Ana sayfa Sektörden Son Gerçek “Guitar Hero” SLASH

Son Gerçek “Guitar Hero” SLASH

0

İmajı, sürekli gelişen müziği, klipleri ve sahne performansı ile modern zamanların gitar ikonu haline gelmiş Slash ile yeni albümü, enstrümanları ve kayıt maceraları üzerine farklı bir röportaj yapmayı başardık. Rock’n Roll ikonu ile ilgili tüm merak ettikleriniz Technotoday farkıyla karşınızda…

1990’lı yıllar, Rock müziğinin son devrimsel ürünlerini birbiri ardına piyasaya çıkartmayı başardığı bir dönemdi. özellikle 1991 yılında patlayan Seattle devrimi ile rock müzik endüstrisi bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. Deri pantolonlu, perma saçlı rock starlar, yavaş yavaş yerlerini anti kahraman görünümlü, karanlık, kaygılı ve görece imaja hiç önem vermeyen yeni nesil bir müzik akımına bırakıyordu.

Slash”ın yeni albümünün en başarılı şarkılarından By the Sword”u dinlemek için aşağıdaki bağlantıya tıklayın.

Sahnelerde artık cambaz gitaristlerin yerine basit akorlardan başka bir şey çalma ihtiyacı duymayan minimalist vokal-gitar sanatçıları fink atmaya başlamıştı. Kısacası dönem artık Kurt Cobain ve onun açtığı yolda çığ gibi büyüyerek ilerleyen alternatif rock sanatçılarının dönemiydi. Ama pes etmeyen ve bildiği yoldan şaşmadan yürümeye devam eden gitar kahramanları da yok değildi. Slash, 1980’lerin sonunda ve 1990’ların başında kazanmaya başladığı ikon statüsünün en üst seviyesini günümüz dünyasında yaşıyor. Şimdi kendi ağzından 1980’ler, 90’lar rock’n roll dünyası, yeni albümünün gitar kayıt maceraları, konser ekipmanları, Slash imzalı yeni model enstrümanları ve sanatçının bilinmeyen özelliklerini dinleyelim.

 

 

Technotoday: öncelikle Sound ekibi olarak çok teşekkür etmek istiyoruz. Slash denince bizim için akan sular duruyor. ülkemizde de hatırı sayılır bir fan kitleniz olduğunu bilmenizi isteriz. Slash macerasının başlangıç noktasına geri dönebilir miyiz? Gitarla tanışmanız nasıl oldu?
 

Slash: 1965 yılında Londra İngiltere’de Saul Hudson ismiyle doğmuşum. Babam bir İngiliz tasarımcıydı. O sıralarda Geffen Records için albüm kapakları tasarlıyordu, annem ise moda tasarımcısıydı ve 1960’ların ruhuna uygun uçuk kaçık kıyafetler yaratıyordu. 10 yaşıma kadar İngiltere’de yaşadık. 11 yaşımda annemle Amerika’ya taşındık ve oldukça farklı bir hayatın içine girdik. Ufak bir evimiz vardı ama bu ev annemin moda tasarımlarının da etkisiyle sanatçıların sürekli ziyaret ettiği bir mesken haline gelmişti. 

 
Iggy Pop ve David Geffen gibi isimler bizim evin sürekli ziyaretçileri arasındaydı. Gitar çalmaya başlamam ise büyükannemin bana 15 yaşımdayken tek telli bir klasik gitar hediye etmesiyle başladı.Günde 12 saat gitar çaldığım zamanlar oluyordu. Gitar çalmaya başladığımda içimde daha önce keşfetmemiş olduğum bambaşka bir kimliğin gizli olduğunu fark ediyordum. Normalden çok daha heyecan dolu, içi içine sığmayan ve yerinde durmak istemeyen bir Soul Hudson ortaya çıkıyordu.

 

 

Technotoday: O yıllarda kimleri dinliyordunuz? Bir de Slash ismi nasıl ortaya çıktı?
 

Slash: İlk dinlediğim gruplar arasında Led Zeppelin, Rolling Stones, The Kinks ve Bob Dylan dinliyordum. Ama hayatımı değiştiren grup hangisi diye soracaksanız, cevap kuşkusuz Aerosmith olacaktır. O gürültülü gitarlar, gümbür gümbür davullar ve çığlıklar tam benlikti. Ne yapmak istediğim konusunda artık kafamda bir takım şeyler netleşiyordu. Slash takma ismi ise annemin arkadaşlarından oyuncu Seymour Cassel’in yarattığı bir addı. Seymour’ın çocuklarıyla mahalleden arkadaştık. O yaşlarda elimden gitar hiç düşmüyordu, sürekli geziyordum, bir an bile yerimde duramayan bir genç haline gelmiştim. Seymour bana o yüzden Slash adını taktı. Herkes de bunu benimseyince öyle anılmaya başladım.
 

 

Technotoday: Müzik kariyerinize gelecek olursak? Başlangıç yıllarınızdan bahsedebilir miyiz?
 

Slash: Tabi ki. Gitar çalmayı biraz öğrendikten sonra buna kafayı iyice takmıştım. Neredeyse hayatta başka hiçbir şeyin anlamı yoktu benim için. Böyle bir tip olunca haliyle okulda da sürekli dışlanan bir karakter haline geliyorsunuz. Okuldaki basmakalıp çocuklar gibi olup da herkesin bana olmam gereken rolleri söylemesinden sıkılmıştım. Sonunda bir gün canıma tak etti ve “Bir daha da okula gitmem” dedim. Lisedeyken okuldan ayrılıp müzik grupları kurmaya başladım. İlk grubumun adı Road Crew’du. Guns’n Roses’da beraber çalacağımız Steven Adler ile de ilk olarak bu grupta çalmaya başladık. Steven ile bir kaykay parkında tanışmıştık. Steven çok fena bir şekilde düşmüştü ben de ona yardımcı olmak için yanına gitmiştim. Sonra arkadaş olduk. Road Crew ile başlayan müzik kariyerim, Axl Rose’un Steven ve beni kendi grubuna davet etmesiyle ivme kazandı. Axl’ın davulcusu ve gitaristi onu ekmişlerdi. Bizim yardımımıza ihtiyacı vardı. İlk konserimizin tarihi yanlış hatırlamıyorsam 6 Haziran 1985’ti. O konser için kendime bir büyük siyah şapka almıştım. İmaj yapmaya çalışmıştım anlayacağınız. Ondan sonrası ise zaten çığ gibi büyüyerek bugünlere kadar geldi.

 

 

Technotoday: Biraz da teknik konulardan bahsedelim isterseniz. Yeni albümde gitar kayıtlarınız sırasında dijital herhangi bir donanım kullanmadığınızı söylemiştiniz blogunuzda. Bu konuyu açabilir miyiz?
 

Slash: Dijital derken bu kapsamın içine bilgisayar ve dolayısıyla ProTools’u da dahil etmemiz lazım. Albümdeki gitar kayıtlarını tamamen analog bir sistemle yaptım. Şimdi neden zaten uzun bir süreci daha da karmaşık hale getirdiğimi soracaksınız, hemen anlatayım. ProTools’da karşılaştığım en büyük sorun, dijital olarak kaydedilmiş gitar tonlarının analog bantlara kaydedilmiş tonların yanına bile yaklaşamayacak olmasının dışında, akşam kaydettiğim gitarların sabah stüdyoya geldiğimde hatırladığımdan farklı duyulmasıydı. 

örneğin bir akşam stüdyoda saatlerce çalıp kayıt yaptıktan sonra ertesi gün dinleme yaparken hatırladığımdan farklı bir kayıtla karşılaşıyordum. Bunun nedenini sonradan buldum: ProTools ile çalışan ses mühendisleri bilgisayar başında oturmaktan ve yapılmış kayıtları mükemmelleştirmekten büyük zevk alıyorlar. Gece ben stüdyoyu terk ettikten sonra bile saatlerce makinenin başında kayıtları kesiyor, biçiyor, edit ediyor ve ortaya mükemmel bir kayıt çıkartıyorlar. Fakat ne var ki işte bu durum, bana biraz fazla mükemmel geliyor ve ortaya çıkan iş pek de hoşuma gitmiyor. Yeni albümüm “Slash” için nasıl bir prodüktörle çalışmak istediğime bu sefer çok iyi karar vermiştim. Aranje ve sound olarak modern ama bir o kadar da klasik kayıt tekniklerine hakim bir isim arıyordum. Onlarca isim arasından görüşmelerde içime sinen, Eric Valentine oldu. Valentine, Queens of the Stone Age, Smash Mouth ve Good Charlotte gibi grupların da prodüktörlüğünü yapmış bir isim. Hem yetenekli hem de deneysel teknikler kullanmayı seven Eric ile sağlam bir uyum yakaladık. Eric kendi icadı olan çeşitli cihazlarla da kayıt aşamasında bizi oldukça şaşırttı. örnek olarak kendi tasarladığı uzaktan kumandalı bir mikrofon robotu var ve bu robot, üzerindeki mikrofonla amplifikatörlerin en güzel tınladığı noktayı bulana kadar mikrofonu bir oraya bir buraya hareket ettiriyor. Eric bir yandan da bilgisayarın ekranında robotun hareketlerini ve pozisyonlarını izleyerek notlar alıyordu. Böylece tüm amplifikatörler için farklı pozisyonlarda mikrofon yerleşimi yaptığımızda nerede nasıl bir ton yakalayacağımızı da biliyorduk. Eric’le albüm için yaptığımız ilk toplantıda bas, davul ve gitarları tamamen 2 inçlik makara bantlara kaydetmek istediğimi söyledim. Eric’le çalışmayı seçmenin doğru bir karar olduğunu o an anladım çünkü kendisi bant kaydı yapmaktan mutlu olacağını, hatta yıllardır arşivlediği ve topladığı çok geniş bir makara bant stoku  olduğunu, bir şekilde o bantların ziyan olmasından korktuğunu söyledi. Sanırım 2 inçlik makara bantlara yapılmış son Rock’n Roll albümlerinden birisi oldu ortaya çıkarttığımız. Şimdi kendi işimi övmek istemem ama hakikaten son derece dolgun ve iyi sound’a sahip bir iş oldu diyebilirim.

 

Sound: Albümde hangi gitar ve amplifikatörlerleri kullandınız?

 

Slash: Tahmin ettiğiniz gibi Les Paul kullandım. Ama bir farkla: Gibson değildi kullandığım gitar. Evet Guns’n Roses’ın Appetite for Destruction albümünde kullandığım, Kris Derrig imzalı Les Paul replikasını bu albümde de kullandım. Amplifikatör olarak ise 1980’lerden kalma bir Marshall JCM 800 kafa kabinden yararlandım. Ritm partisyonları için ise yine İngiliz karakterli ama daha yumuşak
amplifikatörler kullandım. fiarkısına
göre değişmekle beraber, miksin sol tarafına yatırdığımız ritm partisyonlarında Vox AC30.
 

Sound: Son zamanlarda özellikle albümünüzün de çıkmasıyla beraber Slash imzalı bir çok kaliteli enstrüman piyasaya sürüldü. Bunlardan bahsetmek ister misiniz?

 

 

Slash: Aslında albümden önce de Slash imzalı ürünler satılıyordu ama albümden sonra çok daha güçlü bir pazarlama ile farklı ürünler de piyasaya sunuldu. Gibson’ın iki farklı Slash serisi mevcut. Bunlardan ilki, biraz önce bahsettiğim ve Appetite for Destruction albümünde kullandığım ve Amerikalı bir gitar imalatçısı olan Kris Derrig imzalı Les Paul’un Gibson tarafından üretilen replikası. Burada komik bir durum söz konusu. Zira Kris’in gitarı bir Les Paul kopyasıydı, Gibson ise bu kopyayı kopyalayarak kendi markasıyla piyasaya sürüyor. Yani kopyanın kopyası, orijinal markaya sahip oluyor gibi bir durum var ortada (Gülüyor) Bu gitarı hayata geçirirken zaten iyi olan bir formülü baştan kurcalamanın bir gereği yok diye düşündük ve sadece manyetik olarak Alnico Pro II’yi şart koştuk. Standart Les Paul alışkanlığı olan maun gövde, akçaağaç kaplama formülünü devam ettirdik. Ama bu gitardaki akçaağaç çok desenli ve az bulunan bir tür. Manyetiklerin siyah beyaz olmasına da özen gösterdik çünkü benim elimdeki orijinal gitar aynı bu şekil deydi. öte yandan Slash imzalı Standart, Inspired by Slash ve VOS yani orijinalinin aynısı olarak üretilmiş modeller de mevcut. VOS, Vintage Original Spec anlamına geliyor ve benim 1980’li yıllarda kullandığım bir gitarın sigara yanıklarına kadar birebir aynısı. O gitarı sonradan boyatmak durumunda kaldım. Ama VOS modelini elimdeki fotoğraşar ve benim hafızamdaki figüre göre yaptık.

 

 

Sound: Bazı şarkılarınızda neck manyetiğini sololar için kullanıyorsunuz ama bu manyetik sololarda, normalde olduğundan biraz daha boğuk bir ton veriyor.
Bunu nasıl yapıyorsunuz?
 

Slash: Sanırım November Rain, Knockin’ On Heaven’s Door ve Estranged şarkılarının tonlarından bahsediyorsunuz. Burada gitarın üzerinde yapmış olduğumuz bir modifikasyonun etkilerini duyuyoruz aslında. Ben o şarkıların tamamında soloları aynı Les Paul Goldtop ile çalmıştım. Elektronik devrelerde bir modifiye işlemi yapmıştık ve gitarın ton düğmesini kapattığımda bile sustain bozulmuyordu. Ortaya daha şütümsü, uzun sustain’li
ama biraz da boğuk bir ton çıkıyordu. O boğuk ve hafif kapalı ton benim sololarda hayal ettiğim tonun ta kendisiydi. İşin sırrı gitarın modifiye işleminde yani anlayacağınız.

Sound: Bir de Marshall amplifikatör çıktı geçtiğimiz aylarda Slash ismiyle. Onu da sormak istiyoruz. Gelişiminde siz de bulundunuz mu?
 

Slash: Evet ve Marshall’ın bu amplifikatörü bir anda efsane haline geldi. Marshall AFD100 adıyla anılan bu model, 100W lambalı bir amplifikatör. Benim 1980’li yıllarda Appetite for Destruction albümünde yarattığım sound’ları bünyesinde barındıran bir model. AFD’nin üzerinde aslında iki mod var: #34 ve AFD. #34 modu, benim 1980’li yıllarda kullandığım modifiye edilmiş JCM 800 2203 amp’in tonlarına sahip. AFD ise adı üzerinde Appetite For Destruction albümündeki 1970’lerin ortasında üretilmiş Marshall 1959 Tremolo modelin tonlarını yaratıyor. AFD modunda biraz daha yüksek gain var. Marshall AFD modelinin bir güzelliği de amplifikatörün üzerindeki Power knob’u sayesinde cihazın gücünü istediğiniz gibi ayarlayabiliyorsunuz. Diğer amplifikatörlerde bu bir switch ile yapılırken burada knob ile yapılıyor, bu da ince ayar yapabilmenize olanak sağlıyor. Turne ve konserlerimde AFD modelini sürekli bir şekilde kullanıyorum.

 

Sound: Son olarak da Slash’in manyetik seçimini sormak istiyoruz. Bir Alnico II Pro kullanıcısı olduğunuzu biliyoruz. Bundan bahsedebilir miyiz?
 

Slash: Alnico II Pro benim yıllardır tüm Les Paul modellerinde kullandığım bir manyetik. Eski PAF manyetiklerini saymazsak Alnico II Pro bence Les Paul’a en çok yakışan manyetik. Düşük çıkışlı bir manyetik olan Alnico II, drive tonunu tamamen amplifikatöre bırakıyor. Bu da çok natürel bir ton yaratılmasına, gitarın ağacının ve amplifikatörün karakterinin ortaya çıkmasına olanak sağlıyor. öte yandan Seymour Duncan ile yaptığımız çalışmalar neticesinde Alnico II Pro Slash modelini de yarattık. Kozmetik olarak benim gitarlarımdakinin aynısı olan bu manyetik, yine Alnico II mıknatısa sahip. Sarım olarak ise standarttan az bir şey daha fazla ve güçlü. Canlı performanslardaki gitarlarımda Slash imzalı bu manyetiği kullanıyorum.

Sound: çok teşekkür ediyoruz cevapları-nız için. Bize vakit ayırdınız ve çok değerli bilgiler paylaştınız. Buradan ülkemizdeki tüm fanlarınız adına size sevgiler ve selamlar gönderiyoruz.

Slash: Teşekkürler ve Türkiye’ye selamlar.
Rock’n Roll!

 

Sound Nisan Sayısında…

 

Sound eski ve yeni sayılarını buradan kolayca satın alabilirsiniz.

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here