Ana sayfa Sektörden Röportaj: Çiğdem Erken Şarkılarım Doğuştan Çapulcu

Röportaj: Çiğdem Erken Şarkılarım Doğuştan Çapulcu

0

Kendine has sesi ve naif müziğiyle hayatımızı renklendiren çiğdem Erken ile Kız Kafası”ndan İstanbul Kızı”na doğru giden yolculuğunu konuştuk…
 

S: Albüm “Cihangirde” adlı şarkıyla açılıyor, içinde ‘geniş kanatlı omuzları dar” diyerek anonim türkü Evreşe”ye bir göz kırpıyor…
ç: Tekirdağ”lıyım ve çocukluğum Trakya türküleriyle geçti. Bir akşam evde televizyon karşısında uzanmış bir şeylere bakarken o şarkı çaldı. “Evreşe yolları dar, bana bakma benim yârim var” diye eşlik ettim. Ve kalktım piyano başına geçtim ve “geniş kanatlı omuzları dar” diyerek şarkıyı yazdım.
 

 
S: Tarantino”nun filmlerinde başka yönetmenlerden alıntılar gibi…Mazhar Alanson”nun “Rüyalar” diye eski bir şarkısı vardır:”Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtik biz senle yanyana” der mesela…
ç: Ben yeniden değerlendirmeyi, alıntı yapmayı seviyorum yeri geldiğinde. Diğer türlüsü ego gibi geliyor, kendini tamamlanmış görmek veya bütün fikirlerin sende olduğunu düşünmek ya da bir yerlerden bir şey aldığında bunun üstünü örtmek de çok büyük bir ahlaksızlık gibi geliyor. Bu yüzden alıntı yapmak, hem de kendi çocukluğuma selam çakmak istedim…

S:
İlk albüm “Kız kafası”ndan iki yıl sonra çıkan yeni albüm “İstanbul Kızı”na yolculuk nasıl geçti?
ç: Aslına bakarsan ben birinci albümü öyle zorluklarla yaptım ki, albümün neredeyse tamamında yalnızdım. Son dönemde Mete özgencil”e albümü dinlettim ve sonrasında bana fikirleriyle epey destek oldu. Ve Mete ile biz bitmiş bir albümün üzerine revizyon yaptık. Bazı vokalleri bana tekrar okutturdu, mikslerini değiştirdi. Sağolsun çok da güzel şeyler yaptı. İlk albüm ilk olunca repertuvar aşaması falan da zor oldu, çünkü o güne kadar çok şarkı yazmışım…O ilk albüm çıktığı hafta ben neredeyse ikinci albüm için çalışmaya başladım. Mart ayında Ada Müzik ile start verdik ve ikinci albüm çok daha profesyonel bir albüm oldu. Ada Müzik’in stüdyosunda kaydettik, tüm şarkılar boyunca yanımda Nurkan Renda vardı. Yolculuk nasıl dersen; zor başlayıp, keyifli halde bugünlere geldi.

 

S: Kartonet”de ki “teşekkürler” kısmında müzisyen dostlarına teşekkürlerinin dışında çok ilgimi çekti, çapulculara da bir teşekkür var…
ç: Albümün masteringli kopyası 1 Haziran”da elime geçti. Yani bizim maskelerle, biber gazlarıyla boğuştuğumuz bir sırada. İnanır mısın 15 gün mastering”i tam can kulağıyla dinleyemedim. Yani şöyle bir dinledim, o da tamam demek adına…çünkü o sırada benim mahallemde oturan herkes çapulcu ruhuna bürünmüştü. Beni dinleyen herkes zaten çapulcu. Bir de şunu özellikle ifade etmek isterim, albümümü bilinçli olarak bu yangın yerinin ortasında çıkartmak istedim. Bu yangın yerinde dünyaya gelsin, o da kendi gazını yesin istedim. O yüzden bu albüm de çapulcu. Bu yüzden çapulculara teşekkür ettim.

S: Bu albümü bir insana benzetsen, nasıl biri olurdu?
ç: Şöyle söyleyebilirim ki yaşı olmayan biri, İstanbul kızı 20 yaşında mı, 60 yaşında mı, 35 yaşında mı belli değil. Biraz daha dışa dönük, başkalarının seslerinin karıştığı, empati yapma özelliği gelişmiş biri olurdu.
 


 
S: “Ah ne çiçeksin” adlı eski bir tango şarkısı “İstanbul Kızı”na dönüşerek albüme nasıl dahil oldu?
ç: Eski şarkıları günümüzde taş plak gibi sahici okuyan Sema ile ben uzun bir süre beraber çalıştım. O dönemlerde sahnede beraber söylediğimiz bir şarkıydı. Nakarat kısmında “İstanbul Kızıyım” der. Bir gün Sema”ya dedim ki “ben bu şarkıyı kullanmak ve albümün ismi yapmak istiyorum, ne dersin” dedim. Sema da “bayılırım, harika olur, ben bu şarkılar yayılsın, bilinsin istiyorum” dedi. Sema”dan böyle olumlu bir şey alınca; hem repertuvara hem de albüm adı olarak projeme dahil ettim.

S: “Piyano” diye bir şarkın var ve duyduğuma göre Yusuf Atılgan”nın Aylak Adam adlı romanındaki karaktere yazmışsın. Anlatır mısın şarkının öyküsünü?
ç: Bir dostumun armağan ettiği bir romandır o ve hikaye boyunca oradaki ifadelere ve ana karaktere aşık oldum. 1950″lerde yazılmış ve döneminin çok üstünde bir dili var. Orada ana karakter Bay C var ve roman boyunca sürekli piyano dinlemek istediğini ama kendisine piyano çalacak birini bulamadığını söylüyor. O kadar etkilendim ki, o romanın içine girmek ve ona piyano çalmak istedim ve böylece “Piyano” şarkısı çıktı.

 

S: “Naz” adlı şarkının introsunda Umay Umay”ın sesi var. Yıllardır ortalara çıkmayan Umay Umay”ı projeye nasıl ikna ettin?
ç: Stüdyodan önce Umay”la yüz yüze hiç görüşmemiştik, Sosyal medyadan tanışıyoruz ve sürekli telefonlaşıyoruz. Uzun uzadıya kırk yıllık dostlar gibi konuşuyoruz falan… Umay”ı kendime çok yakın hissediyorum, gerçekten kocaman bir kalbi var. Prodüksiyon sırasında “Naz” adlı şarkımı yazdım ama introsu uzun ve onu şiirsel bir sözle albüme koymak istiyordum. Tam o sıra Umay”ın “Cevapsız Ağrı” adlı kitabı çıkmıştı ve orada ki bir şiire çok takıldım ve Umay”a bu şiiri albümde kullanabilir miyim diye mesaj yazdım. O da çok sevindi ve stüdyoya söz verdiği gibi geldi. Ama stüdyoya gelince şöyle söyledi “Ben dahil olmak üzere, bugün buraya geleceğime kimse inanmıyordu. Ama ben senin başka bir ruhun olduğunu düşünüyorum ve ben sana geldim” dedi. Ve böylece projede yer aldı. İyi ki de yer aldı.
 

 
S: Sen aynı zamanda tiyatro müzikleri de yapıyorsun, Bu sene “Zengin Mutfağı” adlı tiyatro oyununa yaptığın müzikle Afife Jale ödülü”nü aldın. Bu yüzden tebrik ederim. Peki önümüzde ki günlerde yeni tiyatro çalışmaların var mı?
ç: Teşekkür ederim. Tiyatro her dönemimde oldu, tiyatrosuz bir sezon geçirmedim. çok yakın zamanda tiyatrocu dostum Yücel Erten ile provalarına başlayacağımız bir oyun var. Oyunun adı “Yaşamak mı Yoksa ölmek mi” ve ben müziklerini yazdım. Bir de bir yandan önümüzdeki günlerde başlayacak olan Menderes”in hayatını anlatan TV dizisinin müziklerini yapıyorum ve dönem işlerinde yer almaktan çok keyif alıyorum.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here