Ana sayfa Sektörden Röportaj: Orhan Osman”dan Turkophony

Röportaj: Orhan Osman”dan Turkophony

0

Balkanlar”dan Anadolu”ya kadar çok geniş bir yelpaze görüyoruz Turkophony’de . Hepsini kendi içinde eritebilen, aynı potada farklılıkları asimile etmeden birleştirebilen bir müzikal zeka… Karşınızda Orhan Osman
 

S: Herkes sentez yapmaya çok meraklı. Ancak tutturamadın mı lapa olan pilav gibi vıcık vıcık sentezler duyuyoruz. Sizin müziğiniz ise tam anlamıyla ruhun gıdası olmuş:) Bunu nasıl başardınız?

Orhan Osman: öncelikle bu güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yıllardır bir çok etkinlikte, düğünlerde ve çeşitli festival organizasyonlarında çaldım. Bir çok etnik kimlikleri farklı insanlarla tanıştım. Onların kültürlerini öğrenmek istediğim için izledim ve hissettim. Biraz da hayat hikayemin müziğime etkisi var, ister istemez. Ben sınırın öteki tarafından; Batı Trakyalı Türklerdenim. Almanya doğumlu Yunan vatandaşıyım. Evet biraz karışık:) Balkan ve rebetiko müziğinin kalbinde yaşadım yıllarca. Trakya düğünlerinde çaldım. çok zorlu sahnelerdir. Atina”ya taşındığımızda rebetiko mekanlarında çaldım. Yıllarca gözlemledim, kültürleri yaşadım. Biraz da bundan sahnede kendiliğinden başlıyor kurcalamalar, o melodiler kendiliğinden geliyor ve harmanlanıyor. Müziğin anahtarı gibi oluyorsunuz; istediğiniz kapıdan girip çıkabiliyorsunuz. çok gözlemlemek ve dinlemek… Bunlar bence müzikte en önemli detaylar. Bir de bu dinlediklerinizi çalmaya çalıştığınız zaman; işte o zaman beyniniz farklı ezgilere sizi itmeye başlıyor.
 

orhan osman
 
S: Dave Weckl gibi çok önemli isimlerle beraber çalıştınız. Bunca farklı müzik adamının egosuz bir araya gelmesi, sizin müziğinizde birleşmesi nasıl bir süreçti?

Orhan Osman: Sonuçta biz profesyonel insanlarız, ego olmamalı. Ama tabii içinde olduğunuz ortama, projeye bağlı müzisyenlerin tepkileri. Türkiye”den pek çok kişi bu isimlerle kayıt yaptı. Projeyi sunarsınız, kaşeyi ödersiniz. Onlar da kayıtları gönderirler. Ama; özellikle Dave ve Kai projeyi beğendikleri ve besteleri önemsedikleri için Turkophony”de yer aldılar. Şarkıları dinledikten sonra, kendileri için yeni bir bakış açısı olduğunu söylediler ve biz pek çok kez konser yapacak noktaya geldik. Bizde ego yoktu.

 

Konuştuğumuz sadece müzikti. Ortada bir iş var bunu nasıl geliştirebiliriz, nasıl daha iyi neticeye ulaşabiliriz mantığı ile yaklaştık her zaman. Dave, her şeyin mükemmel olmasını isteyen bir sanatçı. Tabii ki bazen çatışmalar yaşandı. Ama bu çatışmalar bizim müzikal bakışımızı birleştirdi; birbirimizi daha iyi anladık. Ben ona gerilla taktiklerini gösterdim; Dave de benim daha akademik olmamı sağladı. Zamanla müziğin dışında arkadaşlık kurmaya başlayınca, en önemlisi sahnede beraber performans verdikçe paylaşımlarımız da farklılaştı. Müziğimi hissetmeye başladılar. Sonuçta albümdeki pek çok ritm onlar için farklı; hemen hissetmelerini bekleyemezdim. özellikle Kai beni çok iyi anladı. Beni ve müziğimi çok iyi hissetti.

Bu noktaya gelmek oldukça masraflı bir süreçti. Konserleri kendi imkanlarımızla yapıyorduk. özellikle son konserlerimizde Sevgili Tarkan Tüzmen ve Efsun Saraç”ın büyük katkıları oldu ve harika performanslar gerçekleştirdik. Her performansta biraz daha müzikal olarak kaynaştık. Şimdi bir kez daha bir araya geleceğiz. 24 Şubat”ta Ankara Caz Festivali”nde çalacağız. Davulda Dave Weckl, Basta Kai Eckhardt, klavyede yeni bir isim Osam Ezzeldin, gitarda Christopher P. Robinson, Neyde Serkan Bağkesen olacak. Bugüne kadar 5 Turkophony konseri gerçekleştirdik ve bu, hepsinden farklı bir konser olacak diyebilirim. Ben şu an konser kampındayım. çalımlarımla iz bırakmam lazım.. Hergün etüt yapıyorum..
 

orhan osman röportaj
 
S: Besteleri oluştururken ve demo aşamasında nasıl bir süreçten geçtiniz. Bu albümde yaratmak istediğiniz dünya neydi?

Orhan Osman: Kendimi kasmadım, duygumu serbest bıraktım, kafamda küçük hikayeler kurdum ve bestelere öyle start verdim. Dünyanın en büyük festivallerini hayal ettim. Kendi müziğimle insanların dinlediğini ve eğlendiğini canlandırdım. Tabii ki bu benim için yeni bir açılımdı. Zamanla çok gelişecek bu proje. Turkopohony buna çok müsait. Bu beş yıllık süreçte aranjmanların şekillenmesinde yaptığımız Turkophpny konserlerinin büyük etkisi oldu. çalarken aldığım enerji, müziklerin insanlar üzerindeki etkisi bestelerimi şekillendirdi. Biraz yaşayarak üretilen bir albüm oldu. Bestelerin büyük bir çoğunluğunu tatildeyken yaptım. Kafamda son portreyi görebiliyordum. Müzisyenlerin katılımıyla, onların kendine has yorumlarıyla müziğim renklendi. Bu albümle kendi müziğimi yapmak ve uluslararası ortada müziklerimi paylaşmak istiyordum. Turkophony, caz enstrümantal albüm alanında Grammy ön adayı oldu. O aşamaya kadar projeyi ilerlettim. Görmek istediğim yer orası idi, Turkophony için. Tabii çok çabaladık. Amerika”da albümün çıkması ve aday olmak zorlu bir süreç. Amerika”daki iş ortağımız Golden Horn Record”un sahibi Ateş Temeltaş bu konuda çok destek oldu. Projeyi sevdiğini hissettik. Güzel bir
heyecan yaşadık.

 

S: Diğer albümlerinizle bu albümünüzü karşılaştırır mısınız? Şimdiki Orhan Osman’ın müzik anlayışında neler değişti?

Orhan Osman: Diğer albümlerimde, bu projeye dair çok ufak tefek mesajlar vardı aslında. Bunu anlayanlar zaten bana sorarlardı; bundan sonrası ne olacak diye. Sonraki projede yapacaklarımı merak ediyorlardı. O yüzden hep havada bıraktım projeleri. Yani açık kapı… Rebetiko bir ezginin arasında atonel bir geçiş gibi ya da balkan ezgilerinin altında yürüyen bir funk groovu… Diğer albümlerim bu anlamda deneysel çalışmalar oldu. Son albümüm Turkophony”de, bu işin en tepesindeki insanlarla çalıştım. çok şey öğrendim. çok hızlı hareket etmeye başlıyorsunuz. Yetişmek zorundasınız çünkü. Müziğe başladığımda çok çalıştım. Hep araştırdım. Ve şimdi daha da fazla araştırmak ve çalışmak ihtiyacı duyuyorum. çok özel isimlerle çalışmak istiyorum. Sınırları ortadan kaldırıp kendi müziğimi yapmak istiyorum. Bir ayak bağım var: özellikle bizim burada, insanlar buzuki diyince tavernadan başka bir şey düşünemiyorlar. Haklılar. Geleneksel bir Yunan sazı sonuçta. Ama bu enstrümanla sadece rakı-balık düşünmek bana biraz haksızlık gibi geliyor. Yurt dışında pek çok turne yaptım, özel konserler verdim. Aralarında jazz mekanları da vardı. Mekan sahipleri bu sahnede çıkan ilk buzukici olduğumu söylediklerinde ben de şaşırmıştım… Sonuçta benim enstrümanım buzuki, dolayısıyla Türkçe sözlü rebetiko ve Balkan ağırlıklı albümler yaptım bugüne kadar. Ve şimdi içimdeki müziği sergiliyorum.
 

aydilge sarp
 
S: Kayıt sürecinden bahsedebilir miyiz? Pek çok farklı stüdyoda yapılmış. Hangi stüdyolar, hangi koşullar altında kayıt yapıldı?

Orhan Osman:
Ada müzik/Ulus Stüdyolarında yapıldı. Dave bazı şarkıları kendi home stüdyosunda kayıt etti. Kai, Sean, Chris, kendi home stüdyolarında kayıt ettiler. Mor Karbasi, İspanya’da vokal kaydını yaptı ve internetten kanalları gönderdi. İnternet hayatımızı çok kolaylaştırdı Yousendit, sendspace ve özellikle Dropbox aracılığı ile dosyalarımız sağlıklı bir şekilde elimize ulaştı. Böyle olunca süreç hızlı geçti. Bana kalan kendi komposizyonlarım ve sound seçimiydi. O aşama da biraz zaman aldı tabii… Buzuki ve diğer kayıtlarımı çoğunlukla Ada Stüdyosu”nda yaptım. Kai ve ekibi İstanbul”a geldiğinde hücum kayıt yapma imkanımız oldu… Onun dışında dediğim gibi çoğunlukla herkes kendi stüdyolarında kayıtları tamamlayıp kanalları gönderdiler. Kayıtlar dijital yapıldı ama; onları analogtan geçirdik. Bu da sıcak hava yarattı sonunda.

 

S: Stüdyonun detaylarını alabilir miyiz? Hangi ekipmanlar bulunuyor? Sizin için kayıtta olmazsa olmaz ekipmanlar nedir?

Orhan Osman: Bizim kullandığımız ekipmanlar Neve Preamp, Soundcraft DC 20 20 masa. Mikrofon setup; U87 Neuman, Akg 391, Akg 414. Preamp olarak Drawmer 1960 kullandık. Tercihimiz hard ware effect ağırlıklı oldu. Efsane diyebileceğim Klark Teknik DN780, çok severim bu cihazı. Tc Electronic M2000, Lexicon PCM80 kullandık ve iyi bir netice aldık. Projeyi Pro Tools ile kayıt ettik. Artık standart oldu, herkes kullanıyor. Ben kendi ev kayıtlarımda Cubase 6 ile çalışıyorum. ARM ses kartım ve SE 5600 kullanıyorum. Netice çok iyi. Yıllarca stüdyo kayıtlarında çalıyorum, en iyi mikrofonlar ile çalıştım; ama bu projede buzuki soundum farklı olsun istedim. Fender Super Twin kullandım ve istediğim sound çıktı. Kendi üstündeki spring reverb”e hastayım. Bütün notalar mermi gibi çıkıyordu. Bu sebeple bu şekilde gerçekleştirdik.
 

turkophony
 
S: Kullanılan enstrümanların da marka ve modellerini yazabilirseniz çok seviniriz.

Orhan Osman: Davul Yamaha Oak Custom, klavyeler Nord Stage, buzuki ve diğer tahta enstrümanlar özel el yapımı. Buzuki, lavta ve curamı Yunanistan”dan Stavros Toutalas yaptı. Drama yapımı…

S: Tonlama ve mikrofonlama aşamasında nelere dikkat edildi, neler yapıldı?

Orhan Osman: Tonlamadan önce, enstrümandan iyi ses çıkıyor mu ona dikkat ettik. Sonrasını zaten ses mühendisleri halletti. Mikrofonlamada en önemli şey bence uğultulu kayıt etmemek. Mikrofonu çok yaklaştırmamak, doğru hedefi aramak, bulduktan sonra o noktadan kayıt etmek çok önemli. Ribbon mikrofonlar çok işe yaradı diyebilirim.

 

S: Miks ve mastering için kimle çalıştınız, neden?

Orhan Osman: Mikslerimizi İhsan Apça, editlerimizi özkan Mete yaptı. çok uzun zamandan beri çalıştığım bir ikili. Sevdiğim ve saygı duyduğum iki ses mühendisi. Masteringleri Bob Katz yaptı. Katz, projeyi sevdi ve elinden gelenin en iyisini yaptı. çok komik benzetmeleri vardı. Mesela bas gitar için “size kükreyen bir aslan göndereceğim” diyordu. Bob harika bir iş çıkardı, neticeden hepimiz memnun kaldık.
 


 
S: Buzuki Orhan Osman olarak tanıdık sizi ilk olarak. Bu enstrüman sizin için ne ifade ediyor?

Orhan Osman: Buzuki tabii artık benim bir parçam, kılavuzum. Onsuz hayat düşünemiyorum. Tiz frekanslı enstrümanlar genelde çok tercih edilmez; ama bu enstrümanda pes sesler de yerinde. Ayrıca akor basabiliyor, ritm atabiliyorsun. Gitarın daha folk hali gibi … İsmim başındaki lakap da biraz buzuki kültürünün yansıması. Yunanistan”da buzukiciler isimlerinin başında “buzuki” getirilerek anılırlar. Bir tür gelenek. Burada bana “buzuki” diye hitap eden var 🙂 Fazla özleştirmişler beni. Ama şu bir gerçek ki Orhan Osman değil de Buzuki Orhan diyince “evet biliyoruz” diyorlar.. Bunu değiştiremiyorum.

S: Başka hangi enstrümanları çalıyorsunuz ve çalmak isterdiniz?

Orhan Osman: Buzukinin dışında davul merakım var. Davul çalıyorum, çok da seviyorum. Başka bir enstrümanı seçseydim bu kesinlikle davul olurdu. Evimde bas ve gitarlar da var; bazen bas ve gitar kayıtlarını da ben yapıyorum. Marimba, sitar, banjo, slide gitar, flüt, konga, pongo vs evde kurcaladığım diğer müzik aletleri…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here