Ana sayfa Sektörden Mistik dünyada Mehmet Günyeli izleri

Mistik dünyada Mehmet Günyeli izleri

0

Mehmet Günyeli, fotoğraflarında bir ülkenin yaşayan yanlarını, rengini, duygularını ve ritmini yansıtıyor

Fotoğraf sanatçısı Mehmet Günyeli’nin son çalışması olan siyah beyaz fotoğraflar, geçtiğimiz günlerde ilk kez Contemporary Istanbul’da fotoğrafseverlerle buluştu. ‘Dervişler’ adını taşıyan sergide yer alan fotoğraflarda Mehmet Günyeli, semazenlerin başlarının sıra halinde dizildiği bir anlatıma odaklanmış.
Dervişler semaya hazırlanırken ve sema yaparken çekilen fotoğraflar, siyah beyaz olduğu için verilmek istenen duyguya vurgu yapıyor. Son zamanlarda tarzında değişiklikler gözlemlediğim Günyeli, artık daha kavramsal, daha soyut çalışmalar içinde. Sizlere Mehmet Günyeli”yi tanıtmadan önce biraz Prix Pictet fotoğraf projesinden de bahsetmek istiyorum.
                 
Prix Pictet”de 99 fotoğrafçı ve Günyeli
Mehmet Günyeli geçtiğimiz günlerde dünyanın en saygın fotoğraf projesi olan Prix Pictet”ye davet edildi. Günyeli, Türk fotoğraf sanatı adına böyle bir projeye davet edilmesinin çok gurur verici olduğunu dile getirirken, uluslararası Prix Pictet projesi için su temalı fotoğraftan oluşan bir seri çalışma hazırladığını söyledi. Mehmet Günyeli, “Yaşamın vazgeçilmezi olan su, yeşeren ağacın dallarında sürdürülebilirliğini her yıl devam ettirir” düşüncesinden yola çıkarak “ABU HAYAT” adını verdiği fotoğraf serisini oluşturduğunu ifade etti. Tüm dünyadan toplam 100 fotoğraf sanatçısının iştirak ettiği uluslararası bir fotoğraf projesi olan Prix Pictet, her yıl sürdürülebilirlik kavramı için farklı bir ana konu ile yola çıkıyor. Bu yıl 21. yüzyılın en büyük küresel teması olan su konusu ele alınıyor.

Günümüzün ana konuları arasında yer alan su konusu, hayatın her evresinde kimi zaman tezatlıklarla, kimi zaman da ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Bu zıtlık ve gereksinimler bazen kuruyan bir ağaçta bazen ise meyve veren dallarda görülebiliyor. 
Türkiye”nin uluslararası çağdaş sanat dünyasındaki saygınlığının böyle projeler ile gelişeceğine inanan Günyeli, Türk fotoğraf sanatının dünyaya açılmasına da destek olacağı görüşünde. Bu arada bilginize, Prix Pictet büyük ödülü, 30 Ekim”de Paris”te bulunan Palais de Tokyo”da gerçekleşecek büyük bir gala ile açıklanacak.

Küreselleşmeye karşı
Hem işadamı hem fotoğrafçı kimliğiyle tanıdığımız Mehmet Günyeli, 1980″li yıllarda fotoğrafa başladı. Bugüne dek yurt içi ve yurtdışında birçok sergiye katıldı. Dünyanın birçok ülkesinde çektiği renkli karelerle büyük ilgi gördü. özellikle küresel rekabette kendi öz kültürlerini koruyabilen ülkeler üzerine projeler yaptı ve küreselleşmeye karşı duruşuyla tanındı. Küba ve Hindistan konulu iki fotoğraf kitabı yayınlandı. Viva Cuba Libre albümü yayınlanmış ilk ülke projesi olan Küba”yı adım adım dolaşmış, ayrıca dünyada birçok yeri de gezmiş. Gerek yurtiçinde, gerekse yurtdışında çektiği eşsiz portrelerle fotoğrafa damgasını vurmuş bir isim Günyeli. “Yeryüzünün Renkleri” adlı çalışmasıyla geniş yankı uyandırmış ve bugüne kadar, İstanbul”da Darphane-i Amire”de “Hindistan”, Fotoğrafevi”nde “Viva Cuba Libre”, Mavi Kum”da “Mavi Beyaz Santorini”, Bursa”da 17. Bursa Fotoğraf Günleri sergilerinde fotoğraflarını fotoğrafseverlerle buluşturdu.
Aralık 2007″de Uluslararası Sanat Fuarı”nda 5 adet çalışması sergilendi. Küresel rekabette kendi öz kültürünü koruyabilen, farklı coğrafyalarda yaşayan insan manzaralarını fotoğraf severlerle buluşturan Mehmet Günyeli”nin büyük bir çağdaş Türk resim ve heykel koleksiyonu bulunuyor.
             

PHOTOLINE: Fotoğraf çekmeye nasıl başladınız?
MEHMET GüNYELİ: İlk olarak lise yıllarında, 18 yaşlarındayken St.Joseph “de okurken başladım. O günlerden beri fotoğraf benim yaşamımda hep var olmuştur.
                 
Ya iş ya fotoğraf!
PL: Uzun yıllardır iş gereği yurtdışına gidiyorsunuz. Dış ticaret alanında 20 yılı aşkın bir tecrübeniz var, bugüne kadar kiraz sapı, zeytin yaprağı, defneyaprağı, tavşankulağı kökü ve sudak balığı gibi ürünleri yurtdışına pazarladınız. Bu iş gezileri arasında fotoğraf çekmek için vakit bulabiliyor musunuz?
MG: İş gezilerine gidince fotoğraf çekmek için yoğunlaşmak zor oluyor, zaman kısıtlı olduğundan verim düşebiliyor. O yüzden yurtdışına ya sadece iş ya da sadece fotoğraf çekmek için gidiyorum. İş seyahatine giderken asla yanıma fotoğraf makinemi almam. Fotoğraf çekmek için çıktığım seyahatlerde de cep telefonumu kullanmam. Fotoğraf bir disiplin işidir. Fotoğraf, “çok güzel bir manzara gördüm, arabadan inip bir fotoğraf çekeyim” demek değil. Bu tarz üreten arkadaşlara haksızlık etmek istemem ama ben öyle değilim. önce hayal etmeliyim, düşünmeliyim, kurgulamalıyım, konsantre olmalıyım, ondan sonra çekmeliyim.

İçimdeki çocuk
PL: Fotoğraf tutkunuz nerden geliyor ve en çok neyi fotoğraflamayı seviyorsunuz?
MG: Fotoğrafa olan tutkum hayata ve insana olan sevgi ve bağlılığımdan geliyor. Böylece kendimi başka coğrafyaların rüzgârına bırakıyorum. İçimde fotoğrafçı bir çocuk var. Onunla el ele dünyayı geziyorum. Ben belgesel fotoğraf çekmiyorum. Fotoğraflarımda bir ülkenin yaşayan yanlarını; rengini, duygularını ve ritmini yansıtmaya çalışıyorum. Küresel rekabette öz kültürlerini koruyabilen, farklı coğrafyalardan insanların yaşam manzaralarını fotoğraflıyorum. Benim fotoğraf anlayışımda hep insan var. Manzara ya da gezi fotoğrafçısı değilim. çünkü fotoğrafın arkasında bir düşünce olduğuna inanıyorum. Mesajı olmayan, düşünceyle beslenmemiş bir iş, sanat olmaz. Burada Hindistan’ı insanlar ve duygularıyla anlatmaya çalıştım. Fotoğraf diliyle belli grafik ve ışığı iyi kullanarak belki estetik değeri olan bazı güzel şeyler çıkar ama bunlar konuşamayan fotoğraflar olur.

PL: Fotoğraf çekerken neler hissediyorsunuz? En iyi fotoğraflar sizce nerede çekilir? Ne yapmak gerekir?
MG: Fotoğraf çekerken biraz da hayatın içine giriyorum, insan ve yaşam fotoğrafları çekiyorum. Bu fotoğraflardaki karakterlerle insanlar diyalog kurabiliyor. Sarayda kraliyet ailesini çekmektense arka sokaklara gitmeli. Bence, en iyi fotoğraflar arka sokaklarda çekilir. Mesela Tarlabaşı”na, Kasımpaşa”ya da gitmeli. Ben hayatın içine giriyorum, duyguları çekiyorum, yaşamda kendilerini görüyorlar. Ruhlarına giriyorum, samimi fotoğraflar çekiyorum, fazla kurgulamıyorum, anı dondurmayı seviyorum.

İnsanları ağlatan fotoğraflar

PL:  Sanatın gücü insan duygularını nasıl etkiler?
MG: Garajistanbul”da performansları izlerken, çektiğim bir karede melekler vardı. Fotoğrafevi”nde, meleklerin uçuştuğu bu fotoğrafı gören bir kadın ağlamaya başlamış. Fotoğrafevi müdürü beni aradı ve bu duygusal dakikaları aktardı. Ben de bu fotoğrafı ağlayan hanıma hediye ettim. Belki kendi geçmişini gördü o karede, kim bilir? Fotoğrafın gücü bir kareyle insanları ağlatabilmesi, bir kareyle bir ülkeyi anlatabilmesi…
Hava 42 derece, yanımda bir fil bacağı!
PL:  Bu geziler sırasında, eminim başınızdan ilginç şeyler geçmiştir.
MG: Evet, bir defasında Hindistan”dayken pazarda hemen yanı başımda bir fil belirdi. Hava 42 derece sıcak, üstümde 2 adet fotoğraf makinem vardı ve lenslerimi taşıdığım çantamdan bir şey almak için yere çömeldim ve yanımda bir karaltı belirdi.
Gerçekten ürkütücü bir durumdu. çömeldiğim yerden o fil öyle heybetli duruyordu ki! Kocaman bir fil bacağının yanında, elimde makinem, koşturan insanlar arasında karışık duygular yaşadım. Tabii o filin de fotoğraflarını çekmeyi ihmal etmedim. Fotoğraf çekerken karşınıza her an ilginç bir şey çıkabilir. Her an hazırlıklı olmalısınız.


PL:
Fotoğrafını çekmeyi hayal ettiğiniz biri var mı?
MG: Portre fotoğrafı olarak Che Guevara” nın fotoğraflarını çekmeyi çok isterdim. Küba”da uzun sure kaldım ve kitap çıkardım. Dört sene önce çıkan bu kitabın ismi Viva Cuba Libre.

PL: Kaç adet satıldı. Castro kitabınıza göz attı mı?
MG: 1000 adet satıldı, bir adet Fidel Castro”ya gönderdim. Hindistan kitabının Fransız versiyonu da çıkacak, özellikle Amerika”da da çok satılıyor.

PL: Yeni projeleriniz neler? İstanbul veya Türkiye”yle ilgili bir çalışmanız olacak mı?
MG: Fas, Hindistan ve Küba”nın ardından ülkeler projesine ara vereceğim. çünkü tamamlamam gereken İstanbul’la ilgili bir çalışmam var. İstanbul”da sokak satıcılarını çekiyorum. Yanı sıra Türkiye’yle ilgili projelerim var. Onlar da Türkiye’deki çok kültürlü insan manzaralarını bir araya getiriyor. Garajİstanbul”da da yaklaşık 15 performans çektim ama bunların hiçbiri henüz sergilenmedi.

PL: Fotoğraftaki dijitale geçiş sürecini nasıl yorumluyorsunuz? Photoshop kullanıyor musunuz?
MG: 1989 yapımı Pentax-MZ 5, analog bir fotoğraf makinem var. Analog makineleri tercih ediyorum, genelde dış mekan çektiğim için dia film kullanıyorum. Dijital makineler, dianın kalitesine erişemedi. Dijital sistemin gücü her geçen gün etkisini artıyor ama teknoloji ilerledikçe daha iyi fotoğraflar çekilir diye bir şey yok.

PL: Photoshop kullanıyor musunuz?
MG: Tüm fotoğraflarımda ben veya asistanım Photoshop kullanıyor. Fotoğrafseverin karşısına ne koyduğunuz çok önemli, doğanın o güzel renklerini vermek zorundasınız, teknolojinin tüm imkanlarını kullanmak zorundasınız.
                              
Entellektüel birikim
PL: Okurlarımıza fotoğrafçılık hakkında ne gibi tavsiyeleriniz var?
MG: Sanatçı olmanın, iyi bir şey üretmenin temeli, entelektüel birikiminizle ilgili. Siz hangi şairleri okuyorsunuz, hangi müziği dinlersiniz, hangi filmi izlersiniz?
Bütün bu diğer sanatların sizi nasıl beslediği önemli. Kötü Amerikan filmlerini izliyorsanız, fotoğrafçı olmayın. Fotoğraf bir varoluş biçimi, herkes kendi tarzını oluşturmalı ve özgün olmalı.
Artık tek karede iyi bir fotoğraf çekmenin anlamı yok. Sanatçı, söylemi olan, topluma yön veren kişi olmalı. Fotoğraf da topluma mesaj vermeli.
Düşünce sistematiğiniz ve görsel yeteneğiniz yarattıklarınızı oluşturur ve yarattıklarınız da entelektüel birikiminizden oluşur. Sanat dalları birbirini besler. Hepsi birbiriyle iç içedir.



BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here