Ana sayfa Sektörden Röportaj: Müzikal Hediye Hediye Güven

Röportaj: Müzikal Hediye Hediye Güven

0

Maskülen sesi ve enerjisiyle dikkat çeken Hediye Güven ilk albümü Yengeç ile dikkat çekiyor…
 

S: Seni “”Beyoğlu Hayal Kahvesi”” müdavimleri 2009″dan beri tanıyorlar. “YENGEç” adını verdiğin albümünün ortaya çıkışı yanılmıyorsam yine bu mekanda seni sahnede izleyen şimdi ki yapımcın Haluk Polat”ın teklifi sayesinde gerçekleşmiş.Devamını senden dinleyelim?

H.G: Yapımcım Halukkendini dinlendirmek için tesadüfen girdiği Hayal Kahvesi”nde sahnede beni izleyip beğeniyor ve “beni arasın” diyerek telefon numaralarını bırakıyor.Bende aradım, görüşmeye çağırdılar, iş hayatında neler arzuladığımızdan bahsettik sonra onlar benim ne istediğimi sordular, bende “en çok sevdiğim işi yaparak hayatımı kazanmak ve bu iş içinbana yardım yataklık yapan her kişinin yazdığım şarkılardan ekmek yemesini istiyorum” dedim. Bir hayal kurup bu hayalin paraya dönüşmesi ve herkesin ekmek yiyebilmesi tek temennim deyince “Eee peki sonra?” dediler; bende devam etmek yani aynı şeyi yapmaya devam etmek olduğunu söyledim… Onu yapıyoruz, burası bizim hayalimiz ve bizde aynı kafayla ilerliyoruz deyince birbirimizle çok iyi anlaşabileceğimizi anladık. Ayrıca o ilk görüşmede onları çokda sevdim. Sonra bana güvendiler ve bütün stüdyoyu bana bıraktılar. Sadece şarkıların bir iki temposunu yavaşlatıp, yükseltme konusunda önerileri oldu. Şarkıları daha kısa tutmak gerektiğini söylediler ama ben laf dinlemedim onlarda kızmadılar… Bu yüzden prodüksiyon boyunca kendimi çok şanslı hissettim çünkü çalışırken yapımcım Haluk tarafından tamamen özgür bırakıldım.
 


 
S:Bildiğim kadarıyla albümünün mix ve edit dönemi epey uzun sürmüş; ses mühendisi Emre Nişancı ile çalışarak, istediğin sound”a ulaşmak için nasıl bir süreç geçirdin?

H.G: Emre Nişancı kendi müziğini yapan çok başarılı bir müzisyen…Elektronik bir müzik yapıyor ama akustik aletler çalıyor. Neyse Emre mix”leri yapmıştı fakat ben onun yaptığı mix içinde basları duyamıyordum, aslında kendisini nasıl mix”liyorsa çok başka bir anlayışta benim albümümün mix”lenmesigerekiyordu. O yüzden ona ben “Bak şu sound”u seviyorum” deyip deyip, beğendiğim sound”lardaki albümlerden dinlettim.Ama aslında onun sound ile bildiği bilginin yarısını bile bilmiyordum. Buna rağmen çaldığı zaman “bir dakika şunları duyamıyorum ya da “şunlar burada çok mu fazla” diye diye onu biraz delirttim ve o ben her ne diyorsam onları uygulamaya başladı. Tamam diyerek baştan alsa da bazı şeyleri kıstı, bazı şeyleri açtı ve epey tartışmalı gece ve gündüzlerimiz geçti. Ama bana karşı çok sabırlı davrandı, mesela ben fazla fazlaback vokaller kaydettim hatta onları biraz fazla açtırdım, açmayalım dedi, sen aç dedim, birkaç hafta sonra Emre bunları kıssak mı dedim evet kısalım dedi ve böyle kendim ellerimle açtığım şeyleri; kendim ellerimle kıstım. Sonunda şuna karar verdim ki Emre aslında Tibetli bir keşişti.

 

S:Albümde 10 şarkıdan 9″unun söz ve müziği sana ait; bir tek 10 numaralı şarkı “”çALIN DAVULLARI”” adlı anonim bir türkü var ve bu şarkıda baban ömer Faruk Güven ile düet yapıyorsunuz. Baba kız düet yapma fikri çocukluk hayalinmiydi ve baban projeye nasıl dahil oldu?

H.G: Benim çocukluk hayalim babamın geçmişte sahnede yarattığı büyülü karizmasına sahip olmaktı.Elbette her kız çocuğu gibi ona aşıktım ve onun gibi olmayı çok istedim ama beraber şarkı söyleme fikri tamamen yapımcılarımın fikriydi. çünkü albümde türkü olması onların isteğiydi ve birgün Haluk ile Barış dediler ki: “Türkülerden hangisi olsun?” Bende bir “Selanik Türküsü” var geçmişte babam söylemişti ondan size dinleteyim dedim. Onlarda şaşırdılar ve “nasıl yani” dediler. Kardeşlerimin Avustralya”da olması sebebiylebizimkiler onun sesini torunlarına dinletmek isterlerse diye; Youtube”a ses kaydını gençliğindeki bir gazino fotoğrafı ile koymuştum. Onu dinlettim, çok etkilendiler ve neden baban ile şarkı söylemiyorsun dediler ve işte asıl albüm teklifini onlar bunu söyledikleri an hissettim.
 


 
S: Albümünün kapak fotoğrafı oldukça orijinal, ellerin ön planda; bu kapak fotoğrafını çeken FredericLezmi”nin önerisimiydi yoksa senin fikrin mi?

H.G: Aslında her ikisi de değil; bir çok arkadaşım sürekli benim sahnede ki ellerimi anlatır ve “sen değil ama ellerin başka bir dünya anlatıyor” derler.Bende “ne güzel farkında değilim” der geçerdim. Bir gün albüm kapağını düşünürken Nuri Kuzucan adlı ressam bir arkadaşım “Ellerin senden ayrı bir varlık gibi ve onlar adeta şarkıyı görsel olarak anlatan senin bakışların gibi, kapakta ellerin çok olsun” dedi. Bunun üzerine ne yapabiliriz diye düşündük ve onunla beraber bir yığın ressamın, fotoğrafçının işlerine baktık. Bir sürü fotoğraf sonrası David Hocney adlı bir sanatçının işlerini beğendik. En son fotoğraflarımı çekmek için ödüllü bir fotoğrafçı olanFredericLezmi ile beni buluşturduklarında; benim “aklımda şöyle bir fikir var” dedim, ” 5″e 5 veya 4″e 4 kare düşün,o kare parçalarında daha çok ellerimin biraz da yüzümü kolajlamanı istiyorum” dedim. Ve böylece kapak fikrimiz doğdu.

 

S: Kayıt süresince seni en çok zorlayan şarkı hangisi oldu ve neden?
H.G: 10 şarkı arasında en zorlayan çalın Davulları oldu. çünkü biz grubumla diğer şarkıları defalarca çalmıştık.Ama “çalın Davulları” albüm için sipariş edilen bir şarkıydı ve bu yüzden bizi ekip olarak epey zorladı.
 

 
S: Biraz da video klibinden bahsedelim. Klibini kim çekti ve ayrıca kostümler çok hoş, bunun için dışarıdan styling yardımı aldın mı?

H.G: Videomun yapımcılığını ben üstlendim, yönetmenliğini ise fotoğraf çekimlerini çok beğendiğim aynı zamanda Mor ve ötesi”nin klavyecisi olan Serkan Hökenek çekti. Ondan rica ettim,”Klibimi senin çekmeni istiyorum” dedim. O da sağolsun beni kırmadı ve videoklibimi çekti. Elbiselerimi ümit Kutluk diye Türk ama İrlanda”da yaşayan ve orada çok meşhur olan bir moda tasarımcısı hazırladı. ümit seneler önce benim müziğimi keşfedip; “ileride albüm yaptığın zaman senin kıyafetlerini ben hazırlamak istiyorum” demişti.Ve albüme girdiğim zaman beni arayıp ” Hediye şimdi şarkılarını dinliyorum ve sana 3 tane elbise hazırlıyorum renklerini sen seç” dedi. Bende ona “kırmızı, siyah ve bej beyaz olsun” dedim ama tutuculuğumu belirterek, nerelerimin gözükmesini istemiyorum diye ona anlattım o da buna güldü ve “peki” diyerek kıyafetlerimi hazırladı.

 

S: ODTü İngilizce öğretmenliği mezunusun, o dönemde ODTü”de Yıldız İbrahimova”nın “Jazz Vokal” derslerine katılıyorsun ve duyduğum kadarıyla elemelerde “MoreThanWords” adlı şarkıyı söylüyorsun. Bunu duyunca ben çok ilginç ve hoş buldum. O dönemi senden dinleyelim?

H.G: Benim o dönemde bildiğim bir jazz şarkısı yoktu ama bence yazılmış en güzel şarkılardan biridir “MorethanWords” ve o elemelerde hiç tereddüt etmeden bu şarkıyı seçtim.Şarkıyı çok sevdiğimden dolayıda sakin ve yumuşacık bir şekilde söyledim. Benimle birlikte bir sürü öğrenci başvurmuştu. 13 öğrenci seçildi ve ben seçildiğime inanamadım. Dersler boyunca bize müzik tarihi anlattı, jazz şarkıları dinletti, bu şöyle bir tarzdır bu böyle tarzdı diye diye…Benim için çok değerli zamanlardı.Dersler boyunca Yıldız hocanın hep yanında otururdum ve utanması olmayan komik bir tiptim, bu yüzden sınıf arkadaşlarım bir konserine gitmek isteseler falan beni konuştururlardı, o dönem bence en sevdiği öğrencilerinden biriydim. Tevazusu fazla olan zarif bir hocaydı.çok şanslıyım ki onun öğrencisi oldum ve onun engin bilgisi sayesinde günümüzde jazz müziğini doğru icra etmeye çalışıyorum.
 


 
S: Albümde tüm şarkılar özeldir ama bir tanesi vardır ki seni alıp bambaşka bir yere götürür. Var mı seni etkileyen böyle bir şarkı?

H.G: Armies on Hold adlı şarkı beni ayrı etkiliyor. Grafikçimiz Elif bu şarkıyı parantez içinde kırmızı olarak tasarlamış, bende dedim ki “neden parantez içine aldın”, o da “bu acayip bir şarkı ve bu şarkının enerjisini kısmamız lazım” dedi ve şarkı albümde parantez içinde kaldı. Sadece beni değil ayrıca ekibimizi de etkileyen bir şarkı; sanki albümümüzün omurga ve sinir sistemi gibi.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here