Ana sayfa Makale Röportaj: Steve McCurry

Röportaj: Steve McCurry

0

30 yıldır National Geographic için çalışan ve en iyi fotoğraflarından çoğunu Kodachrome ile çektiğini, 800 bin kareden oluşan bir arşivi bulunduğunu belirten Steve McCurry, aynı zamanda Magnum Photos üyesi. İstanbul”da bulunduğu sırada dünyanın en iyi fotoğrafçılarından Steve McCurry ile çok özel bir röportaj gerçekleştirdik
 

Technotoday: Sayın Steve McCurry, fotoğrafa ilginiz nasıl başladı? Profesyonel olarak fotoğraf çekme süreciniz nasıl gelişti?

Steve McCurry: İlk önce üniversitede film yapımı dersleri almaya başladım. Film yapımı ve sinema üzerine dersler görürken fotoğraf da çekmeye başladım. Daha sonra karar verdim ki fotoğraf aslında benim daha fazla ilgimi çekiyor. O zamanlar bir gazetede fotoğrafçı olarak iş buldum. Daha sonra serbest fotoğrafçı olarak Hindistan”a gittim. Hayatı izlemeyi ve beklemeyi burada öğrendim. Sonrasında her şey kendiliğinden gelişti
 

steve mccurry
 
Technotoday: “Afgan Kızı” fotoğrafınızda deklanşöre bastığınız anı hatırlıyor musunuz? O anı tarif edebilir misiniz? Afgan Kızı”nın 20.yy.”ın ikon fotoğraflarından olacağını düşünmüş müydünüz?

Steve McCurry: Fotoğrafı çekerken sakin bir ortam vardı ve o, bir odada bekliyordu; ben de gidip fotoğrafı çektim gibi bir durum kesinlikle yoktu. Karmaşa vardı. Toz duman, gürültü ve her yerde kaos hali hakimdi. Onu ilk gördüğüm anda muhteşem olduğunu düşünmüştüm. Fakat fotoğraf karesi için düşünecek çok fazla vaktim yoktu. çok iyi bir fotoğraf olacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Zaten fotoğraf çekerken her zaman en iyi kareyi ararsınız fakat fotoğraf çekerken bazen her şey, gerçek kareden daha güzel olabileceği gibi tam tersi daha kötü de olabiliyor. Afgan Kızı fotoğrafımda, böyle bir sonuca yani 20.yy”ın özel fotoğraflarından biri sonucuna ulaşacağımı bilmemin, deklanşöre bastığım anda hiçbir yolu yoktu.

 

Technotoday: İnsanları, doğal insan yaşamını bu kadar iyi şekilde fotoğraflamanız, insanlarla önceden iletişim kurmanıza mı bağlı?

Steve McCurry: öncelikle fotoğraflamak istediğiniz insanlarla saygıyla ve espriyle yaklaşmanız gerekir. Kendinize güvenmeniz şart ve biraz da ikna edici olmanız gerekiyor. Fotoğraf çekeceğim zaman bazıları kolaylıkla evet diyor bazılarıysa fotoğraflarının çekilmesinden hoşlanmıyor ve hayır diyor. öncelikle insanlar, biraz kuşkucu oluyorlar; çünkü beni tanımıyorlar. Bu kuşkuculuğu evete dönüştürmek gerekiyor. Bunu yapmanın çeşitli yolları var. Fotoğraflarının çekilmesi konusunda evet demeleri için evet dedirtmeyi denemek gerekir. Kuşkucu olan insanlar içinse, bu kuşkularını gidermek için size güvenecekleri bir ortam yaratmak gerekir. Sonuçta çekilecek fotoğraf onlar için hiç önemli değil ama benim için çok önemli. Fotoğrafın benim için ne kadar önemli olduğunu insanlara anlatabilirsem, bunu onlara bir şekilde iletebilirsem güven, bazen yakalanabiliyor. örneğin İstanbul”da Sultanahmet”te insanlar benim için dolanmıyorlar. Benim için orada değiller. Kendi istedikleri için oradalar; ama ben onları çekmek için oradayım. Fotoğraf çekmeden önce bunu anlatırım. Bu noktada vücut dili de çok önemli. En başta bahsettiğim saygı ve onları rahat hissettirmek için biraz espri, fotoğraf çekmeden önce insanlarla kurduğum bağlardan bazıları. Kuşkucu olan, tutuk olan insanların fotoğrafa olan ilgisinin nasıl evete dönüştürülebileceği kesinlikle pratiğe bağlı. Bunun yolunu pratikle buluyorsunuz.
 

steve mccurry fotoğraf
 
Technotoday: Fotoğraf stilinizin ana hatları nelerdir? En çok ne tür fotoğraflardan ilham alırsınız?

Steve McCurry: Fotoğrafla ilgili stil, fotoğrafçının kişiliğine bağlıdır. Tüm fotoğrafçılar beğendikleri fotoğrafçıları taklit ederek fotoğraf çekmeye başlarlar. Onlar gibi fotoğraf çekerler. Onların fotoğraflarındaki renkleri, açıları yakalamak isterler. Fakat daha sonra, tabi eğer devam ederlerse, kaçınılmaz olarak kendi stilleri ortaya çıkar. Ama ben fotoğrafla ilgili stilimi tanımlayamam. Stilimi fotoğraflarımı gören insanlar tanımlayabilir düşüncesindeyim. Ben içimden gelen şekilde fotoğraf çekiyorum.

Technotoday: Birçok fotoğraf seriniz var. Genelde ana konunuz insanlar. Projelerinizi neye göre belirliyorsunuz?

Steve McCurry: Hepimizin keyif aldığı, hepimizin ilgisini çeken, komik bulduğu şeyler vardır. Benim web sitemde de kategoriler var. Ne zaman uyuyan bir insan görsem o benim ilgimi çeker. Ne zaman bir çift görsem bu benim ilgimi çeker. Ama çiftten kastım, bir kadınla erkek olarak değil; iki erkek ya da iki kadın da olabilir. Bir çift kedi de olabilir köpek te olabilir. Ya da bir aile olabilir. O yüzden insan davranışlarını farklı kategorilere koydum. İnanç ya da manzara gibi farklı kategoriler yaptım. Ancak hiçbir zaman bilinçli olarak fotoğraf çekmiyorum. çıkıp, “bugün şu kategoriyi çekeceğim” dediğim olmaz. Ben daha çok etrafımı gözlemliyorum ve bu gözlemler sırasında benim ilgimi çeken bir takım temalarla karşılaşıp fotoğraf çekiyorum. Hepimizin farklı insan davranışlarına ilgisi var. Ben, bu şekilde ilgimi çeken şeylerin fotoğrafını çekiyorum. Gidip şunu çekeyim gibi olmuyor.

 

Technotoday: Analog ve sonrasında dijital. Bu iki teknolojiyi de yaşadınız. Filmli makinelere ilginiz şu anda ne boyutta ve dijital makinelerin teknolojik getirileri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Steve McCurry: Kodachrome gerçekten de rengi yakalıyordu. çok gösterişli olmayan zengin renklerdi bunlar ancak; artık film kullanmıyorum. Analog fotoğraf makinesiyle çekim yapmıyorum. Dijital fotoğraf makinesinin ve dijitalin büyük avantajları var. Mesela şu anda ISO 100″den fotoğraf çekip sonra karanlık bir yerde ISO 10.000″e alıp fotoğraf çekebilirim. Aynı zamanda rengin derecesini ayarlayabiliyorum. Fotoğraf çektikten hemen sonra, anında ekrandan çektiğim fotoğrafa bakabiliyorum. Işığa bakabiliyorum. Nasıl pozladığıma bakabiliyorum. Filmli makine günlerini çok özlediğimi söyleyemem. O günlere dönmek istemem.
 

steve mccurry röportaj
 
Technotoday: Analogla çektiğiniz fotoğraflarda banyo işlemi sırasında renklere müdahale ediyor muydunuz?

Steve McCurry: Ham bir filmi banyo ederken her zaman şunu düşünürüm: Hiçbir zaman hiçbir fotoğraf makinesi insan gözü kadar iyi görmez. O yüzden de bazen kontrastı artırmanız ya da azaltmanız gerekir. Rengi manipüle ediyor muydum? Bunun cevabı hayır. Renge müdahale etmedim ve hala renge müdahale etmiyorum. Parlaklık ve karanlık konusuna gelince hiçbir zaman fotoğraf makineleri göz kadar iyi görmediği için her zaman fotoğraflarımı gözün görebildiği kadar iyi yapmaya çalışıyorum. O yüzden bu noktada müdahalede bulunuyorum. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse renklerle ilgili değil, kontrast, parlaklık ve gölgeyle ilgili konularda. Şu anda dijital makinemde de aynı şekilde kontrast, parlaklık ve gölge konusunda, müdahale gerektiren durumlarda müdahalede bulunuyorum.

 

Technotoday: İstanbul”daki “Son Kodakchrome Filmi” serginizden bahseder misiniz? ünlü kişilerle çalıştınız. örneğin; Robert de Niro, Amitabh Bachchan, Ara Güler… Bu kişilerle çalışmak nasıldı?

Steve McCurry: öncelikle artık ikonlaşmış insanlarla çalışmak çok keyifliydi. Ara Güler, burada bir tarih yazdı. Onunla birçok kez görüştüm, karşılaştım. Fotoğraf sanatının ikon yüzlerinden biri ve çok başarılı bir fotoğrafçı. Tabi Ara Güler”i çekmek biraz daha farklı. Bir fotoğrafçıyı çekmek, bazen kendinizle yabancılaşmanıza sebep oluyor. Ama biraz daha zaman geçtikten sonra kendinizi daha rahat hissediyorsunuz.
Robert de Niro da New York”un ikon yüzlerinden biri. İnsanlar, de Niro”nun onlarca filmini izlemişlerdir. De Niro ile Hint sinema tarihinin en önemli aktörlerinden Amitabh Bachchan gibi ünlüler ile çalışmak daha farklı, Ara Güler ile olduğu gibi değil. Onlara bazı direktifler vermeniz bazı yönlendirmelerde bulunmanız lazım. Kararsızlık için ve yanlış yapmak için de şansınız yok. çünkü filmle çekiyorsunuz. ünlüler de bu sistemi çok iyi biliyorlar çünkü daha önce çok fazla fotoğraf çektirmişler. ünlü Hintli yazar ve aktris Shenaz Treasurywala, Oscar adayı Elizabeth filminin yönetmeni Shekhar Kapur, Magnum fotoğrafçısı Elliot Erwitt ve daha birçok ünlü kişinin fotoğrafı, İstanbul”daki Son Kodakchrome Filmi sergimde yer aldı.
 


 

Bombay”ın kuzeyinde Pakistan sınırında bir Hindistan eyaleti olan, Rajastan”daki Rabari kabilesinden insanları çektim. Hızlı kalkınma ve modernleşme ile birlikte zaman burada da göçebe kültürün aleyhine işliyor. Bu göçebe toplumun yaşam şekli büyük bir hızla sona yaklaşıyor. Madem Kodachrome da yok oluyor, o halde onu en iyi şekilde Rajastan çobanlarının hafızasında yaşatarak yüceltebiliriz diye düşündüm. Orası gerçekten de başka bir gezegen gibiydi. Köydeki insanlar çok ilginç ve görülmeye değer. Bence hikâyeyi anlatan gözler ya da hatlar değil, yüzün tamamı ve görünüşün çarpıcılığı. Hikâyelerini tek başlarına değil, bir arada anlatıyorlar.

Hindistan sonrası çekimlerimin ardından önce İstanbul”da Ara Güler”i çektim. Sonra New York”a dönüşümde Grand Central Station, Washington Square Park ve Union Square”de sıradan insanlar ve Magnum fotoğrafçısı Elliot Erwitt ile çekimlerimi sürdürdüm. Bir karede Kodak sarısı PKR 36 plakalı bir taksinin önünde bir poz verdim. Son üç kareyi de, film üretiminin durdurulmasından sonra filmi yıkayacak tek laboratuar Dwayne”s Photo”nun bulunduğu ABD”nin Kansas eyaletindeki Parsons kentinde çektim. Son kare, Parsons kentinin mezarlığındaki heykeller ve Kodachrome renklerini çağrıştıran sarı-kırmızı çiçekleri gösteriyor. Odağın, açının, rengin, ışığın, zamanın doğruluğundan emin olmak için her kareyi önce dijital makinemle çektim.

Technotoday: Hindistan”a yanınızda fotoğraf makineniz olmadan sadece gözlem yapmak için 70-75 kez gittiğiniz şeklinde özellikle Amerika”da bir şehir efsanesi, mit var. Bu doğru mu?

Steve McCurry: Bu şehir efsanesinden haberim var. Şimdiye kadar kimse sormadı ben de açıklık getirme fırsatı bulamadım. Şimdi yanıtlıyorum: kesinlikle böyle bir şey yok. İlk gittiğimde de yanımda 300 tane Kodakchrome vardı. Bazen sokakta dolanırım, yürürüm etrafı gözlemlerim ama fotoğraf makinem her zaman yanımda olur.

 

Technotoday: üniversitede film yapımı ve sinema eğitimi gördünüz. Sinemaya ilginiz şu anda nasıl? örneğin; senaryo yazar mısınız? Kısa film çeker misiniz?

Steve McCurry: Sinema eğitimi aldım. Ancak üniversitede kesin bir çizgiyle fotoğraf tutkum ağır bastı. Sonrasında sadece fotoğraf çektim. Artık bu yolda gidiyorum. üniversiteden sonra hiçbir zaman senaryo, kısa film gibi çalışmalar yapmadım. Yalnızca fotoğrafa odaklandım.

Technotoday: Türk fotoğrafçıları takip edebiliyor musunuz?

Steve McCurry: Türkiye”den bildiğim fotoğrafçılar var; Ara Güler, Ahmet Sel gibi. Türkiye”de çok yetenekli fotoğrafçılar olduğunu düşünüyorum. Ancak Macaristan”da, Polonya”da da yetenekli fotoğrafçılar var. Bir ülkeye özgü fotoğrafçılar takip etmiyorum. Yetenekli fotoğrafçıları belli bir ülke bazında değerlendirmek yerine kişi bazında değerlendirmeyi gerekli görüyorum. Fotoğrafçıyı beğenmek için ülke bazında, “şu ülkeden daha iyi fotoğrafçı çıkar” görüşüyle bakmıyorum. “İyi fotoğrafçı güzel kadınlar gibi tamamen rastlantısal bir şeydir.” Şu ülkenin kadınları daha güzel bu ülkenin kadınları daha güzel gibi bir durum nasıl söz konusu değil ise fotoğrafçı için de iyi-kötü ayrımında benzer bir durum var.
 


 
Technotoday: Türk fotoğrafseverlere neler söylemek istersiniz? Eklemek istediğiniz başka şeyler varsa memnuniyetle okuyucularımıza iletmek isteriz.

Steve McCurry: İyi fotoğraf; ilginç durumların, güzel ışığın ve belli bir anın birleşiminden oluşuyor. İyi bir yazar olmak istiyorsanız çok okumanız gerekir. İyi bir müzisyen olmak istiyorsanız çok müzik dinlemeniz gerekir. İyi bir mimar olmak istiyorsanız, ünlü binaları görmeniz gerekir. Onlar hakkında bilginizin olması gerekir. İyi bir fotoğrafçı olmak istiyorsanız da bu gözle fotoğrafa bakmalısınız. Yani daha önce çekilen fotoğrafları, ünlü fotoğrafçıların çalışmalarını görmek; sizden önce yapılan fotoğraf projelerini, işlerini bilmek ve iyi fotoğrafçıların işlerine hâkim olmak gerekir. Bir müzisyenin kendinden önceki bestecilerin eserlerini bilmeden iyi bir müzisyen olması çok zordur.
Bir yazarın kendinden önceki yazarların çalışmalarını okumadan iyi bir yazar olması da. O yüzden fotoğrafta çok emek isteyen, bilgi isteyen bir şeydir. Fotoğrafçılık, bir DSLR fotoğraf makinesi alıp, sokağa çıkmak ve sadece birkaç poz çekmekten ibaret değil. çok fazla emek ve bilgi gerektiriyor.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here