Ana sayfa Haber Slash”siz Guns N”Roses Olur mu?

Slash”siz Guns N”Roses Olur mu?

0

Bazen bir grup sadece bir grup değildir; onu dinlediğiniz anda hissettiğiniz ve yaşadığınız her şeyin toplamıdır… Guns N’Roses da öyledir işte.

Guns N’Roses’ın konsere geleceğini duyduğumda, 12 yaşında yeni rock dinlemeye başlamış küçük Aydilge oluverdim bir an. Ve aslında sadece Guns’ı dinlemek değil, biraz da o zamanı yeniden hissedebilmek, geçmişe dönebilmek için de heyecanlandığımı fark ettim. Evet Slash başta olmak üzere efsane kadro olmayacaktı sahnede… Axl da yirmi yaşındaki olağanüstü yakışıklı adam değildi artık… Kafamda şu düşünce dönüyordu. Acaba hiç hayalimdeki resmi bozmasam mı? Axl hep öyle genç, deli, yıpranmamış haliyle mi kalsa aklımda? Yeni kadrosuyla Guns’ı görmesem mi, canlı canlı dinlemesem mi? çünkü hayal kırıklığına uğramaya dayanamayacak kadar çok seviyordum Guns N’Roses’ı…
 
Slash'siz Guns N'Roses Olur mu?

Axl’ı başarısız, enerjisiz, kaybetmeye mahkum, orta yaşlı bir yitik rock star olarak görürsem, ne yapardım? çocuklar, kahramanlarının kaybettiğini görmek istemezler ya, işte aynen o duyguyu hissediyordum. Ya bir ara Youtube’da izlediğim ve hemen dayanamayıp kapattığım konserindeki gibi çok kilolu, sesi soluğu çıkmaz, doğru düzgün hareket edemez bir haldeyse ne yapacaktım? Gerçekten bununla yüzleşemezdim. Ama bir yandan da Axl’ı kanlı canlı izleme fırsatını kaçıracak kadar da aptal olmamalıyım diye düşünüyordum. İşte bütün bu karambol düşünceler arasında kendimi konsere gitmeye ikna ettim.
 

Kısaca Tuborg Goldfest’e de değinmek gerekirse, gayet düzgün bir organizasyon olduğunu belirtmek isterim. Sadece Line up’ın sıralanışında bazı yanlışlıklar olduğunu düşünüyorum… Ugly Kid Joe, Lacuna Coil, Skindred gibi grupların afişte Redd ve Pentagram’dan küçük yazılmasına anlam veremedim. Türk gruplarını küçük gördüğüm için asla değil ama müziğe harcanan yıllar, dünya çapında gösterilmiş başarı oranı ve bizim bu yabancı grupları tekrar dinleme şansımızın Redd,Pentagram ve Şebnem Ferah’a göre ne kadar az olduğunu düşünürsek, bence hem afişte küçük yazılmaları, hem de erken sahne almaları yanlıştı. İnsanlar, Redd konserini yine mutlaka bir gün denk gelip izlerler. Ama izleyiciler, özellikle de hafta içi altıdan önce işten çıkamadıkları için Lacuna Coil’ı, Ugly Kid Joe’yu, Skindred’i kaçırdılar ve kim bilir onları ne zaman izleyebileceğiz bir daha…
 

 

Guns’a geri dönecek olursak… Evet konser öncesinde şöyle sesler yükseliyordu: Axl’ın sesi bitmiş diyorlar… Ne yapayım ben 100 kilo olmuş Axl’ı? Slash olmadan Guns N’Roses çekilir mi? Axl, en az iki saat geç çıkar sahneye…”
 

Bütün bu olumsuz sözlerin arasından yine tam bir rock star edasıyla yumruğunu suratımıza muhteşem sesi ve performansıyla çaktı Axl. Guns N’Roses, hiç gecikme olmadan, tam saatinde sahneye çıktı! Ve yer yerinden oynadı… Evet ses sisteminde yine maalesef sorun vardı. Parkorman’ın artık bu konuya bir çözüm bulması gerek. Sahne önünden çok kötü duyulan sesler, arka taraflardan muhteşem duyuluyordu. Ama yine de Guns’ın tecrübeli sesçisi, ne yaptı etti, beşinci parçadan sonra ön tarafı da topladı.
 

Canlı canlı Estranged ve Civil war dinleyerek başladık konsere. Ron “Bumblefoot” Thal, Richard Fortus ve DJ Ashba gitarda muhteşemdiler. Ama ne olursa olsun şunu itiraf etmek istiyorum. üçü bir Slash edemiyor. Edemez de… Zaten hata bizde. Onları karşılaştırmamızda. Kimse Slash olmayacak. üç gitarist bir Slash edemeyecek çünkü o Slash… Daha iyi ya da kötü değil, farklı olduğundan… Eski Guns N’Roses’ı bir kenara bırakıp, konserin keyfini çıkarmak gerektiğini biliyordum ve de aynen öyle yaptım. çünkü bu grup çok iyiydi. Eskisinin aynsı olmasını beklemek bizim hatamızdı… Sonra Axl’ın sesinin ne kadar harika, güçlü geldiğini düşündüm. Aşırı uyuşturucu kullandığı döneme göre çok daha iyi ve kuvvetliydi. En tizlere bile çıkabildi. Böylece Axl’ın sesi bitmiş diyen ön yargılı sesleri o bayıldığımız kedimsi sesiyle tırmıklamış oldu.

 

Sonra gitaristlere odaklandım. Son derece canlı, hareketli, seyirciyle iç içe bir haldeydiler. Slash’in yerini üçünden en çok DJ Ashba’ya bıraktığını hissettim. DJ Ashba, en ufak bir hata yapmadan, Slash’in albümde çaldığı soloları milim değiştirmeden birebir çalıyordu. çünkü biliyordu ki, hata yapsın diye dört gözle bekleyen, sürekli onu Slash’la karşılaştıran bir kitle var. Ne kadar büyük bir yük olsa gerek. Slash’e baktığımda, konserlerinde soloları kafasına göre değiştirdiğini, hatta hatalı çaldığını bile görürüm ama bu kimseye batmaz çünkü o zaten, o soloların yaratıcısıdır. Ama DJ Ashba minicik bir hata yapsa, yerle bir edileceğinin bilincinde. O yüzden milim hata yapmıyor. En ufak bir yorum katmıyor. Slash ne çaldıysa albümde, aynısını çalıyor. Sarf ettiği çabayı ve üzerindeki aşırı sorumluluğun ne kadar ağır olduğunu düşünüyorum. Sonra da kendi kendime diyorum ki, acaba çok mu duygusal bakıyorum? DJ Ashba, belki de dünyanın en mutlu adamı. Koskoca Guns N’ Roses’la dünya turnesine çıkıyor… Slash’ın gölgesinde kalacak olmanın ağır bir sorumluluğu değil, onun yerine gelmiş olmanın muhteşem gururu içindedir belki… Kim bilir…
 

Set liste gelince, Guns N’Roses, hem eski şarkıları hem de yeni şarkıları sevenlere hitap eden çok uzun bir liste hazırlamıştı… Doya doya izledik. Bir an için eskileri çalmayacak diye korkmadım değil ama…
 

Parkorman’dan çıkarken şunu düşündüm. Pek çok insan, telefonlarına yapışıp anı kayda almak uğruna anı kaçırıyordu… Yaman çelişki… Bir çok insan da sırf ne kadar “aşmış” olduğunu göstermek için konseri beğense bile beğenmediğini söylüyordu… çünkü beğenmedikçe daha cool göründüğünü düşünen ve negatif eleştiriyle prim yaptığını zanneden son derece sığ bir kitle var ülkemizde. Tabi gerçekten müzikal zevkine uymayıp da beğenmemiş olanlara saygım sonsuz. Ama pek çok kişinin samimiyetine inanmıyorum. çünkü sahnedeki grup gerçekten taş gibiydi, rock gibiydi! Gibisi fazla, rockn’ roll’un ta kendisiydi..
 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here