Ana sayfa Sektörden Röportaj: ÖZLEM hiç TEKİN değil!

Röportaj: ÖZLEM hiç TEKİN değil!

0

Değişim “is my middle name” diyor… Bazen sert, bazen romantik, bazen yumuşak şarkılarda dinliyoruz onu. Ama o en çok sahnede çığlık atan, brütal vokal yapan, kafa sallayan vahşi halini seviyor. Yeni albüm Kargalar, işte tam da böyle hiç “Tekin” olmayan bir özlem’den geliyor…
 

S: Kargalar ne söylüyor bize?
ö.T.: Albümü sözlerle açıklamak çok zor aslında. Bu bir Heavy Metal albümüdür. Yolculuğumuz çok kısa, çok hızlı ve gereğinden fazla üretim yaşadığımız acayip bir yolculuktu. çok çetin, çok sert ve engelli bir yoldu sanırım. Albüm yapım aşamasında yaşadığımız şeyleri geçtim, sonrasında da bir sürü zorluk yaşadık. Klibin yasaklanması, kapağın gecikmesi gibi bir sürü badire atlattık. Ama içimizden geldiği gibi, gayri ihtiyari yapıldı. Bu albümün yapılması gerekiyordu ve yaptık.

S: Bir önceki albümlerinize kıyasla, nasıl bir değişim söz konusu?
ö.T.: Benim her bir albümümden, bir sonraki albümüm farklı olur. Değişim “is my middle name”. Zaten herkesin de böyle olmasını öngörüyorum aslına bakarsanız. Bu albüm diğerlerinden daha sağlam, daha sert bir duruşu olan, kült bir albüm. Zaten dinlediğinizde anlayacaksınız ne demek istediğimi. Gerçekten kelimelerle ifade edemiyorum.
 


 
S: Bu albümü bir insana benzetirseniz, sizce nasıl biri olurdu?
ö.T.: Tahminen benim gibi birisi olurdu. Tecrübelerini onları yaşadığı insanlarla kucaklayan, onları reddetmeyip onlardan ders çıkarmayı bilen bir insan sanırım. Zorluklarda kendine acıyan değil, bunlara karşı dimdik duran birisi.

S: Yaptığınız müzikle ilgili iç çatışmalarınız oluyor mu zaman zaman? Oluyorsa nedir bunlar?
ö.T.: Hiç bir zaman iç çatışma yaşamıyorum. çünkü dönemin gerektirdiği veya son dönemlerin popüler müziklerini yapmıyorum. Piyasaya oynamıyorum. Dolayısıyla bir iç çatışma söz konusu olmuyor.

 

S: Bu piyasada en çok rahatsız olduğunuz şeyler neler?
ö.T.: Arabesk kültürümüzden çok rahatsız oluyorum. Pop müziğinden, rock müziğe, rap müzikten, elektroniğe her yerde arabesk söz konusu. Bu furya 80’ler sonu ve 90’lar başı başladı ve bir türlü kurtulamadık kendimizi acındırmaktan. İnsanların şarkılarında kendilerini acındırma isteği beni rahatsız ediyor. Müzik demek acı demek değildir. Tabi ki yeri gelince acısı da vardır, tatlısı da ama ülkemizde artık her yanımız dram oldu. Bırakın müzikle de acı çekmeyelim, mutlu olalım.

S: Kadın olarak rock müzik yapmak nasıl bir deneyim? Rock müziğin de çok erkeksi bir söylemi var ve dünyada bile kadın rock sanatçı sayısının çok az olduğunu düşünürsek…
ö.T.: Kadın ve rock kelimesini yanyana duyduğumda tüylerim diken diken oluyor. ülkemizde kadın rockçı sıfatından faydalanmaya çalışan pek çok büyük rockçımız var. Bu beni çok irite ediyor. çünkü Türkiye’de bir kadın olarak rock müzik yapmak bir zorluk değil, bir kolaylıktır. Pek çok konuda olduğu gibi. Kadınsan zaten herkes bir şekilde şapka çıkarır. Bunu zorluk gibi gösterenler aslında hata yapıyorlar. Bence kadın olarak biz sadece elimizden geleni yaptık. Biz erkekler ne yapıyorsa aynısını yaptık. Hiç böyle bir sınıflandırmaya gerek yok. Rockçı, rockçı’dır. Kadını erkeği yoktur.
 


 
S: En büyük korkularınız ya da çekinceleriniz nedir kariyerinizle ilgili? Anlaşılmamak, sevilmemek sizi korkutur mu? Yoksa aşırı popüler olup, herkesin sevdiği bir insana dönüşmek mi?
ö.T.: Açıkçası ikisini de aynı anda yaşıyorum ve bu ikisi de çok korkunç şeyler. Büyük kabus. çünkü bir tarafta seni koşulsuz şartsız ne yaparsan yap seven insanlar var, o insanlara güvenemiyorsun; bir yanda da kendi ideolojisine uymadığı, fikirlerine ters düştüğü için, müziği hoşuna gitse bile, nefret söylemlerinde bulunanlar oluyor. O yüzden orta yolu bulmak mümkün değil.

S: Şimdiye kadar müzikle ya da sektörle ilgili en çok canınızı ne acıttı? Hiç bırakmayı, çekip gitmeyi düşündünüz mü?
ö.T.: Ben her albümden sonra müziği bırakmayı düşünürüm zaten. çünkü albümümü çıkardıktan sonra o ortamdan uzaklaşasım geliyor. Albümümü içimden geldiği için yapıyor ve bir şey sunuyorum. Şarkıları tanıtma kısmına geldiğimde ise canım sıkılıyor. Hiç işin strateji ve pazarlama kısmında olmak istemiyorum. çünkü albüm çıktığında aslına bakarsanız benim için o albüm bitmiş oluyor. Ben yeni şeyler yaşamaya ve yeni sözler yazmaya başlıyorum.

 

S: özlem Tekin üzüldüğünde, kendini nasıl iyileştirir?
ö.T.: üzüldüğümde çok üzülürüm. Kendimi tutmam. Belki oturur hüngür hüngür ağlarım. Ama o, o an geçer gider. Ama eğer bunu içinde tutar bununla yaşarsan olay içinde büyür ve ömrün boyunca üzülmeye mahkum edersin kendini.

S: İnsanların sürekli özlem özüne döndü gibi laflar etmesi, son derece sinirlendiğiniz bir nokta. Neden öfkelendiğinizi anlatmak ister misiniz?
ö.T.: çünkü 20 yıldır buradayım. Ne karakterimden, ne müziğimden, ne yaşam tarzımdan, hiçbir şeyimden ödün vermedim. Başlarda paparaziler üstüme geldi, beni çok çirkin, çok aykırı bir insan gibi göstermeye çalıştılar olmadı. Sonra bağırlarına basmaya çalıştılar, o da olmadı. Basamıyorlar çünkü öyle bir karakter değilim. Ben kimsem oyum. 20 yıldır bu piyasadayım. Hala beni heyecanlandıran, ilk günkü gibi heveslendiren işler yapıyorum. Eğitimini aldığım üzere, türk müzik piyasasına çok iyi şeyler kattığıma inanıyorum. Dışarıdan anlaşılıp anlaşılmamak çok da önemli değil.
 


 
S: Yaptığınız müzik aslında bazen sert, bazen romantik, bazen yumuşak…. Farklı farklı türler dinliyoruz sizden. Bunların hepsi aslında özlem Tekin… Peki siz hangi özlem’i daha çok seviyorsunuz?
ö.T.: Hepsi benim zaten. Bunun ayrımı olmaz. Ama eğer bir tercih yapmak zorundaysam. En vahşi olan beni her zaman daha çok seviyorum. Sahnedeki çığlık atan, brütal vokal yapan, kafa sallayan halimi daha çok seviyorum.

S: Slow şarkılar yaptığınız zaman ana akım kanallar hep arkanızda oldular ve sizi bol bol çaldır. Şimdi sert bir şarkıyla çıkınca, radyo ve TV’lerin “sert çalamayız” tavırlarıyla karşılaşmak sizde nasıl bir duygu yarattı?
ö.T.: Bu benim için yeni bir durum değil. Daha önceleri Yol klibinde kan var diye gösterilmemişti ama MTV’de, MCM’de yayınlandı. Bahar klibi önce gösterildi. Sonra konunun ne olduğunu anlayınca tekrar yayından kaldırdılar. Benim başıma bunlar çok geldi. Ben aykırı bir müzikle, aykırı klipler yapıyorum. Tabi ki yayınlamak zorunda değiller. Ama ben Türk müziğine iki gömlek yukarıda bir hizmet sunduğumu düşünüyorum. Arkamdan gelenleri de görüyorsunuz. İsim vermek istemiyorum ama bu yeni gruplar ve kişiler ben varsam varlar. Diğer seyircilere oynayanlar var diye değil. Alternatif müzik sunuyorum piyasaya. Dolayısıyla ben bunları çok dert etmiyorum. Van Gogh’un da eserleri öldükten sonra ünlenmişti 🙂

 

S: Vokal kayıtlarınızda özel bir yöntem kullanıyor musunuz?
ö.T.: Vokal kayıtları için ben Tolga Görsev’le çalıştım. Tolga’nın çok enteresan bir kabiliyeti var. Karşısındakinin tarzı ne olursa olsun ondan en iyi performansı almaya yönelik çalışır. Daha önce Dağları Deldim’in olduğu Tek Başıma albümünü birlikte yapmıştık. çok memnun kalmıştım. Aslında teknik olarak ve ekipman olarak çok da değişik bir şey kullanmadık. Benim ruh halimle ilgili bir fark vardı. Normalde kayıt sırasında yumuşak söylerim ama bu albümde konserdeki gibi avaz avaz söyledik.
 

 
S: Teknoloji sizi nasıl etkiledi?
ö.T.: Teknoloji çok değişti tabi. Biz bildiğiniz açıkta duran bantlara kaydederdik eskiden. İki makara banda kayıt yaparken şimdi bilgisayarlarla çalışmaya başladık. Böylesi çok daha güvenli ve kolay. Ama o banttaki sıcak enerji hala alınır mı bilemiyorum. Belki de Norah Jones’un albümümün tamamen manüel kaydedilmesi onu farklı bir şekilde ortaya çıkarıyor olabilir. Ama şu ara teknolojiden faydalanmayanı da dövüyorlar.

S:
Albüm kayıtları başlamadan önce “sert, daha elektronik, daha eski usul” gibi aklınızda bir takım yol haritaları oluyor mu?
ö.T.: Hiçbir kanıya varmıyorum bir albüme girerken. Hiç bir stratejim olmuyor. çalışmak istediğim insanları toplayıp, ben şu ruh halindeyim benimle çalışmaya var mısınız, yok musunuz diye soruyorum. Varız diyorlarsa onlarla çalışmalarımızın üzerine gidiyorum. Mesela bu albüm için teklif götürdüğüm ve ben bu işin altına girmem diyen çok kişi oldu. Ruhumuz, enerjimiz uyuyorsa ortaya bu şekilde işler çıkıyor.

 

Albümün prodüktörü össan Deneç anlatıyor:

S: Düzenlemeler ve besteler nasıl şekillendi?
ö.D.: Açıkçası çok hızlı gelişen bir süreçti…özlem”le nasıl bir şeyler yapmak istediğimizi oturduk, konuştuk ve çalışmaya başladık. Ben altyapılar hazırlayıp özlem”e yolladım. O da üzerilerine vokal melodisi ve sözleri yerleştirdi. Vokallere göre altyapıları tekrar aranje ettim. özlem”le dinleyip bazı yerleri değiştirdik ve hemen ardından kayda girdik. İkimiz de birbirimizin ne istediğini çok iyi biliyorduk. O yüzden 2-3 ay içerisinde repertuvarı bitirdik.
 


 
S: İstediğiniz sound’u elde etmek için hangi teknik yöntemler tercih edildi?
ö.D.: Bu biraz yemek tarifi gibi bir şey…Malzemeler hep aynı ama ortaya çıkan şeyi yaklaşımlar belirliyor. önce istediğiniz “sound”u iyi bilmeniz ve dünyada nereye gittiğini takip etmeniz gerekiyor. İşin teknik kısmı ikinci planda, çünkü yapmak istediğimiz sound”un ihtiyaç duyduğu teknik donanımın ve tecrübenin ülkemizde yeterince olmadığı aşikar. Bu açıkları kapamak için sürekli “b” planları üretmek gerekebiliyor. Ben daha henüz bu ülkede güzel bir “heavy metal” davul kaydı ve “sound”u duyamadığım için canlı davul istemedim. Davulları “Steven Slate Drums” kullanarak kendim yazdım. Bas gitar için “Ampeq Svt Classic” kafa ve “Ampeq 4 x 10” kabin , gitarlar içinse “Mesa Boogie Triple Rectifier” kafa ve “Orange 4×12” kabin kullandık. Ancak ekipmanlardan çok daha önemli bir şey var… O da “Korkmamak”. “Aman böyle yaparsak satamayız”, “ay şöyle yaparsak tutmaz” gibi saçma cümleler hiç kullanmadık. Bize bu rahatlığı sağlayan Burak Demirsaran ve özlem Tekin”e ayrıca teşekkürler.

 

S: Hangi stüdyolarda kayıt yapıp, kimlerle çalışmayı, neden tercih ettiniz?
ö.D.: Vokal kayıtlarını “Erekli-Tunç” stüdyosunda Tolga Görsev yaptı. Tolga, özlem”le daha önceki albümlerinde de beraber çalıştığı için özlem”i ve sesini en iyi tanıyanlardan ve performansını arttırmayı bilenlerden biri. özlem”in de rahat edeceğini bildiğimiz için Tolga ile çalışmayı tercih ettik. Ellerine ve kulaklarına sağlık. Enstrüman kayıtlarını ve albüm mix”ini Jingle Jungle stüdyosunda Arın Baykurt yaptı. Arın, benim çocukluk arkadaşım. Kendisinin “Catafalque” ve “özge özkan” ile yaptığı işleri yakından takip ediyordum. Yapmak istediğim müziği ve sound”u ondan daha iyi kimseye anlatamazdım. İyi ki de onunla çalışmışım, gerçekten çok emek verdi. Albümde Arın, elektrik ve akustik gitarları, ben ise elektrik gitar, bas gitar, klavyeler ve MIDI programlamaları üstlendim. Mastering”i Fascination Street Studios”tan Jens Bogren yaptı. Yeni dönem heavy metal gruplarına (Katatonia, Opeth, Soilwork , Amon Amarth vs.) yaptığı işleri çok beğeniyorduk ve bu albümde onunla çalışmayı çok istedik. İsveç”e selamlar…
 

 
S:Müzisyenlik ve prodüksiyon konusunda teknolojinin getirileri ve götürülerini kıyaslayabilir misiniz?
ö.D.: “Batı”nın iyi taraflarını alacaksın…” diye bir laf vardır. Bu teknoloji içinde geçerli. Fakat ülkemizde bu “iyi taraflar” hep kötüye kullanılıyor. Bu her vokali melodyne”a sokarak iyiymiş gibi göstererek, daha iyi vokal kaydı yapmaktan yırtmak ya da bazı plug-in”lere güvenip “”dert etme mikste toparlar”” gibi saçma sapan fikirlerin üremesine yol açıyor. Bu da daha ciddi ve iyi işlerin yapılmasını engelliyor çünkü bizde “vakit, nakittir” diye çok yanlış anlaşılmış bir atasözü var. “”Ne kadar çabuk yaparsak, o kadar çok başka iş yapar ve para kazanırız”” algısı, ülkemizdeki müzik piyasasını adeta kanalizasyona çevirdi.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here