Ana sayfa İnternet Modası Asla Geçmez: DEPECHE MODE

Modası Asla Geçmez: DEPECHE MODE

0

New Wave omurgalı Synth-pop efsanesi, 17 Mayıs’ta Maçka Küçükçiftlik Park”a, yıllarca unutulmayacak bir performans için geliyor.
 

Her ne kadar toprağın altındaki kökleri 1970″lerin son yıllarına kadar ulaşsa da 1980″lerin hemen başında, Doğu İngiltere”nin tam göbeğinde yer alan Essex”te varlığını temellendiren bir hikaye onlarınki. O dönem kendilerini Composition of Sound olarak isimlendirseler de kısa bir zaman sonra, tüm bilinirliğiyle onları bugünlere dek taşıyacak olan Depeche Mode adını benimseyecek ve önlerindeki tüm yola bu ismin mevzileriyle girişeceklerdi.
 

 
Hemen hemen her topluluğun doğum sürecinde hissettiği sancılı ya da yol bükücü dönemi elbette Depeche Mode da yaşayacaktı. Grubun kemikleşen bir kadroya sahip olması zaman alacak ve kopuşlar – birleşmeler meydana gelecekti. Yola ilk çıkılan ekipte, grubun şimdiki çizgilerinin olmazsa olmazı David “Dave” Gahan yoktu örneğin. 1980 yılındaki kadro Martin Lee Gore, Andy Fletcher ve Vince Clarke”tan oluşmaktaydı. Sonrasında Gahan gruba dâhil olacak, bu gelişmenin paralelinde ise Clarke affını isteyecekti. İlk iki yılda yayınladıkları ilk iki albümlerinin ( 1981 – “Speak & Spell” ve 1982 – “A Broken Fame”) hemen ardından ise Alan Wilder kadroda kendisine yer bulacak ve 1996″ya kadar topluluk, bu ekibin çemberinde yürüyecekti. 1995 yılından sonra Wilder da kendi yoluna gidince, Depeche Mode bugünkü yapısına dönüşecekti.

Depeche Mode”da, zamanla değişenin yalnızca isimler olmadığını söyleyebiliriz. Kadronun aynı kaldığı döneme (1982 – 1995) odaklanıldığında dikkat çeken özne konumuna getirilmiş veya bir arka cephede istiflenmiş materyallerden anlaşılıyor ki; zaman, ünlü grup üzerinde görece değişken bir etki bırakmış. Bu etki her zaman, her topluluk ve her sound için olumluluk taşımak zorunda değil. Gelgelelim üzerine konuştuğumuz Depeche Mode”un somutluğundaki değişiklikler ve evrimler; kesinlikle iyi sonuçlar doğurmuştu.

 

Tamam, 1980″lerin tümünü olabildiğince iyi geçirmiş ve İngiltere”de altın sertifika sahibi tam altı stüdyo albümün yanında, bu diskografiyle ilişkili olarak yığınla konser vermişlerdi. Sonuç olarak tek bir nokta üzerinden New Wave başlığı ile başladıkları hikâyelerinde, söz konusu tarzı da asla dışlamadan yeni anlayışların süzgecine girmiş ve melez disiplinleri kendilerine güzergah bellemişlerdi. Yine de onlar için pozitif anlamıyla dananın kuyruğu, “milenyum”a 10 kala kopmuştu.

1990″lara değin Synth-pop”u başkent kabul edip, söz konusu bu tarzın sınırlarını pek de esnetmeyen Essex”li dörtlü; özellikle 1990 çıkışlı Violator isimli yedinci stüdyo albümü ile Rock kültürünün arazisine naif adımlarla giriş yapacaktı. Geride kalan 23 yıl içerisinde birçok müzisyen tarafından cover”lanan Personal Jesus, Enjoy the Silence ve Sweetest Perfection; bu naif izlerin sonrasında neler olacağına dair önemli ipuçları sunmuştu.
 


 
Bu ipuçları; geride kalan yıllar içinde kaybolmak şöyle dursun; kendini ele verdikçe yenilendi. Depeche Mode”un müziği, albümlerinin genel çehresi ve vaat ettiği yerel form; hiçbir zaman kolayca hazmedilen bir yönde olmadı. çekirdek dönemindeki “Puppets” ile oturmuşluğun dışa vurumu halindeki “Wrong” arasındaki güçlü bağ da işte bu nedenle, bu kadar sağlam kalmayı başardı.

Bir topluluk ya da solo bir müzisyen elbette 30 hatta 40 yıl ayakta kalmayı başarabilir. Yine de, durmadan ve durmadan geçmişinde bir yerlerde ürettiği albümlerin kaymağından beslenen isimlerden olmamak için, biçimselliği korumanın yanında, nicelikten ziyade nitelik üzerine yürümenin tek istikamet olduğu da artık neredeyse herkes tarafından kabul edilen bir realiteye dönüşmüş durumda.

 

İşte bu realiteyi külliyatının kritik süreçlerinde kucaklamayı başaran gruplardan birisidir; Depeche Mode. Bunu yalnızca 100 milyon adedin üzerinde albüm satış rakamına ulaştığı için söylemiyorum. Zaten bana göre o kısım; işin nicelik yönü. Esas bağlayıcı öneme sahip durum ise; grup adına güçlü bir taş blok gibi sarsılmaz tavrıyla ortada duran materyaller.

Nihayetinde hiç kimse, hiçbir şeyi sıfırdan yapmadı, yapamaz da. Depeche Mode”un da kendinden önceki üretim süreçlerinden ve müzikal hareketlenmelerden etkilendiğini tahmin etmek zor değil. Yine de o etkilenmenin üzerine kendi anlayışını fazlasıyla koyan ve ortaya yeni bir akım çıkaran bir grup olmak, Depeche Mode”un en önemli özelliği olmalı.
 


 
İşte bu özelliğinden hareketle en ufak bir kuşkuya dahi düşmeden denilebilir ki; grubun geçtiğimiz Ekim ayında Paris”te açıkladığı Avrupa turne programında yer alan 17 Mayıs 2013 tarihli Maçka Küçükçiftlik Park konseri; tarihe not düşmeyi başaracak kalibrede olacaktır.

Hatırlanacağı üzere topluluğun bir önceki dünya turunda yer alan kimi konserler, solist Gahan”ın rahatsızlığı nedeniyle aniden iptal edilmiş ve üstü çizilen konser ayakları içerisinde Türkiye”de yer almıştı. Haliyle, 2001 ve 2006″nın ardından üçüncü kez sahnesini İstanbul ile paylaşmaya hazırlanan ünlü topluluğun, geçmişe dönük bir hesabı kapatmak adına da total gücüyle karşımıza çıkacağına şüphe yok.

 


Peki bir önceki dünya turunda tam olarak ne olmuştu?

2009 çıkışlı bir önceki stüdyo albümü “Sounds of the Universe”ün hemen ardından grubun başına gelenler, oldukça kritik süreçleri de beraberinde getirmişti. Tour of the Universe adıyla yol alan konserlerin ilk iki ayağı beklendiği gibi gerçekleşti gerçekleşmesine; fakat sonrasında ortada beliren büyük bir sorun, mevcut hali sekteye uğratmaya yetmişti.

Aralarında Türkiye”nin de bulunduğu bir dizi konser ayakları iptal edilmiş, bir dizi konserlerin de tarihi değiştirilmişti. Haliyle müzik kamuoyu bu gelişmenin ardından belli başlı tahminler üzerinde kafa yoruyor ve meydana gelen olumsuzluğun nereden kaynaklandığını tartışıyordu. İlerleyen günlerde grup adına yapılan resmi açıklamadan da anlaşıldığı üzere durum, sanılanın ve tahmin edilenin de ötesinde bir yerdeydi.
 


 
Yapılan açıklama çok netti: Vokalist Dave Gahan”ın o malum illet hastalıkla mücadele sürecine girdiği ve hızlıca yapılan tetkiklerin ardından ameliyat olduğu belirtiliyordu.

Bu haber, dünya genelinde büyük bir şok etkisi yarattı. Grup için kâğıt üzerinde devam eden söz konusu dünya turunun tümüyle iptal edileceğine kesin gözle bakılıyor ve fısıltılar eşliğinde de grubun kepenkleri tümüyle indirebileceği konuşuluyordu. Evet, ünlü New Wave grubu 30 yıla yaklaşan külliyatı boyunca birçok problem yaşamıştı. 1990″ların ortalarına kadar uyuşturucu bağımlılığı tüm üyelerin nezdinde derinleşmiş ve hatta bu derinleşme topluluğu yok olmanın eşiğine getirmişti. Yine de bu sorunlara bir şekilde göğüs gerilmiş ve 12. stüdyo albüme kadar gelinmişti. Şimdi ise yıl 2009 olmuş ve Depeche Mode”un geriye dönülemez bir sona hazırlandığı konuşuluyordu.

Fakat tahmin edilen olmadı. Depeche Mode; kendini feshetmediği gibi ortada duran Tour of the Universe”ü de tamamlamayı başardı.

 

Tour of the Universe”deki iptal edilen konser sayısı yanıltıcı olabilir; sonuç olarak yaşananları yalnızca fiziksel durum itibariyle de düşünmemek lazım. Kimyasal çöküntüye yaşam şansı vermeden, ruhu berrak tutup yüksek moral ile o günleri atlatmak hiç de kolay olmamalı. Hem grup adına, hem de o olumsuz süreci benliğinde soluyan Dave Gahan adına söylüyorum bunu. Düşünsenize; varlığı dahi mide bulandıran bir hastalığa yakalandığınızı duyuyorsunuz. Siz daha neyin ne olduğuna bir anlam veremeden hızlıca ameliyat masasında soluğu alıyorsunuz ve tüm bu olup bitenlerin üzerinden henüz 1 ay bile geçmeden tekrar sahneye adım atıyorsunuz.
 

 
O dönem Gahan”ın yaptığı iş; gerçekten takdire şayandı. Aynı şekilde bu yıkımı yaşayan ve belirsizliği anbean içselleştiren diğer üyeler Martin Gore ile Andrew Fletcher”ın da kara bulut dağıtımındaki yükü omuzlamaları Depeche Mode”u ayakta tutmuştu.

Şimdiden 4 yıl önce yaşananlara şöyle bir bakınca; o dönemin Depeche Mode adına bir nevi black-out olduğunu söylemek hiç de zor olmaz. Şüphesiz ki; bir kırılma anından söz ediyorum ve o üç adam bu kırılma anını, sahip olduğu tüm çatlakları bir çırpıda törpüleyerek gizlemek yerine, yeni ve güçlü bir dönem ile bütünleştirip kendilerini bir yöne oturttular.

Depeche Mode”dan yeni albüm: Delta Machine

İşte önümüzde duran yeni Depeche Mode albümü Delta Machine de o sürecin ardından gelen bir ışık olarak nitelendirilebilir. Baktığınız açı ne olursa olsun; bu ışığı Delta Machine”nin her bir noktasında görebiliyorsunuz. 17 Mayıs gecesi grubu canlı izleyecek olan şanslı kişiler, yeni albüm Delta Machine’den de şarkılar dinleyebilecek.

 

Albüme daha yakından bakacak olursak, geçtiğimiz yılın Mart ile Ekim ayları arasında Santa Barbara, California ve New York üçgeninde kayıtları gerçekleştirilen Columbia Records etiketli bu yeni çalışma; gideceği güzergâhı önceden belirtecek kadar da sabırsız. Açılışını Welcome to My World ile yapması da bunun bir işareti.

New Wave”in 30 yıldır eskimeyen nev-i şahsına münhasır tınıları ve Synthpop”ın sırtını keyboard”a ve arada zirvelere oynayan elektro gitara dayanan derin yansımaları; sıcak kanlılığı her halinden belli Delta Machine”nin söz konusu giriş parçasından son durağı olan Goodbye”a kadarki yolculuğunun temel dayanakları olarak dikkat çekiyor.

Albümün içeriğine dair ilk ipucu olarak aylar önce yayınlanan Angel”da da hala ilk dinlediğimdeki heyecanı yakalayabildiğimi söylemeliyim. Parçada kendini belli ettiği her an sert ve istediğini söküp alan bir vokal ile Gahan karşımızda. Arada sesini düşürüyor, ufalıyor ve minimal tonlarda seyrediyor. Fakat bu; tam anlamıyla tekrar yükselmenin taktiksel bir mücadelesi. Tam o noktada Gore, ara duraklamalara ustaca serptiği gitar telleriyle devreye giriyor. Fletcher”ın klavyesinin, davulun ritim kazandığı anda kendini iyiden iyiye belli etmesinin ardından, Gahan vokaliyle, bu defa planladığı zirve dönemini yaşamak için gerekli ortamı sağlayarak parçanın merkezine oturuyor.
 


 

Albümün ilk video klibine değer görülen Heaven”da da bu sıralama akıyor. Biraz daha yerini bilen vokal; buğulu virajları naifçe düzlüğe çıkartırken, kendi kendine alt metindeki boşlukları da kapatıveriyor. Elektro gitarın netliği, yürüyüp giden tüm enstrümanları kendi çatısı altında toplayıp her birine yeteri kadar yaşam alanı sunmayı da ihmal etmiyor.

Delta Machine”in; Experimental ve Psychedelic dokunuşların yürürlükte olduğu “Slow” ya da köküne kadar Electronic aksanlı “My Little Universe” ile tüm yaşam noktalarına dokunduğu sanılsa da, gelen her bir yeni parçada geçerliliğini koruyan bir yapı; kabul edilebilir yeni yaşam noktaları olarak dikkat çekiyor. Bu yapı o kadar güçlü ki; albümün geneline benzer ölçülerle kendisini kabul ettirip devamlı olarak varlığını korumayı başarıyor. “Shoulder Be Higher”, “Alone” ya da “Soothe My Soul”, fark etmiyor. Depeche Mode, 1990″lardan sonra kartviziti haline getirdiği yeni akım merkezli tavrını; bu yeni stüdyo albümünde de bolca ön plana çıkarıyor.

 

Parçalar bir bir akarken nihai olarak elde duranın topyekun müzikal anlatı olduğu gerçeğini de tekrar tekrar hatırlıyorsunuz. Tamam! Sözler güçlü, ben merkezci ve gerektiğince dinç; ama Delta Machine; müziği üzerinden hareket eden bir albüm. Bu durumun albümü ve albümün genel formunu daha da ağırlaştırdığını da belirtmek gerek. üzerine düşülmesini isteyen, dinleyeninden belli bir zaman rica eden ve detaya inilmesini salık veren bir albüm bu.

Elbette Depeche Mode”un etkin ve üzerine gittikçe açılan albümlere imza attığı bir gerçek; yine de Delta Machine ile İngiltere çıkışlı efsane topluluğun diskografisinde sağlam bir yer edineceğine şüphe yok.
 


 
34. yılını yaşayan bir topluluk için tekrarlara olabildiğince düşmeden, yeni olanı kovalamaya devam ederek geleceğin müziğini yapmak ne kadar kolay olabilir ki? Gelgelelim 50″lerini soluyan bu adamlar; ömürlerinin yarısından fazlasında geride kalanın değil, önde bekleyenin yansıtılmasıyla ilgilendiler. Evet, onların genel tavrı belli ki bu: Daima yeninin ve yenilenmenin iskeletini oluşturmak.

İşte siz de bu efsaneyi 17 Mayıs’ta canlı izleme şansına sahip olacaksınız. Yılın en büyük organizasyonuna aday bir konserden bahsediyoruz ve buradan hareketle 17 Mayıs akşamı Depeche Mode sahnesinin hizasında bir yerlerde bulunmak için onlarca neden sayılabilir. Siz de kendi nedeninizi belirleyin ve mutlaka o efsane sahnenin görüş alanında konumlanın.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here