Ana sayfa İnternet Sen mi ben mi?

Sen mi ben mi?

0

çağımızın deli tutkusu: “Beklenti” yada “ego”çatışmaları
 

Zihnimiz, modern yaşayış şeklimizin izinde herhangi bir gün içinde milyonlarca görüntü arasındaki ilerlemeyi kaydedip duruyor. Görsellerin bazıları bizleri farklı yönergelere iterken bazıları da ticari kaygıların dışında kalmayı tercih ediyor. Konu sanatsal bakış açısı olmadığı için bizler ticari tarafla ilgili görsel dünyadan bahsetmeye çalışacağız. “Ticari kaygı”, bir trend olmanın ötesinde adeta yaşantının önemli koşullarından. Bir güdü, belki de insan hayat tarzının ve insan ilişki yapılarının temel faktörlerinden. Ticari kaygı yani para kazanmaya yönelik konular arasından bu makalede işlenen yönüyle görsellerin üretimi, bir fabrika süreciyle ilerleyen üretim tesislerinin işi. Kimdir bu üretim tesisleri? Elbette tasarımcılar. Ticari hedeflerine yönelik en gözde görüntüleri hedef alınan kimselerle eşleştirebilmek için gecesini gündüzüne katıp tasarım yapan milyarlarca beyin hücresinden bahsediyoruz. Herhangi bir konuyu ele alıp onu şekillendiren bu zihinler kuşkusuz ticari mekanizmaların en önemli metaları. Peki ne ölçüde hareket edebiliyorlar; hangileri, ne ölçüde hedef alınan kitleye uygunluğu temsil ediyor. Global ya da makro müşterilerin isteklerine yanıtlar veren tasarımcı, tasarladığının alt başlıklarını ve kurgusunu “inanarak”yapabiliyor mu? Evet ya da hayır, biz tasarımcının önündeki bazı engellerden bahsedeceğiz. Konu kapsamına eğitim başlığı da dahil olacak, tüketim toplumu da commercial tasarımın talepkarları da…
 

 
Aslında konuya girerken marka ve tanıtılmak istenen diye ikiye ayırmak lazım. Vizyonu geniş olan pek çok marka prestij ilanlarına önem veriyor artık. çünkü yıllık 5-6 yayınla (mecrası önemli değil, web yada basılı yayınlar) hedef kitlesine ulaşabiliyor; üstelik tanıttığı ürünü merak ettirerek. Bunun tam tersi olan broşür mantığında reklam yapanlar 1 sayfaya bilmem kaç ürün sığdırarak herşeyi bir anda anlatmak isteyenler. Gelelim bu işin tasarımcı boyutuna…

 

Tasarımcı için önem taşıyan şey müşterinin istediğini doğru anlatabilmek. Aslında hedef kitleye ulaşmak, bir şekilde karşılıklı alışveriş. Kendi görsellik anlayışını ele alacak olursak pek çok tasarımcı minimalist anlatım yolunu seçer; yani az renk çok denge ve en özet haliyle sadelik. Kimileri pop-art sever kimileri vintage bunun bir kriteri varmı? Aslında komplike durumlar söz konusu gibi görünür; viski içmeyi sevenler ya da bira içmeyi sevenler gibi. Aslen yok, biz buna tarz diyoruz veya bakış açısı diyoruz o da olmadı”vizyon” diyoruz.Genelliklekonunun özü “kişisel”olmakla ilgili; kimin ne sevdiğine bağlı yani. İşte tam bu noktada kriz başlıyor.
 

 
Tasarımcılar genelde görsel olarak kendilerine dengeli gelen işler yapmak ister. Eğer tanıtılacak ürün 1 tane ise iş rahat olur ama 3-4 ürün ise mutlaka en güzel görüneni ortaya çıkarmak ister. Eğer müşterinin yıldız ürünü tasarımcının beğendiği ürün değilse burada çatışma başlar. Devreye ise ticari kaygı girer. Bazen ego çatışması olur bazen de ürüne olan güven. Müşteri “bu” der tasarımcı hayır “o” der. Biri siyah zemin ister, diğeri beyaz. Sonuç olarak ortak nokta bulunur. Eğer tasarımcının gözüne güzel görünmüyorsa bile tabii ki müşterinin istediği olur. Müşteri mutludur tasarımcı tarafı biraz huzursuz. Ağız burun bükülerek “tamam” denir.

Birde bunun tam tersi var ve daha küçük ölçekli firmaları kapsar çoğu zaman. Ticari olarak kaygıları çok yükselmiş bir an önce ürün satmak isteyenler. Mantaliteleri ve olaya bakış açıları çok farklıdır. Burada kişinin reklama yüklediği anlam ve beklentisi önemlidir. Profesyonellere güvenmekten çok kendini garantiye almak adına boşluk (denge) alanlarını israf olarak algılarlar. “Aman para verdim 1 gıdım beyazlık kalmasın kağıtta hepsini dolduralım”cılık diye bir şey vardır bu beklentinin içinde.Başka bir şekilde de ne kadar yazı o kadar çok tanıtım diye de algılanabilir bu durum, ancak şuna emin olun ki bir sayfanın beyazları da çok anlamlıdır, huzur ve güven verir hatta dengesiyle zihni mutlu eder; mutlaka olmalıdır.

 

Broşür gibi ilan tasarımları, her ürüne en az 1 paragraflık açıklama sığdırmak ister. Ama puntolar küçülecek çok karışık olacak! Olsun daha yerimiz var (kenarda 1.5 cm”lik boşluk kalmış).Grafik tasarımcı ise o kadarcık alana ürün, açıklama, slogan, spot, logo, adres, telefon, QR kod sığdırmak zorundadır. Bu kadar bilginin karışıklık yaratacağını, dikkat çekmeyeceğini ve bu kadar karışıklığın sadece “bilgi kirliliği” olacağını anlatmaya çalışırız. Biraz yazı yazıp web sayfası eklesek ilgilenenler oradan okusa? Hayır boşuna mı para veriyoruz? Yapamayacağımızdan değilsadece daha iyisi olsun diye uğraşırız her zaman.Grafik tasarımcı, yaptığı işleri bazen beğenmese de beğendirmek zorundadır. En sert gerçek de budur; evet, parayı veren düdüğü çalar!
 

 
Bir de önemli bir konuya değinmekte fayda var. Tasarımcı grafiker diye birşey yok. Grafik tasarımcı diye birşey var.GRAFİKER NEDİR?Grafiktasarımcıdır.

GüzelSanatlarmeslekgrubuiçindeMüzisyen, Besteci, YazarveyaRessamgibisanatçıdır. FikirveSanatEseriKanunu der kigrafiktasarımeserisahibidir.Grafiker zaten tasarım yapar. Grafikerin içeriği tasarım yapabilen ve baskı sürecine ve baskı kurallarını bilen kişidir. çoğu zaman bu durum Mac Operatörleri ile karıştırılıyor. Mac Operatörü denen kişi yapılan işe kendinden bir yorum katmayarak sadece baskıya hazırlık süreciyle ilgilenir. Osmanlıca”da çok değerli bir tabir vardır:Marifetiltifatatabidir, iltifatgörmeyenmarifetzayiidir. (Beceritakdireveödülebağlıolarakgelişir, takdiredilmeyenbecerikörelir, yokolur.)

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here