Ana sayfa Donanım Microtech Gefell M 930

Microtech Gefell M 930

123
0

SAE Türkiye Audio Departmanı Başkanı Tolga Tolun, Hitler”in bile işin içinde olduğu bu mikrofonların geçmişini ve M 930 modelini sizler için yazdı.

1928 yılında Georg Neumann ve Erich Rickmann, mikrofon üretmek amacıyla Berlin’de Georg Neumann & Co. firmasını kurarlar ve bu yıllarda daha sonra bir efsane olacak olan dünyanın ilk kondansatörlü mikrofonu olan Neumann CMV3’ü (Neumann Bottle) tasarlamaya başlarlar. Yıllar süren çalışmaların ardından 1933 yılında Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesiyle firmanın kaderi değişir. Hitler’in propaganda bakanı Goebells’in geliştirdiği propaganda yöntemlerinin bir sonucu olarak her eve bir radyo kampanyası başlatılır ve seri üretim ucuz radyo alıcılarının (Volksempfanger) devlet desteği ile yaygınlaştırılması sayesinde Hitler ve Goebells’in konuşmaları ve diğer propaganda metinleri ile Alman halkının Nazi rejimine sempati duyması hedeflenir. Ancak bu propaganda konuşmalarının radyolarda halkı etkileyici bir şekilde yayınlanabilmesi için  kaliteli mikrofonlara ihtiyaç vardır. Bu noktada karbonlu mikrofonlar gibi o günün diğer mikrofon teknolojilerinden çok daha üstün olan kondansatör teknolojisini kullanan Neumann mikrofonları devreye girer. Radyo istasyonlarından, Hitler’in açılış konuşmasını yaptığı 1936 Berlin Olimpiyatlarına kadar birçok alanda (sonrasında Neumann U 47, M 49, Microtech Gefell UM 70, UM 900 gibi mikrofonlarda kullanılarak efsane haline gelecek olan M 7 kapsülünü kullanan) CMV 3 mikrofonlar yerlerini alırlar.

1938 yılında firma ortaklarından Erich Rickmann’ın ölümü üzerine yerine ortaklığa firmanın yöneticilerinden Erich Kühnast getirilir ve kısa bir süre sonra 2. Dünya Savaşı”nın başlamasıyla firma sıkıntılı bir döneme girer. İlk olarak savaş yıllarında  Berlin’e düzenlenen müttefik hava saldırılarından zarar gören fabrika Dresden yakınlarındaki Gefell kasabasına taşınır, daha sonra da Almanya’nın tüm endüstriyel kapasitesini savaş üretimine yöneltmesi sonucu hammadde sıkıntısı yaşanır ve CMV 3 mikrofonlarını üretmek için gerekli malzemeler, düşürülmüş savaş uçaklarının hurdalarından toplanmaya çalışılır. 2. Dünya Savaşının 1945 yılında sona ermesinden sonra Almanya’yı işgal eden müttefik kuvvetleri (A.B.D, İngiltere ve Fransa) ve S.S.C.B. ülkeyi ikiye bölerek kendi kontrol bölgelerini oluştururlar. Fabrika binasının ve Erich Kühnast’ın bulunduğu Gefell kasabası Sovyet kontrolü altındaki bölgede kalırken, Georg Neumann ve Berlin’deki eski fabrika müttefik kuvvetleri kontrolü altındaki bölgede kalır. Firmanın iki ortağı farklı dünya görüşlerine sahip olan iki farklı yönetim altında (kapitalist batı ve komünist doğu) ve sınırlarla ayrılmış bir şekilde ama mümkün olduğu kadar iletişim halinde çalışmalarına devam ederler. 1961 yılında Berlin Duvarının inşası bu farklı görüşler arasındaki soğuk savaşın başlangıcı olur ve müttefikler kontrolündeki batı bölgesinde Federal Almanya Cumhuriyeti (BRD) kurulurken, Sovyet kontrolü altındaki doğu bölgesinde ise Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR) kurulur.

Almanya’nın ikiye bölünmesi firmaların da yollarına ayrı ayrı devam etmelerini zorunlu kılar. Batı Berlin”de Georg Neumann ve ekibi bugün dünya çapında üne kavuşmuş ve o günden bu güne binlerce başarılı kayıtta kullanılan Neumann mikrofonlarını üreten Georg Neumann GmbH firmasını kurarlar. Erich Kühnast ve ekibi ise 1972 yılında Sovyet yanlısı Sosyalist Birlik Partisi (SED) rejimi tarafından Neumann markasının kullanımının yasaklanması ve firmanın devletleştirilerek VEB Microtech Gefell adı altında bir kooperatif haline gelmesine kadar Georg Neumann & Co. adı altında üretime devam eder. 1961 – 1989 arası komünist rejim yönetimi altında firma, müzik prodüksiyonundan çok, hassas ölçüm mikrofonlarının yanı sıra küçük (M 58, M 69, M 94) ve büyük (M 70, UM70) membran kapsüller kullanılabilen modüler SMS 70 sistemleri, vokalist mikrofonları (PM 750), muhabir ve spiker mikrofonları (CMV 571, ME 830) ve telsiz sistemler (HH 710) gibi radyo/TV yayıncılığı alanındaki ürünlere yönelir. 1989 yılında Berlin duvarının yıkılması ardından iki firma bağlantıya geçer ve bir dayanışma sonucu Microtech Gefell mikrofonlarının uluslararası dağıtımını Neumann firması üstlenir. 1991 yılında iki Almanya”nın birleşmesinin ardından Georg Neumann GmbH firmasının Sennheiser GmbH tarafından satın alınmasıyla işbirliği biter. Microtech Gefell bağımsız bir firma olarak yoluna tek başına devam eder.

Bize biraz da Zildjian ve İstanbul zillerinin hikayesini hatırlatan, böyle uzun ve karmaşık bir geçmişe sahip Microtech Gefell firmasının, günümüzde ölçüm mikrofonları ve radyo/TV yayıncılığı alanlarındaki ürünlerinin yanı sıra, müzik prodüksiyonuna da yönelik birçok farklı ürünü bulunuyor. Neumann firmasının el değiştirmesi ve daha çok sayıda mikrofon üreterek seri üretime geçmesi nedeniyle birçok kişi tarafından Neumann geleneğinin gerçek mirasçısı olarak görülen Microtech Gefell firmasının ilk akla gelen mikrofonu, farklı ve çekici görünümüyle, dünyanın ilk güç kaynağı mikrofon dahilinde olan (ve bu sayede standart 3 pinli XLR konnektörlere direkt bağlanabilen) tüplü mikrofonu UM 900. Bu yüksek kaliteli mikrofon, yukarıda adı geçen efsanevi M 7 kapsülünü içermenin haricinde, 5 farklı yönel özelliği (polar pattern), mikrofon gövdesinde oluşabilecek istenmeyen refleksiyonları engelleyen özel tasarımı ve tabii ki hepsinden de önemlisi ses kalitesiyle dikkat çekiyor. Diyaframı PVC arkalıklı, 40 – 50 yıl önce üretilen klasik mikrofonların özelliklerine sahip M 7 kapsülünün kullanıldığı bir diğer Microtech Gefell mikrofonu ise UM 92.1S. Bu mikrofon da harici bir güç kaynağı kullanılması haricinde UM 900 ile benzer özellikler sergiliyor. M930, M 940 ve M 950 büyük membranlı kondansatör mikrofonlar ise, sırasıyla cardioid, super cardioid ve hyper cardioid yönel özelliklere sahip, bu sefer M 7 kapsülü temel alınarak geliştirilmiş yeni bir kapsülün  kullanıldığı, çok amaçlı bir mikrofon serisi.

M 930/40/50 serisi mikrofonların hepsi ayrıca XY ve ORTF stereo teknikleriyle kullanılmak üzere çiftli setler (matched pair) halinde de satılıyor. Küçük membranlı kondensatör ürün paletinde ise dikkati, linear frekans aralığı ve sağlam yapı özellikleri ile M300 mikrofonları çekiyor. Microtech Gefell firmasının bunların haricinde, sahne ve stüdyoda kullanılmak üzere geliştirilen dinamik mikrofon serisi MD 100/110/120 ve son olarak da Dalai Lama”dan eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan”a kadar birçok siyasetçi, iş ve bilim adamı, vs. tarafından kullanılan, konuşma ve konferanslar için özel tasarlanmış KEM 970 gibi ilginç ürünleri bulunuyor.

Bu sayıda siz okuyucularımız için, Türkiye temsilciliği Akalın Müzik tarafından yapılan Microtech Gefell markasının M 930 modelini test etme imkanı bulduk. M 930’un resmini broşürlerde ve internette görmüştüm, ancak mikrofonun koruyucu ahşap kutusunu açınca şimdiye kadar gördüğüm en küçük boyutlu büyük membranlı kondensatör mikrofonla karşılaştım. İlk tepkim, mikrofonun membranının büyük membran kategorisine girebilecek boyutta (1 inç ve üstü) olduğundan şüpheye düşerek, mikrofonun membran boyutunu ölçmeye çalışmak oldu. Bu 210 gram ağırlığa, 120 mm boy ve 45 mm çapa sahip minyatür denebilecek boyutlardaki mikrofonun membran büyüklüğünü diğer büyük membranlı kondensatör mikrofonlarla karşılaştırdığımda, membran büyüklüğünün diğerleriyle aynı olduğunu fark ettim. Microtech Gefell, tasarımda kullandığı yüksek teknoloji sayesinde aynı membran büyüklüğündeki bir kapsülü çok daha küçük bir gövde içine sığdırmayı başarmış. M 930 aslında görüntüsü ve teknik özellikleriyle Neumann TLM 103’ü andırıyor ancak çok daha küçük. Bu da zor koşullarda kolaylıkla konuşlandırılabilmesini ve mikrofon ayakları üzerinde uzun mesafelere uzatıldığında mikrofonun ağırlığından dolayı mikrofon ayağının zorlanması veya devrilmesi riskini azaltıyor. Saten nikel veya koyu bronz gövde kaplaması, bunun üzerine lazerle işlenmiş marka, model, seri numarası ve yönel özellikleri belirten işaretler ve çok katmanlı kapsül ızgarası (wire-mesh grille) ile M 930, daha görüntüsünden bile özenilerek üretilmiş, kaliteli bir mikrofon olduğu izlenimini veriyor.

Microtech Gefell M 930, özel empedans çevirici devresi sayesinde 7 dBA gibi diğer mikrofonlarla karşılaştırıldığında oldukça düşük bir eşdeğer gürültü seviyesine (noise level), 142 dB gibi yine göreceli olarak oldukça yüksek bir maksimum ses basınç seviyesine (max. SPL) ve 21 mV/Pa hassasiyete (sensitivity) sahip. 40 Hz – 18 kHz arası bir frekans aralığında (frequency responce) çalışan mikrofon, 100 Hz gibi bas frekanslara kadar düz gidiyor ve ancak 50 Hz’de -2 dB bir düşüş yaşanıyor. Tiz frekanslarda ise 6 kHz’e kadar oldukça düz olan frekans aralığında, 7 – 11 kHz arası +4 dB kadar bir artış görünüyor. Cardioid yönel özelliğe sahip mikrofon, bu özellik gereği yanlardan ve arkadan gelen sinyallere karşı daha az hassas (side/rear rejection), ancak diğer mikrofonlarla karşılaştırıldığında genelde arka akstan 45 derece yanlara doğru olan bu özellik, M 930’da 60 dereceye kadar çıkıyor ki, bu da özellikle birden çok ses kaynağının olduğu durumlarda kaydetmek istediğiniz asıl ses kaynağına odaklanmanızı kolaylaştırıyor.

Kağıt üzerindeki bu teknik özelliklerin uygulamaya nasıl yansıyacağını görmek için Microtech Gefell M 930 mikrofonu ilk olarak bir perküsyon kaydı sırasında test ettik. Avusturyalı sanatçı Karl Dopplhammer’in projesi için kaydettiğimiz cajun, bendir, shaker, tef gibi çeşitli perküsyon enstrümanlarının kaydı sırasında başka mikrofonlarla beraber, çeşitli kombinasyonlarda M 930’u kullandık. Tüm test sürecinde M 930’u değerlendirirken karşılaştırdığım mikrofon, linear ve sesi az çarpıtmasıyla tanınan emektar AKG C 414 B-ULS mikrofonum oldu. Daha doğru bir karşılaştırma için her iki mikrofonla da yapılan kayıtların hiçbirine kompresyon ve equalizer uygulaması yapılmadı. İlk olarak fark ettiğimiz, C 414’ün M930’a göre yaklaşık 4 dB daha az hassas olduğu ve biraz daha gürültülü (self noise) olduğuydu.  AKG bas frekanslarda daha dolgun bir izlenim verirken, M 930 ise tiz frekanslarda daha etkileyici tınlıyordu. Hatta cajun kaydı sırasında M 930’u enstrümanın neredeyse bir davul trampeti özelliklerine sahip ön yüzeyini mikrofonlamak için kullandığımızda, tiz frekansları o kadar çok vurguladı ki, kaydettiğimiz parça içerisinde ana ritm öğesi olan cajun gereğinden fazla vurgulandı ve akustik gitar ve vokalle frekanssal dengeleri sorun yaratabilecekmiş gibi gözüktü. Ancak M 930, tef, shaker ve çeşitli zillerin kaydında overhead mantığında kullanıldığında çok iyi sonuçlar verdi, C 414’e göre daha iyi tiz frekans definisyonu, derinlik ve “presence” elde etmeyi başardı.

Vokal Performansı
Microtech Gefell M 930’un vokal performansını ise alternatif rock grubu Opal’in vokal kayıtları sırasında deneme şansımız oldu. C 414 ve M 930’u mümkün olduğu kadar birbirine yakın pozisyonda yerleştirdikten sonra, çeşitli uzaklıklardan vokal denemeleri yaptık. Başlarda her iki mikrofon arasındaki tonal farkları hissetmekte zorlansak da, vokalist mikrofona yaklaştıkça artan yakınlaşma efekti (proximity fx) sayesinde mikrofonların karakterleri arasındaki fark daha da ortaya çıkmaya başladı. C 414 daha sade ve hatta biraz bass ağırlıklı bir etki bırakırken, M 930 frekans aralığındaki 7 – 11 kHz arası artış sayesinde daha kendini ortaya çıkaran bir etki bıraktı. Böylece uzun uzun equalizer uygulamalarına girişmeden vokal sinyali parçanın mixi içerisinde yerini kolaylıkla buldu. Ayrıca, mikrofonun bu tiz frekans artışı sayesinde kazandırdığı “presence” aralığı, kısaca sessiz harflerin patlaması olarak tanımlanabilecek ıslıksı sesler (sibilance) oluşumunda rahatsız edici negatif bir etki de yaratmadı. Bu da mikrofonun aynı zamanda radyo yayıncılığı alanında ve diyalog kayıtlarında ideal bir mikrofon olarak kullanılabileceğini gösteriyor. Bu noktada şunu da belirtmek gerekiyor ki, M 930 her ne kadar dahili bir sarsıntı emici sistem (shock mount) içerse de, böyle bir kullanım alanında  rahatsız edici dış titreşimleri izole etmek için firmanın sunduğu opsiyonel sarsıntı emici sistem EH 93 tavsiye edilebilir.

Davul Kaydı
Yaptığımız testlerin bu aşamasına kadar M 930 her ne kadar başarılı bir mikrofon olarak göze çarptıysa da, asıl etkileyici olduğu kayıt davul overhead’i olarak kullanıldığında oldu. Davulcu Ata Erdem ?imşek ile yaptığımız deneme davul kaydında, mikrofonu davulcunun kafasının hizasından yaklaşık 80 cm yükseklikte yerleştirdiğimizde oldukça başarılı sonuçlar elde ettik. Karşılaştırma mikrofonu C 414 ile kaydedilen sinyaller daha detaysız ve aşağı mid (lower mid) frekanslarda biraz daha kartonsu bir etki bırakırken, M 930 hem trampette, hem de zillerde daha canlı tiz frekanslar elde etmemizi sağladı. M 930, aşağı midler alanında biraz zayıf kalsa da, özellikle overhead ve genelde birçok sinyalde bu frekansların bir kısmının zaten daha sonra mixde kısıldığını düşünürsek, bu özellik iş kolaylaştırıcı ve daha kayıt aşamasında mixde ortaya çıkacak sonucu öngörebilmek adına çok yardımcı oldu.

Sonuç olarak
Kendi gürültüsü oldukça az, çıkış sinyali yüksek, transparan, yani ne fazla parlak, ne fazla mat olan, yeterli miktar “presence” sağlayan bir mikrofon M 930. Düşük bütçeli kondensatör mikrofonlar alanında son yıllarda birçok ürünün piyasaya çıktığı ve bu çokluğun seçim yapmayı oldukça zorlaştırdığı bir ortamda Microtech Gefell M 930, uygun fiyat / performans dengesi, kullanım kolaylığı sağlayan boyutu ve yüksek maksimum ses basınç seviyesi gibi özellikleriyle de, öncelikli olarak proje stüdyoları için, ama daha profesyonel müzik ve yayın stüdyolarında da perküsyon, davul, akustik gitar, gitar amfisi ve vokal gibi genel kullanım alanları için ideal bir mikrofon.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here