Ana sayfa Sektörden Minimalist Yaklaşımlar: Marty Friedman

Minimalist Yaklaşımlar: Marty Friedman

0

Marty Friedman konseri, ülkemizde 2011’de gerçekleşen gitar virtüöz gösterilerinin en yeni halkasıydı. Sound Dergisi olarak Marty”nin en büyük fanlarından olduğunu bildiğimiz yazarımız Fatih Ercan”ı bu zorlu göreve uygun gördük. Minimal tarzı, ekipman konuşmaktan haz etmeyen yapısı, müzik olarak kendini sürekli geliştiren ve tek bir tarza odaklanmayan perspektifiyle Marty Friedman huzurlarınızda…
 

Sound: Marty, öncelikle Türkiye’ye hoşgeldin. Röportaj benim için biraz zor bunu söylemeliyim. Gitar kahramanım olduğun için biraz heyecanlıyım.

Marty: çok teşekkürler ve sorun değil.

S: Avrupa turnesindesin, şimdiye kadar nasıl gidiyor? Türkiye’den sonra nerelere gideceksin?

M: Biraz daha geniş kapsamlı bir turnedeyiz aslında. Ve beklediğimden çok çok daha iyi geçiyor diyebilirim. Türkiye’den sonra sırada Yunanistan var. Daha sonra da Rusya ve İsrail’deyiz..
 

marty friedman
 
S: Yaklaşık 10 yıldır Japonya’da yaşıyorsun. öncelikle deprem felaketine hiç de yabancı olmayan bir ülke olarak acınızı paylaştığımızı belirtmek isterim. Maddi yardım sağlamak için ayrıca Megadeth dönemine ait bütün Jackson gitarlarını açık arttırma ile sattığını duyduk.Satışlar ne alemde?

M: çok teşekkürler, tabi siz de yaşadınız aynı felaketi ve anlayabiliyorsunuz. Açık arttırmalar çok iyi geçti. Bütün gitarlar satıldı.Deprem zararına yardım amacıyla harcanacak önemli miktarda para elde ettik.

F: Depremin seni stüdyoda yakaladığını öğrendik.

M: Ah evet, bu akşam beni sahnede çalacağımız grup arkadaşlarımla beraber stüdyoda dördüncü katta çalıyorduk. Bir anda herkes, herşey sallanmaya başladı. Ekipmanlarımız büyük olduğundan üst üste koyulmuş bir şey yoktu, o yüzden üzerimize düşen bir şey de olmadı. Her şey yolunda gibiydi ama çok korkutucuydu… Ama eve gittiğimdeyse bütün ev dağılmış -ırzına geçilmiş- vaziyetteydi.

S: Marty, ilk olarak Jason Becker ile Cacaphony’de beraber çaldınız. Daha sonra Megadeth ile 10 yılda tüm dünyada konserler verip, toplam beş albüm çıkarıp,10 milyondan fazla kopya satışına ulaştınız, pek çok defa Grammy’e aday gösterildiniz. Bütün bunlardan sonra ABD’den taşınıp solo kariyerine Japonya’da devam etmene sebep olan şey neydi?

M: Sadece Japon müziğini çok sevdim. Japon popu, Japon rock’ı ve bütün Japon müzik sahnesini (görünümünü) çok sevdim. Bütün bu görüntünün bir parçası olmak istedim.

 

fatih ercan   

S: 92’deki solo albümün ‘Scenes’de prodüktörün olarak Kitaro ile birlikte çalışmıştın. Bunun J-Pop’a olan ilginin artmasında bir etkisi var mi sence?

M: Açıkcası hayır. Kitaro’nun bunu yapmaya karar vermemde hiçbir etkisi olmadı.Onun kulvarı biraz daha farklı. Açıkçası ondan biraz daha sonra J-Pop ve rock ilgimi çekmeye başladı diyebilirim.

S: Nasıl gelişti bu süreç?

M: Her sene Megadeth’le Japonya’ya turneye gidiyorduk.Ve her gittiğimizde hiç batı müziği duymuyordum! İnsanlar Japonya’da batı müziğinin çok dinlendiğini düşünüyorlar ama öyle değil. Aslında çok azdır. Belki %10. Geri kalan olduğu gibi yerel Japon müziğinden başka bir şey değil. Japonya’da eğer birazcık takılırsanız bir süre sonra uluslararası müzik duyamazsınız. Ve ben de her gittiğimde biraz daha kulak kabartıp ilgilenmeye başladım.

S: Marty’ye göre J-Pop nedir?

M: Hmm. Açıkcası bunu ifade etmenin en iyi yolu, Tokio Jukebox albümünü dinlemekten geçiyor. Bunu söylüyorum çünkü bu benim J-Pop’a bakışım, benim duyduğum şekli. Aslında albümümdeki kadar sert değildir, ama içinde ‘süper süper’ rock, ‘süper süper’ dans-pop, ‘ süper süper’ geleneksel tınlayan müziği aynı anda barındırıyor, her şey var! İşte bu yüzden seviyorum. Amerikan pop müziği hip-hop, rap, R&B ve belki birazcık poptan ibaret. İçerisinde rock yok! ?u andaki Amerikan pop müziğinin içinde cidden hiç rock yok. Ama J-Pop’ın içinde çok sert şeyler var ve genelde her şey çok balanslı, çok yolunda. Bu yüzden Tokyo Jukebox’ı dinlemek bir Şkir verebilir, önce albümü dinleyip daha sonra internetten şarkıların orijinallerini dinlerseniz ana fikri kaparsınız 🙂

S:
Marty’ye göre J-Pop nedir?

M: Hmm. Açıkcası bunu ifade etmenin en iyi yolu, Tokio Jukebox albümünü dinlemekten geçiyor. Bunu söylüyorum çünkü bu benim J-Pop’a bakışım, benim duyduğum şekli. Aslında albümümdeki kadar sert değildir, ama içinde ‘süper süper’ rock, ‘süper süper’ dans-pop, ‘ süper süper’ geleneksel tınlayan müziği aynı anda barındırıyor, her şey var! İşte bu yüzden seviyorum. Amerikan pop müziği hip-hop, rap, R&B ve belki birazcık poptan ibaret. İçerisinde rock yok! ?u andaki Amerikan pop müziğinin içinde cidden hiç rock yok. Ama J-Pop’ın içinde çok sert şeyler var ve genelde her şey çok balanslı, çok yolunda. Bu yüzden Tokyo Jukebox’ı dinlemek bir Şkir verebilir, önce albümü dinleyip daha sonra internetten şarkıların orijinallerini dinlerseniz ana fikri kaparsınız 🙂

S:
Peki sence bu çalışmaları ABD’de yapsaydın ne olurdu?

M: Büyük ihtimalle mainstream olmazdı.çünkü Amerikalılar uzak müzikler dinlemek istemezler.Eminim ki orada da harika fanları vardır,hele de günümüzde birazcık internet sayesinde.Ama orada mainstream olmayacaktır,çünkü yabancı dilde şarkılar Amerika’nın ilgisini pek çekmez.

S: Peki geçmişinden bu kadar uzakta bir ülkede yaşaman müziğini nasıl etkiliyor?

M: İyi çünkü orada çalıştığım iyi bir atmosferim var. Bir yandan solo projelerimi yürütüyorum ki bu akşam sahnede göreceksiniz,diğer yandan pek çok yan projede de yer alıyorum.Pek çok farklı televizyon ve radyo programı, farklı insanlarla farklı müzikler üretmek… Tüm Asya’da turnelere çıkmışımdır. Dediğim gibi çok değişik projelerde yer alıyorum ve bu benim için çok iyi.çünkü aynı şeylerden çok çabuk sıkılan bir yapım var.

 

S: Albümleriniz de bunu doğrular nitelikte. Gitar çalımınız ‘bu Marty’ dedirtse de içeriğinde farklı tarz ve sound”larla karşılaşıyoruz.

M: Evet, çünkü yeni bir şeyler yapmam lazım. Kendimle yarışmam gerek.

S: örneğin albümlerinizde klasikten transa, metalden popa çok geniş bir yelpazede müzikler duyabiliyoruz. Bunların hepsini nasıl bir arada tutabiliyorsun?

M: Sanırım ben biraz deliyim (gülüyor:) Benim için tek bir janrın içinde olmamak çok önemli. Sadece sevdiğim müziği yapmam gerekli çünkü. Dinlediğim şeyler etraftaki herşeyi içeriyor.

S: Bu projelerden bir tanesi de geçmiş yıllarda DJ.Zeta (house – pyschelic trance) ileydi yanılmıyorsam?

M: Ah evet. Zeta arkadaşım ve geçmiş projelerinden birinde bana ‘neden bunun üstüne gitar çalmıyorsun?’ dedi. Ben de kabul ettim ve cidden eğlenceliydi. Daha sonra kendisiyle son albümüm Bad DNA’da beraber çalıştık. çılgın sesleri seviyorum ve o bunu çok iyi yapıyor. Bilirsin house müzik bazen içinde gitar barındırır ama bunlar genelde ‘dandik'(cheesy) gitar looplarıdır (son albümün elektronik müzikleri tam olarak house olmasa da). Ben de peki ya bunun içine sağlam gitarlar koyarsam nasıl olur diye düşündüm. Ana fikir buydu.

S: Dışardan baktığımız vakit Japon müzik endüstrisi biraz daha farkli görünüyor. (IFPI’nin 2010 raporuna gore Japon müzik piyasası ,306 milyon satış yapan ve 4.562 (milyar $) değeri olan ABD’nin ardından 187.6 milyon satışla 4224 (milyar $) değere sahip olan ikinci piyasa).MP3’ün ve internetin de yaygınlaşmasından sonra dünya müzik sektörü kötü zamanlar geçirirken Japonya nasıl ayakta kalabiliyor? Bu Japon dinleyicisiyle alakalı bir durum mu?

M: Açıkçası Japonya da sorun yaşıyor. Ve bu sadece fanların albüm almasıyla alakalı değil, daha çok Şnansal işleri iyi yönetebilmekle alakalı bir durum. Japonya’da farklı olarak ürünlerin reklamı ve pazarlanması çok iyi işliyor! İnsanlar 7/24 durmadan çalışıyorlar. Müzik sektöründe de muazzam bir çalışkanlık görülüyor. Plak şirketimle bir toplantım vardı ve öğlen13:00″de (öğle yemeği vakti) herkes oŞste hala çalışıyordu. Bunu Amerika’da hiç göremedim. İnsanlar saat 17:00″de sadece evlerine giderler…

S: Kısa zaman önce Jason’a yardım amaçlı ‘Jason Becker’s Not Dead Yet’ adında bir organizasyonda bir önemli isimlerle bir araya gelip çaldınız. Biraz anlatır mısın?

M: Evet, Mart ayındaydı. Richie Kotzen, Steve Lukether, Greg Howe ve ben, Jason’a yardım gecesinde bir araya geldik. Jason da o gece oradaydı. Güzel anılar ve rock’n roll’la dolu bir geceydi.

 

S: Marty bunu hiç sevmediğini biliyorum ama dergimizin formatı gereği biraz kullandığın ekipmanlardan bahsetmemiz gerekiyor.

M: Oh hayır (gülüyor)

S: Bu enteresan. Bu konu neden ilgini çekmiyor? Bir röportajında ‘bunlar benim işim değil, teknisyenimin işi’ diyorsun.

M: çünkü sıkıcı! Aynen öyle düşünüyorum, bu işler teknisyenimden sorulur. Ama bu sadece benim için geçerli.

S: Peki o zaman ekipman sponsoru Şrmalarla nasıl anlaşıyorsun.

M: O farklı bir konu. Tabii ki kaliteyi istiyorum ve bunun hangisindeyse onu seçiyorum. Bunu yaparken teknisyenlerim ve ses mühendislerimin de Şkirlerini alıyorum. Etrafımda ekipmanla bilgisi süper olan pek çok insan var,ama ben sıkılıyorum ama eğer başka bir gitaristle konuşursanız,örneğin Steve Vai, ekipman konusunda çok akıllılar. Teoriyi ve elektroniği iyi biliyorlar. Ama ben bilmiyorum, ilgilenmiyorum, bilmek istemiyorum (Gülüşmeler)

S: Yani Plug & Play diyorsun : ) Soundcheck’te gördüğümüz kadarıyla pedalın bile yoktu! Peki son zamanlarda farklı ekipmanlarla (Ibanez, Gibson, PRS) gördük seni, son durum nedir?

M: Aynen,benim olayım plug&play. Pedalım bile yoktur, çünkü minimalist olmayı seviyorum. Ekipman olaraksa artık sadece PRS gitarlar ve ENGL amŞ kullanıyorum.

S: Peki gel gelelim yeni çıkacak albüme.Yaratıcı bir dönemdesin sanırım,2009’dan beri 1er yıl arayla albümler çıkarıyorsun.Tokyo Jukebox 2’nin kayıtlarının bittiğini öğrendik.Kayıt aşamasından bahseder misin?

M: Neredeyse tamamlandı diyebilirim,11 parça kaydettik ve geriye bir tane daha kaldı. Kayıtları Los Angles’de The Village Recorder’da yaptık. Genelde her şeyle kendim ilgilendim, davulda Shadows Fall’dan Jason Bittner vardı. Jason oldukça iyiydi ve her şey yolunda gitti. Evet Tokyo Jukebox benim en sevdiğim albümlerimden bir tanesi. Kendi albümlerimin hiçbirisini dinleyen birisi değilimdir çünkü çok eleştiriciyimdir fakat Tokyo Jukebox’ı çokça dinledim çünkü çok hoşuma gitti. İlkinde öğrendiğim her şeyi ikincisine de uyguladım ve bu sefer her şey ilkinden daha da iyi oldu diyebilirim. Daha enerjik ve şarkıları anlamak daha kolay.

 

S: Sahnede kullandığın ekipmanla stüdyo kayıtlarında kullandıkların aynı mı peki?

M: Genelde evet. Sadece daha çok gitar kullandım, 20-30 tane kadar. 3 tane ENGL amŞyi farklı EQ”larla değiştirip kullandık. Dünyadaki en iyi teknisyenlere sahibim ve bu adamlar knobları çevirdikleri anda ortaya iyi sound çıkıveriyor.

S: Bir parçada kaç kanal gitar kaydediyorsun?

M: Bazen 2 bazen 12, bazen daha da fazla. Bir şarkı bazen toplamda 100 kanal olabiliyor. Ama bazen farklı zamanlarda kaydedildiği için iniş çıkışlar olabiliyor.

S: Kendi müziğini nasıl tanımlardın?Nasıl adlandırırdın?

M: Hmmm,”yüksek enerjili müzik” diye adlandırabilirim.

S: Gitar tutuş tekniğin oldukça zor ve kullandığın gamlar enteresan. Stilin hakkında ne söyleyebilirsin? (gülüşmeler)

M: Benim için kolay ama dışarıdan bakan insanlar için zor görünebilir. çünkü kolay kolay bulamayacağınız çok fazla değişik ilham kaynağım var. Küçükken Doğu Avrupa, Hawaii, Japon, çin ve Türk müzikleri bile dinledim. Her dinlediğimden birer cümle öğrendim ve daha sonra böyle farklı bir müzikal çalıma sahip oldum. çözemeyebilirsiniz çünkü bunu bilmenin bir yolu yok. Ama mesela Van Halen, Eric Clapton, Al DiMeola, Jeff Beck gibi başka adamları dinlediğinizde daha kolayca çözümleyebilirsiniz.öte yandan iyi gitaristlerin gitarlarını dinleyip oturup çalışmadım.

Bazen ‘?u çok iyi xxx gitaristi dinledin mi” dediklerinde, onun gibi hayatta çalamam ben deyip kıskandığım da oldu (gülüyor).Yani milyon yıl boyunca çalışsam Jeff Beck gibi çalamam. Ama büyük ihtimalle Jeff Beck de benim gibi çalamayacaktır. Biraz birileri gibi çalmak bazen değişik olabilir, dışarıda benim gibi çalmak isteyenler de olabilir ama onlara bunu pek önermiyorum.

F: Samimi yanıtların için çok teşekkürler.Türk dinleyicilerine neler söylemek istersin.

M: Burada olmaktan çok mutluyum, konserlerimin de çok eğlenceli geçeceğine inanıyorum.Orda görüşmek üzere.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here