Ana sayfa Donanım Oktava MK12

Oktava MK12

0

Tank benzeri Oktava MK012, dayanıklı yapısı, şaşırtıcı performansı ve kalitesiyle çekiyor.

1994 ile 1999 yılları arasında rahmetle andığım ustam Barış Manço ile sıklıkla Türkmenistan’a, Tataristan’a, Azerbaycan’a ve Gürcistan’ a konser vermeye gidiyorduk. Türki Cumhuriyetlere, Türkiye’nin yanlarında olduğunu gösteren bir iyi niyet elçisi görevi üstlenmişti sevgili Ustam. Oktava markasıyla ilk o turnelerde tanışmıştım. Rus teknisyenler sahnemizi kurarlarken şekli o güne kadar hiç görmediğim bu mikrofonlar dikkatimi çekmişti. Hah tabi Sovyet anlayış her yerdeydi; o dönemin önemli markaları olan EAW”lar veya JBL”ler de sahnemizde yoktu, hatta belki tüm Sovyet rejiminden ayrılan ülkelerde de bulamazdınız. Her neyse Oktava”ya döneyim; mikrofonun şekli hakikaten garipti: Sanki tank yan sanayinden yapılmış bir mikrofondu ve ben içimden bir “eyvah” çekmiştim. Teknisyen soundcheck”e başladığında görüntüsünün beni yanılttığına şahit oldum. Konser sonrası teknisyene nereden satın alabileceğimi sorduğumda, cevap alamamıştım ve çok üzülmüştüm.
 
Oktava MK12
Son on yıldır Oktava markası tüm dünyada satılan ve hem kalitesiyle, hem de bütçeye uygunluğuyla tercih edilen bir mikrofon haline geldi. Ah, mikrofonun tipi de düzeltildi. Mikrofonumuz size tüm polar paternleri değiştirilebilir şekilde (omni, cardioid ve süper cardioid kapsüller) geliyor. Hatta bunların dışında bir kapsül daha var o kapsül de güçlü ses kaynaklarına karşı mikrofonunuzu koyduğunuzda -10 pad yapmanıza yarıyor. Birçok mikrofon markasıyla karşılaştım, ama -10 db lik pad özelliğini böyle şık hale getirenine ilk defa denk geliyorum. Mikrofonu elinize aldığınızda daha önce söylediğim gibi bir tank parçasını veya bir uçak kara kutusunu elinize almış gibi oluyorsunuz. çok ağır değil, ama çok güçlü bir metalden yapılmış dış yüzeyi var. Bu dayanıklılığı adına, zor koşullara maruz kalabilecek bir güce sahip olduğunun kanıtı, bizdeki tabirle “evladiyelik”.
 

 

Test aşaması
Gelelim tınısına. Sahip olduğum diğer küçük diyaframlı mikrofonlarla teste tuttum Oktava”yı. İlk izlenimim çok garip oldu. Malum, bu küçük diyaframlı mikrofonlar genellikle enstrüman mikrofonu olarak düşünülür, sebebi de belli: Bas frekansları çok algılayamazlar. Bu filtreleri sayesinde gitardan flüte, yaylıdan nefesliye enstrüman kayıtlarımızda neredeyse hiçbir filtreleme yapmadan veya ciddi bir EQ ayarı kullanmadan mixlerimize, parlak bir sonuç verirler.
 
Gel gelelim Oktava da öyle bir gövde tınısı duydum ki, yaptığım ilk akustik gitar denemesinde, neredeyse test ettiğim mikrofonları büyük diyaframlılarla değiştirmeyi bile düşündüm. Tabi ki bahsettiğim gövde 40 hz”lere inen bir gövde değil, ama neredeyse 150 hz”i zorlayan bir alandaydı. Bu bana şunu bile düşündürdü: Oktava neredeyse vokal mikrofonu gibi bile kullanılabilir. Tabi ki denemek lazım; parçasına, solistin rengine göre değerlendirmek lazım. Ama bu gövde tınısını ne Numann 184″lerde duydum, ne Rode NT5″lerde, ne de Peluso CM 6″da. Low mid karakterin ciddi duyulurluğu haricinde genel karakteri de çok dengeliydi Oktava”nın.

 

Şunu belirtmeden geçemeyeceğim; iyi marka küçük diyaframlı mikrofonlarla yapılan kayıtlarda, 10 khz civarında ufak bir lezzet eklemesi duyulur. Hatta hesaplı markalarda bu durum belli belirsiz distorsiyonlara da kaçar. Oktava bu eklemeyi yapmamış. Yani bana sorarsanız kontrolü zor olan bu parlak tonu mikrofondan almayı hedeflememişler. Bunu yapmalarındaki sebep şu olabilir, kaynak olarak her enstrümanda sonuç alabilmek, (sadece telli sazlarda değil, belki vurmalılar ve hatta kontrabasa kadar bas enstrümanlarda) bir de düşük bütçeli stüdyolardaki hesaplı mikrofon preamplerine hata payı bırakmamak.
 

SONUç:

Daha önceki yazılarımda da yazmıştım. Mikrofon renkliliği bir stüdyonun en büyük silahıdır ve küçük diyaframlı mikrofonlar arasında farklı bir tını isteyenler için bu mikrofon biçilmiş kaftan.
 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here