Ana sayfa Makale Türkiye’de bitki örtüsü, ekoloji dönüşümü ve doğa fotoğrafçılığı

Türkiye’de bitki örtüsü, ekoloji dönüşümü ve doğa fotoğrafçılığı

0

Farklı araştırma grupların tarafından gerçekleştirilen ve önümüzdeki 10 ile 100 yıllık dönemi öngören Türkiye iklim öngörü modelleri, doğa fotoğrafçılığıyla ilgilenen kişiler için yeni obje ve subjeleri bir başka deyişle yeni iklim, bitki örtüsü ve hayvan çeşitliği sonuçlarını beraberinde getiriyor.
 

Doğa, estetik çekiciliğiyle fotoğrafçılığın odaklandığı ana dallardan biri olmuştur. Fotoğrafçıların doğaya olan ilgisi doğa fotoğrafının özel bir alan olmasını ve sınırlarını çizmesini de beraberinde getirmiştir. Sözlük anlamı olarak doğa “insanın ortaya koyduğu kuruluşlar, biçimlerle (kültürle) karşıtlık içinde, kendi kendine oluşan, biçimlenen” şeklinde tanımlanır. Bu tanıma uygun olarak da doğa fotoğrafının konusunu yapay değil, doğal varlıklar oluşturmaktadır. Kültür ürünü olan hiçbir öğe doğa fotoğrafının konusu değildir. örneğin, buğday tarlaları, koyun sürüleri gibi konular doğa fotoğrafı kapsamında ele alınmaz. Koyun olsun, buğday olsun canlı varlıklardır ama insan tarafından kültüre alınıp yetiştirildikleri için doğal varlıklar değildirler. Bundan dolayı da doğa fotoğrafının konusu olamazlar. Ancak kır manzarası fotoğraflarına konu olabilirler. Canlı doğa tüm yabanıl bitki ve hayvan türlerini kapsar. Cansız doğayı ise bulutlar, dağlar, kayalıklar, kumullar, vadiler, kanyonlar, denizler, göller, ırmaklar gibi öğeler girmektedir.
 
fototeknik
 
Doğa fotoğrafçılığında yeni dönem

Fosit yakıtların kullanımındaki artış, sera gazlarının salınımı gibi etkenler sonucu iklim tiplerindeki değişiklik, deniz seviyesinde yükselme, buzulların erimesi gibi küresel ölçekli çevre sorunları ortaya çıkmış ve Dünya”da yaşamı tehdit eder boyuta ulaşmıştır. Atmosferin dünya yüzeyine yakın kısımlarında, ortalama Dünya sıcaklığının doğal olarak ya da insan etkisiyle artması yani küresel ısınma ve buna bağlı olarak ortaya çıkan iklim değişikliği küresel bir yok oluş süreci olarak değerlendirilebilir. Küresel ısınma ve iklim değişikliğin süreci ve bu sürecin Türkiye”nin biyolojik çeşitliliği etkilerini gözden geçirdiğimizde karşımıza çıkan sonuç Türkiye”nin bu iklimsel değişim sonucundan en çok etkilenen ülkelerin başında yer aldığını gösteriyor. Bu durum birçok konuda olduğu gibi doğa fotoğrafçılığı alanını etkileyecek ciddi bir dönüşümü de beraberinde getiriyor.

 

öngörülen 2,8-5,5 °C arası sıcaklık artışının ve %20″leri aşan yağış azalma-artma değişimlerinin doğa fotoğrafçılığına beklenen etkileri

Farklı araştırma grupların tarafından gerçekleştirilen ve önümüzdeki 70 ile 100 yıllık dönemi öngören Türkiye iklim öngörü modellerine göre, Akdeniz”in kıyı kesimleri, iç kesimler ve aşağı Fırat havzasında yağışın şimdikinden yüzde 29,6 daha az olacağı öngörülüyor. Bunun aksine, Karadeniz kıyısında yağışta yüzde 22″ ye ulaşan oranda artış öngörülüyor. Yurdumuzun farklı bölgelerinde, 2,8-5,5 °C sıcaklık artışı olabileceği tahmin ediliyor. Sıcaklıktaki bu artışın buharlaşmayı tetikleyeceği ve böylece kuzeydoğu bölgesi hariç tüm Türkiye”de kuraklığın artacağı öngörülüyor. Yine bu iklim modellerine göre, gelecekteki bitki örtüsü ile şimdiki durum karşılaştırıldığında, kuzeydeki kıyı alanlarında yaprak döken geniş yapraklı ormanlardan her dem yeşil iğne yapraklara doğru bir dönüşüm yaşanacağı öngörülerinde bulunuluyor.

Karışık orman örtüsü, gelecekte Doğu Anadolu”nun iç kısımlarına ve yurdun kuzeybatısına yayılabilecek. Bu iklimsel dönüşüm durumu, doğa fotoğrafçılığı açısından bakıldığında yeni bitki türleri hatta yeni hayvan türlerinin konu edilebileceği anlamı taşıyor. Bununla beraber bazı bitki ve hayvan türlerinin tamamen ortadan kalkabileceği bunun sonucunda “doğa fotoğrafçılığında yeni bir dönem” durumuyla karşı karşıya kalınacağı öngörülüyor.
 

doğa fotoğrafçılığı
 
Beklenen su ve yağış değişimlerinin sonuçları

Yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biri olan su kaynakları da ısınmadan olumsuz etkileniyor. Su, Türkiye”nin de içinde bulunduğu kuşakta yaşamı sınırlayan bir meta haline geliyor. Küresel yıllık yağış ortalaması 1000mm/m² iken, bu oran yurdumuzda 643 mm/m². Bununla birlikte bu yağışın alansal dağılımı da eşit değil. Gerek sıcaklık artışı sonucu terlemenin ve buharlaşmanın artması, gerekse yağışların azalma ve yağış rejimindeki değişiklikler iç ve güney kesimlerde kuraklık riskini artırıyor. Kuraklığın doğal ekosistemler üzerindeki olumsuz etkilerinin sosyal ve ekonomik yansımaları olması kaçınılmaz. Ulusal büyümede yavaşlama, finansal kaynak bulmada zorluk, kredi riskinin artması, yeni ve ek su kaynaklarının pahalılaşması, üretimdeki düşüşe bağlı işsizliğin artması ve vergi gelirinde kayıplar ortaya çıkacaktır. Bu durum sonucunda kıtlık, yoksulluk, yaşam kalitesinin düşmesi, iç göç ve sosyal huzursuzluk meydana gelmesi olasıdır. Bu negatif su faktörlerinin fotoğrafçılığa etkisi de kaçınılmaz bir durum halinde olacaktır. Nehir, göl fotoğraflarında bazı bölgelerde daha az çekim alanı sonucu, doğa fotoğrafçıları için olumsuz bir sonuç olarak öngörülmektedir. Küresel ısınmayla birlikte Dünya”daki yaşam kuşaklarının kuzeye kayacak olması(150-500 km) yurdumuzun küresel ısınma sürecinde en riskli bölgelerden biri olduğu anlamına geliyor.

 

Bilindiği gibi yurdumuzun güneyinde bir çöl kuşağı yer alıyor. önümüzdeki 50 yıl içerisinde bu kuşağın kuzeye doğru ilerlemesi başta Orta, Güney ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere çölleşme büyük bir tehlike olarak görünüyor. Türkiye”nin içinde bulunduğu coğrafi konum, iklim, topografya ve toprak şartları, ülkemizin çoraklaşma ve çölleşmeye karşı hassasiyetini artırıyor. Bu hassasiyetin en önemli göstergesi 50 yıl önce Konya Karapınar “da yaşanan çölleşmedir. Konya Karapınar”daki bitki örtüsünün aşırı otlatmaya bağlı olarak tahrip olması sonucu ortaya çıkan rüzgar erozyonu yüzünden büyük bir göç yaşanmıştır. Yöredeki kum fırtınaları ve hareketli kumullar çölleşmeye karşı hassasiyetin bir göstergesidir. Nitekim Türkiye”de küresel ısınmanın yanı sıra şehirleşme, yanlış arazi kullanımı ve doğal ekosistemler üzerindeki baskılar son 20 yıl içinde ülkemizde 13 farklı bitki türünün yok olmasına neden olmuştur.

Bu sonuçlar düşünüldüğünde gelecek 10 yılla beraber fotoğrafçılığın önemli temalarından olan doğa fotoğrafçılığının daha farklı açılımlara ihtiyaç duyacağı ortaya çıkmaktadır. örneğin Türkiye”de kuraklıkla beraber büyük oranda daha yağışlı bölgelere göç eden canlı türlerinin yerini alacak olan yeni canlı türlerinin fotoğrafları çekilecek veya “kuraklık” doğa fotoğrafçılığında yeni meta halini alacak.
 


 
Doğa fotoğrafçılığında değişen lokasyonlar ve ormansızlaşmanın sonuçları

Türkiye”de beklenen bir başka etki karla kaplı alanların azalmasıdır. Kaçkar, Süphan, Nemrut gibi yüksek dağ zirvelerinde daimi kar örtüsü tamamen ortadan kalkacak. Bu kar örtüsü, suyun depolanmış olarak durması olarak düşünülürse durumun önemi daha iyi anlaşılır. Mevcut su kaynaklarının gereksinim duyulan su miktarını karşılayamaması nedeniyle ortaya çıkan “su baskısı” ulusal ve bölgesel düzeyde artacaktır. Bunun en önemli göstergelerinden ilki Seyfe Gölü, Akşehir gölü gibi sulak alanların yok olmaya yüz tutmuş olması, ikincisi Konya kapalı havzasında yeraltı su seviyesinin ikinci ürün ve yanlış sulama(yağmurlama ve vahşi sulama) nedeniyle düşmesidir. Bu durumun getirdiği doğa görünümlerinde değişimler doğa fotoğrafçılarının çalışmalarını gerçekleştirdikleri en önemli lokasyonlardan olan Süphan, Kaçkar gibi dağların gördüğü rağbeti azaltacaktır.

 

Ormansızlaşma küresel ısınmaya yol açan sera gazı emisyonunun yaklaşık yüzde 20″sinden sorumlu tutuluyor. Tarım alanlarının korunması pek çok ülkede, ulusal güvenlik kaygılarından biri haline gelmiştir. Tarım alanlarının kötü kullanımı, su yönetim eksikliklerine bağlı su baskınları, tuzlanma, çoraklaşma, aşırı pestisit ve gübre kullanımına bağlı kirlenme bunların başında geliyor. Suyun tarımdaki vazgeçilmez önemi nedeniyle temiz su sıkıntısı pek çok bölgede tarımsal üretim karşısındaki en önemli kaynak kısıtlaması haline gelmiştir. Gerçektende ülkemizin bazı önemli hububat üretim merkezlerinde ürün kayıplarının yüzde 40-50 oranına ulaştığı biliniyor. Bu durumların getirdiği doğa fotoğrafçılığı yansıması ise tarım alanlarından beslenen havyan türlerinin azalması, birçoğunun soyunun tükenmesi olguları biçiminde ortaya çıkıyor. Geri-dönüşümü sağlanabilecek olan bu tarımsal alan-ormansal alan azalması durumlarının alınacak önlemlerle minimum seviyeye indirilmesi fotoğrafçıların ortak beklentisi.
 

 
10-20 yıl içerisinde 1500″e yakın bitki örtüsünün yok olma ihtimali, kuş fotoğrafçılığında zamansal değişiklik öngörüleri

Küresel ısınmanın ve ekosistemler üzerindeki diğer baskıların devam etmesi durumunda önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde 1500″e yakın bitki örtüsünün yok olacağını söylemek kehanette bulunmak sayılmaz. Bitki yapısının değişimi hayvanları da etkileyecektir. Bu durum doğa fotoğrafçılığının temelinden itibaren Türkiye sınırları içindeki uygulama sahalarını farklılaştıracaktır. özellikle otçul türler besin bulabilmek için kuzeye göç edip habitat arayışı içine girecektir. Bu durum doğa fotoğrafçılığının ne önemli alt dallarından kuş fotoğrafçılığını Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere kuzey kesimlerinde yoğunlaştırırken Türkiye”nin İç Anadolu, Akdeniz Bölgesi gibi lokasyonel alanlarında ekolojik açıdan kuşların ortadan kalkmasına varan değişimleri ve bununla birlikte doğa fotoğrafçılığı sınırlarını değiştirmiş olacaktır. Kuzeyde Kuşlar göçlerini yeniden düzenlemek zorunda kalacaktır. Bitkiler vejetasyon dönemine gireceğinden kuşlar da göçlerini ona göre ayarlamak zorunda kalacaktır. Bu durumların getirdiği yeni sonuçlar da kuş fotoğrafçılığında zamansal yeni sınırlamaların ortaya çıkması şeklindedir.

Bilim ve Teknik Dergisi, Nisan 2011, 54-57s.”dan yararlanılmıştır.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here