına inanıyorum.

12. Bilgisayar grafikleri üzerine çalışmak isteyen veya bu sürece yeni girmiş genç arkadaşlara neler önerirsiniz?
Yukarda da belirttiğim gibi bilgisayar yalnızca işimizi kolaylaştırır. Bilgisayarı bir alet gibi kullanmak yerine, bilgisayarın imkanları çerçevesinde çalışmak birbirinin aynısı benzer işlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Aynı fontları, aynı renkleri, aynı figürleri görmeye başlıyoruz bu durumda. Tasarım bilgisayar karşısında başlamaz, aksine orada biter. Mouse tutmak dışında yaptığınız her şey tasarımınıza katkı sağlıyorsa doğru yoldasınız demektir. Balkona çıkmak, otobüs beklemek, tatil yapmak, ya da sokakta yürümek size malzeme sağlayabiliyorsa, sizin olan işler çıkacak demektir. Tasarımcı ayrıntıyı görmelidir ki başkalarına gösterebilsin. O, herkesin baktığı bulutta koyun sürüsünü görendir.
Son dönemde yaygın düşüncelerden biri de bu işleri yapmak için okul okumaya gerek olmadığı yönünde. Ben olsam yalnızca benim gibi insanlarla bir arada olabilmek için bile o binadan çıkmazdım. Birbirimizden alabileceğimiz o kadar çok şey var ki.

13. Digital Arts olarak bize zaman ayırdığınız için çok teşekkürler.
Ben teşekkür ederim bu fırsatı verdiğiniz için.
 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here