Ana sayfa Donanım Telharmonium

Telharmonium

0

 Cem öcek, alışılmamış müzik enstrümanları üzerine yazdığı yazılarına Simeon ve Trautonium’dan sonra Telharmonium ile devam ediyor.

 
Amerika´da doğan mucit ve avukat Thaddeus Cahill, tarihte şu ana kadar yapılmış en büyük müzik enstrümanını tasarladı ve hayata geçirdi. 1867, 1934 yılları arasında yaşayan Cahill, enstrümanıyla ürettiği müziği, telefon hatlarıyla daha uzak yerlere ulaştırmayı ve kitlelere müzik yayını yapma kavramını daha radyo, televizyon gibi kitle iletişim araçlarının olmadığı bir dönemde ilk kez düşünen ve yapmayı başaran kişi olma özelliğine de sahiptir. O güne kadar dinleyicilerin müziğe gitmesi gerçeğini tersine çevirerek müziği dinleyicilere götürmüş ve müzik tarihinde bir devrim yaratmıştır. Aynı zamanda Cahill enstrümanında çeşitli efektleri kontrol etme olanağı bulunan, polifonik ve tuşları parmak basıncını algılayan ilk ses sentezleyicisi (synthesizer) özelliklerini bir araya getirmeyi başarmıştır.

Thaddeus Cahill, “elektrikle üretilen müzik” diye tanımladığı enstrümanıyla ilgili patentini 1896 şubatında henüz 29 yaşındayken aldı. 45 sayfalık patentinde, elektrikle kaliteli ve yüksek güçte müzik üretecek ve bu müziği uzak noktalara iletebilecek enstrümanın mevcut olan müzik enstrümanlarının seslerini taklit edebileceğinden ya da tamamen kendine özgü sesler çıkarabileceğinden bahsediyordu. Patentte Dinamophone veya Telharmonium olarak adlandırılan enstrüman, elektrikle ses üreten, günümüz ses sentezleyicilerinde olduğu gibi kendine özgü ses tonlarını yaratmaya ve biçimlendirmeye olanak veren kontrol devrelerine, polifonik bir klavyeye sahip olan ve sesi, kendisine bağlı hoparlörden çıkaran bir müzik enstrümanı olarak tanımlanmıştı. Hatta Thaddeus Cahill, patentinin ilk sayfasında ses sentezi (synthesis) terimini kullanarak günümüz ses sentezleyicilerinin terim olarak da öncüsü olmuştur.

Tasarım…
Thaddeus Cahill, Telharmonium´u 12 adet ton diskinden oluşacak şekilde tasarlamıştı. Aslında alternatör olarak çalışan bu diskler hızlı bir şekilde döndürüldüğünde diske yakın bir yere yerleştirilmiş metal fırçalara periyodik olarak değiyor ve bu fırçalara bağlı elektrik devrelerinin belli bir frekansta açılıp kapanmasını sağlıyorlardı. Tüm diskler bir mil üzerine sabitlenerek, tek bir elektrik motoruyla eşit hızda döndürülmekteydiler. Enstrümanda bulunan 12 diskin üstünde farklı sayıda çıkıntılar olması nedeniyle kromatik dizideki 12 değişik notayı elde etmek mümkün olabiliyordu. Her bir diskin çapı ve üstündeki çıkıntılarının sayısı doğru frekansı yani notayı elde etmek açısından çok önemliydi. ‹yi bir müzik bilgisi ve önsezisi olan Thaddeus Cahill, bu şekilde tek frekans ile nota üretmenin iyi bir ses elde etmek için yeterli olmadığını düşünerek her ton diskinin yanına bu notanın armoniklerini de üreten 5 değişik ton disklerini de eklemeyi ihmal etmedi. Böylece enstrümanın sesi oldukça zenginleştirilmiş ve tek bir nota bile çalındığında oldukça tatmin edici bir ses alınabilecek hale getirilmişti. Cahill enstrümanını 7 oktav olarak tasarlamıştı. Bunun için yukarda bahsedilen 12 disklik yapının benzerinden, farklı oktavlarda 12 ton üretmek için 7 adet birbirine paralel olarak çalışan mil yaptı. Böylece her milden farklı bir oktavda notalar çıkarmak mümkün olabiliyordu. Enstrümanın basınç algılayan tuşları nota üretilecek devreyi kapatıyor ve tuşa uygulanan basınç devreyi kapatan bobine yakınlığa göre daha kuvvetli veya zayıf bir ses üretilmesine neden oluyordu. Telharmonium´da üretilen ses-elektrik daha sonra üstünde pek çok kontrolü olan karıştırıcı (mixer) benzeri bir üniteye geliyor ve burada sesin, ton kontrolden filtrelemeye kadar pek çok özeliği değiştirilebiliyordu. Karıştırıcıdan çıkan elektrik daha sonra normal telefon kablosuyla şimdiki hoparlörlerin ilkel bir şekil olan kartondan yapılmış koniye geliyor ve sese dönüşüyordu. Cahill´in yaşadığı yıllarda amplifikatör daha icat edilmemişti ve ses ancak telefonda olduğu gibi hoparlöre çok yaklaşılabildiğinde duyulabiliyordu. Bu yüzden Cahill herkesin duyabileceği şiddetteki sesi elde etmek için enstrümanda çok kuvvetli elektrik akımı üretmek zorunda kaldı. Böylece hem hoparlörlerden dinleyicilerin duyabileceği şiddette ses üretebilecek hem de bu akımı uzak noktalara daha rahat iletebilecekti. Enstrümanın bir diğer adının Dinamophone olmasının nedeni de yapımında bu güçlü akımı üreten dinamoların kullanılmış olmasıdır.
 

Thaddeus Cahill yaşamı boyunca orijinal tasarımına tamamen uyan bir Telharmonium yapmayı başaramadı ama, orijinal tasarımının farklı versiyonları olan 3 değişik enstrüman üretti. ‹lk olarak 1900´de Washington´da yatırımcıların ilgisini çekmek ve daha sonraki çalışmalarına para desteği sağlamak amacıyla orijinaline göre çok küçük boyutta bir Telharmonium yaptı. Cahill, 1900 ve 1901 yıllarında, 35 adet ton diskiyle sadece bir oktavlık nota üreten bu modelle, telefon hatlarını kullanarak laboratuarından evine ve kentin başka kesimlerindeki yerlere Telharmonium müziğini taşımayı başardı. Hatta 1902´de yine telefon hatlarıyla George Westinghouse´un ve Baltimore´daki bir arkadaşının evine enstrümanıyla çalınan canlı müziği iletebilmişti. Bu performansıyla içinde birçok zengin işadamının bulunduğu bir kitleyi etkileyip fikrine sponsor olmaya ikna etti. Cahill, yine 1902´de dönemin saygın iş adamlarından biri olan Westinghouse´un finansal desteğiyle laboratuarını büyütmek amacıyla Hoyoke´ye taşıdı. Amacı, enstrümanını daha güçlü elektrik sinyali üretecek kadar büyütmek, enstrümanının müziğini daha büyük kitlelere ulaştırabilmek ve bu müzik yayını ile para kazanmaktı. Bu amaçla Cahill, 1904´te kardeşleriyle birlikte Cahill Telharmonium Company´yi kurup diğer Telharmonium´larını üretmeye başladı. ‹lk prototipe göre oldukça büyük olan ikinci Telharmonium´un üretimi 1906´da bitirildi. Daha sonra şehrin bir kısmına müzik yayını yapmak amacıyla New York´a taşınan enstrüman, 5 oktavlık nota içermesi nedeniyle patentteki orijinal tasarıma daha yakındı. Yapımında elliden fazla kişinin çalıştığı, 900 metrelik ton diski miliyle, ses sentezi, klavye ve diğer elektrik devreleri için gerekli olan 2000 adet anahtarıyla üretildiği fabrikanın çok büyük bir kısmını kaplayan, 200 ton ağırlığındaki Telharmonium dünyada şimdiye kadar yapılmış en büyük müzik enstrümanı olma özelliğine sahiptir. Günümüz ses sentezleyicilerinde olan birçok ses ve ton değiştirme kontrollerine ve iki ayrı klavyeye sahip olan enstrüman, dinamoların ve dev aksamın durduğu yerden ayrı bir yerde, genel olarak dört elle, yani iki ayrı müzisyen tarafından çalınıyor ve enstrümandan çıkan ses telefon hattıyla yine bu odaya yönlendiriliyordu.
 

 

 

Halkla Tanışma…

Telharmonium ilk olarak 1906´da New York´da halka tanıtıldı. Enstrümanın müziği telefon hatlarıyla bir mil ötedeki bir otele taşındı ve 1950´li yıllarda düzenlenen elektronik müzik konserlerindeki gibi ilk kez dinleyicilere sahneye yerleştirilmiş hoparlörler aracılığıyla dinletildi. 1906 eylülünde New York´ta Telharmonium ile düzenli konserler verilmeye başlandı. Kış boyunca telefon hatları üstünden müzik yayını yapan Telharmonium´a şehrin önde gelen otel ve restoranları üye olmaya başlamış hatta birkaç zengin kişinin evine de özel hat çekilmişti. Müzik yayını günün 4 değişik saatinde verilen canlı konserlerden oluşuyordu.

Telharmonium´un başarısı kısa bir süre sonra telefon hatlarında yaşanan problemler yüzünden gölgelenmeye başladı. Enstrümanın uzak noktalara ses iletmek üzere tasarlanmış güçlü yapısı, kendisi için çekilen özel telefon hatları olmasına rağmen diğer hatlardaki normal telefon konuşmalarını etkiliyordu. ?ehirde yaşayanlar normal telefon konuşmaları arasında klasik müzik seslerini sıkça duyuyorlardı. Telefon hatlarındaki bu etkileşme sorunu en sonunda New York´taki telefon şirketinin Cahill Telharmonium Company ile olan anlaşmasını bitirmesine neden oldu. Cahill yine yılmadı ve müzik yayını için gerekli olan telefon hatlarını kendi çekmek istedi. Ancak aynı anda birden çok notanın aynı anda basılmasıyla oluşan ses seviyesindeki ani düşmeler, arka plandaki istenmeyen gürültüler gibi teknik sorunlarla da uğraştığından bağımsız hat çekimi girişiminde başarılı olamadı ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin de etkisiyle 1908 şubatında müzik yayınına son vermek zorunda kaldı. Bu arada o zamanların kablosuz ses taşıma sistemi olan Lee De Forest´ın sistemiyle ses taşımayı da denedi ancak bu kez müziğin Amerikan Deniz Kuvvetleri´nin kablosuz iletişimiyle karışması nedeniyle bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı. Cahill enstrümanını Holyoke´ye taşıdı ve 3 yıllık bir geliştirme sürecinden sonra tekrar New York´a götürerek Carnegie Hall ´da bir konser verdi. Ancak maalesef basın ve izleyiciler son zamanlarda çok popüler olan Wurlitzer orgunun da etkisiyle enstrümana olan ilgilerini kaybetmişlerdi. 1914´te son olarak Cahill´in şirketi iflas etti ve 200 bin dolar değerindeki dev Telharmonium bir hurda olarak satıldı. 1950´li yıllarda Cahill´in kardeşi Arthur Cahill diğer Telharmonium´lardan kalan parçalarla enstrümanın bir prototipini yapmayı deneyecek fakat başarılı olamayacaktı
.
Cahill´in Telharmonium´da kullandığı kendi etrafında dönerek ses üreten disk sistemi daha sonraları Laurens Hammond (1895-1973) tarafından ünlü Hammond orglarında kullanılmıştır. Ancak o devirde amplifikatörler icat edilmiş olduğundan ses diskleri Telharmonium´dakilere oranla daha küçük üretilebilmiş ve enstrümanın daha küçük boyutlarda yapılmasına olanak sağlamıştır.

Günümüzde Telharmonium´un kayıtlı hiçbir müziği olmamakla birlikte 1900´lerin başlarında çıkan dergilerdeki yorumlara göre enstrümanın dev boyutlarına ve bir geminin makine dairesini andıran görüntüsüne rağmen çok temiz, yumuşak ve zengin bir tona sahip olduğu anlaşılıyor. Halka tanıtım konserlerinde müzisyenler Telharmonium´un obua, flüt, borazan ve çello gibi orkestra enstrümanlarının seslerini taklit etme özelliğini kullanarak Schumann´ın Traumerei´sini, Beethoven´ın ‹ki Obua için Do Major Trio ve Cor Anglais´ini ayrıca Bach ve Schubert´ten çeşitli parçaları seslendirmişlerdir.
Telharmonium, tarihteki verimli olarak çalışan ve sesin özelliklerinin kontrol edilebildiği ilk elektronik müzik enstrümanı olarak kabul edilmektedir.

Thaddeus Cahill´in tasarımı nerdeyse tamamen günümüz elektronik ses sentezleyicileriyle aynıdır. Sesi üretiş şekli, sesi karıştırması (mixing), yükseltmesi ve sesi şekillendirecek kontrollere sahip olması açısından yine tarihin ilk elektronik ses sentezleyicisi niteliğindedir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here