Ana sayfa İnternet Müzik, Aşkı Besteler

Müzik, Aşkı Besteler

0

”Müzik, aşkı besteler” demiş bir keresinde ünlü yazar Shakespeare. Ama bazı durumlarda da müzik aşkı baltalar.
 

Otobüstesin. En arka koltukta. Cam kenarı. Hemen yanında uyuklayan bir amca. Otobüsün manevralarına göre kafası bir öne bir arkaya savrulmakta. Ve onun hemen yanında aşk… Bugüne kadar gördüğün en güzel varlık. Bir içim su. Hani bazen çok güzel bir kadın görürsün de onun terlemediğine, asla kötü kokmadığına inanırsın ya, bahsettiğim şey tam olarak bu. Kulağında kulaklık müzik dinlemekte. Hayran hayran ona bakıyorsun. Amca arada bir görüntüyü bozsa da umurunda değil, sen çoktan büyülendin. Amca uyanıyor ve ani bir hareketle yerinden kalkıp, otobüsten iniyor. Artık bu güzel kızla aranda hiçbir engel kalmadı. Fırsatı değerlendirip, bir yan koltuğa, amcanın az evvel kalktığı yere geçiyorsun. Amca sağolsun koltuğu ısıtmış kadife pantolonuyla. Kızla yan yanasın. Derin nefes alıyorsun, cesaretini topluyorsun, öz güven tavan, tam kıza açılacakken derinlerden gelen bir müzik sesi seni bu büyülü dünyadan çıkarıyor ve yaşamın acımasızlığıyla yüz yüze getiriyor. Kızın kulaklığından gelen müzik sesi… Bir insan bu kadar zevksiz olabilir. Senin yıllar yılı köşe bucak kaçtığın bu müzik tarzı, az evvel aşık olduğun kızın kulaklığından bangır bangır duyulmakta. Hızlıca yerinden kalkıyorsun, amcanın yaptığı gibi, otobüsten iniyorsun ve ardına bile bakmadan topuk… ”Müzik, aşkı besteler.” demiş bir keresinde ünlü yazar Shakespeare. Ama bazı durumlarda da müzik aşkı baltalar.
 

 
Köpek balığı ve yeni kulaklığım…
Geçen gün yeni bir kulaklık aldım. Aslında tam olarak kulaklık değil. Mp3 kulaklık. Kulaklığın ucunda bir mp3 çalar yok. Kulaklık zaten kendi mp3 çalar. Ve en güzel yanı bu mp3 kulaklığı spor yaparken hatta yüzerken bile kullanabiliyorsun. Yüzerken, suyun altında müzik dinlemek. Ne kadar keyifli değil mi? Babam bazı durumlarda tat kaçırmaya bayılır. İddiasına göre mp3 kulaklıkla yüzmek çok tehlikeliymiş. Eğer köpekbalığı arkadan yaklaşırsa duymazmışım ve beni oracıkta hapur hupur yermiş. Hikayede o kadar çok noksan var ki nereden başlasam bilemedim. Ben ne kadar açıkta yüzüyor olabilirim ki köpek balığı bana arkadan yaklaşıyor. Düşün, derin suların kralını, lordunu geri de bırakmışım. Ayrıca köpek balığının gelişini zamanında fark etsem ne olacak. Daha mı hızlı yüzeceğim ondan? Hayat Jaws filmindeki gibi değil. Arkadaşı son anda bota çekmeler falan. Gitti gider.

 

Bahar şenliğinde aşık olunur
Mayıs ayının gelmesiyle birlikte sağda solda üniversitelerin bahar şenliği afişlerini görür oldum. Bahar şenliği demek, bütün yıl niyetini belli edemediğin karşı cinse, araya yaz tatili girmeden son bir defa açılma şansı demek. Kampüsün çimlerine yayılıp, sevdiğin sanatçıların şarkılarını gönlünce dinlemek demek. Eğer bir bahar festivalinde karşı cinsle yakınlaşmak istiyorsan, birazdan söyleyeceğim şu iki grubun konser verdiği okulları tercih et. Zira bu grupların konserinden şimdiye kadar eli boş çıkmış hiç bir üniversite genci yoktur. MFö ve Yeni Türkü. Kesin diyorum ya kesin. Şu anda muhtemelen üniversite kantinlerinde şu tarz muhabbetler dönmekte. ” Yüksek Sadakat çok para istiyor. Eurovision’a katıldıktan sonra adamlar fiyatlarını ikiye katladı. maNga da aynısını yapmıştı.”… Emin ol sen de aynısını yapardın, ben de.
 

 
Penamı geri ver çocuk!
Yıl 2010, aylardan Haziran. Sonisphere Festivali. Yer İnönü Stadyumu. İlk gün Rammstein eşliğinde coşulmuş, sahne şovlarına hayran kalınmış, ayakta alkışlanmış, eve mutlu mesut dönülmüş. üçüncü gün bu sefer festivalin ağır topu Metallica için gelinmiş. Beklenti çok yüksek. İnsanlar telaşlı, hava sıcak, tuvaleti olanlar bile yerinden kıpırdayamıyor sahneye çıkışlarını kaçırırım korkusuyla. İnönü Stadyumu’nda kırk bin kişi tuvaletini tutuyor. Ve Metallica sahnede. Konser İyi, kötü, çirkin filminin mezarlık sahnesiyle başlıyor. Stad ağzına kadar dolu. Hınca hınç. Hayatımda hiç bu kadar büyülenmiş insanı bir arada görmemiştim. Herkes ağzı açık bir şekilde konseri izlemekte. Sanki o an dünyada hayat durmuş ve Beşiktaş’a endekslenmişti. O an dünyada daha önemli başka hiçbir şey olamazdı. İmkan yok. Metallica harika bir iş çıkarıyor. Gerçi emin değilim. Bir ay öncesinde gitmiş olduğum Candan Erçetin konserinden de kaynaklanıyor olabilir bu hissiyat, bilemem. Duygularım karışık. Zira Candan Erçetin’le Metallica arasında dağlar kadar fark var, neyse. Konser sonunda Metallica üyeleri penaları gökyüzüne fırlatıyor. Penalardan biri ayağımın dibine düşüyor. Avantaj bende. Havalı tavırlarla, ağır ağır eğiliyorum penayı almak için. O esnada yeni bir şey öğreniyorum ki serçe parmağım 7 kişiye kadar taşıyabiliyormuş. Kimse benim gibi havalı davranmıyor. Canhıraş bir pena kavgası yaşanıyor ki sormayın… Sonunda penayı on beş yaşlarında bir çocuğa kaptırıyorum. Yanında annesi var çocuğun. Olgun bir şekilde, sanki hiç umurumda değilmiş gibi yanlarından uzaklaşıyorum ana oğlun. Tuvalete gidiyorum. Gözlerim dolu dolu. Ağladım ağlayacağım. Oysa kısa süreliğine de olsa ne hayaller kurmuştum o penayla. çocuk iyi dinle beni. üç yıl geçti bu olayın üzerinden. O zaman on beştin bak on sekiz oldun şimdi, artık reşitsin. Ver şu penayı, lazımdı o bana…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here