Ana sayfa Sektörden Röportaj: Hayko Cepkin Kendisine Kızan Adam

Röportaj: Hayko Cepkin Kendisine Kızan Adam

0

“Her parçada ortalama olarak anlattığım şey önce kendisine kızan adamdır” diyor Hayko Cepkin. Daima kendisiyle çelişen ve kendisi ile mücadele eden adamın haykırışlarını dillendiren Hayko Cepkin, Aşkın Izdırabını… sizler için anlattı.
 

ülkemizin dört bir yanında masum görünen mutlu aile tabloları altında her türlü baskı ve mutsuzluk büyütülüyor. O yüzden bazen bağıra bağıra şarkı söylemek gerekiyor. Farklı bir şeyler söylemek… Dinleyenlerin, kaçıp kurtulmaya, sorunlarıyla yüzleşmeye cesaret edebilmeleri için. Herkesin birbirine benzemesinin makul görüldüğü, tutkudan uzak durmanın olgunluk sayıldığı hayatlarına meydan okuyabilmeleri için… Hayko Cepkin de bağırarak şarkı söylemeye devam ediyor. “Normal, anormal, güzel, çirkin” anlayışına uymadan, hatta çirkini, vahşiyi yücelterek, ön yargılarımızı sorgulatıyor. Kimisi son derece samimi buluyor onu. Hatta sempatik ve esprili… Kimisi şiddeti yücelttiğini, normalleştirdiğini savunuyor.
 

 
Kimisi Ermeni kimliğinden, gözünün şekline kadar her türlü “öteki” ruh durumunu yaşamış biri olarak bu kadar yükselmesine saygı duyuyor, kimisi de “öteki” olmasının bile aslında popülerliğine hizmet ettiğini düşünüyor. Cinsellik gibi şiddetin de iç güdüsel dürtülerimizden olmasından dolayı sömürüye çok açık olması, bazılarının aklına “cinsellik ve şiddet satar” sözünü getiriyor. İster bunun bir satış stratejisi olduğunu düşünün, ister Hayko Cepkin’in insanların sessiz dürtülerinin cesur çığlığı olduğun düşünün, isterseniz de sadece iyi bir müzisyen olduğunu düşünün, şu bir gerçek ki Hayko Cepkin tüm aykırı görünümüne rağmen, artık herkesin tanıdığı bir isim. Ve bu, yadsınamaz bir gerçek… Gelin biraz da onun ağzından yeni albüm macerasını dinleyelim… Belki röportajı okuduktan sonra siz de kendi Hayko Cepkin’inizi bulursunuz…

 

S: Genellikle farklı olan dışlanır. İnsanlar kendine benzemeyenlerden korkarlar. Ama siz farklı olmanıza rağmen, bir yandan da insanlarla çok iyi anlaşan, çok sevilen, ana akım programlara bile rahatça çıkabilen birisiniz. Bunu sağlayan sizce nedir?
H.C.: Deneyimlediklerime göre ilk etapta müzikalite dışında dinleyici dinlemeyi ya da takip etmeyi istediği kisi ile bir bağ kurmaya çalışıyor. Kişisel ve de fikirsel bağı kurduktan sonra da müziği ya da ürettikleri her ne kadar bugüne değin dinlediği şeylere benzemese de karar verip kabul ediyor. Bunu başarmış olmamdan dolayı, kabul edildiğimi düşünüyorum.

S: Genelde evdeki stüdyonuzda çalışarak hazırlıyorsunuz albümlerinizi… Bu albümde nasıl bir yöntem izlediniz?
H.C.: Aslında aynı yöntem diyebiliriz. Yine her şey ev ortamında başladı. Tek farkı bu kez albüm kayıtlarına girmeden önce konser provalarını gerçekleştirdik. Bu da bize çok daha öncesinden hem konserler hem de kayıt aşamasındaki üretkenlik ve emprovizeler konusunda yardımcı oldu.
 


 
S: Albümünüzü neye benzetiyorsunuz?
H.C.: Ben daha çok renklere ve kokulara benzetiyorum. Her dinleyen için o anın bir tetikleyici kokusu ve rengi oluyor. Bu da unutulmaz olan hafızayı yaratıyor.

S: Kayıtlara nasıl hazırlanıyorsunuz?
H.C.: Genelde her şeyiyle hazır olarak kayıtlara giriyorum. Ama ana kayıt bitince demodaki hataların ve aksamaların olmamasından dolayı daha düzgün bir şey duyuyorum ve bu, her seferinde beni şaşırtıp tedirgin bile edebiliyor.

 

S:Düzenlemeler ve besteler nasıl şekillendi?
H.C.: Demolarda yalnız çalışmayı tercih ediyorum. Kayıt aşamasında tek başıma halledemeyeceğim bir takım vurguları ise hayalimde kurup grup arkadaşlarıma anlatıp onların yaratım süreçlerine bırakıyorum. Duygu olarak daha pozitif ve keyifli bir dönemle yoğrulduğunu söyleyebilirim bu albümün.

S: Kayıt, mix ve mastering stüdyolarındaki aşamalardan bahseder misiniz, nasıl kayıt yapıyorsunuz? Nasıl bir ekipman ve teknik düzenle?
H.C.: Davul, klavye, sampling kayıtlarını evde yapmayı uygun görüyorum. Vokal, gitar,bas kayıtlarını eğer stüdyoda yapıyor isem yine de edit kısmını evimde yaparım. Mixleri her zaman stüdyoda, 8 senedir 4 albümde de çalıştığım Evrim İşbilir ile birlikte yaparım. Mastering konusunda ise zaten karar noktalarını ve EQ olarak yapılmasını istediğim ayarlar doğrultusunda albümü yurt dışına yollarım. Ekipman olarak evde oldukça basit bir PC sistemi üzerinde çalışıyorum. Sadece ana stüdyo aşamasında Pro Tools’ da çalışıyorum.
 


 
S: Bu albümünüzle diğerleri arasındaki en büyük farklar sizce nedir?
H.C.: Gotik öğelerin dışında olması, bir de daha esprili, daha güldürmeyi hedefleyen bir albüm olmasını istedim.

S: Sizi kayıt sürecinde en çok zorlayan parça hangisi oldu ?
H.C.: Vokal partisyonları olarak aslında hepsi oldukça zor olan bir albüm olduğunu söyleyebilirim. Enstrüman olarak ise Tek Gecelik parçasının brutal kısmının bittiği yerde başlayan blues unison melodinin ezberi zorladı. En zoru davul partisyonlarıydı. Ayakların 4/4′ lük ellerin 6/8′ lik ilerlediği parçalar var. Ama hiçbir zaman Deriz Murat’ın çalamayacağı partisyon yoktur.) Dediğim gibi çok hazırdık. Bu sebeple pek zorlandığımızı söyleyemeyeceğim

S: Sizi müzik piyasasında en çok ne sinirlendiriyor?
H.C.: Meslek olarak kolay, rahat, ‘hayatın bize güzel’ olduğunun sanılması ve hafife alınması. Pek çok insan iki gün dayanamaz bence bu yaşama.

 

S. İlerde yapmak istediğiniz büyük bir proje var mı?
H.C.: En yakın olan ileri projem festival alanına paraşütle iniş yapıp konsere başlayabilmek.

S: Alternatif müzik camiasında size neler iki yüzlü geliyor?
H.C.: Onu, bunu, şunu yapacağız; şöyle, böyle, o biçim olacak diyip zoru görünce vazgeçip yolumuza bakalım zihniyeti, yaptıklarınıza eksik inancınızın göstergesidir.

S: Agresif ve korkutucu olabiliyorsunuz istediğinizde. Brütal vokal yaparken aslında kimlere bağırıyorsunuz?
H.C.: Her parçada ortalama olarak anlattığım şey önce kendisine kızan adamdır. Daimi olarak kendisiyle çelişen ve kendisi ile mücadele eden adamın haykırışlarını dillendirmeye çalışıyorum.
 


 
S: Korku sizin için ne ifade ediyor?
H.C.: Etikleyici olan, hayatta tutan.

S: Müzikte kalite ve iyiliği sizce ne belirliyor? Olmazsa olmazlarınız var mıdır?
H.C.: Bugün var olan yarın yok olabilir. Belirli bir takıntım yok. Müzikte kalite ve iyilik artık herhangi bir şey için belirleyici değil. Sound’u harika ama şarkılar kötü desen bu sadece senin zevk durumuna göre söylenmiş olur. Ya da tam tersini desen yine senin zevk durumuna göre belirlenmiş olur. Müziğin ne olduğu değil de sunumun nasıl olduğu belirleyici bence. Popülist bir yaklaşımı mı var, tribüne mi oynuyor, yoksa sadece üretip paylaşıyor mu? Bu da ilk sorunuzdaki yakın temas konusunu gündeme getiriyor. Dinleyici, kendisi ile sanatçı arasında bağ kurunca, sanatçıyı takip ediyor. Kalite ise göreceli.

S: Sahneye çıktığınız andaki hisleriniz neler?
H.C.: Konserler tüm o yaratım sürecinin gerçek meyveleri. Asosyallikten sosyalliğe dönüş yolculuğu. Sahneye ilk çıkışımdaki ‘en büyük olma’ inancının, finalde ‘en çok küçülen olma’ya kadar olan serüveni bence.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here