Ana sayfa Sektörden Röportaj: Eric Bouvet

Röportaj: Eric Bouvet

0

Eric Bouvet: “Ben, tarihin yazıldığı yerlerde olmak isteyen biriyim.”
 

Technotoday: Sayın Eric Bouvet, fotoğrafa ilginiz nasıl başladı? Profesyonel olarak fotoğraf çekme süreciniz nasıl gelişti?

Eric Bouvet : Fotoğrafa ve görüntülere olan ilgim 8 yaşında başladı. 8 yaşındayken, Ay”a Apollo 11″in inişini canlı olarak televizyon görüntülerinden izlerken fotoğrafa ilgim canlandı. O ana asla unutamam, büyülenmiştim. Sonrasında o görüntü aklımda her zaman kaldı ve sonrasında haberin ve tarihi anların önemini özümsedim. Paris”te sanat ve grafik endüstrisi okuduktan sonra 1981 yılında profesyonel fotoğraf kariyerime başladım. Fransa”da bir yıl askerlik yaptım. Her şeyiyle çok zordu oradaki o zamana dair şartlar ve koşullar. Askerden döndükten sonra birçok farklı türdeki fotoğrafla ilişkili işler yaptım. Gece trenlerini, sokak satıcılarını çektim. Daha sonra Fransız fotoğraf ajansı Gamma”da kadrolu fotoğrafçı olarak çalıştım. Bu süreçle beraber profesyonel olarak iş yapmaya başladım. 1990 yılından itibaren serbest fotoğrafçı olarak kariyerime devam ediyorum.
 

eric bouvet
 
Technotoday: Afganistan, Irak, çeçenistan, Somali, Yugoslavya, İsrail gibi birçok farklı yerdeki kaosu ve çatışmaları izlediniz. Birçok uluslararası ödül kazandınız. Adeta tehlike neredeyse oradaydınız. Bu fotoğrafçılık seçimini ve hayatı hakkında neler söylemek istersiniz?

Eric Bouvet : Tehlikeli yerlerde bulunma fikri aslında bir seçim değildi. Ben, tarihin yazıldığı yerlerde olmak isteyen biriyim. Bazı kişiler, haberlerde olup bitenler izlemeyi sever fakat ben izlemeyi sevmiyorum. Başka bir şey tercih ediyorum ve bir olay yaşanıyorsa direkt orada olmayı istiyorum. Neden sürekli savaş ve çatışma olan yerlerdeyim? Sanırım bu benim yapabildiğim en iyi şey. 50 yaşındayım ve 30 yıldır bu işi yapıyorum. Dışarıdan 50 gösteriyorum ama aslında içimde 65 yaşındayım. Yani sanırım biraz yorucu bir hayat yaşadım.

 

Technotoday: The Guardian”da çıkan bir haberde 1995″te çeçenistan”da 2 kişiden birinin öldürüldüğü bir ortamda muhabirlik yaptığınızdan bahsetmiştiniz. Hayatta kalmanızı ise şanslı oluşunuza bağladığınızı açıklamıştınız. Unutamadığınız ve belki de asla unutamayacağınız bir savaş muhabirliği anınızdan bahseder misiniz?

Eric Bouvet : Evet o haberi hatırlıyorum. Aslında unutamadığım anım haberde yer alan, 1995″teki çeçenistan”daki anılarımdı. İki haftalığına çeçenistan”da bulundum. Bir anda ortaya çıkmış bir olaydı aslında çeçenistan”daki yaşanan kaos, savaş ve bir anda oraya gittim. 60 kişiden oluşan gizli bir Rus özel ajan grubu ve Rus özel birliği birleşimi olan elit bir birlikle beraber çeçenistan”daydım. 60 kişiydik ama iki hafta sonra 20 kişi geri dönebildik. Hayatımda izlediğim, yaptığım en kötü hikâye oydu. Kendi gözlerimle insanların birbirini öldürdüğünü gördüm. Ben yaşamadım ama elektrikle ve korkunç aletlerle yapılan işkencelere tanıklık ettim.

Gündüz yaşananların yanı sıra her gece çok büyük kavgalar ve çatışmalar vardı. İnsanlar inanılmaz bir hızla savaşıyor, ölüyorlardı ve yaralananlar korkunç bir haldeydi. Psikolojim çok fazla etkilendi çeçenistan”da yaşadıklarımdan. Şimdi çok güzel bir ailem var ve bunları çok fazla hatırlamak istemiyorum. İyi ve güzel şeyleri hatırlamak istiyorum.
 


 
Technotoday: Rus Hapishanelerini, denizcileri, Fransız polisi, kömür madencilerini ve daha birçok toplum hikâyesini fotoğraflarınızda işlediniz. Birçok fotoğraf seriniz var. Projelerinizi neye göre belirliyorsunuz?

Eric Bouvet : Ben basın kartı sahibi olan bir gazeteciyim. Bir basın kartım varsa o zaman benim bunun gereğini yerine getirmem gerekiyor. Her zaman insani bir bakışaçım var. İnsanı arıyorum ve merak ediyorum.

Farklı insanları ve farklı grupları merak ediyorum. Neler olduğunu merak ediyorum. çünkü bu merak bana hayatımı kazandırdı. Dünya genelinde çok güçlü hikâyeler var. Mesela balıkçıların hikâyesi; sadece balıkçı olarak bakılabilir ama orada onların arasına girdiğiniz zaman çok güçlü duygular olduğunu görüyorsunuz. Onlarında hayatının anlatılması gerekiyor. Fransa”da yerin 1000 kat altına giren madenciler, hiçbir zaman görülen yerlerde değiller ama onlarda çok güçlü şeyler yaşıyorlar. Ve bu hayatın anlatılması gerekiyor. Birçok yerde sıra dışı duygular var ve benim işim bu olduğu için onları anlatıyorum.

 

Technotoday: Fotoğraflarınızda anı yakalamanızın sırrı nedir? özellikle de savaşın, silahların içinde ve o gerilim ve belirsizlik durumu bulunduğunuz hemen her yerde hâkimken.

Eric Bouvet : Bunun bir reçetesi ya da tarifi yok. Aslında bunun bir sırrı da yok. Sadece bir nedeni var: çok ama çok çalışmak. çok fazla fotoğraf çekiyorum ve bu beni geliştiriyor. Bazen fotoğraf çeken genç insanları görüyorum. İyi bir kariyer yakalamak için çok fazla risk alıyorlar. Ben öyle bir şey yapmıyorum. Bir tehlike gördüğüm an onu çekmem, tehlike geçince veya ertesi gün çekerim.

Bir de bu, insanın kendini nasıl hissettiği ile alakalı bir durum. Bazen çok güçlü hissediyorsun ve bazen de çok güçsüz hissedebiliyorsun. Bazen bulunduğunuz yerde birçok şey görüyorsun; bazense kötü hissediyorsun ve göremiyorsun. Yani her insanin iyi günü ve kötü günü olduğu gibi fotoğrafçının da iyi günü ve kötü günü vardır.
 


 
Technotoday: “Türkiye”de Zaman” adlı fotoğraf çalışması içinde yer aldınız. Bu süreçten bahseder misiniz?

Eric Bouvet : Bir yıl önce bana, Zaman Gazetesi”nin projesiyle ilgili bir telefon geldi. Zaman Gazetesi bünyesinde çalışan biri aradı ve projeden bahsetti ve bu projede yer almak ister misiniz? Diye sordu. Bir an bile durup bu projede yer almak ister miyim? İstemez miyim? Diye düşünmedim tabi ki yer alacaktım. çünkü öncelikle İstanbul”u çok seviyorum. Türkiye”nin fotoğraf çekmek için çok ilginç bir yer olduğunu düşünüyorum. Buraya gelmek ve bu projenin içinde yer almak çok heyecan verici ve enteresandı. Ayrıca; Zaman Gazetesi”ne baktım ve gazete olarak formunu ve dizaynını da çok beğendiğimi belirtmek istiyorum. çok kaliteli bir gazete olduğunu düşünüyorum. Bu sürecin içinde yer aldığım için çok mutluyum.

İstanbul”da, Zaman Gazetesi”nde fotoğrafçılarla özellikle de genç fotoğrafçılarla zaman geçirdim. çok şey paylaştık ve bu tek yönlü olmadı. Ben onlara bir şeyler anlattım onlar bana bir şeyler anlattı. Telefonla arayıp konuşuyoruz, iletişimimiz devam ediyor. Ben onlardan öğreniyorum onlar benden öğrenmeye devam ediyor. çok iyi bir ilişki kurduk. Onlarla çalışmak çok güzel ve bunları bir nezaket amacıyla söylemiyorum; bunlar tamamen kendi içimde hissettiğim şeyler.

 

Technotoday: İstanbul”da Zaman fotoğraf Sergisi”ndeki fotoğraflarınızdan; “İstanbul”da Gece Mesaisi”nden bahseder misiniz?

Eric Bouvet : Daha önce Fransız polisiyle de çalıştım. Fransa”daki, Almanya”daki polisle Türkiye”deki polis arasında pek bir fark yok. Polislerle 4 gece geçirdim ve senin benim gibi normal insanlar. İlginç olan onlarla aynı polis arabasında olmaktı ve aynı mekânı paylaşmaktı. Ben onlara yaptığım işleri gösterdim, onların yaptığı işlerin bir parçası oldum. çok keyifliydi.

Ayrıca şunu anladım; buradaki gazeteciler polis ile böyle bir iletişime geçmiyorlar. O yüzden, “polisle çalışmışsın ne oldu? Nasıl bir şey polislerle çalışmak?” Gibi sorular sordular ve merak ettiler. Ancak onlarda herkes gibiler. Bana gerçekten çok nazik davrandılar ve onlarla çalışmak çok kolaydı. Onları fotoğraflamak çok zevkliydi. Heyecan verici bir hırsız-polis kovalaması, banka soygunu ya da cinayetlerle karşılaşmak gibi kötü şeyler başımıza gelmedi. 4 gece geçirdik ve zamanda kısıtlıydı.
 


 
Gazetecilerin veya fotoğrafçıların polislerle benim bahsettiğim gibi bir fotoğraf çalışmasında yer almak yerine bir kovalamaca ya da polisiye vakayı ilginç bulması aslında, genç fotoğrafçıyla yaşlı fotoğrafçı arasındaki bir fark. Genç fotoğrafçı sadece aksiyon, olay çekmek istiyor. Ama yaşlı fotoğrafçı, orada çalıştığı polisin bütün gece çalıştığını, yorulduğunu ve aslında dinlenmek isteyebileceğinin fotoğraflarını çekmek istiyor. Mesela polisler, bütün gece bir araba kullandı ve yoruldu; bir çay içmek istiyorlar. çoğu fotoğrafçı, böyle zamanları ölü zaman olarak görüyor. Ama bence bunlar da çok önemli zamanlar. Bu hayata dair anlarda önemli ve fotoğraflanması gerekir. Bence bu anlar da çok ilginç anlar; polislerin kendi aralarında nasıl vakit geçirdikleri, nasıl eğlendiklerini fotoğraflamak bence yaşayan zamanı fotoğraflamak anlamına geliyor.

 

Technotoday: Türk fotoğrafçıları takip edebiliyor musunuz? Türk fotoğrafçılar hakkında neler düşünüyorsunuz? Fotoğrafla ilgilenen fotoğrafseverlere neler söylemek istersiniz?

Eric Bouvet : Türk fotoğrafçılarla ilgili genel bir şey söylemek istemem dünyanın her yerinde çok iyi fotoğrafçılar var. Türk fotoğrafçıları bir kefeye koyup onları değerlendirmek istemiyorum. Bence fotoğrafçı, nerede olursa olsun çok çalışması ile diğer fotoğrafçılardan ayrılır. Birçok Türk fotoğrafçıyla çalıştım. Türk fotoğrafçılarla birçok workshop ve organizasyonda beraber aynı atmosferde bulunma fırsatım oldu. Genç fotoğrafçılarla tanıştım ve onların yaptığı işleri görmek bana büyük keyif verdi.
 


 
Türk fotoğrafçılarda şunu gördüm; birçok fotoğrafçı bir yere bağlı olarak çalışıyor. Bir gazetede ya da ajansta çalışıyor. Ben öyle değilim, istediğim fotoğraf karesini çekiyorum. Kendi istediğim şekilde fotoğraf çekiyorum. Hiçbir yönlendirme ve sunum almadan deklanşöre basıyorum. Ve kendi zevkim için çekiyorum. Ben, biraz beraber vakit geçirdiğim Türk fotoğrafçıları da buna yönlendirmek istedim. Yalnızca çalıştığınız gazetenin, ajansın, diğer medya yapılarının istediği gibi fotoğraflar değil kendi istediğiniz gibi de fotoğraf çekin. Bu, çok önemli bir ayrımdır. Sürekli aynı şekilde fotoğraf çekersen gelişmen daha yavaş olur. 20 yıl boyunca aynı şekilde fotoğraf çekersen belki de körelirsin. Ancak sürekli olarak kendi fotoğraf düzeninin geliştirmeye yönelik çalışırsan çok farklı olur. Mesela kendi hayatıma bakıyorum; 10 sene önce çektiğim fotoğrafları beğenmiyorum. Muhtemelen 5 yıl sonra çekeceğim fotoğrafları da beğenmeyeceğim. 5 yıl sonraki fotoğraflarım şu an ki fotoğraflarımdan daha iyi olacak. Sürekli çalışıyorum ve sürekli gelişiyorum. İşin sırrı kesinlikle sürekli çalışmak ve Türk fotoğrafçılara çok çalışmalarını tavsiye ediyorum.

 

Technotoday: Fototeknik ile aynı yayın grubuna bağlı olan Photoline, Türkiye”deki yaşayan bir fotoğrafçılık dergisi ve 100. sayısına ulaşmış bir ikon olarak nitelendirilebilir. Bu konu hakkındaki görüşlerinizi ve duygularınızı alabilir miyiz?

Eric Bouvet : 100. sayısını kutlayan bir fotoğraf dergisi. öncelikle bu muhteşem bir şey. Ben de bütün içtenliğimle 100. sayıyı kutluyorum. Yaşayan fotoğraf dergileri, çok önemlidir. Fotoğrafçılıkta haber fotoğrafçılığı, savaş fotoğrafçılığı, belgesel fotoğrafçılığı gibi farklı türler var. Aynı zamanda bu tür fotoğraf türleri de amatör ve profesyonel olarak kendi içinde ayrılır. Bu tür dergilerde bize bunları gösteriyor. Böylelikle bu türler arasında ve amatör, profesyonel fotoğrafçılar arasında bir paylaşım kanalı yaratılmış oluyor.
 


 
Bu tür dergiler sayesinde profesyoneller, amatör fotoğrafçılara bazı öğütler veriyor, tecrübelerini paylaşıyorlar ve böylelikle bu tür dergiler fotoğraf anlamında bireysel gelişim için büyük önem taşıyor. Photoline ve dünyadaki birçok üst düzey dergiler sanki fotoğrafa dair birebir tecrübeleri paylaşmak gibi.

 

ESET Banner_700x80 Bellatrix technotoday

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here