Ana sayfa Sektörden Röportaj: Buğra Karabey’in rüya ve karınca müziği

Röportaj: Buğra Karabey’in rüya ve karınca müziği

0

Buğra Karabey iki yeni çalışmasıyla karşımızda

 

S: çalışmaların hakkında söyleşi yaptığımızdan beri bir yıldan biraz fazla bir zaman geçti. Bu sürede yaptığın iki yeni çalışmandan bahseder misin?

B.K.: öncelikle hem sana hem de Sound dergisine Türkiye”de önemli bir açığı ve ihtiyacı hedeflediğiniz ve başarı ile doldurduğunuz için tekrar teşekkür ederim. Bir Garip Enstrüman köşesinin yeni bölümlerini her ay beklemek ve okumak ayrı bir keyif oluyor.
 


 
Geçtiğimiz seneden bu yana iki çalışma üzerinde yoğunlaştım. Bunlardan birisi yıllardır hayalim olan Karıncalara müzik yaptırmak, diğeri ise insanoğlunun şu ana kadar yeniden yaşama veya paylaşma imkanı bulamadığı rüya ortamını, ses/müzik olarak yeninden hayata geçirmek idi. Karıncalar ile olan çalışmamın ismi “Band Ant”. çocukluğumdan beri karıncaları grup veya koloni halinde izlemek çok hoşuma gider idi. Giderek yaygınlaşan karınca akvaryumları sayesinde bu daha da kolay bir hal aldı. Bir karınca kolonisini izlediğimde onların grup zekasının (swarm intelligence) nasıl işlediğini görsel olarak deneyimlemek mümkün. Kendi aralarında gruplaşmaları, antenlerini dokunarak yaptıkları ilginç iletişim, ve hiç beklenmeyen bir anda tüm koloninin durması, yavaşlaması, hızla harekete geçmesi bende her zaman sineztezik olarak müziksel çağrışımlar yapmıştır. Band Ant ile de bir karınca kolonisinin hareketlerini görüntü işleme teknikleri kullanarak müzik ortamına aktarma şansı buldum.

Rüyaların ses ortamına dönüştürülmesi hayalini taşıyan “Dream(y) Soundscapes””de ise insanın bu gizli kalmış deneyimini yani rüya ortamını, ses dünyasında tekrar canlandırmayı ve de diğer insanlar ile paylaşmayı denedim. Nihayetinde beyin dalgaları müzik ortamında çok uzun yıllardır kullanımda, ben de daha önce bir bitkinin elektrik sinyalleri ile kendi beyin dalgalarım arasında bir jam session yapmış idim. Ancak rüya dönemi beyin dalgalarının çok farklı karakteristikler sergilediği ve müzikal anlamda üzerinde çalışılmamış bir aralık ve de bu dönemdeki beyin hareketlerini müziksel çıktılara eşlediğimde “rüya” adlı o kapalı kutuyu aralamış olduğumu hissettim.

 

S: “Karınca müziği” ve “rüya müziği””nin teknik altyapısından ve yapım sürecinden bahseder misin? çalışmalarında herhangi bir hazır yazılım veya donanım kullandın mı? Bunlar için gerekli olan arayüzleri de sen mi geliştirdin?

B.K.:
Karınca müziğinde yani Band Ant”te Amsterdam”da yeni enstrümanlar ve performansa yönelik araçlar üzerinde araştırmalar yapan STEIM”da geliştirilen Junxion adlı aracı kullandım. Junxion bağlı bulunduğu sensörler, kontrolörler (Wii kumandaları bile bağlanabilmekte) ve de görüntü, kamera sinyalleri ile ilgili parametreleri MIDI sinyalleri ile eşlemeyi mümkün kılmakta. Ben de Junxion”u kullanarak bir karınca akvaryumundan aldığım görüntüleri işledim ve onları MIDI üzerinden çeşitli ses/müzik değişkenleri ile eşleştirdim. Junxion”un bunun ile ilgili sunduğu despeckle, threshold ve difference gibi filtreleri yanında object tracking gibi yetenekleri de var. Böylece birebir karıncaları veya karınca gruplarının hareketlerini ses parametreleri ile eşleme şansım oldu. Nihayetinde ortaya tribal özellikler taşıyan bir müzik çıktığını düşünüyorum, yani karınca kolonisinin hareketleri bir bakıma kabile halinde yapılan seremonilere benzeyen sesler üretmekte. İlginç olan bir diğer nokta da aynı bir müzik eserinin farklı tempoda olan bölümleri gibi koloninin hareketleri de zaman içinde ve de tüm koloniyi kapsayan bir şekilde hızlanabilmekte, yavaşlayabilmekte. Band Ant ile ilgili çok ilginç bir diğer nokta da karıncaların taşındıkları bir karınca akvaryumuna alışmak için ihtiyaç duydukları süre. Mekana alışıp kazmaya başlamaları bir iki hafta sürmekte ve kazara başka kolonilerden karıncaların karışması durumunda da kavga etmekte hatta biribirlerini yemekteler. Dolayısı ile bu ortam aslında bir stüdyo ortamına da benzemekte, grubumuzun yani karıncaların stüdyo ortamımıza alışmaları vakit alabiliyor ve de diğer gruplar ile her zaman iyi geçinemeyebiliyorlar…
 

 
Rüya müziği çalışması olan Dream(y) Soundscapes”de ise önemli bir zorluk rüya dönemini yakalamak oldu. Uyku esnasında 90-100 dakika aralıklar ile rüyaya, yani hızlı göz hareketi (REM) dönemine girilmekte. Dolayısı ile bunu yakalamak için kafama beyin dalgalarını kaydeden sistemi takıp uyumaya çalışmak, uyurken de 100 dakika aralıklar ile saati kurup uykuyu bölmek ve eğer rüya anını yakalamış isem o bölümdeki son 5-10 dakikanın beyin dalga kayıtlarını ayırmak gerekti. Takdir edersiniz ki bu çok keyifli bir deneyim değil ve de her defasında da rüya anı yakalanamıyor. Rüya anı yakalanmış ise de o deneyimi o anda bir yere yazmak gerekiyor çünkü daha sonra ne gördüğünüzü hatırlamıyorsunuz. Kullandığım ekipman NeuroSky firmasının MindWave adlı kablosuz sensörü ve bunun vasıtası ile Alpha, Beta, Gamma, Delta ve Theta dalgalarını ölçebiliyorsunuz. Bunların kaydı ve analizi için ise Neurobrain adlı bir yazılım kullandım. Arkasından yakaladığım rüya dönemlerine ait bu beyin dalgası kayıtlarını Max/MSP “de tasarladığım patch”ler ve de DAW vasıtası ile sesler ile eşledim. Bahsi geçen beyin dalgası türlerinden bazıları daha hızlı değişimler göstermekte ve de daha percussive seslere eşlemek anlamlı olabiliyor, diğerleri ise daha yavaş değişimler sunmakta ve de filtre, synth vb parametreleri ile eşlemek ve de daha pad”vari sesler ile kullanmak güzel oluyor.

 

S: İşin lutiyelik kısmı kameradan veya beyin dalgalarını okuyan cihazdan gelen bilgiyi müziğe dönüştürmek kısmında galiba, biraz da bundan bahseder misin?

B.K.: Kesinlikle evet, nihayetinde lütiyer denen kişiler ellerindeki hammaddeyi kullanarak, ondan performans sanatçısının hislerini müzikal olarak etkileyici ve de sanatçının kumandasında ve isteğine bağlı olarak geniş bir aralıkta değişecek (expressive) çıktılar sağlayan enstrümanlar sunmayı hedefliyor. Benim de Band Ant çalışmamda amacım karınca kolonisinin grup zekası (swarm intelligence) temelli hareketlerini mümkün olduğunca sese dönüştürmek, böylece de o görsel, mekanik deneyimi sineztezik olarak seslerin dünyasına taşımak idi. Rüya müziği olan Dream(y) Soundscapes”de ise hiçbir zaman bir daha yaşayamadığımız ve kimse ile de paylaşamadığımız rüya deneyimini, ses ortamında yaşatmaya çalışmak idi. Dolayısı ile her iki durumda da eldeki ham sinyal verilerini, müziksel olarak ifadeyi mümkün kılan enstrümanlara, parametrelere eşlemek, buradaki aralıkları ve tepkiselliği belirlemek, olayın sanatsal ve lütiyerlik kısmı.
 


 
S:Son olarak biraz da gitar çalmak gibi “geleneksel” müzik çalışmalarından bahseder misin? Devam ediyor musun?

B.K.: Geçtiğimiz sene Harem adını verdiğim gitar koleksiyonuma değerli bir ilave oldu. Ekrem özkarpat yapımı bir perdesiz elektrik arkadaşlarının yanına katıldı ama şunu söylemek mümkün, perdesiz bir saz ve onun sunduğu sınırsız ses ortamı kesinlik ile bir paradigma değişikliği getirmekte. Buna paralel yine o saza bence en yakışan Türk müziği icrası için de derin ve de engin bir ilave bilgi birikimine ihtiyaç var. Dolayısı ile hakkını verdiğimi söyleyemeyeceğim. Belki önümüzdeki günlerde bu alana hakettiği ve de gerektirdiği ilgiyi ayırabilirim.

 

S: özellikle “Rüya Müziği” çalışmanda kendi rüyalarının müziğini dinlemek nasıl bir deneyimdi ve bu çalışmaları hangi ortamlarda sergilemeyi veya değerlendirmeyi düşünüyorsun?

B.K.: Kesinlikle ilginç ve etkileyici bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Şu anda Dream(y) Soundscapes çalışmamda kaydettiklerim arasında seçtiğim iki rüya İngiltere”de 12″ plak formatında single olarak basılmakta. Bu plak için seçtiğim iki rüyamdan bir tanesi gerçekten yüksek oranda paranoya içeren bir rüya parçası idi ve onu her dinlediğimde aynı hisse tekrar, tekrar kapılıyorum. Zaten o parçanın isminin Edvard Munch”ın meşhur çığlık tablosuna ithafen Munch(esque) koydum. Plağın diğer yüzünde de uyku ve uyanma arasında yakaladığım 10 dakikalık bir bölüm var (ismi Thin Ice) ve bu bölümü de dinlemek bende hala o ara bölgenin ikircikli, kırılgan, dinamik ve rahatsız edici hissini yaşatmakta. Bu kayıtların ve plağın masteringini de Metropolis stüdyolarında Damon Albarn, New Order, Jean Michel Jarre, REM, Kaiser Chiefs, Arctic Monkeys, Bloc Party gibi grupların ve sanatçıların da çalışmalarında yer alan John Davis yaptı.
 


 
Band Ant”i ise makale halinde Sound Art alanında yayın yapan dergi veya konferanslara gönderiyor olacağım. Onlar ile performans çok kolay değil çünkü az evvel de ifade ettiğim gibi Band Ant grubunun üyeleri olan karıncalar biraz nazlı sanatçılar, ortama uyum sağlamaları vakit almakta ve seyahatten de hoşlanmıyorlar. Ama bunun ile ilgili Youtube”a da bir video koydum.

S: Bundan sonra sırada neler var?

B.K.: Genetik, moleküler biyoloji bu aralar çok okuduğum konulardan. Bu alan ile ses/müzik arasında kafamda canlanan bazı köprüler var, sanırım onlara yoğunlaşacağım.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here