Ana sayfa Haber “Siyah”, 20 Yaşında

“Siyah”, 20 Yaşında

0

Metallica’nın efsane haline geldiği ve milyonlara ulaştığı 1991 çıkışlı “Black” adıyla anılan albümünün 20. yılında, albümün efsanevi prodüktörü Bob Rock, prodüksiyon aşamalarını anlatıyor, şehir efsanelerini cevaplıyor ve merak edilen karanlık noktaları aydınlatıyor. Metallica’nın isimsiz siyah albümünün perde arkası…
 

1991 yılı… Bir ekolün bittiği ama bambaşka bir devrimin müjdelendiği, müzik endüstrisinin belki de son devrimini yaşadığı mucize yıl. Hard Rock grupları, bir anda yaşanan Grunge devrimiyle müzik endüstrisi içinde “istenmeyen çocuk” olurken; Los Angeles’lı dört genç adam, bu yaşananların dışında kalıp, tüm zamanların en büyük Rock/Metal albümünü yapmak üzere kendi dünyalarına çekilmişlerdi. Metal gibi değişimlerin görece daha az olduğu, beklentilerin değişimden ziyade sadakat olduğu bir janrda köklü bir değişime gitmek, dünyada özellikle de Metallica gibi stadyum doldurma aşamasına gelmiş bir grupsanız, son derece zor bir karar. Bir nevi ip cambazlığı gibi de görülebilecek bu karar, bir çoklarının söylediği gibi aslında Bob Rock’ın zihninde yerleşmiş bir fikir değildi. Bakın efsanenin solisti James Hetfield bu konuda neler diyor: “Black albümünün sound olarak daha geniş kitlelere hitap etmesini herşeyden çok istiyorduk. Bob Rock da bizim sevdiğimiz ve dinlemekten zevk aldığımız bir çok albümün altında imzasını gördüğümüz bir prodüktördü.
 
metallica
 
Kendisini ilk tanıdığımızda amacımızın milyonlara ve tüm dünyaya ulaşmak olduğunu net bir şekilde anlattık” 1990’lı yıllara gelindiğinde Amerika’nın kuzey doğusundan çıkan, içinde bulundukları puslu, yağmurlu ve kasvetli havayı bir yaşam duruşu haline getirmiş ve partiden, eğlenceden, kızlardan ve rock’n roll’dan ziyade; hayatı, kişiselliği, insani problemleri ve toplumu sorgulayan Seattle’lı genç adamlar, Rock’n Roll gruplarını, özellikle de Hair Rock adı verilen grupları adeta komik duruma düşürdüler. Artık sound’lar değişiyor, şarkıların armonik yapıları en baştan yazılıyor, gitar soloları kayboluyor, vokaller iyice ön plana yerleşiyor, şarkı sözleri her zamankinden daha fazla göze çarpmaya başlıyordu. Belki iç güdüsel, belki de müzik endüstrisini iyi yorumlama yetisinden olsa gerek, Metallica’nın 1990 yılındaki yeni albüm toplantılarında da daha kişisel şarkı sözleri, daha güçlü riffler, daha kısa şarkılar, daha anlamlı sololar ve daha modern sound’lar hep ön plana çıkan konulardı. Aynı yıl Mötley Crue’nun Dr. FeelGood albümünün de prodüktörlüğünü yapan Bob Rock ismi de işte bu albümü çok seven grup elemanlarının aklına toplantılar sırasında gelir. Daha sıkı (tight) bir sound, gümbür gümbür gitarlar, groove eden bir davul ve davulu takip eden muazzam bas gitar cümleleri… Bu formülü izlemek için Bob Rock ile masaya oturulur, kısa zamanda anlaşılır. Ama ortada büyük bir sorun vardır ki işte bu, üç evlilik, üç farklı miks ve 1.000.000 dolara mal olur: Sorunun ismi egolardır… Bob Rock’ın grup işleyişini kökünden değiştirmesi, gruba sürekli müdahale etmesi, Lars’ın davula bakışından Hetfield’ın söz yazımına kadar derin bir iz bırakması, Metallica ve Bob Rock arasında bir aşk-nefret ilişkisi doğurur. Albümün sonlarına doğru Bob Rock istenmeyen adam ilan edilir ve kendisi grupla bir daha asla çalışmayacağını söyler. Metallica da “Biz de zaten iş bittikten sonra seni görmek bile istemiyoruz” cevabını yapıştırıverir. Ardından dört albümde daha beraber çalışılması ise hem gruba hem de Bob Rock’a şaşkınlık verir. Peki prodüksiyon aşamasında neler oldu, Bob Rock kayıtlar sırasında ne gibi müdahalelerde bulundu? İsterseniz Bob Rock’ın ve grup elemanlarının ağzından efsanevi 1991 yılı albümünün prodüksiyon aşamalarına bakalım.

 

Prodüksiyon

Albümün daha groove eden bir ritmik alt yapısının olması ve davullarla bas gitarın eskiye oranla daha içiçe duyulması, grubun ilk etapta Bob Rock’tan beklediklerindendi. Lars, Rock ile yaptığı özel toplantılarda hep AC/DC’nin Back in Black albümünü örnek göstermiş ve “Böyle yürüyen bir alt yapı çalmak istiyorum” cümlesini defalarca farklı şekillerde dile getirmişti. Bob Rock’ın ilk etapta Lars’ın davul çalış stilini değiştirmesi gerekmişti ve bir kez daha karşısında kocaman egolardan örülmüş bir duvar duruyordu: “Lars bana defalarca AC/DC’nin Back in Black albümünü dinletmiş ve böyle bir davul hissiyatı arıyorum demişti. Fakat ortada baştan sorunlu olan bir durum vardı. Lars tamamen James’in gitarlarına göre çalıyordu. Halbuki grubun Lars’a göre çalması daha iyi olacaktı. Evet bazı gruplarda gitar ve davul ikilisi içiçe olabilir. Ama bu demek değil ki her grup bunu aynı şekilde kotaracak. Lars’ın grubu yürüten güç olduğunu idrak etmesi ve kabullenmesi biraz sürdü.” diyor konu hakkında Bob Rock. “Jason Newsted, bas gitarı elektro gitar gibi çalmaktan hoşlanıyordu. Kendisiyle yaptığımız görüşmelerde Lars’ın stil değiştirdiğini, kendisinin de daha bas gitarcı gibi çalmasının gruptaki groove açısından daha uygun olacağını anlattım. Jason kısa sürede Lars’ın yeni bakış açısına ayak uydurdu ve kısa zamanda bu ikilinin uyumuyla ortaya müthiş tınlayan bir alt yapı çıktı.” 1990’ın Eylül ayında demolar kaydedilmeye başlandığında, albümün çıkış şarkısı olarak Enter Sandman düşünülüyordu.
 

bob rock
 
Sandman’in dillere destan gitar riffi ise komik bir şekilde Kirk Hammett’in hayatında yazmayı başardığı ilk riff’iydi. Bundan önceki tüm albümlerin tüm gitar partisyonlarını yazan James Hetfield bile Hammett’ın tekinsiz, soğuk ama bir anda patlamaya hazır huzursuz riff’ine söyleyecek söz bulamamıştı. İşin aslını isi Lars’ın ağzından dinleyelim: “Kirk normalde bu şarkının riff’ini tek parça şeklinde yazmıştı. Yani şimdi dinlemekte olduğunuz halinde ilk üç mezurda tekrar eden cümle aslında bir defa, ardından gelen ikinci cümle de bir defa geliyordu ve ana riff bu şekilde oluşuyordu. Stüdyoda beraber çalarken Bob Rock ile oturduk ve riffin giriş kısmının tekrar edip kuyruk kısmının sadece ölçü sonlarında çalmasının nasıl olacağını düşündük ve BAM. İşlem tamamdı. Kirk bile son halini son derece tatmin edici bulmuştu”

Bob Rock, Metallica’yı ilk ne zaman canlı olarak izlediği sorulduğunda ve Metallica ile tanışmasının nasıl olduğunun anlatılması istendiğinde şöyle hatırlıyor: “Onları ilk olarak 1990 yılındaki Amerika-Kanada turnelerinin Vancouver ayağında izleme şansım oldu. Grup gerçekten bomba gibi bir enerjiye sahip ama bu enerjilerinin bir şekilde albüm kayıtlarında iyi yansıtılamamış olduğunu düşünmüştüm. Konserden birkaç ay sonra grubun menajeri benim menajerimi arayarak yeni albümün miksini benim yapmamı istediklerini söyledi. Ben de menajerin vasıtasıyla sadece miks değil tüm albümle ilgilenebileceğimi ilettim. Grup da bir sonraki aşamada zaten Bob Rock isminin prodüktör olarak kullanılmasını istemiş. Beraberliğimiz bu şekilde başladı.” Lars ise Bob Rock ile ilk görüşmesini çok hoş hatırlamıyor: “Bob stüdyomuza ilk geldiğinde hepimiz kendisine mesafeli olarak yaklaştık. O ise gayet kendinden emin ve rahat bir tavır içindeydi. Bize ilk söylediği: ‘Beyler sizi konserde izledim ve harika bir enerjiniz var. Ama bu enerjinizin albüm kayıtlarında bulunmadığını düşünüyorum. Bizim yapacağımız enerjinizi kayıtlara da geçirmek olmalı’ cümlesiydi. Benim cevabım ise: ‘çok pardon da sen kim olduğunu sanıyorsun dostum’ oldu” Zaten fırtınalı başlayan Rock ve Metallica ilişkisi, ilerleyen aylarda, Metallica Bob Rock’a karşı formatına dönecekti. Bob Rock tüm dalga geçilmelere, dışlanmalara ve ego çatışmalarına rağmen profeyonelliğini koruyacak ve işine bakmaya devam edecekti.

 

“Metallica’nın önceki albümlerde hep tek tek parçalar halinde kayıt yaptığını şaşırarak fark ettim. James ve Lars şarkıları yazıyor, James sözleri bitiriyor, sonra tek tek girip kaydediyorlardı. Ardından ise bitmek bilmeyen provalarla turneye hazırlanıyorlar ve yollara düşüyorlardı. Bu bakış açısını en baştan değiştirmek sanırım grup için doğru bir yol haritası olacaktı. Metallica’nın kendi varlığı olduğunu ve bu varlığı grubun dört elemanının oluşturduğunu, o yüzden kayıt aşamasında da grubun beraber çalması ve şarkıların aranjeleri sırasında da sürekli beraber çalmaları gerektiğini anlattım. Grup ilk defa prodüksiyon aşamasında stüdyoya girmiş ve bunun şaşkınlığını yaşıyordu.”
 
metal müzik
 
Metallica’nın 1991 yılındaki bas gitaristi Jason Newsted, Black ve önceki albümlerle Bob Rock farkını kendi sözleriyle ifade ediyor: “özellikle ‘And Justice For All’ albümünün sound’u olsun, aranjeleri olsun bir türlü içine sinmiyordu. Ne yaparsanız yapın baslar bir türlü albüm kayıtlarında duyulmuyordu. Bas frekanları da gitarların altlarından çıkartan bir bakış açısı vardı. Bunu sanırım daha sert bir sound çıkartmak için yapıyorduk. Ama Bob ile beraber stüdyoya ilk giren, alt frekanslar oldu. Sonunda gümbür gümbür bir bas tonu ve en nihayetinde davul ile içiçe girebilen bir bas gitar partisyonuna sahiptik. öte yandan şarkıların kısalması ve anlamlarının daha kompakt bir şekilde dinleyiciye verilmesi de beni tatmin eden bir başka özellik oldu.”

Bob Rock, grupla ilgili en sert mücadelelerinden birisini de aranjeler ve özellikle de tempolar konusunda yaşandığını anlatıyor. “örnek olarak ‘Sad But True’ single’ını ele alalım. Albüm kayıtlarından sadece beş ay önce kaydetmiş olduğumuz demoları dinlediğinizde temponun 10 bpm kadar hızlı olduğunu ve bu durum da şarkının ruhunun ortaya çıkmasında büyük bir engel olduğunu duyabilirsiniz. Metallica, gümbür gümbür başlıyor ve bir aceleyle çalıp şarkıyı bitiriyor gibi duyuluyordu. Benim yaptığım, hem şarkıyı daha sert sound’lara çekmek için orijinalde “E Minor” olan tonu gitar akortlarını düşürerek D Minor haline getirmek, üstüne bir de tempoyu düşürüp bir dizel lokomotif hissiyatı vermek oldu.”

 

Bu efsane olmuş albümle ilgili bir çok ilginç hikaye de tahmin edebileceğiniz gibi etrafta dönüp durur. Bob Rock da henüz karar aşamasındayken başına gelen tuhaf bir olayı paylaşmaktan mutluluk duyuyor: “Metallica’nın prodüktörlük teklifi geldiğinde aynı zamanda Bon Jovi ile beraber çalışıyordum ve çok yakın dostum Bon Jovi gitaristi Richie Sambora da kendi solo projesine başlamak üzereydi. Richie, prodüktörlük teklifini bana yaptı. Burada bir ikilemde kalmıştım. çok yakın bir arkadaşımı mı, yoksa büyük bir grubu mu reddetmeliydim? Bu konuda bir türlü karar veremediğimden dolayı eşim ve çocuklarımı alıp kafamı dinlemek için Büyük Kanyon’a, yani çölün ortasına tatile gitmeye karar verdim. Kilometrelerce otomobil kullandım ve aklımı toparlamaya çalıştım. Derken yüzlerce kilometre kimseyi görmemişken, yol kenarında kendi kendine duran bir adam gördüm. Hiçliğin ortasında, çölle bütünleşmiş bu adamın üzerinde Metallica T Shirt’ü vardı. Bu bir işaret olmalı diye düşünürken aracıma benzin almak için bir benzin istasyonuna girdim. ödemeyi yapmak için kasaya yaklaştığımda radyoda Metallica çalmaya başladı. Kasiyer genç bana dönüp “Daha önce Metallica çaldıklarını hiç duymamıştım, bu çok iyi oldu efendim” dedi. İşaret çölde gezerken bana ulaşmıştı. Aynı akşam Richie’yi arayıp Metallica projesini yapmak zorunda olduğunu söyledim. Hikaye böyle başladı.
 

Bas ve davulun yanısıra insanın kulaklarını yakacak kadar gümbürtülü bir gitar tonu da Black albümünde dikkat çeken en önemli faktörlerden. James Hetfield’ın Bob Rock ile beraber yarattığı gitar tonu, tüm zamanların en belirgin sound’larından birini oluşturuyor. “Genelde Marshall sound’u kendini çok belli ettiği için sadece Marshall ile çalmak ve kaydetmek kesinlikle istemiyordum.” diyor Hetfield konu hakkında. “Elimdeki Mesa’lar zaten mükemmel bir tonal aralığa sahipti. Mesa Boogie Simul-Class II modeli, uzun yıllardır vazgeçmediğim amplifikatör ve Metallica sound’unun elementlerinden birisi. Bob kayıtlar sırasında bir sürü acaip görünümlü vintage amplifikatör de getirmişti. Onları denemek ve farklı cihazlarda farklı tonlar almak da çok zevkliydi ama sonunda eldeki Mesa amplifikatörlere geri dönmüştük. Temiz tonlar ise Roland JC120 ve Kirk’ün özel yapım Strat’ının kombinasyonuydu.” Her ne kadar Hetfield Mesa’yı genel gitar tonunun elementlerinden biri saysa da Bob Rock, stüdyonun mimari yapısının da gitar tonuna etki ettiğini düşünüyor: “James’in çok karakteristik bir gitar çalışı ve tonu var. Açıkçası fazlasıyla kapalı ve susturulmuş (muted) bir gitar çalımı bu.

 

O sound’u çıkartmanın doğru yolunun da kapalı ve dar bir oda yaratıp kayıt işlemini orada yapmak olduğunu farkettim. Tüm kayıt işlemini ve sırları açıklamak istemem ama James ile Kirk’ün aynı odada kayıt yapmadığını, Kirk’ün daha geniş ve parlak tınlayan bir odada, James’in ise dar ve boğuk bir odada kayıt yaptığını söyleyebilirim. Kayıtlar sırasında gitarlarda 8 farklı mikrofon kullandım. Her mikrofon birbirini fazdan etkilemeyecek şekilde yerleştirilmişti. Sert EQ kullanımı yerine farklı mikrofon karakterlerini EQ’ymuş gibi kullandım. Her şarkının tüm gitarlarını James için en az 3 defa kaydediyorduk ve her kayıtta farklı mikrofonlar devredeydi. Sonunda miks aşamasında bu farklı mikrofonlu ve amplifikatörlü gitarları birbirine kırdırıyor, içiçe sokuyor ve üstüste bindiriyorduk. Boogie kabinleri beklediğimizden daha yumuşak bir ton vermişti, sıcak ve yanıcı tonlar için Marshall kabinleri de kullandık. Tüm kabinlerde 30W’lık hoparlörler olması James için önemliydi”

Son olarak

1991 yılı, özellikle o yıllarda gençlik, lise ve üniversite yıllarını yaşamakta olan şanslı jenerasyon için unutulmaz bir yıldı. Bir çok otorite için son müzikal devrimin yaşandığı, tarzların, müzik televizyonlarının, sahne imajlarının, şarkı sözlerinin ve prodüksiyon mantığının tamamen değiştiği yıl olan 1991, rock tarihinin belki de en büyük prodüksiyonlarından birisine ev sahipliği yaptı: Metallica’nın aynı isimli albümü. 1.000.000 Dolar’a, üç evliliğin bitmesine ve tam bir işkenceye dönene albüm kayıt sürecine rağmen fanlar tarafından “Black” adı verilen efsanevi albüm, bir metal albümünden çok artık müzik okullarında ders niteliğinde çalışılan bir prodüksiyon harikası olarak dikkat çekiyor. ?arkı sözlerinden enstrüman çalımına, kayıt aşamasından prodüktör grup ilişkisine kadar öğrenilecek sonsuz dersin olduğu bu karanlık albümü biz de elimizden geldiğince hatırlamak ve karanlığa dönmek istedik. Acı ama gerçek, bizim için 1991 Metallica albümü gibi bir albüm bir daha yapılamadı. Mevcut şartlarda da yapılması çok kolay görülmüyor.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here