Ana sayfa Sektörden Röportaj: Mirkelam Ayın Aksı Denize Düştüğü Zaman…

Röportaj: Mirkelam Ayın Aksı Denize Düştüğü Zaman…

0

Mirkelam bu kez yeni albümü “Denizin Arka Yüzü”yle çok başka kıyılara yüzüyor. Şair ruhlu kumaşıyla notalara sahici dokunuşlar yapıyor…
 

“Aşk Kalbi çalıştırır, kalbin çalışkanlığı da dünyayı kurtarır” diyen Mirkelam ile yeni albümünü gülümseyerek bazen de kahkahalar eşliğinde konuştuk…

S: Yıllardır iyi şarkı yazarı olarak zaten biliniyorsun ama bu kez çok daha şiirsel bir albüm var karşımızda. Şarkı aralarındaki konuşma fikri nasıl ortaya çıktı?

M: Ben bunu aslında bir yıldır düşünüyordum. Kafamda yer alan öykülerden oluşan bir albüm yapmak istiyordum. öykü yazayım, bir şarkısı olsun, başka bir öykü yazayım, onun da bir şarkısı olsun şeklinde gitsin istiyordum. Hatta öykü kitabı çıkartayım, yanında da CD”si olsun diye düşünüyordum. Bu bana ilk başta çok ilginç geldi ama bir süre sonra öykü yazmanın epey zaman gerektiren ve zahmetli bir iş olduğunu düşündüm. Buna hem vücut olarak tahammülüm yok, hem ben biraz hemen her şey tak diye olsun isteyen bir tipim hatta üşengecim de diyebilirim. Ama bir kez aklıma koymuştum ve tasarımları yapılırken ekip arkadaşlarıma “bakın şarkıların kartonette şöyle şöyle girişleri olacak” diyordum. Onlar da biraz daha açıklamamı istiyorlardı ama açıklarsam birileri duyar ve düşüncelerim çalınır, aynı zamanda da büyüsü bozulurdu. Tasarımcı arkadaşlar “bari biraz tüyo ver” deseler de bende de netleşen bir şey yoktu. Tabi kafamda devamlı dönen bir şey vardı ama ne olacağı belli değildi. Hiç unutmuyorum, bir sabah 4’de kalktım ve hepsi tıkır tıkır bir anda geldi. Kafamda belli doneler vardı ama onların yazıya dökülmesi ve kısa olması lazımdı, duygusal olması lazımdı, şarkıyla ilintili olması lazımdı ve daha sonraki şarkıyla bağlantılı olması lazımdı. Bir anda hepsini yazdım ve bir yıldır düşündüğüm şey toplamda 20 dakikada bitti. Bittiğinde ben de şaşkındım.
 


 

S: Sen müzikte fusion yapmazsan, mutlaka sözlerde yapmaya çalışıyorsun, bu sefer bunu bolca yapmışsın. Mesela “İskorpit” diye bir şarkın var, orada hikayeyi şarkı söyleyerek değil konuşarak anlatıyorsun. Bazen melodiyle o gerçeklik sekteye mi uğruyor?

M: Doğru, bence melodi yumuşatılmış, uyumlaştırılmış, kandırıkçı bir şey. O bahsettiğin şarkının bestesini yaptım ve üzerine melodik söz yazayım dedim. Ardından hayır yazmayacağım dedim. Ve daha başka ne yapabilirim diye düşündüm. Sonra aralara yazdığım hikayeleri şarkıya taşıdım. Müzikal yolculuğumda devamlı başka ne yapabilirimi sorguladığım için işte senin bahsettiğin o fusion olayı gerçekleşiyor.

 

S: Albümün fotoğraflarında bir önceki albümünde olduğu gibi Candaş Arın ile çalışmışsın ve bu sefer kapak biraz karanlık. Denizin altında kafesteki balığıyla oturan hüzünlü bir adam var fakat arka kapağa baktığımızda umut var. Balık çoktan yüzmüş. Adam da ışığı bulmuş ve denizin üzerine çıkarkenki hali var. Bu konsept nasıl oluştu?

M: Biz bu albümü düşünürken içeride böyle bir konsept var peki paketi nasıl olacak dedik. ön sunumu çok önemli. İçindeki hikayeyi burada anlatmak zorundasın. Dinleyiciye şarkılarla “odandasın ve içeride deniz var, sen en diptesin. Sonra mutluluk seni karşılayacak” diyoruz. Albümdeki şarkılar böyle hikayelerden oluşuyor. özellikle beş ve altıncı şarkıdan sonra “Gerçeği Gördüm” bölümünden yola çıkarak “denizin dibine daldım, aşağısı çok karanlıktı, başımı yukarı kaldırdım ve gerçeği gördüm. Gerçek “Denizin Arka Yüzü” gökyüzüydü” gibi… En son “Yok” şarkısı ile gerçeği algılayarak bir kabulleniş var. İşte bunları düşündüğüm sıra Candaş”ı aramam gerektiğini fark ettim ve Candaş”ın projeye dahil olmasıyla kapak şekillendi. Bu konsepti ben her yere taşıyabilirim, konserime, müzikalime…Benim için çok doğru bir yol; işte bu yüzden Candaş”ın ileride yapacağım projelerde hayatımda hep olmasını istiyorum.
 


 

S: Aranjör koltuğunda Belçika”lı Yves Jongen”i görüyoruz; Yves ile yollar nasıl kesişti ve nasıl çalışmaya başladınız?

M: Menajerim Süheyl”in aklına geldi ve Hadise”nin yola ilk çıktığı şarkı “Stir me up”ın aranjörü” olduğunu söyledi. Ben de o dönem o şarkıyı çok sevmiştim. Sonra bağlantıya geçtik ve olumlu yanıt geldi ve bunun üzerine “İstanbul Beyoğlu” adlı şarkımı yolladım, ertesi gün hemen Yves”den bir demo geldi. Demo olduğu çok belliydi ama şarkımı müthiş bir enerji ve sound’la süslemişti. Bunun üzerine “işte aradığım aranjör bu” diyerek kalktım Belçika”ya gittim ve iki ay Brüksel”de yaşadım. Belçika”da ki ikinci gün Yves ile tanıştık ve bana ilk sorusu “nasıl bir şey istiyorsun?” oldu. Ben de dedim ki “Rihanna gibi bir şey istiyorum.” O da bana gülümseyerek “Rihanna olmaz dostum, bir Rihanna”ya bak, bir sana bak!!!” dedi:) “Biliyorum olmayacağını ama modernliği, enerjisi olarak şu an beni etkileyen başka biri yok maalesef”” dedim. “O sana olmaz, onu unut. Senin yolladığın şarkılarına baktığımda; gitarlı dans şarkıları olmalı’ deyince tamam doğru aranjör kesin bu dedim. Dördüncü gün “Beyoğlu” şarkımı düzenledi ve bana çok başka, çok modern geldi. İşte böylece çalışmaya başladık. Tüm prodüksiyonu ona gönül rahatlılığıyla teslim ettim.

 

S:Albümde introyu saymazsak toplamda 10 şarkı var ama bir tane “Kalp Şahin” adlı gizli bir şarkı var. O şarkıyı numara vermeyerek neden gizledin?

M: çünkü “Kalp Şahin” 10 şarkının konseptinden ayrı bir şarkıydı ve bu yüzden o şarkıyı albüme koymak istemiyordum. Fakat Yves dahil olmak üzere ekipteki herkes albümde olmasını istedi. Ben de o zaman diğer şarkılardan ayrı, hikayeden uzak olarak, bonus gibi çıksın ve en sonda yer alsın dedim ve böylece “Kalp Şahin” albümde gizli kalan bir şarkı oldu.

S: Kartonetlerinde senin atlamadığın bir şey var “Teşekkürler” kısmı. Bu kez bir çok ismin yanında komşularını da unutmamışsın ve “Tüm Burgazada ve Bostancı komşularıma” diye belirtmişsin…

M: Ama Arnavutköy”deki komşularıma teşekkür etmiyorum… (muzipçe bir kahkaha atıyor)Sevgilimin evi orada ve sadece bir gün miksi dinlemek için albümü açtım. Akşama şikayet geldi. çok gürültü geliyor, yalıtım yaptırabilir misiniz diye. çok şaşırdım ve üzüldüm ki Burgazada”da evler dipdibe ve böyle bir şey yaşamadım…Bu yüzden Bostancı ve Burgazada komşularıma teşekkürüm var ama Arnavutköy komşularıma yok.
 


 

S: Albümde yer alan “Kırık Gitarlarla” adlı şarkını ben çok sevdim ve yıllar önce yaptığın “Sevgi Tanecikleri” ile kardeş şarkılar olduğunu düşünüyorum. Sen ne düşünüyorsun?

M: “Sevgi Tanecikleri”ni çok kıskanırım, kıskandığım şarkılarımdan biridir, çünkü bazen onun gibi bir şarkı yapamayacağımı, onu aşamayacağımı düşünürüm. Bunu senden duymak hoş. Aslında belki de öyle, o iki şarkım kardeş şarkılar…


S:
Elektronik-pop sularında yüzen “Priz 220” adlı şarkının girişinde “İşte film yeni başlıyor” diyorsun ki albümün ve hikayenin sonlarına doğru geliyoruz…

M: çünkü tam o şarkıda ana karakter dışarı çıkıyor ve orada birini beğeniyor ve “aşk kalbi çalıştırır”” diyerek, yeniden aşık oluyor. Albümün başında hikayeye bakarsak; aşıktı kabul görmedi, sonra Muğla”ya gitti, orada aşk cinayeti işledi. Ardından kalbine hapis kaldı ve Kanarya şarkısını söyledi, sonra Kırık Gitarlarla dedi ve kalbimin hatırına tüm bu yaptıklarım, aslında berbat durumdayım” derken gerçeği görmeye başladı. Yok şarkısıyla felsefe yaptı, her şeyin yok olduğunu anladı. Sonra kendi içine döndü ve saklandığı dolaptan Beyoğlu şarkısına gitti. Derken film yeniden başladı çünkü Priz şarkısıyla elektrik çarpması gibi aşık oldu.

 

S: Yves Jongen”nin Belçika”daki stüdyosunda kayıt yaparken seni en çok zorlayan şarkı hangisi oldu ve neden?

M: Yves”in çok küçük bir stüdyosu vardı, giderken beni uyardılar “sakın şaşırma çok küçük ve basit bir stüdyo” dediler. Ben de dedim ki fark etmez. İçeri ilk adımımı attığım an alacağım enerjiyi biliyordum. Gitardan öyle güzel ses geliyordu ki, işte dünya standartlarında bir ses dedim. Kayıt sırasında “Priz 220″ şarkısı beni zorladı. Ben şarkıya bir A yazmıştım ve bir aranjeyle birlikte Yves”e götürdüm, o üzerine başka bir aranje yaptı, nakarat uydu ama benim yazdığım A bölümü uymadı, ritmlerle melodiler çakıştı ve söyleyemedim. çok da sevdiğim ve hikayeyi iyi anlattığından dolayı albümde özellikle de olmasını istediğim bir şarkı… Yves” e dedim ki buna sen bir A yazsana, o da oturdu İngilizce A”sını yazdı, çok da güzel olmuştu. Sonra üzerine ben Priz”in A”sını Türkçeleştirerek yeniden yazdım. Böyle zorlu bir süreçten geçtik…
 


 

S: Yıllar önce bir röportajında “Yıldız değilim, üreten bir ayım” demiştin ve ben bunu bir önceki albüm sebebiyle yaptığım röportajda sana hatırlattığımda bana demiştin ki “ayın aksı denize düştüğü zaman, güzel besteler çıkıyor”. Yeni albüm “Denizin Arka Yüzü” için ayın aksı denize düştüğü an üretilmiş şarkılar; diyebilir miyiz?

M: Vay be sana böyle mi cevap vermişim; hım güzelmiş…:) Tabii ki diyebiliriz…:)


S:
O kadar enteresan ki kehanet gibi, ben sana 2007 senesinde bunu sormuşum ve sen sanki bu albümü anlatır gibi bana “Ayın aksı denize düştüğü zaman” demişsin…

M: Kesinlikle yazılan, söylenen her şey hayatımızın kehanetini oluşturuyor. Ben bir önceki albümde çektirdiğim martılı resimden yedi yıl sonra şimdi oturduğum yer olan Burgazada”da martılarla yaşıyorum. Onu çağırmışım. Bostancı”daki eski evimde otururken yağlı boya bir resim yapmıştım, o dalgalar şu an yeni evimin önünde uçuşuyor. Poyraz fırtınasında resmen aynı dalgalar. Bazen aklımızı aşan dengeler, uyumlar var…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here