Ana sayfa Donanım Objektifler

Objektifler

0
Onların ayırt edici özelliklerini açıklayabilecek, kullanım amacına en uygun objektifi  seçebilecek, objektiflerden kaynaklanan sorunları tanımlayabilecek ve bu sorunların üstesinden gelerek keskin görüntüler elde edebilecek durumda mısınız? Bu sorulara gönül rahatlığıyla “evet” diyebilecek durumda değilseniz, bu yazıyı okumanızda yarar var demektir…
 

-Fotoğraf 1-
Objektif, film ya da algılayıcı üzerinde net bir görüntü oluşturmaya yarayan mercekler topluluğudur; fotoğrafta kaliteyi belirleyen temel ögelerin başında gelir. Bu nedenle, fotoğrafçılığın en önemli malzemelerinden biridir (Fotoğraf: 1).

 

Ayrıca, temel ışık kontrol mekanizmalarından biri olan diyaframı da içinde barındırır (merkezi obtüratörlü sistemlerde, örtücü de objektife yerleştirilmiştir). Kompakt fotoğraf makinelerinde objektif ve gövde bütünleşik olarak üretildiği için objektifin değiştirilme olanağı yoktur. Oysa değiştirilebilir objektifli sayısal fotoğraf makinelerinde (DSLR ya da SLD) bayonet sistemle gövdeye takılırlar. Bayonet sistemler, her markanın kendi belirlediği çap ve düzende üretilmiş kenetleme yapılarıdır (Fotoğraf: 2). Bu sistemle, objektif gövdeye çok kolay ve güvenli bir şekilde takılabilir.
 

-Fotoğraf 2-

 


-Fotoğraf 3-
 
Bayonet sisteminin tek kısıtlayıcı özelliği, her markanın farklı bir çap ve tırnak seçimi nedeniyle farklı marka objektiflerin her gövdeye uymamasıdır. çeşitli adaptörler yardımıyla bu sorun giderilmeye çalışılsa da, en verimli yöntem, gövdeyle aynı bayonete sahip objektif kullanmaktır. Adaptörler odak uzaklığını tam olarak koruyabilseler de, çoğu kez otomatik netleme sistemini tam olarak desteklemezler. Bazı adaptörler ise akıllı ışık ölçüm sistemlerinin çalışmasına engel olurlar. Dolayısıyla kullanılacak adaptörün niteliğinin önceden iyi araştırılması ve yaşatacağı olası kayıpların iyi bilinmesi gerekir (Fotoğraf: 3). Bu da ancak üretici firmanın bilgilendirme yazılarının okunması ya da bağımsız dergi ve internet sitelerinin yaptığı testlerin sonuçlarının incelenmesiyle anlaşılabilir.

 

Optik özellikler

Objektifler, birden çok merceğin bir kaç grup halinde düzenlenmesi ile oluşur. Böyle bir düzenlemede kullanılan merceklerin her birinin biçimi ve yapımında kullanılan camın cinsi farklı olabilmektedir. Objektif tasarımındaki bu karmaşık yapının nedeni, tek mercekli basit objektiflerde ortaya çıkacak optik hataları olabildiğince gidermektir (Fotoğraf: 4). İnce kenarlı mercekler ışık ışınlarını belli bir merkeze toplarken, kalın kenarlı mercekler ışık ışınlarını dağıtırlar. Bileşik mercekler ile küresel olmayan mercekler ise daha karmaşık yapılarıyla merkezlerinde ve kenarlarında farklı etkilere sahip olabilmektedir. Objektiflerin oluşturduğu görüntü küresel bir yapıya sahipken, kullandığımız algılayıcının (ya da filmin) düzlemsel bir yapıya sahip olması nedeniyle görüntünün merkezinde daha iyi, kenar ve köşelere gidildikçe kötüleşen bir görüntü oluşması kaçınılmazdır. Bu durum, özellikle retrofokus tasarımlı geniş açı objektiflerde çok belirgindir. İyi bir objektif, farklı uzaklıklarda netlik sağlayabilmeli ve görüntü alanının tümünde (merkez, kenar ve köşelerde) aynı performansı sergileyebilmelidir. Pratikte bu nitelikte bir objektif bulmak neredeyse imkansız olsa da, en az soruna yol açan objektif en iyi performansı sergiliyor demektir.
 


-Fotoğraf 4-

 


-Şekil 1-
 
  Odak Uzaklığı… Bir objektifin odak uzaklığı (ya da odak uzunluğu), objektifin optik  merkezi ile algılayıcı yüzeyi arasındaki uzaklığın milimetre cinsinden ifadesidir (Şekil: 1). Odak uzaklığı, genellikle objektif sonsuza ayarlandığında bulunan bir değerdir. Fotoğraf makinelerinin kaydedebildiği görüntü alanının boyutları, objektifin odak uzaklığına ve algılayıcının formatına bağlıdır. Odak uzaklığı kavramı, görüntüyü iki şekilde etkiler.Birincisi, “görüş açısı” dediğimiz durumla ilgilidir ve çıplak gözle gördüğümüz manzaranın ne kadarının algılayıcı tarafından kaydedilebileceğini belirler.
Odak uzaklıkları azaldıkça, objektiflerin görüş açıları genişler; odak uzaklıkları arttıkça, görüş açıları daralır (Şekil: 2). Yani geniş açılı objektiflerle daha fazla, dar açılı objektiflerle daha az şeyi görüntüye dahil edebiliriz. Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir ayrıntı bulunmaktadır: Objektifler aslında dairesel bir görüntü oluşturdukları halde, algılayıcılar (ve de filmler) dikdörtgen bir yüzeye sahip oldukları için objektifin oluşturduğu görüntünün içinden bu dikdörtgen alan kadarını kaydedebilirler. Objektifin görüş açısı da bu durumda diktörtgen şeklindeki kayıt yüzeyinin köşegeni olarak gerçekleşir. Yani 180 derece olarak görebilen bir objektifin kaydedilebilen görüş açısı, fotoğrafın ancak köşegeninde gerçekleşir. Görüntünün yatay boyutunda bu değer yaklaşık olarak 140 derece civarında gerçekleşecektir. Şekil 2″deki açıların tümünün görüntünün köşegeni için geçerli olduğu unutulmamalıdır.  
-Şekil 2-

 

İkinci olarak, “büyütme” (ya da reprodüksiyon oranı) dediğimiz kavram görüntünün niteliğine etki eder. Bu da aslında görüş açısına bağlı bir durumdur, ama pek çok insan için daha kolay algılanan bir etkidir: Görüş açısı daraldıkça, nesneler daha büyük görünür (Fotoğraf: 5).
 

-Fotoğraf 5-

 

 

Fotoğraf makinesinin kaydedeceği görüntünün genişliği ve nesnelerin boyutunun büyüklüğü, kameranın konuya yaklaşması ve uzaklaşmasıyla da değişir. Ama her durumda ileri ya da geri gitmek fotoğrafçı için mümkün olmayabilir. İşte bu yüzden, farklı görüş açılarına sahip değiştirilebilir objektifler çok kullanışlıdır. DSLR olarak adlandırılan sistemleri fotoğrafçının vazgeçilmezleri arasına sokan temel özellik de bu değiştirilebilirlik durumudur (Fotoğraf: 6).
 

-Fotoğraf 6-
 
Odak uzaklığı, objektifin bir özelliği olduğu kadar, önünde kullanıldığı algılayıcının boyutuyla da ilintilidir. Pek çok kitapta rastlanılan 50 mm”lik objektif için yapılan tanımlamalar 35 mm”lik film ve eşdeğer boyutlardaki “tam çerçeve” algılayıcılar için geçerlidir. Bundan daha küçük boyutlarda bir algılayıcı söz konusu ise, daha önceki sayılarda tanımladığımız “odak çarpanı” kavramı devreye girer ve aynı 50 mm”lik objektif bir anda 75, 80 ya da 100 mm”lik bir objektife eşdeğer görüntüler oluşturur. Bu nedenle, yalnızca objektifin odak uzaklığını bilmek yetmez; kullanılan fotoğraf makinesinin algılayıcısının da boyutlarını bilerek hesap yapmak gerekir. Hesap yapmak yalnızca objektifin görüş açısının ne olacağını tahmin etmek değildir. özellikle elde tutarak yapılan çekimlerde, odak uzaklığına bağlı olarak değişen “minimum enstantane değeri”nin hesaplanmasında bu bilgi çok işe yarayacaktır. Bilindiği gibi, elde tutarak yapılan çekimlerde fotoğrafçının makineyi titretmemesi için güvenli bir enstantane değerinin altına düşmemesi gerekir. Bu enstantane değeri, kullanılan objektifin odak uzunluğuna eşittir. örneğin 200 mm”lik bir objektifle çekim yapılıyorsa, 1/200 saniyenin altında bir hıza düşülmemesi gerekir. Oysa küçük boyutlu bir algılayıcı kullanan bir fotoğraf makinesi söz konusuysa (APS-C ya da Four-Thirds) o zaman aynı objektif için gerekli olan güvenli enstantane değerini de odak çarpanı ile çarparak çıkan değeri uygulamak zorunda kalırız. örneğin odak çarpanı 1,5 olan bir algılayıcı için 200 mm”lik objektif kullanılacaksa, objektifin odak uzunluğu 300 mm”ye eşdeğer olacağından 1/300 saniyenin altına düşülmemesi gerekecektir.

 

Kullanılan algılayıcı boyutu değiştikçe, kullanılan objektifin odak uzunluğu da farklı anlamlara gelecektir. örneğin bir kompakt fotoğraf makinesinin 1/2.5″ tipindeki algılayıcısının köşegeni 7.18 mm olduğu için, bu fotoğraf makinesi için “normal” olarak algılanması gereken objektifin odak uzaklığı da 8 mm olacaktır. Benzer şekilde 53.9 x 40.4 cm boyutlarında algılayıcı kullanan orta format bir fotoğraf makinesi için, normal objektifin odak uzunluğu yaklaşık 70 mm civarındadır ve üretici firmaların tercihi nedeniyle 80 mm”lik objektifler “normal” olarak kullanılılırlar. Görüldüğü gibi, odak uzaklığı ile algılayıcı formatı arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. Bir kullanıcı olarak bu ilişkiyi doğru değerlendirerek objektif seçimi yapmak ve gerekli değişkenleri hesaplamak önemlidir.
 

-Fotoğraf 7-
Odak çarpanı
Kullanılan algılayıcı boyutu bilindiği takdirde, bu boyut için normal olarak kabul edilen odak uzunluğu da hesaplanabilecektir. Dolayısıyla bu değerden daha kısa odaklı objektiflerin geniş açıyla, daha uzun odaklı objektiflerin ise daha dar açıyla görecekleri de anlaşılacaktır. Bu bilgiler ışığında, örneğin 1/2.3″ tipinde küçük bir algılayıcıya sahip olan kompakt bir fotoğraf makinesinin objektif kenarında yer alan 6.2-24.8 mm yazısını okuduğumuzda, bunun 35 mm”lik sistemde 35-140 mm”ye eşdeğer bir objektif olduğunu hesaplayabiliriz (Fotoğraf: 7). Farklı formatlardaki her türlü büyüklüğü 35 mm”lik film formatına çevirmek, bize kıyaslama olanağı sağladığı için uygulanan bir yöntemdir. Değiştirilebilir objektifli fotoğraf makinelerinde karşılaşılan “odak çarpanı” konusu da benzer şekilde düşünülmesi gereken bir durumdur. örneğin odak çarpanı 1,5 olan bir fotoğraf makinesi (algılayıcısı) için 18-70 mm”lik bir zoom objektif, 35 mm”lik film sisteminde 27-105 mm”lik bir objektife eşdeğer olacaktır. Buradaki tek fark, objektifin net alan derinliğinin hâlâ 18-70 mm düzeyinde bulunmasıdır. çünkü net alan derinliği, gerçek odak uzunluğuna bağlı bir kavramdır. çok küçük algılayıcılara sahip olan kompakt fotoğraf makinelerinin net alan derinliklerinin çok fazla olmasının nedeni de yine gerçek odak uzaklıklarının çok kısa olmasıyla ilgilidir.

 

 

Değiştirilebilir objektifli fotoğraf makinelerinde farklı büyüklüklerde algılayıcılar kullanılmaktadır. üreticiler bazı modellerinde tam çerçeve algılayıcılara yer verdikleri gibi, bazı modellerinde de odak çarpanı 1.3, 1.5, 1.6, 1.7 ve 2 olmak üzere farklı boyutta algılayıcılar kullanmaktadır. Her marka, her boyuttaki algılayıcıyı kullanmadığı gibi, bazı markalar yalnızca tek bir boyut üzerinde yoğunlaşmışlardır. Burada önemli olan, kullanılan objektifin net görüntü dairesi (kaplama alanı) ile kullanılan algılayıcı boyutunun ilişkisidir. 35 mm”lik film yüzeyini aydınlatmak için tasarlanmış olan çoğu objektif, daha küçük boyuttaki algılayıcıları zaten kapsarlar ve bunu yaparken objektifin daha verimli olan merkez bölümünü kullanırlar. Algılayıcı boyutu küçüldükçe, yani odak çarpanı arttıkça aslında objektifin daha iyi performans gösterdiği bölümünden yararlanılır. Performansın daha düşük olduğu köşe ve kenarlardan kurtulmuş olunur. Elbette, görüntünün bir bölümü kayıt edilemediği için, görüş açısı da daralmış olur (Fotoğraf: 8). Bu durum, geniş açılı objektifler açısından bir kayıp, dar açılı objektifler açısından ise bir kazanç olarak yorumlanabilir.
 


-Fotoğraf 8-

 

öte yandan, tam çerçeve için üretilmiş objektifler daha büyük çaplı, ağır ve pahalıdırlar. Tam çerçeve olmayan, yani odak çarpanlı bir fotoğraf makinesi kullanıldığı zaman, böylesine büyük, ağır ve pahalı bir objektif taşımak istemeyen kullanıcılar için üreticiler daha küçük çaplı, daha hafif, daha ucuz ve daha geniş açılı objektifler üreterek sorunu çözmüşlerdir. Tam çerçeve objektifler hem tam çerçeve algılayıcıya sahip olan makinelerde, hem de odak çarpanlı algılayıcıya sahip olan makinelerde kullanılabilmektedir. Oysa odak çarpanlı bir objektif, tam çerçeve algılayıcıya sahip bir makinede kullanılamamaktadır. üretici firmalar, bu ayrımı yapabilmek için odak çarpanlı objektiflerine DX, EF-S, DC, DT, Dİ II, DA gibi kodlar vererek, bu objektiflerin yalnızca küçük algılayıcıya sahip makinelerde kullanılabileceğine dair uyarılarda bulunmuşlardır (Fotoğraf: 9).
 

-Fotoğraf 9-
Farklı bir yol izleyen Olympus firması (daha sonra Panasonic ve Leica”nın da katıldığı) açık bir sistem geliştirerek diğer firmalardan daha küçük boyutta algılayıcılar, ama ışık geçirgenliği daha fazla olan objektifler üreterek “Four Thirds” sisteminin öncülüğünü yapmıştır. Odak çarpanı 2 olan bu sistem zaman içinde “Micro Four Thirds” adlı daha da küçük, hafif, ucuz ve ayna kullanmayan sisteme dönüşerek yaygınlaşmıştır. Samsung ve Sony de benzer şekilde odak çarpanı 1,5 olan nispeten büyük, ama DSLR”lere göre daha küçük, hafif ve ucuz olan NX ve NEX serilerini geliştirmiştir.

 


-Fotoğraf 10-
 
Işık Geçirgenliği… Bir objektifin sahip olduğu maksimum diyafram açıklığı, objektifin ışık geçirgenliğini gösterir ve bu değer objektifin üzerinde (odak uzaklığı ile birlikte) belirtilir. örneğin “50mm, f:1.4” şeklindeki bir gösterim, objektifin 50 mm’lik odak uzunluğuna sahip olduğunu (dolayısıyla “normal” ya da “standart” olarak adlandırılabileceğini) ve en açık diyafram değerinin 1.4 olduğunu belirtir. Bazı objektiflerin üzerinde maksimum diyafram değerine ek olarak minimum diyafram değeri de belirtilir (örneğin f:22). Objektifin diyafram açıklığının büyük olması, o objektifin daha fazla ışık geçirmesini sağlar. Bunun yararları ise, daha zayıf ışık koşullarında çekim yapabilmek, daha dar alan derinliği elde etmek ve daha yüksek enstantane hızlarını kullanabilmektir. Yüksek enstantane kullanımına olanak vermesi nedeniyle, bu tür objektiflere “hızlı objektif” de denir. Ayrıca, ışık geçirgenliği fazla olan objektif ile daha parlak bir vizör (bakaç) görüntüsü elde edileceğinden, özellikle az ışıklı ortamlarda netleme yapmak daha kolay olacaktır. Ancak, bütün bu olumlu özelliklerine karşın, fiyatlarının oldukça yüksek ve ağırlıklarının fazla olduğu, yani profesyonel kullanıcı için üretildiği unutulmamalıdır (Fotoğraf: 10).

 

Keskinlik… Bir objektifin görüntü kalitesini belirleyen temel kriter, keskinliktir. Aslında keskinlik, tek başına ölçülebilen bir özellik değildir; çözme gücü, akütans ve kontrast gibi değişkenlere bağlıdır. çözme gücü, bir objektifin 1 milimetrelik bir aralıkta kaç çizgiyi tanımlayabildiğini gösterir ve bu değer, özel olarak hazırlanmış test kartlarının fotoğraflanmasıyla bulunur (birimi “çizgi/mm”dir). Kaliteli bir objektif bir milimetrede 100 çizgiyi ayırabilir. Sıradan objektiflerde bu değer 60-80 çizgi civarındadır. “Ultra zoom” olarak bilinen, en geniş açısıyla en dar açısı arasında 15-35 kat fark bulunan zoom objektiflerdeyse çizgi ayırma gücü 40 çizginin bile altına düşer. Ayrıca, objektiflerin merkezlerindeki çözme gücü ile köşelerdeki çözme güçleri arasında da önemli farklar bulunmaktadır. Merkezde yüksek olan çözme gücü kenar ve köşelerde her zaman azalır. Nitelikli bir objektifte söz konusu farklar azalır, ama çoğumuzun kullandığı sıradan zoom objektiflerde bu farklar oldukça fazladır (Fotoğraf: 11).
 

-Fotoğraf 11-

 

Algılayıcıların çözünürlüklerinin sürekli arttığı bu dönemde objektiflerin çözme gücü giderek sınırlayıcı bir etken olmaya başlamıştır. Nispeten düşük çözünürlüklü bir algılayıcının önünde çok iyi sonuçlar veren bir objektif, daha yüksek çözünürlüklü bir algılayıcının önünde oldukça kötü sonuçlar verebilmektedir. Kullandığımız fotoğraf makinesinin algılayıcısının niteliğini iyi bilmek ve bununla uyumlu olarak çalışan “çözme gücü yüksek” objektifleri kullanmak günümüzde bir zorunluluktur. Hangi objektiflerin hangi algılayıcılarda iyi sonuç verdiğini öğrenebilmek için bağımsız dergi ve internet sitelerinin yaptığı testleri izlemek en iyi yoldur.

İşçilik: Günümüzde cam imalatı el değmeden yapılıyor olsa da, her objektifin içindeki cam merceklerin tek tek elde birleştirildiği unutulmamalıdır. Her üretilen objektifin montajdan kaynaklanan ufak tefek hataları barındırabileceği, bazen de çok düşük performans gösterebileceği akıldan çıkarılmamalıdır. üretici ve satıcı firmanın değişim garantisi bu nedenle önemlidir.
 


-Fotoğraf 12-
 
Akütans, farklı renk tonlarının geçiş bölgelerindeki kenar keskinliği demektir. “Yalancı ayırma gücü” olarak da tanımlanan bu özellik, görsel olarak kolay algılanabilir. Fotoğraf makinelerinin menülerinde yer alan ve görüntü işleme programlarında sıklıkla kullanılan keskinleştirme filtrelerinin (Sharpening, Unsharp Mask, v.b.) çalışma mantığı akütansı arttırmak üzerine kuruludur (Fotoğraf: 12).

 

Bir objektifin kontrastlığı ise, görüntüdeki en parlak bölgenin en karanlık bölgeye olan aydınlanma oranı ile belirlenir. Bu değer ne kadar yüksekse, o kadar yüksek kontrast var demektir ve objektifin kontrastının yüksek olması, keskinliğin artmasına etkendir. Bir objektifin yüksek kontrasta sahip olması, aydınlatma kontrastının düşük olduğu durumlarda çok yararlı bir özellik olmakla birlikte, tam tersine yüksek aydınlatma kontrastına sahip uygulamalarda çok sert sonuçlar verecektir. Bu nedenle, kullanım amacına uygun objektif seçimi yapılmalı ve bağımsız testlerin sonuçları incelenerek karar verilmelidir. öte yandan, sayısal fotoğrafçılığın en yararlı özelliklerinden biri olan “yazılım”ların doğru kullanılması durumunda “aşırı kontrast” ya da “düşük kontrast” sorunları hiç yaşanmayabilir. çünkü, fotoğraf makinelerinin menülerinde yer alan kontrast değeri değiştirilerek çekim öncesinde, ya da RAW formatı kullanılarak çekim sonrasında kontrast değerleri başarıyla ayarlanabilmektedir (Fotoğraf: 13).
 

-Fotoğraf 13-

 

Objektifler keskinlik anlamında en yüksek performanslarını, genellikle sahip oldukları en açık diyaframdan iki-üç stop kısık değerde gösterirler. Yani, her objektif her diyafram değerinde aynı kalitede görüntü oluşturamaz. En açık ve en kısık diyafram değerlerinde keskinlik biraz düşerken, en açık değerden 2-3 stop kısık diyafram değerlerinde keskinlik maksimum değerindedir. Teknik olarak objektiflerin performanslarının en düşük olduğu “en açık ve en kısık” diyafram değerleri, aslında duygusal (vurgu, ifade, anlatım) olarak en etkileyici görüntülerin oluşmasını sağlarlar. Bu durum, fotoğrafçının vermesi gereken kararlar arasındaki çelişkilerden yalnızca birisidir! Bir tanıtım fotoğrafı çekerken tercihi teknik kaliteden yana kullanmak, sanatsal bir fotoğrafta ise anlatımdan yana kullanmak doğru olacaktır.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here