Ana sayfa Sektörden Murat Germen’e “International Photography Awards (IPA)”dan ikincilik

Murat Germen’e “International Photography Awards (IPA)”dan ikincilik

0

“Köprü6” sergisi katılımcılarından Sabancı üniversitesi öğretim üyesi, fotoğrafçı Murat Germen”in “Istanbul Modern” çalışması dünyada da ses getirdi

İstanbul Modern”de 6 Eylül tarihinde başlayan ve 3 ?ubat”a kadar uzatılan, küratörlüğünü Engin özendes”in yaptığı, fotoğraf sanatçıları Ahmet Elhan, Murat Germen, Cemal Emden, Orhan Cem çetin, Merih Akoğul ve ömer Orhun”un Galata Köprüsü ve çevresine odaklanan ve sergi için özel olarak hazırlanmış çalışmalarından oluşan “Köprü6” sergisi üzerine Murat Germen”le röportaj yapmak için hazırlık yaparken bir haber aldım; Murat Germen, dünyanın en prestijli fotoğraf yarışmalarından birisi sayılan “International Photography Awards (IPA)” yarışması “Professional/Advertising/Catalogues” kategorisinde 2.lik ödülünü kazanmıştı. üstelik de “Istanbul Modern” çalışmasıyla. Murat Germen”le İstanbul Modern”de “Köprü6” sergisi ile ilgili yapacağım röportajdan birkaç saat önce bu haberi almak hoş bir sürpriz oldu. Bu güzel haberin üzerine Murat Germen”le “fotoğraf” üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.

Photoline: Kent Plancılığı ve sonrasında Mimarlık yüksek eğitimi almış bir fotoğrafçısınız. Fotoğraf merakınız nasıl başladı?

Murat Germen: Fotoğrafa ilgim uzun zaman önce başladı. Mimarlık gibi alanlarda zaten fotoğrafla iç içe bir yaşantınız oluyor. Yaptığınız projelerin öncesinde araziyi, sonrasında ortaya çıkarmış olduğunuz projeyi görüntülemek için devamlı fotoğrafla iç içe yaşıyorsunuz. Bu anlamda, fotoğrafla iç içe olduğum ve fotoğraf çektiğim zaman çok mutlu olduğumun farkına vardım. Bunun yanında, bağımsız olmayı seven bir kişiyim. Mimarlığın içinde bizim elimizde olmayan çok faktör var, şehircilikte de aynı şekilde, hatta daha fazla. Pek çok karar arazi spekülatörleri, araba fabrikası sahiplerinin dayatmalarına istinaden verilebiliyor. İşin içine fazla aktör girince rahatsız oluyorum, çünkü o zaman kimse kimseyi dinlemiyor, para sahibi olan ise her konuda haklı olduğunu düşünüyor. Tüm bunlar bana zor geldi ve severek yapacağımdan emin olduğum fotoğrafa yöneldim.  
 
  PL: Daha önceki yıllarda International Photography Awards (IPA)”dan mansiyon ödülleri aldınız. 2007 yılında “Professional / Advertising / Catalogues kategorisinde “Istanbul Modern” çalışmanızla 2.lik ödülü aldınız. Endüstriyel yapıları konu edinmenizin sebepleri nelerdir?
MG: Ben IPA”dan 2005 yılında endüstri serisi çalışmasıyla mansiyon ödülü aldım. Artık endüstri üzerine çok çalışma yapmasam da endüstri yapılarına ilgim halen var. örneğin, 2-3 senedir aldığım davetler üzerine İskenderun Demir çelik fabrikasında, orada sergilenmek üzere fotoğraf çekiyorum. İskenderun Demir çelik, endüstri serisini çalışırken bana ilk izin veren, müthiş bir misafirperverlik gösteren, daha sonra da çok dinamik bir yönetim yapısına sahip olduğunu keşfettiğim bir kurum oldu.
 
Türkiye”nin en büyük endüstri tesislerinden biri, 17 kilometrekarelik bir kampüse sahip. Müthiş bir yapıydı; endüstriyi sevin, sevmeyin elinizde tuttuğunuz bir kaşığın metali için günde 3 vardiya, 8″er saatten çalışan insanların olduğu bu devasa mekandan etkilenmemeniz mümkün değil. Zor şartlarda çalışan işçileri görmek, demirin yanınızdan su gibi aktığına tanık olmak bilinçlenmesine yol açıyor insanın. IPA”ya dönersek, 2004 yılından beri katılıyorum bu prestijli yarışmaya. Daha önceki katılımlarımın hepsinde mansiyon ödülü aldım. 2007 yılında ise ilk defa 2.lik ödülü aldım, Türkiye”den ilk üç dereceye giren fotoğrafçı sayısı çok az, o nedenle beni sevindiren bir ödül oldu. Hayatımın en önemli ödülü değil elbette ama takdir görmek, yaptığınız çalışmaların uluslararası arenada beğenilmesi hoş bir duygu.

 

 

PL: Fotoğraf adına paylaşımı seven bir fotoğrafçısınız. Sabancı üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi”nde fotoğrafçılık ve görsel iletişim tasarımı dersleri veriyorsunuz. Akademik çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
MG: Türkiye”de klasik fotoğraf uzun bir süredir, köklü bir şekilde yerleşmiş ve bunun eğitimini veren pek çok kurum var. “Ben derslerimde alternatif bir şeyler nasıl sunabilirim” diye düşündüm ve şu anda yürüttüğüm ders için çok büyük zaman harcayarak, internet üzerinde çağdaş fotoğraf aramaları yaptım ve hala devam ediyorum. çağdaş derken, klasik örneklere bakmıyorum anlamına gelmesin tabi. “?u anda farklı kültürlerde neler yapılıyor” anlayışı üzerinden giderek, çocuklara olabildiğince geniş bir yelpaze sunmaya çalışıyorum. Liseden kalma “hocamız gibi yapalım, belki hoşuna gider” düşüncesi oluşmasın diye de kendi işlerimi göstermiyorum başlarda, çünkü yapılan işin benimkine benzemesi hiç gerekmiyor. Yapmaya çalıştığım şu: “Bakın, insanlar bunları yapıyor, siz ise kendi yolunuzu seçin, ben de size kendi yolunuzda yalpalamadan gitmenize yardımcı olmaya çalışacağım…”
Bir fotoğrafçı olarak okul bana üretken bir akademik ortam sağlıyor. Sabancı üniversitesi”ne böyle bir ortam sağlaması konusunda çok şey borçluyum. Ciddiyetli araştırma yapmaya niyetli insanın önü açık. Kavramsal bir zemin üzerinde sürdürdüğüm fotoğraf pratiğimi yurtdışında katıldığım konferanslarda paylaşabilir olmamın bana çok faydası oluyor. çünkü orada sunduğum işlere gelen tepkileri ölçebiliyor, sunulan diğer işleri takip edebiliyor, işlerimin uluslararası ortamlarda beğenilebildiğini görüyor ve öğrencilerime aktaracak envai çeşitte ilginç bilgi sahibi oluyorum.
 
PL: “Köprü6” sergisi fikri nasıl çıktı? Buradaki fotoğraflarınızı nasıl tanımlarsınız?
MG: “Köprü6” sergisi İstanbul Modern”in fotoğraf bölümü kuratörü Engin özendes”in düzenlediği ve bienal ile eş zamanlı olarak açmak istediği bir sergiydi. İçinde olmaktan gurur duyduğum, çok iyi bir takım seçti Engin Hanım. “Böyle bir grup içinde ben neler yapabilirim” diye düşünüp kendimi zorlamak istediğim bir çalışma oldu. Sonuçta, benim normal fotoğraf pratiğimin hafif dışında sayılabilecek bir iş ortaya çıktı. Daha çok mimari içerikli işlerle tanınıyor olsam da, salt bu tip işler yapmıyorum ve nitekim “Köprü6” işlerim mimari içerikli işler değillerdi. Yapmaya çalıştığım, bize verilen temayla öngörülen batı-doğu ayrımını reddetmek idi. Politikayla yakından ilgili bir insan olarak gözlemlediğim kadarıyla bu tarz ayrımlar kötü yerlere gidiyor, rahatsızlık veren bir kısırdöngüye dönüşüyor. çalışmam varsıl-yoksul ayrımına işaret ediyor. Metin çok önemli yer tutuyor çalışmada, sergi açılışında gezen kişilere ilk elde bu hikayenin metnini okumalarını önerdim bu yüzden. Ancak o zaman her iki yakada çektiğim tabelaların dili bir anlam ifade edebilirdi onlara. Ortada tavandan asılı olarak görebileceğiniz dairevi “kısırdöngü” fotoğraflarında ise daha estetik bir boyut yakalamaya çalıştım. Yerden yan duvarlara tırmanan 12.7 m”lik bulut panoraması ise iki yakayı insan yapısı başarısız bir köprü üzerinden değil de gökyüzü üzerinden barışçıl bir şekilde birleştirmeyi öneren bir ifade.

PL: Bu sergi sonrasındaki projeleriniz neler? Yeni bir sergi çalışmanız var mı?
MG: Ben çok boş vakti olmayan ve bu yüzden ortalıkta, sergi açılışlarında, “bulunulması gereken” yerlerde pek fazla görünmeyen biriyim. O yüzden yerli sanat çevreleri ile ilişkilerim çok zayıf ve bu da işlerimin algılanması ve/veya satılmasında olumsuz bir boyut oluşturuyor. Bu sebeple yurtdışından bir sanat temsilcisi/küratör ile çalışmaya karar verdim. Beraber çeşitli girişimlerde bulunacağız ve bu sayede işlerimi uluslararası ortamlarda sergilemeyi amaç edindim kendime. ?u sıralarda iki adet kişisel sergi projem üzerinde çalışmaktayım. Ayrıca, Frankfurt”ta gerçekleşecek bir karma bir sergiye katılım teklifi aldım yakın zamanda.     

PL: Dijital teknoloji ile ilgili görüşleriniz nelerdir?
MG: Ben dijital teknolojiyi her türlü boyutu ile kullanıyorum. Dijital teknolojinin geç bile kaldığını düşünüyorum, keşke daha önce gelseydi. Dijital denilince akla nedense “manipülasyon” geliyor çoğunlukla. Ben çok ağır manipülasyon yapan birisi değilim. Benim yaptığım kontrast, renk doygunluğu gibi manipülasyonlar genellikle analog dünyada da yapılabilen şeylerdir. Bunun dışında dijitalde RAW çekebilme olanağı, beyaz ışık dengesi, parça parça fotoğrafların birleştirilerek yüksek çözünürlük elde edilebilmesi gibi fotoğrafçının çok işine yarayan özellikler söz konusu. Dijital süreçler sayesinde, İstanbul Modern”in açılış sergisi “İstanbul Modern”e doğru” için aldığım katılım daveti sonunda ürettiğim bir fotoğrafın 14 metre boyunda gayet net bir biçimde basılabilmesi mümkün oldu.

PL: Fotoğrafa gönül vermiş gençlere yol gösterebilecek birkaç tavsiye vermenizi istesem, neler söylersiniz? öğrencilerinize verdiğiniz tavsiyeler nelerdir? 

MG: Bu işe aşkla bağlı gençlere verebileceğim en önemli tavsiye, geçerli tarzların araştırmasını yapıp ona göre çekmektense, kendi tarzlarını bir şekilde kabul ettirmeleri. Saatlerce, günlerce, aylarca durmadan araştırma yapsınlar, dünyada yapılan işleri izlesinler, “başkaları ne der” diye endişe etmektense kendilerine güvensinler ve işlerini cesurca ortaya koysunlar. İnternet gibi çok demokratik bir ortam var artık, çalışmalarınızı başkalarına muhtaç kalmadan, aracı olmadan internet üzerinden paylaşmak olası…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here