Ana sayfa Donanım Synthesizer

Synthesizer

0

Değişik markada ve özelliklerde, dünya müziğini çok değiştirmiş modellerin derin detaylarına tek tek inmeden önce, bu cihazın son 40 yıllık tarihi içinde neler yaşandı, hatırlayalım. moogbaba@hotmail.com
 

MOOG (Robert Moog”un kendi isimli markası) ve ARP (Alan Robert Pearlman”ın kendi isimli markası) synthesizer’lar arasındaki tatlı bir savaşla başlayan bu rekabet ve bu iki markanın yaktığı meşalenin ışığıyla ortaya çıkan “synthesizer”cılık” kavramı gitgide yayılmaya başlamıştı.
 
synthesizer
 
özellikle “Uzay ve Kurgubilim” tarzı filmlerin hızla popülerleşmesi ve bütün dünyaya yayılması, synthesizer”ın müzik dünyası üzerindeki etkilerini olağanüstü bir hızla artırmıştı.

“Synthesizer” denen bu yeni buluş, önceleri laboratuar cihazı olarak algılanıp, ilk deneysel kullanımlarda birçok alaya ve negatif eleştiriye maruz kalmış olsa da, bu kısa sürecin hemen akabinde kendisine müthiş bir etki ve güç alanı yarattı. Synthsizer artık sadece uzay, korku, gerilim filmlerinin vazgeçilmez unsuru değil, dünya müziğinin neredeyse bütün türlerine girmiş olmasıyla da, çok popüler olmuştu. Büyük bir kitle, bu cihazı 20.yüzyılın en önemli icatlarının üst sırasına koydu. Rock grupları (Pink Floyd,Camel, Led Zeppelin ,Van Halen, Yes , Saga vs.) için dahil “synthesizer”, grubun en önemli ve vazgeçilmez cihazlarından biri oldu. Jazz, Pop Jazz, Disco, Funk, vs onlarca müzik türü bu cihaz tarafından domine edilmeye başlandı.

 

NEW (Yeni) Müzikler

Synthesizer “ın “yüzde yüz” hakim olduğu müzik türleri de zaman içinde önüne geçilemez bir şekilde doğmaya başladı. New Age (yeni çağ) müziğine bu ismi veren yine bu cihaz olmuştur. 80’li yılları kasıp kavuran new wave (yeni dalga) ve new romantica grupları da bu cihazın varlığından ve inanılmaz genişlikteki ses paletinden etkilenip kurulmaya başladı. özellikle ‹ngiltere başta olmak üzere, Almanya, Fransa, ‹talya (Italo pop) gibi ülkelerde bir patlama yaşandı. Dikkat edecek olursak bu müzik türlerinin başında hep NEW (Yeni) kelimesini görüyoruz. Synthesizer gerçekten artık YEN‹ bir dönemi, YEN‹ hayal ve umutları ortaya çıkarıp büyüten müthiş bir aygıttı. Italo disco, synth pop, synth rock (punk rock) new wave, new romantic” çağ bütün dünyayı etkisi altına. 80’li yılları yaşayıp, bu müzikleri duyup etkilenmemiş bir kişiyi bir çölde ya da ormanda bile bulmanın mümkün olmadığı inancını taşıyorum. O müzikleri duyup ezberlememiş bir kişiyi çevremde tanımıyorum?
 

elektronik müzik
 
Jarre, Vangelis,Yanni, Enya, Kraftwerk, Depeche Mode, Modern Talking, Pet Shop Boys, A-ha, Alphaville vs. grupları bilmeyen duymayan insan kalmamıştı denebilir. Aynı yıllarda yüzlerce sayıda önemli synth pop grupları türedi. Tarihte şimdiye kadar görülmemiş inanılmaz bir pazar oluşmuştu. Erasure, OFF, Information Society, DAF, New Order, Propaganda, OMD, Pseudo Echo, Blancmange, Cretu Cats, Men Without Hats, Telex, Soft Cell, Human League, Berlin, The Fixx, Thomas Dolby, Yazoo, Nik Kershaw, Anne Clark, Eurythmics, Kim Wilde, John Foxx, Simple Minds, Thompson Twins, Front 242, Ultravox, Gary Numan gibi yüzlerce grup ve kişi, synthesizer isimli bu cihaz sayesinde inanılmaz şöhret ve imkanlar yakaladılar. İki üç tane klavye, bir iki elektronik davul makinesi ve elektronik davulla inanılmaz basit ama olağanüstü harmoniklere sahip müzikler yapılmaya başlanmıştı. Bu yıllar Analog Synthesizer’ların gerçekten altın çağlarıydı.

 

Rekabetin yeni markaları

Artan bu taleple synthsizer üreticisi firmalar üretim sayısı ve çeşitliliğini artırmaya başladılar. Moog”un ve ARP”ın ardından Oberheim, Octave Electronics ve Sequential Circuits (Dave Smith) gibi Amerikan lider firmaların yanı sıra bu işe Japonlar da el atmaya başladı. ‹lk üretim yılarında ünlü HAMMOND orgları için sadece elektronik “rhythm box” üreten firmalardan olan “Keio Organ” firması daha sonra adını KORG yaparak Amerikan synth’lerine rakip olabilecek PS ve MS (Poly Synth ve Mono Synth) synthesizer’larını üretmeye başladılar. ünlü MS-20 gibi monosynth ler ve PS-3100 serileri bu yıllarda bu rekabetin içine sokuldular. Yine bir Japon firması olan Yamaha ve Kakehashi Electronics firmaları da synthesizer üretimine başladılar.

Japon firmaları için bu dev Amerikan firmalarıyla rekabet edebilmek gerçekten çok zor olacağı için Japon ismi taşıyan markalar batıda ve Amerika’da çok daha kolay akılda kalabilecek isimler arayışına gittiler. çünkü Japonca isimler hem zor telaffuzlu hem de akılda zor kalabilecek şeylerdi. O nedenle Keio Organ firması adını KORG yaptı. Kakehashi Electronics ise ROLAND ismini aldı.
 

bilgisayar müziği
 
Firmanın isminin neden “ROLAND” olduğu da şöyle bir hikaye ile anlatılır: Kakeshashi yöneticileri bir Amerikan telefon rehberinin sayfalarından birini rastgele açıp ilk çıkacak ismi firma ismi yapalım derler ve açılan sayfada ROLAND ismi çıkınca bu ismi koyarlar.

Artık Roland da diger Amerikan isimli firmalar gibi batılı bir isme sahip olmuş, pazardaki rekabet şansını artırmıştır. Roland da ’70’li yılların ortalarından sonra SH serisi ve System 100 ve 700 gibi modüler synth’ler üreterek rekabetin içine atılmıştı. Hatta bu rekabet bütün firmalar arasında o kadar kızıştı ki üretilen ürünlere yeniliği, uzayı, hayal gücünü, sonsuzluğu ifade eden isimler verilmeye başlandı. Cosmo Synth, Prophet, Jupiter, Juno, Saturn, Galaxy, Nova, Matrix, Polaris, Chroma, Voyetra, Sirius, Andromeda gibi “göksel” isimler bu synth’lerin sınırsızlığını, yüceliğini vurgular nitelikteydi. Bu isimleriyle yepyeni synth’ler; geleceği,evrenin sonsuzluğunu, hayal gücünü ve teknolojinin baş döndüren hızını insanlara tekrar tekrar anımsatıyorlardı.

 

Bilgisayar müziği mi elektronik müzik mi?

Evet, gerçekten de Synthesizer (Britanya’daki yazımıyla Synthesiser) 20. Yüzyılın en önemli ve çağı etkilemiş buluşlarındandı. Günümüzde bu durum bilgisayarlı müzik tarafından oldukça baltalanmış olsa da, (mali krizler ve üretim stratejileri yüzünden) hala dünyada ciddi bir kitle analog synthsizer’larla müzik yapmaktan vazgeçemiyor. Her nekadar bilgisayar eski synthesizer’larla aynı işi yapıyolar dense de, bu durum gerçeği ne yazık ki pek yansıtıyor. çünkü geçen sayıda röportaj konuğu dünyanın en büyük elektronik mühendislerinden sayın Ken Ishiwata’nın dediği gibi; “Analog sürekli değişkenlik gösteren harmonikleri çok farklı bir olgudur. Dijitalse lineer bir ölçü sistemidir. O nedenle gerçek analoğa göre daha soğuk ve steril, yani doğallıktan daha uzaktır. Ucuzluğu ve daha kolay erişilmesi açısından daha pratik olsa da, hiçbir zaman analogla birebir bir konuma geçemeyecektir.” Gerçek analog synth’lerin birkaç nesil sonra çalınamayacağını bilmek, o nesillerin bu gerçek tattan mahrum olacağını bilmek de üzücü bir husus olarak görünüyor.
 

cem melik
 
Aslında günümüzde yapılan müziğe ELEKTRON‹K MüZ‹K demek çok doğru olmayacaktır. “Elektronik Müzik” kavramı, adından da belli olacağı üzere tamamen elektronik devreler sayesinde, ayrık bileşenli, fiziksel devrelerden (entegre, kapasitör, kondansatör, transistör, lamba, analog preamp vs) geçen cihazlardır. Bilgisayar ise sadece mikrochip teknolojisidir: 0 ve 1 mantığıyla çalışan taklit mantığına dayalı, sıkıştırılmış ve fiziksel boyut taşımayan, organik olamayan bir teknolojidir. Dolayısı ile “Elektronik Müzik” ve “Bilgisayar Müziği” kavramlarını birbirinden ayırmak doğru olacaktır.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here