Ana sayfa Sektörden Röportaj: Zincirlerini Kırıyor 4×4

Röportaj: Zincirlerini Kırıyor 4×4

0

ülkemizin modern rock müziğinde önemli bir yere sahip gruplarından 4X4″un kayıt aşamasında Sound olarak bizler de yer aldık. Grubun album kayıt macerası sizlerle

S: Albümünüzün kayıt süreci öncesinde demo aşamasında neler yaşandı?
DörtxDört: Aslında “EVET” albümünün kayıtlarına biz 2011’den çok önce başladık. Parçalar 2009’un sonuna doğru hemen hemen hazırdı hatta gitar kayıtları da 2009 sonunda tamamlanmıştı. Evet bu albümde tersten gittik ve gitar kaydını önce yaptık ! İlk albümde olduğu gibi her prova aşamasını kaydedip daha sonra kanal kanal kaydetmeye başlayıp sonrasında bu pilot kanalların üzerine masterlarını çalarak canlı hissettiren bir sound oluşturmaya çalıştık.
 
4x4
 
S: Kayıt sürecinden bahsedebilir miyiz? Hangi stüdyoda, hangi koşullar altında kayıt yapıldı?
DörtxDört: Kayıt, Burak, Arbak ve Timuçin’in ortak işlettiği stüdyoda yapıldığı için fazla rahat geçti. Gün geldi Arbak günlerce deri trampet, kick, zil denedi. Gün geldi Deniz’in canı istemedi, şarkı söylemedi. Aramızda işini en disiplinli ve en kısa sürede yapan Göktuğ Şenkal’ dı. İki haftadan kısa zamanda tüm albümün gitarlarını çaldı. Hatta “YAPMA”şarkısındaki bizce efsanevi solosunun sonundaki köşeleri, hatta davulun tamamını o köşelere uygun olarak Arbak’ ın sonradan çalması tesadüfi de olsa çok değişik bir sonuç oldu.

 

S: Stüdyonun detaylarını alabilir miyiz?
Timuçin Aksuer: Grubun kayıt aşamasını gerçekleştiren audio engineer benim. Kaydın yapıldığı stüdyoyu Arbak Dal ve Burak Kulaksızoğlu ile birlikte işletmekteyiz. Stüdyo kayıt odası 40m2 ve gerekli yalıtım haricinde Rock sound’ları için ideal bir akustik yapıya sahip. Tasarımı anlatarak uzatmak istemiyorum. Tek ve önemli olduğunu düşündüğüm nokta duvarların iç kısımları gerekli yalıtım malzemesi haricinde kursun plakalarla kaplı. Aslında çağımızda olmasa da yine 60’lı 70’li yıllardan bu yana gelen bir adet. Stüdyonun içerisine herhangi bir radyo tv, telsiz sinyalin ve dalga sızıntısının minimum seviyede olması için önemli. Nükleer bir tehlikede sığınak olarak da işe yarayabilir 🙂 Bu adetten vazgeçemedik.
Arbak için kayıtlarda kendi yanındaki ufak mixeri Ve özel Shotgun mikrofonları; Deniz’in ise stüdyoyu vokal kayıtlarında konsantre olabilmek için ışıkları kapatıp,stüdyoda mümkün olduğunca az insanın bulunduğu saydam bir ortama çevirmek istemesi; işte vazgeçilmezimiz bunlar..
 
aydilge sarp
 
S: Biraz kayıt ekipmanından bahsedelim mi?
Timuçin Aksuer: Elimizde çeşitli sayıda; Avalon VT737, Joemeek TwinQ, ART Goldmic, Presonus Eureka ve birkaç tane de Behringer gibi preamplar bulunuyor. Kayıt yapmadan önce kaydın tarzı ve konseptine göre tercih etsek de DörtXDört “Evet” albümünde Avalon, trampette, gitarlarda, özellikle kirli vokallerde, neredeyse her yerde kullandığımız bir alet oldu. Kesinlikle lambaları ısındıktan sonra Arbak Dal da trampetten beklediği daha uyumlu ve warm(sıcak) sound elde etti. Burak Kulaksızoğlu`nun bas preamp’inin yüklenmesi de baya sağlam ve yine warm bir sound çıkmasını sağladı.

Joemeek’ e gelirsek onun daha az özel ama sevdiğimiz bir tınısı var. çok fazla etkili bir geçmişi olmasa da kick için iç, dış ve tomlarda daha çok kullanıldı, oldukça transparan bir alet. ART GoldMic, Avalon kadar hi-end harmonikleri olmasa da, lambalı olması (içindeki lambaların hepsi Genalex Gold Lion 12AX7 altın pinlere sahip tube’lerle değiştirildi) overhead’lerde kullanıldı ve gitarların room sound’ u için çok ciddi bir etkisi oldu. Ayrıca üzerinde lambalara olan baskıyı yükselten ve sature eden bir swicth var. Presonus Eureka ise sadece snare alt mic’inde kullandığımız preamp. Ondan geçen sinyali, üzerindeki Saturate swich’ i açarak kullandığınızda etkileyici oranda bir frekans bombardımanı hissediyorsunuz. Geri kalan kanallar elimizdeki Mackie 32.8 konsoldan kayıt için subgroup’lardan converter’lara geliyor. Masanın tape return girişlerinden 32 kanal dönüş alarak gerekli duyumu ve kulaklık mix”i sağlanabiliyor. Kayıt sistemimizde Cubase, Logic ve Protools imkanlarımız vardı ama grup Cubase’e daha yatkın olduğu için Cubase 5’de çalışmayı tercih ettik. Böylece kendileri parçaları rahatça açıp dinleyip çalışabildiler. Kayıtlarda 2 adet Motu 2408 ve Mac G5 kullanıldı. Bir de bolca Beta57, Sm57, D12+D112, Beta52, SM81, KSM44 vs…

 

S: Tonlama ve mikrofonlama aşamasında nelere dikkat edildi, neler yapıldı?
Timuçin Aksuer: İlk önce grubun prova aşamaları tamamlandıktan sonra, hücum kayıtlar yapmaya başladık, hatta provalarda bile kayıtlar aldık. Bunun en önemli nedeni ise dörtXdört’ ün zaten özel bir canlı sound’ u olmasıydı. Bu sayede bütün hücum kayıtlar arasında enerjisi en sağlam kayıtlar seçilerek, pilot olarak kullanıldı. Artık kayıtlara başlayacağımız sırada bir aksilik oldu ve ilk önce gitar kayıtları ile başlamak zorunda kaldık. Göktuğ askere gitmeye karar verdiği için onun kayıtlarını tamamlamak gerekti. Gitarlar Fender Hot Rod Deluxe limited edition bir ampli ile kaydedildi . Albümdeki bizce en önemli noktalardan biri diğer albüme oranla kullanılan crunch sıcak sound’lu gitarlar. Bu genel sound”u da provalar ve tabi ki kayıt sırasında kullandığımız çok çeşitli aralıklardaki gitarlarla sağladık. örnek vermek gerekirse provalarda Göktuğ Les Paul’ lerinden birini kullanıyorsa Deniz Strat çaldı, ya da mini humbucker’lı Firebird’ ü veya tam tersi:) Sonuç olarak bir adet Gretsch Silver Jet, Deniz’ in eski 71 Strat’ı, Göktuğ’ un Plus Fender’i ve standart Les Paul’ u kullanıldı. Bence albümün “ZİNCİR” parçasındaki kendinden dubleli sound”uyla yıldızı, Gibson Firebird Eagle 5. Bir de Deniz bu albümde tüm parçaların alt yapısında groove’ a hizmet amaçlı akustik gitar çaldı. Hatta bu çalım, zaman zaman perküsif bir etki de sağladı. Pedal olarak Blackstar marka bir drive pedalı, Boss DS-1, Ibanez Tube Screame ve Boğaç Toprak marka el yapımı “Tiny Trio” kullanıldı. Bazı parçalarda ise sadece alttan gelen bir Marshall sound’u da var ama çok ufak noktalarda kullanıldı. Mikrofonların yerleşimi SM57 speaker’ın tam merkezine, Beta 57 ise off axis olarak speaker’ın dışından yerleştirildi. Bir de room sound’u icin TB1 tüplü mikrofon ortalama 2metre uzaklığa yerleştirildi.
 

 
S: Peki davul kaydında neler yaşandı?
DörtxDört: İşte en zor kısım buydu. Arbak da kayıtlarımızı yapan Timuçin de deneysel şeyler yapmayı çok seviyor ki Burak Kulaksızoğlu’nun frenlemesi olmasa belki biz hala bugün bile davul kaydediyor olabilirdik! Arbak’ın bu albümde biraz daha vintege bir sound isteği olduğu için standart bir davul setup’ ı ile başlayamadık. O dönem sevgili Alpay Şalt ile görüşüp sanki elimizde fazlasıyla davul yokmuş gibi ondan da çeşitli kick, snare, tom ödünç aldık ve stüdyoda hepsini denemeye başladık. Arbak zillerin parçalarda nasıl patladığını çok önemsediği için, her parçada tonu ve yapısına göre ayrı ziller kullanmayı tercih ediyordu. Kick’ e gelecek olursak standart iç D112 dış Beta52, bir de Yamaha Subkick tercih ettik. Snare en çok vakit ayırdıklarımızdan biriydi. Ayrı ayrı trampetler ile uzun zaman harcadık ve parçaların sertlik ve duygusallığına bakarak trampet tercihi yaptık. Ona göre üst trampet mikrofonunda o sertliği alabileceğimiz sweatspot noktalarını tercih ettik. Trampette çoğunlukla üst mic SM57 ve AKG C451, alt mic’de SM57 kullanıldı. Tomlarda önce condenser Joemeek mikrofonları denedik ama olmadı, Arbak’ın tuşesine dayanamadılar. Bir de beklediğimiz daha punch bir sound’du. Bunun üzerine SM57 kullanmayı tercih ettik. Room ise bizim bittiğimiz an oldu. Odanın içindeki tüm reverbizasyonu almak istiyorduk ve albümün samimiyeti için odanın sound’u önemliydi. Oda mikrofonlarına çok fazla teknikle çok fazla açı denedik ama en son ulaştığımız noktayı Timuçin Aksüer hala bir sır olarak saklıyor 🙂 Davulun kick snare ve tomlarIna ekstra trigger’lar için kaydettiğimiz solo kick snare ve tom sesleri de ayır birer kanal olarak ilave edildi ve mix’ e öyle teslim edildi.

 

S: Bas gitar kayıtlarına gelecek olursak?
DörxDört: Bas gitar 3 kanal kaydedildi. 4×10 cabin, sağ üst köşesindeki speaker’ ın tam ortasına SM57 on axis ve Avalon’da input full, output kısık. Sol alt speaker’da coil’ e doğru on axis bir D112 ART Goldmic, input yine sonda, output kısık. Bir de bas kafasından direkt aldığımız bir line sinyal…
 

 
S: Vokallerde Deniz”le çalışmak nasıl bir tecrübeydi?
DörxDört: Vokal bir albümün en önemli parçası. Kayıt konusunda Deniz çok deneyimli, yılların getirdiği sahne ve stüdyo tecrübesi sayesinde stüdyonun içinde ne yapmak istediğini çok iyi biliyor, kendi vokallerini o kadar iyi kurgulamış ve hazırlamış oluyor ki, size kalan stüdyonun içinde onun özel masa lambasını yakıp, kayıt tuşuna basmak oluyor. Deniz’in vokalindeki gücü, Avalon’la birleştirdik ve preamp lambalarına yüklenip çıkan hafif overdrive ile ortaya gayet cool, warm ve samimi bir vokal sound’u çıkardk. Aslında ilk önce tüplü mikrofonlar denedik ama KSM 44, Deniz için üretilmiş gibiydi. Karakteri çok hoşumuza gitti.
4X4 “ün gitaristi Alp Tiner ile yazarımız Alev Ayvaz da bir röportaj gerçekleştirdi. Alper”in sound”u ve ekipmanı üzerine…

 

S: Merhabalar Alp. Kullandığın seninle ekipmanların sound”un üzerine küçük bir söyleşi yapmak istiyoruz. İstersen önce sahne ekipmanlarından başlayalım?
Alp Tiner: Sahnede kullanacağım ekipmanı kendi ton zevkime göre seçiyorum tabi. Sesle ilgili bir işte çalışıyorsunuz ve tonları hoşuma giden aletleri almaktan gocunmuyorum; herhangi bir markayı ön planda tutmadan. Zira hangi markanın hangi ürününü beğeneceğim hiç belli olmuyor. ama sahne için genelde gitar tercihim hep Fender Strat’tan yana. Fakat son bir yıldır yeni almış olduğum Fender Jaguar”ı kullanıyorum. Amplifikatör olarak tercihim de Fender”den yana. çünkü sahnede cover da yaptığımız için her tarza gidecek bir gitar ve amplifikatör lazım diye düşünüyorum. Orda bir o gitarı al, bir diğer amfiye geç gibi bir şansınız olmuyor. öte yandan kayıt aşaması farklı. çalınacak tarza göre tercihler değişebiliyor veya aynı şarkının içinde bile nasıl bir partisyon çalınacağına göre de karar vermeniz gerekebiliyor. Bir şarkıda gitar çalacaksam bazen Les Paul ile çalıyorum bazen Strat’la, bazen Jaguar’la bazen de Telecaster ile. Amfi olarak da öyle; bazen Mesa kullanmak gerekiyor bazen Vox, bazen Marshall bazen Orange. Hepsinin karakteri ayrı… Bana göre analog olduktan sonra kötü alet yoktur. Neyi nerede kullanacağını bilirsen, o aletten iyi sonuç alabilirsin. Bazen çok kötü dediğimiz bir ton, bir şarkının içine öyle bir yakışıyor ki “Evet bu olsun” diyoruz. Sonuçta tonları frekanslar oluşturuyor. Şarkının içindeki frekanslar o kötü dediğimiz tondaki frekanslarla çakışmadığı zaman sıyrılıyor ve güzel duyuluyor. önemli olan kullanacağın yeri ve partisyonu bulmak. Buna farklı bir konuyla örnek verecek olursak: Pul biberi alıp sütlacın içine koyarsan, pul biber berbat bir şey olur. Ama acılı bir yemekte kullanırsak güzel olur. Aynı onun gibi. Ve bahsettiğim şey tabi dünyaca kabul görmüş markalar arasındaki ürünler için geçerli. Kalkıp da sırf ucuza mal etmek için yapılmış, içinde en kötü devrelerin ve parçaların olduğu bir ürünse o değişir.
 

 
S: Kayıt dünyasına nasıl bakıyorsun? Tercih ettiğin bir DAW var mı?
A.T: Logic Pro kullanıyorum; sebebi o programın bana rahat gelmesi. Logic, çalışırken daha keyifli geliyor. Sonuçta hangi programı kullandığınız değil, o programla neler yaptığınız önemli. Ben çocukken Pink Floyd”un Dark Side Of The Moon albümünü dinleyip etkilendiğimde, bu programların hiçbiri yoktu, bantlara kayıt yapıyorlardı ve iş müzisyende bitiyor. Bunlar sadece bestelerimizi bir yere kaydetmemizi sağlayan araçlar, amacımız değil. Farklı kayıt programlarından çıkmış harika albümler var yanı bütün iyi albümler tek bir programdan çıksaydı herkes o programı kullanırdı. Bana saçma geliyor müzisyenlerin Logic, Cubase, Protools çekişmesi.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here