Ana sayfa Makale Röportaj: Ali Alışır ile “Sanal Mekânlar” üzerine…

Röportaj: Ali Alışır ile “Sanal Mekânlar” üzerine…

0

“Sanal Mekânlar” adlı sergisiyle ilgi çeken Ali Alışır ile bir röportaj gerçekleştirdik. Sorularımıza uzun yanıtlar aldık ve yayınlarken de soruları aradan çıkarınca bütünlüğü bozulmamış bir metin elde ettik. Dijital fotoğraf çalışmaları ile günümüz çağdaş sanatına yeni bir soluk getirmeyi hedefleyen Ali Alışır”ın günümüzün hızlı bilgi akışı ve iletişim şekilleri ile tarihi mekânlar üzerine düşüncelerini ilgiyle okuyacağınıza
inanıyoruz.
 

Yeni bir aydınlanmanın teknolojik olarak henüz eşiğinde olmamıza rağmen teknolojik gelişmeler bugün düşünce kalıplarımızı kökten değiştirmektedir. çağımızın teknolojisi geçtiğimiz birkaç bin yılın katmanını adeta sıyırıp altından bambaşka bir evren çıkartıyor; bu sınırsız özgürlüğün adı “Sanal Gerçeklik”. Sanal gerçeklik her gün biraz daha büyüyor. Tıpkı bir dönemler telgrafın telefon olması, radyonun da televizyon olması gibi her yere bir virüs gibi yayılıyor.

Bu değişim, bugün bizlere 18.yy “sanal” terimindeki nesnenin yansımış (optik) görüntüsünün tanımında büyük değişimlerin olduğunu söylemektedir. Artık imgeler yalnızca (optikte olduğu gibi) dünyayı bize yansıtmak için kullanılmamaktadırlar. Tam tersine hayatlarımızı,sosyal ortamımızı, ilişkilerimizi, yani bizi şekillendiren bir konuma taşınmışlardır. Sanal Gerçeklik kavramıyla beraber düşüncelerimiz zaman içinde algılarımız ve deneyimlerimizle beraber saydam bir konuma taşınmıştır. Bizler artık bugün hem izleyici kitlesi, hem de iletim ağının kendisi haline gelmeye başladığımızı söyleyebiliriz.Fotoğraf sanatı da bu noktada teknolojinin hızıyla beraber sanal gerçekliğe benzemiştir. Gerçekliği adeta bu sanal ağların içinde emilip yutulmuştur. Fotoğrafçının çektiği görüntülerin dijital olarak kodlanıyor olması ve hepsinin bir işlemciden ötekine hareket etmesi (bilgisayardan televizyona ve cep telefonuna) fotoğrafın imgesini de etkilemiştir. Artık “gerçek” sanıldığı kadar açık seçik bir şey değildir. İmgesi ise dijital kodlanan ve üst üste yazılan kodlamalar ile tamamen sentetik bir hale gelmiştir.
 

ali alışır
 
Haber içerikleri ve yayılımı da bu kodlamalar üzerinden değişikliğe tabi tutulmaktadır. Televizyondaki olaylar, olay tasviri ile aynı şeylermiş gibi ele alınmaktadırlar ve kitle iletişim araçlarının etkisiyle gerçeklik yapay olarak tekrar üretilir hale gelmiştir. Ekonomi ve siyaset bütün bu çözülmenin bir parçası haline gelmiştir. Reel ekonominin yerini sanal ekonomi, siyasetin yerine ise yeni medya düzenin hakim olduğu bir dönem almıştır.

Günümüzde politikayı kamuoyu araştırmaları, reklamı testler, radyoda çalınan parçaları tüketici panelleri, sinemada oynatılan filmlerin sonunu ve afişlerini anketler, televizyon programlarını reytingler belirlemektedir. Belki de geçmişten günümüze yaşadığımız en büyük değişim, bugün imgelerinin kontrolünün, üretiminin ve dağıtmının dijital işlemcilere, yapay belleklere ve teknolojik iletişim araçlarına geçmiş olmasıdır.

 

İmgelerin ve bilgilerin bu hızlı değişimi gazeteler, dergiler ve kitaplardan dijital platforma doğru kaymaya başlamıştır. Bu mekân değişikliği matbaanın icadından sonraki en büyük değişim hareketidir. Bilgi, bu uzun yolculuk serüveninde gerçek mekândan uzaklaşıp olası bir mekâna, olay mekânından düşünce mekânına geçmiştir. Sınırlı bir alandan sınırsız bir alana yayılan bilgi artık sanal bir mekândadır.

Sanal olma durumu bir şeyin başka bir şey olma durumudur. Yani bir anlamda gerçeğin tüm özelliklerini taşıma potansiyelidir. Dolaşım ağındaki her bilgi de bu dolaşım ağında başka bir bilgiyle değişime uğramaktadır. Günümüzde ise bilgisayar ortamında üretilmiş sanal görüntüler, gerçeği kendisiyle tanımlayan bir konuma yerleşmek üzeredirler.
 

ali alışır fotoğrafları
 
“Sanal Mekânlar” projesi Ortaçağ”ın tersten perspektifi ile Rönesans”ın merkezi perspektifi arasındaki kırılmanın sanatsal bir yorumudur. Sosyal hayatlarımızı paylaşıp yaşadığımız ve ticaret yaptığımız bu mekânlarda artık algılanabilecek bir derinlik ve kaçış noktası kalmamıştır. Bizleri bir dönem çevreleyen bu kasvetli ve ağır mimari yapıların yerini günümüzde arayüz ve ağ temsillerinin çalışma şekilleri almıştır. Elektronik devreler (cep telefonları, internet) yoluyla birbirimize bağlandığımız ve sınırsız bilgi ağını kullanarak seyahat ettiğimiz bu mekânlar artık yerçekimsiz ve ölçü kurallarına bağlı kalmayan etkişimli alanlara dönüşmüşlerdir. Sanal Mekânlar projesi, sürekli yer değiştiren bu bilgi ve imgelerin, fiziki mekânından zihnen uzaklaşan bireylerin üzerindeki sonsuz sayıdaki çoğaltmaya ve müdahaleye imkan veren teknolojik etkisinin, sanatsal bir eleştirisidir.

 

Siber-uzayın fantazyalarla ve zevkle kaplı dünyası gerçeklik karşısında bizi adeta fiziksel bir çözülüme tabi tutuyor. Bu cisimsizleştirilmiş özneler dünyasında sanal takma adlarla ve fiziki bedenlerine ihtiyaç duymadan etkileşimde olan bizler artık kendi yüzlerimizden yoksun yaşıyoruz.

Fiziki dünyada kapamak zorunda olduğumuz gözlerimiz sanal dünyada adeta uyanık kalmamızı ön görüyor. Ekran hiçbir zaman kapanmıyor. Sürekli görüntüler ve imajlar üretmeye devam ediyor. Dünyaya açılan bu pencere dinlemenin, hissetmenin ve tepki vermenin fiziki bağlantısını koparıyor. En şiddetli görüntüleri üretirken bile fiziki etkilerini yok sayarak bunu yapıyor. Ekranda bir video-oyun savaşı niteliğinde gerçekleşen gerçek savaşla bir an yüz yüze gelen seyirci adeta ahlaki tepkilerinden arındırılıyor. Ekran adeta gerçeğin kendisi yerine geçiyor.
 

ali alışır röportaj
 
Bu yüzdendir ki yeni dünya düzeninin savaşı artık görüntülerle gerçekleşmektedir. Herhangi bir gerçekliğe ihtiyaç duymadan görüntüler yazılımlarla üretilirken medya aracılığıyla da hızlı bir şekilde tüketime sokulmaktadırlar. Bu, başından beri sanatın yapmaya çalıştığı imgeleri görünür kılmanın en tehditkâr yönlerinden biridir. çünkü artık imgeler basitçe hayatımızı ve çevremizi temsil etmemektedirler. Günümüzde imgeler hayatımızın her alanını yeniden biçimlendirmektedirler.

Bu noktada, fotoğraf sanatı da görme eylemini gözetlemeye, kaydetme eylemini ise sınırsız dağıtıma bırakmıştır. Böylece gerçekliğin nerdeyse hiç bir şekline uymayan matris ve modellere dayalı çapraşık bir düzeye geçiş yapılmıştır.

 

Acaba fotoğraf sanatının temelinde saklı olan bu manipülasyon gücü ve yaygınlığı insanlığın evrimine dair yeni bir şeyler söylüyor olabilir mi?

Sanal dünyalarımızda inşa edilen bunca katmanda hâlâ bilinçsiz bir şekilde bu büyük metobolizmanın dolaşımına ve sinir sistemine katkıda bulunuyoruz. Milyonlarca kullanıcı soluk alıp veren bu canlı yapıda adeta kendi fiziki bedenlerinden çözülüp bir tür enformasyon ağına dönüşüyor. Artık bedenlerin hücre yapısı elektronik kodlar ve sinyallerle yer değiştirmeye başlamıştır. Gündelik hayatta ekran başındaki bendenler işlevsiz bir hale gelirken, gerçek benliklerimizin nerdeyse tamamen işlevsel bir basitliğe indirgenmektedir.
Yaşadağımız çağda modern düşüncenin ivmesi öyle bir noktaya gelmiştir ki, çağlar boyu süre gelen algılama, yorumlama ve içselleştirme eylemlerimiz adeta zaman ve mekân kavramından kopmuştur. Bu noktada medyanın kitle iletişim araçlarını daha güçlü ve hızlı kullanmasıyla beraber her anı, olayı ve haberi kendi refarans bölgesinden kopartıp adeta bir boşluğa fırlatmıştır. Kendi refarans bölglerinden uzaklaşan bu bilgiler, anlar ve olaylar artık network ağları içinde yutulup kabolmaktadırlar…
 


 
Siber alanın bu sınırsız özgürlük bölgesi toplumsal kültürel ve geleneksel yapının mozaiklerini adeta atomize ederek, kökeni olmayan, orijinalinden “daha gerçek” görüntüler ve imajlar üretmeye kendini programlıyor. Tarihin adeta kısa devre yaptığı bu çağda görselliğin aşırılığı, bireylere hazmedebileceklerinden fazla bilgi yükleyerek özgürlük ve demokrasi gibi kavramları da ele geçiriyor. Onları içeriğinden koparıyor ve aşkın değerini yitirtiyor.

Günümüzde bu boş simülasyonlardan kurtulma çabası ve postmodernizm ile geri dönen nostaljik (özgürlük, demokrasi, barış, sanat vs…) kavramların anlamlarına tekrar sarılma çabası başarısız kalmaya mecbur olacak gibi gözüküyor. çünkü tarihin oluşması için gereken olayların artık medya ve kitle iletişim araçlarının dışında gelişebilmesine vakit kalmamıştır.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here