Ana sayfa Sektörden “Ölçemediğiniz hiç birşeyi kontrol de edemezsiniz”

“Ölçemediğiniz hiç birşeyi kontrol de edemezsiniz”

0

Ofislerin değişilmez parçası olan yazıcılar, çamaşır makinesi, buzdolabı gibi evlerin de olmazsa olmazı olma yolunda…

ürün böyle popüler olunca pazardaki teknoloji rekabeti de alevli oluyor. Bu ay hep birlikte bu konuları biraz kurcalayalım istedim. Mevzu yazıcı olunca aklıma gelen ilk isimlerden biri, Lexmark Genel Müdürü Sinan Emon”u, Okafe”ye davet ettim.
Yıllardır bilgisayar sektörünün içinde bir basın mensubu olarak Lexmark çok yakından takip ettiğim bir firma. Başta Eylem olmak üzere büyük çoğunluğu Fener”li olmasına rağmen patronları Sinan Emon çok demorat bir Galatasaray”lı. Yani derbilerde belli ölçülerde eğlenmek serbest. Lexmark”ta çok profesyonel, birbirine sıkı sıkı bağlı, birlikte çalışmasını ve eğlenmesini bilen bir ekip profili var. Geçen sene aldıkları ISO 9001 kalite belgesi birlikte çalışma becerisinin en iyi göstergesi.

Bu ekibi 18 yıldır başarıyla yöneten Sinan Emon ile uzun yıllar önce MacLine dergisi için yaptığımız bir seminerde tanışmıştık. Seminerin sponsoru Lexmark”ın Genel Müdürü olarak misafirimiz olmuştu. O günden bugüne dostluğumuz artarak devam etti. Bu süre içinde yaptığımız çok keyifli sohbetlerden birini daha sizin tanıklığınızda gerçekleştirmek için kendisini Okafe”ye davet ettim. çaylarımızı söyledik, bastım kayıt cihazına, başladık sohbete.Bahattin Apak: Kısa bir süre önce Türkiye”deki görevinize ek olarak Lexmark Ortadoğu Genel Müdürlüğü”ne atandınız. Bu başta Dubai olmak üzere Mısır, İran ve Kuveyt gibi 15 ülkenin daha genel müdürlüğü anlamına geliyor. Bu Türkiye ile birlikte 16 farklı ülke, 16 farklı dünya…

 

 


Sinan Emon:
Ortadoğu Genel Müdürlüğü”ne atanmam Lexmark International”ın belirli süreli bir projesi. Bu projede, bazı altyapıları benim kurmamı istediler. önümüzdeki dönemde bu bölgedeki Lexmark”ların kendi ayakları üzerinde durmasını istiyoruz. çok geniş bir coğrafya ve ülkeler arasındaki farklılıklar yorucu çalışma gerektiriyor. örneğin, Mısır”ın Suriye”yle, İran”ın Kuveyt”le ya da diğerlerinin birbirinden çok ciddi farklılıkları var. Farklılıklar sadece ticaretin yapılış şekline ilişkin değil; ilişkiler, vadeler veya satın alma alışkanlıkları tamamıyla farklı olabiliyor. Yani global stratejilerle birlikte yerel çözümler geliştirmemiz gerekiyor.
 

B.A: İnternet”in yaygınlaşması, e-kitap, notebook satışlarının masaüstü PC”leri geçmesi, mobilite, dijital fotoğraf makinesinin yaygınlaşması, cep telefonundan fotoğraf çekmek gibi baş döndürücü teknolojik gelişmelere yazıcı pazarı nasıl reaksiyon gösteriyor?

S.E: Kâğıtsız ofis ortamı, 1992 yılından bu yana bir mit oldu. Tabii o yıllarda internet de bu kadar etkin değildi. Fakat internetin yaygınlaşmasıyla, ki buna sosyal paylaşım siteleri, e-devlet uygulamaları da giriyor, insanlar bilgiye çok yakın olmaya başladılar. Dolayısıyla mutlaka bir şeyler basmak istiyorlar. Saydığınız teknolojik gelişmeler aslında baskı ihtiyacının artmasına neden oldu. Aslında bütün yazıcı ve dizüstü bilgisayar ihtiyacı, bir sosyal statü ihtiyacının yanında işle ilgili gereksinimlerden kaynaklanıyor. Gerçekten bilgiye ihtiyacı olan ve projelerinde kullanabilecek insanların ihtiyaçları öne çıkmaya başladı. Ev kullanıcısında da durum aynı. Eğer evinizde okul çağında bir çocuk yoksa aylık bastığınız sayfa adedi bir elin parmaklarının sayısını geçmeyebilir. Hatta o yazıcı bir köşede hiç kullanılmadan uzun süre durur.
 

B.A: Eve bilgisayara alıyorsak, bir de yanına yazıcı koyalım alışkanlığı da var galiba…

 

 

S.E: Türkiye”de giriş seviyesi yazıcılar çoğu zaman artı bir değer olarak laptop”un yanında veriliyor. Bunun pek doğru bir seçim olduğuna inanmıyorum. Aslında yazıcı firması olarak bunun benim işime gelmesi lazım. Fakat yanlış satılan her ürün, yanlış bir seçim anlamına geliyor. Yanlış seçim yapmaya, bugünkü ekonomik ortamda Türkiye olarak artık kredimiz yok.

B.A: Başlangıç seviyesi ürünlerde dahi tüketiciler yazıcının fiyatından çok baskının birim maliyetine göre karar vermeye başladı. Kaliteli çıkışı uygun fiyata almaya çalışıyorlar. Tabi bunun yanısıra ürünün ergonomisi, tasarımı, hatta Wi-Fi özelliği bile seçim yaparken çok önemli. önümüzdeki dönemde yazıcı teknolojilerinde tüketiciyi cezbedecek ne gibi sürprizler öngörüyorsunuz?
 

S.E: Bu konuyu, ev kullanıcısı ve ofisi kullanıcısı olarak ikiye ayırmak gerekiyor. Ev kullanıcıları, artık daha fonksiyonel ürünlere yöneldi. Dolayısıyla evlerinde kablosuz, az yer kaplayan, renkli ve çok fonksiyonlu yazıcıları tercih ediyorlar. Daha çok Inkjet ürünlerden bahsediyorum. çünkü Inkjet yazıcıların sayfa başı maliyetleri aşağı yukarı lazer tipi yazıcılarla aynı seviyeye ulaştı. Giriş seviyesindeki ürünlerde, lazer tipi yazıcılar halen Inkjet yazıcıların baskı kalitesine erişemedi. Inkjet”lerin çok fonksiyonlu, aynı zamanda Wi-Fi özelliği olanları ve çok ucuz olmayanları, ev kullanıcıları için toplam maliyete bakıldığında daha ucuza geliyor. Bir yazıcının 3 yıldaki toplam kullanım maliyetinin sadece yüzde 22″sini donanım tarafı tutuyor. Geri kalan yüzde 78″i ise, tüketim malzemesinden geliyor.
 

Kullanıcının satın alma kararını verirken bunu dikkate almalı. Kurum tarafında ise, şirket ortamında kullanım genellikle aynı hassasiyette olmuyor. Dolayısıyla, daha dayanıklı, gereksinimi karşılayan ve iş devamlılığını sağlayacak ürünler gerekiyor. Burada da devreye, lazer yazıcılar giriyor. Lazer tipi yazıcılarda da mono, renkli ve çok fonksiyonlu ürünler ön plana çıkıyor. İşyerleri için en mühimi, tüketim malzemesinin sayfa başı maliyeti ve teknik destek.

 

 

B.A: özellikle orta ve büyük boy işletmelerde yazıcının kullanıcılar arasında yetkilendirilmesi, çıktı envanterinin tutulabilmesi, uzaktan kontroller, renk kontrolü vb… gibi konular tasarruf ve bilgi güvenliği adına çok önem kazanıyor. Bu konuda Lexmark”ın öne çıkan çözümleri nelerdir?

S.E: Son yıllarda toplam baskı yönetimini tercih eden çok sayıda şirket var. Firma sadece işine konsantre olmak istiyor. İşin haricinde yazıcının teknik servisi ya da toner satın alması gibi işlerle uğraşmak istemiyor. Bu işi birine teslim ederken, kazık yemek de istemiyor. Bu da ancak doğru ölçümlemeden geçer. ölçemediğiniz hiç bir şeyi kontrol de edemediğiniz gibi iyileştiremezsiniz de…

 

Toplam baskı yönetiminin birkaç adımı var. Lexmark”ın sunduğu bu hizmetin ilk adımı, ki bunu daha çok büyük işletmeler için yapıyoruz, envanter yönetimi. Bu yönetim öncelikle farkındalıktan geçiyor. Envanteriniz, doğru raporlanmanızı sağlıyor. Burada her yazı ve baskı aracı birinin sorumluluğunda oluyor. Kullanım gereksinimlerini ölçebiliyorsunuz. ?irkette kapasitesi 20 bin olan bir cihazdan bin sayfa basılırken kapasitesi yine 20 bin olan bir diğer yazıcıdan 30 bin sayfa basılmaya çalışılıyorsa burada birşeyler yanlış yapılıyor demektir. İkinci adımda proaktif toner yönetimi söz konusu. Burada, toner envanteri ve satın almasıyla uğraşmak
istemeyen bir firmayla, belli bir toner fiyatı üzerinden sözleşme yapılıyor. Toner azaldığında yazıcı otomatik olarak toner tedarikçinize mesaj gönderiyor. Tonerinizi gelip takıyorlar. Onlarca, yüzlerce yazıcının olduğu firmaları düşünürseniz, böyle bir sistemle çalışmıyorsa, işinin aksamaması için çok ciddi sayıda toneri stoklaması gerekir. Bu büyük bir maliyet. üçüncü adım ise, teknik servis. Yazıcınız ne kadar iyi olursa olsun eğer çalışmıyorsa bunun hiçbir kıymeti yok. Dolayısıyla müşteri, herhangi bir sorunda, o problemin çözüleceğinden emin olmak istiyor. Biz, tüm Türkiye”yi kapsayan bir teknik servis ağıyla bu hizmeti sunuyoruz. Son olarak dördüncü adım ise, ITIL sertifikalı müşteri temsilcisi. Buyöntemi benimseyen müşterilerimizin işyeri analizlerini yaptıktan sonra verdiğimiz raporlarla onların daha tasarruflu ve etkin baskı yönetimi yapmaları için çözümler öneriyoruz. Kaçınmaları gereken anormallikleri gösteriyoruz.
 

Information Technology Infrastructure Library yani Bilgi Teknolojisi Altyapı Kütüphanesi olarak adlandırılan ITIL sertifikası, BT servislerini eksiksiz ve en iyi kalitede yönetmek üzere geliştirilmiş bir servis yönetim metodu. Bu iş süreçi yaklaşımıyla müşteri, tedarikçi, BT bölümü ve kullanıcılar arasında başarılı bir şekilde iletişim kurulabiliyor. ITIL şirketler tarafından alınmıyor. Şirketlerde çalışan bu konuda eğitilmiş elemanlarca alınıyor. Bunu, müşterilerimize bir hizmet olarak sunuyoruz.

 

 

B.A: Takip ettiğim kadarıyla, Lexmark geçen sene ISO 9001 kalite belgesi almak için çok çalıştı. Galiba Türkiye”de bu belgeyi alan tek yazıcı firmasısınız.

S.E: Lokal olarak, yani Lexmark Türkiye olarak sadece ISO 9001″i değil, ISO 14001″i de aldık. Bu belgeyi almamızın hedefinde satış amacı yok. Lexmark International”ın Türkiye”ye yatırım yapma amacı, buradaki potansiyelin yaptıkları yatırımı katbekat çıkaracağı düşüncesi. Düzgün ve sağlam prosedürlerle belirlenmiş bir altyapıyla, geri dönüşümü olan bir yatırım kararıydı. Biz de son kullanıcının istediklerini göz önünde tutan bir altyapıya kavuşturmak için bu belgeleri aldık. ISO kalite belgesi, müşteri memnuniyeti demek. Bu görünen tarafı. Görünmeyen tarafı ise, biz topluma, ülkemize ve çevremizdeki herkese borcumuzu geri ödemeye başladık.
 

B.A: Yazıcı pazarındaki büyük “adet satış” rekabeti firmaları yazıcının kendisinden çok kağıt, toner gibi sarf malzemelerinden para kazanmaya zorluyor. Biraz traji komik ama zaman zaman teknoloji marketlerinin raflarında nerdeyse yazıcı fiyatına satılan tonerlerle karşılaşıyoruz. Bu durum tüketiciyi adeta yeniden doluma zorluyor.
 

S.E: Yazıcı firmaları yazıcıyı satarken zarar etsede satacağı tüketim malzemesinden uzun vadede para kazanmayı hedefler. Bazı şirketler kotaları tutturmak için yazıcılarının fiyatlarını çok aşağı çekiyor ama bunun sonucu olarak tüketim malzemesi satamadıklarını görüyoruz. Bizim şu an yaptığımız iş ise, optimal dengeyi bulmak. Bir yazıcıyı satarken, ardından malzemesini de satacak mıyız, bu malzemeyi kullanıcı açısından düzgün bir fiyata satabilecek miyiz? Yüksek fiyata satarsak, tüketicinin bunu kullanmayacağı aşikârdır. üretici ve tüketici, karşılıklı iletişimde olmalı. Tüketici “Bu ürünü istiyorum ama bana doğru fiyat politikası uygulamalısın; bende bu toneri senden alacağım” diyebilmeli.
 

Dolum işleminin, Türkiye”de standart kalitesi yok maalesef. Bu da yazıcıların fiziksel aksamına zarar verebileceği gibi sağlık, çevre koşulları açısından da sıkıntılar yaratıyor. Bu mazotla çalışan bir araca benzin koymak gibi bir şey. Doldurmak yasak değil, orijinalmiş gibi satmak, yasak olan. ürüne baktığınızdan her şey aynı ama çok ufak değişiklik yapıp sahte ürün olmaktan sıyrılabiliyorlar.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here