Ana sayfa Donanım Ozan Yılmaz”ın Gözünden “SIFIR”

Ozan Yılmaz”ın Gözünden “SIFIR”

0

Hazırlıklar başlıyor…

Cubase sayfalarımızın değerli yazarı Ozan Yılmaz’ın aynı zamanda 110 üyesi olduğunu bilmeyen yok.  110’un yeni albümünde yine Ozan’ın düzenlemeleri ve sound hakimiyeti ön planda. “Sıfır”ın kayıt raporunu onun ağzından dinleyelim….
Hazırlıklar başlıyor…

Albüm hazırlıklarına 2008’in ilk aylarında başladık. İkinci albümümüz olan ‘Kontrol’ ü istediğimiz gibi tanıtamamanın verdiği sıkıntıyı ve müzikal anlamda sahip olduğumuz bir takım soru işaretlerini geride bırakıp, her şeye yeniden başlamanın verdiği enerji ve motivasyonla başladık bu albüme.

Tavır olarak ilk albüme yakın dursa da yine de tam olarak benziyor diyemeyeceğimiz bir albümle karşı karşıyayız.

Breakbeat, House, Rock’a yakın duran parçaların yanında, Hip-hop altyapılı bir şarkı da koyduk mesela.

Tarz olarak bakarsanız onu da birbirinden farklı, ama bütününe baktığınızda 110 tarafından yapıldığı çok belli olan parçalar hepsi. Her parçayı duymak istediğimiz gibi şekillendirmek ve bunu yaparken işi doğalına bırakmak işin püf noktası.

 

 

Demo aşaması…

çoğu işi ev stüdyosu ortamında hallettik. İsteklerimizi karşılayacak minimal bir set-up’ımız var. Böyle çalışmak, hem vakit problemini ortadan kaldırıyor, hem de daha odaklı çalışmayı sağlıyor. önce parçaların ‘demo’ hallerini kaydederek başlıyoruz işe. Basit bir alt yapı üzerine vokal ve gitarı bir iki kanal kaydedip nasıl durduklarına bakıyoruz. Sonu kötü olacak parça hemen belli ediyor kendini zaten. Bu durumda daha fazla ilerlemeden hemen sıradaki parçaya geçiyoruz.

Parçaya aşağı yukarı son halini vermemizin ardından hangi enstrümanların canlı çalınacağına karar veriyor ve kaydediyoruz. Bunlardan en işe yarar gördüklerimiz ‘main project’e dahil oluyor ve mixlenmek üzere ‘edit’ işlemleri yapılıyor. Albüm süreci uzun ve zaman zaman sancılı bir dönem. Bunun baştan kabul edilmesi ve ona göre bir program yapılması ve psikolojinizin ona göre hazırlanması şart. Kendimize albüm bitiş tarihi olarak bir tarih koyduk. Kısmen sıkı bir programla ilerledik ve sonuca ulaştık.
 

 

 

 

Ekipman…

Ses kartı olarak Motu’nun 828 MK2 sini kullandık. önünde iki preamp’ı var. Ultra bir AD/DA çevriminden bahsedemeyeceğim fakat demo vokallerin ve gitarların kaydında güzel bir iş çıkardığı kesin. Aynı zamanda 8 tane de line girişi mevcut, bu girişler, hardware synth’lerin kaydında kullanıldı. Bu girişlere, Cubase’e entegre bir şekilde sürekli bağlı kaldılar. SPDIF girişini de TC M-One efekt  ünitesine ayırdık ve böylelikle kartın tüm girişlerini doldurmuş olduk. Bilgisayara ‘firewire’ protokolüyle bağlı olduğu için herhangi bir bandwith sorunu çıkmadı.

MIDI kontrolör

Parçalar oldukça fazla sayıda synthesizer ve VSTi kanalı içeriyor. Tüm bunlar için düzgün bir MIDI kontrolörünüzün olması büyük bir gereklilik. Native Instruments’in ‘Kore’ diye bir sistemi var. Aynı zamanda MIDI kontrolörü de olabilen bir sistem. Kendi editör programı sayesinde bütün parametrelerini preconfigure edebiliyorsunuz.  Bu sistemi birincil olarak Cubase’de bulunan ‘QuickControl’ özelliğini kontrol etmekte kullandık.

 

 

Monitör…

Monitör olarak Adam A7’ye güvendik. Fiyatına göre inanılmaz bir ses veriyor. 6.5 inçlik bas hoparlörüne ve ribbon tweeter’lara sahip. Tizler ayrıntılı, orta baslardaki definasyon gayet başarılı. Yanında 8-10 inçlik bir sub-bass hoparlörle beraber uzun süre monitoring ihtiyacınızı karşılayabilecek bir sistem elde ediyorsunuz.

Gitar ve davul…

Gitarın drive ve distortion sound’ları için Burak’ın sahnede de kullanmayı çok sevdiği ve yanından ayırmadığı Eddie Van Halen Signature Peavey 5150’i  kullandık.. Buna 89 model Gibson Les Paul Custom’ı doğrudan girdik. Bazı melodiler ve sololarda wah pedalı olarak  Crybaby 535q modelini kullandık. Clean gitarlar ise Fender ’52 Vintage Telecaster ve Fender Twin Reverb Amp ile kaydedildi. Kimi zaman da bu ikiliye Ibanez TS9 Tube Screamer eklendi. Davul seti olarak ise Tama Starclassic Birch modelini ve İstanbul (Mehmet) zillerini kullandık.
 

 

 

 

Yazılım ve efektler

Mastering aşaması hariç tüm prodüksiyon bize ait. Cubase’in internal plug-inlerinin çok fazla kullanıldığını söyleyemeyeceğim. Softsynth kategorisinde herhalde en çok kullandığımız plug-inler Virus Powercore ve Native Instruments Massive’dir. Mix aşamasında ise PSP Oldtimer adında minik-şeker, hem de ucuz olan kompresör ilk tercihlerimizdendi. Reverb olarak Audio Ease Altiverb ve TC Elecronic’in M-One, M-300 ve Powercore reverb’lerini kullandık. Bunların yanı sıra artık standart olmuş pekçok plug-in de kullanıldı tabi. Main DAW olarak Cubase 4 ve Cubase 5 tercih ettik. Bir ara Logic Pro’ya geçiş yapmakla yapmamak arasında kaldık ancak projeler çok ilerlemiş olduğu için  vazgeçtik. Bunun yanında  Ableton Live’ı ses manipülasyonunda yoğun bir şekilde kullandık. Neredeyse bütün projelerde Cubase’in adeta bir asistanı gibi açıktı yanında. Onun dışında canlı kayıtları alırken de Protools kullandık.

Mix

Mixleme işleme daha parça düzenlenirken başlıyor diyebiliriz. Her yeni kanal duyulmak istendiği ölçüde işleniyor ve aranje penceresinde yerini alıyor. Artık parça tamam denilen noktada detaylı mix başlıyor ve ayrıntılı EQ ve otomasyon ayarları yapılıyor. Summing dahil her şey bilgisayar ortamında gerçekleşiyor. Henüz sinyali dışarıya çıkarmaya değecek bir ekipman sahibi olmadığımızdan, bu yolu tercih ediyoruz.

 

 

Canlı Performans

Müziğimizin yapı taşlarını elektronik elementler oluşturuyor ve doğal olarak buna uygun bir canlı set up’ımız var. Sahnede main DAW olarak Ableton Live kullanıyoruz. Burada her parçada en az 3 kanal sahnede bize eşlik ediyor. Bu kanallar çeşitli efekt modüllerinden geçiyor ve ani müdahalelere açıklar. Yeri geldiğinde altyapıyı veya tüm grubun soundunu manipüle edebiliyor olmak albüm sound’unun sahneye yansımasını (performans mekanındaki PA sisteminin kalitesi ölçüsünde) sağlıyor. Ayrıca Candan’ın vokalleri için de ayrı bir kanalımız var. Bu sayede vokallerde de  istediğimiz efektlendirmeyi yapabiliyoruz.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here