Ana sayfa Yazılım Mac ortamında video prodüksiyonu – 10: Post-prodüksiyon süreci ve standartlar

Mac ortamında video prodüksiyonu – 10: Post-prodüksiyon süreci ve standartlar

0

Bu yazı dizimizde, yayın standartlarını gözeterek, Apple üzerinde çözümleyecegimiz post-prodüksiyon sürecinde nasıl bir sistem oluşturmamız gerektigine deginecek, azami kalitede görüntü üretimi için gerekli TV standartlarına bir de bu gözden bakacagız.

Bundan çok değil 10 sene önce TV kanalları ve büyük yayın kuruluşları gibi teknolojinin öncelik ettiği platformlarda bulabileceğiniz pahalı video ekipmanları, artık evimizde kişisel bilgisayarımızın içine kadar gelebilecek seviye ve özelliklere ulaştılar. TV kanallarında da çok kullanılan “Betacam” ismi ile bildiğimiz ve halen de Uluslararası Yayıncılık Standartları adı altında birçok yayın kuruluşunun altyapısının temel taşı olan bu teypler ile görüntü depolama ve hatta bu teyplerden yayın çıkışı verilmesi dönemi de şüphesiz bir kaç yıl içerisinde daha sayısal ve az mekanik bir döneme geçiş yapacak. Bildiğimiz bir şey var ise şu an için önümüzdeki 10 sene bu teypler üzerinden görüntü alışverişi yapılmaya devam edilecek. Belki VHS gibi o süreç çok uzun yıllara yayılacakmış gibi dursa da yayıncılık sektörü çok hareketli ve hızlı gelişen bir sektör olduğu için bunu öngörmek zor. Tüm bunları neden mi anlatıyorum? Kullanacağımız ve/veya kullanageldiğimiz tüm video donanımlarının yapıtaşı bu teyplerin üzerinde dolaşan ve evimizdeki TV”lerimize kadar ulaşan o görüntü kümeciklerine, dönüştürülmüş bilgi kümelerine dayanıyor da ondan. Şöyle düşünebiliriz; kullandığımız sistemlerin HD gibi isimlerle anılan teknolojik seviyeye gelmesine rağmen halen görüntüler bir cihazdan diğerine aktarılmak ve arada belki de adını cismini duymadığımız değişik formatlarda dönüştürülmek sureti ile geçmesi gereken ekipmanlar var. En az “kayıp” kavgası da bir yerde formatların doğmasında ve geliştirilmesinde en büyük etken şüphesiz.

 

 

Apple”ımızın güzide QuickTime formatı gibi, her görüntü birimi, her işlem sonucu oluşan yeni görüntü, bir format adı altında bilgisayarımızın anlayacağı dil ile işlenmek zorunda. Ve bizim bu kadar hızlı gelişen bir teknoloji karşısında bu format ve ekipmanın yetilerini öğrenip ona göre donanımlarımızı güncellemekten başka çaremiz yok. Bundan 10 sene sonra video montajı yapmak için bilgisayarımızda video yakalama kartı olmayacak olsa bile şu an için bu görüntü aktarımı sürecinde eksiksiz bilgi ile bu süreci yaşamak durumundayız. TV yayın kuruluşları gibi kısıtlı isimler altında görece belirlenmiş formatlar için her ne kadar en kalitelisini arzu ediyor olsak da her gün yeni bir video kamera üreticisi yeni bir modelini ve beraberinde yeni bir plazma TV üreticisi farklı bir çözünürlük ve hatta boyutta gösterim yapan modelleri duyuruyor. Bu işin en zevkli, belki de en heveslendirici kısmı, “teknolojinin bu kadar iç içe olmayı gerektiren nadir alanlarından birisi de TV yayıncılığıdır ve biz de TV için görüntü üreten sektörün bir parçası olarak bu standartlar ve gereksinimlerinden sürekli güncellenmek kaidesi ile besleniyoruz” vesilesi ile çıkan kameraların formatları ve kullanılan teknik terimleri hakkında her gün yeni şeyler duyuyoruz ve bilgi birikimimize ekliyoruz. Bu süreci anlatmamın sebebi ise, şu an içinde bulunduğumuz teknolojinin gelişimi ve hatta işleyişi hakkında fikir sahibi olursanız emin olsun çıkacak yeni teknolojiler hızlarına ve dudak uçuklatıcı özelliklerine rağmen sizi fransız bırakamayacaklar. Hemen en sevdiğimiz örneklerden birine değinmek üzere Apple merkezimize bağlanıyoruz (firewire ile!). Geçtiğimiz sayımızda bahsettiğimiz ve özellikle tüplü TV”lerde ortaya daha belirgin çıkan taramalı görüntüleme kavramı üzerinde durmayı uygun buluyorum.  Field, ingilizce anlamı ile tam olarak bu satırlarda bir ışık yakamasa bile “alan” (satır) olarak şimdilik aklımızın bir köşesinde dursun.

 

 

Peki nedir bu “field” da sürekli DV kameramızda ve hatta HD kameramızda “i” harfi olarak bile karşıma çıkıyor? Neden “field” terimi hayatımızda var ve avantaj/dezavantajları nelerdir? Bakalım sorularımıza cevap verebilecek güzel örnekler bulabilecek miyiz?…

İlk televizyon üretilirken ve halen de tüplü (CRT) televizyonların çalışma prensibi olan fosfor aydınlatması yönteminde şöyle bir handikap vardı: Elektron tabancası ekranı üstten aşağıya doğru taradığında, ekranın altına gelene kadar üstteki fosfor parlaklığını yitiriyordu. Yani elektron tabancası ile kısacık bir zamanda resim yapmak zorunda olduğunuzu ama her dokunduğunuz noktanın bir süre sonra parlaklığını yitirdiğini düşünün. Günümüzde halen video üretiminde en büyük sorunlardan birisi olan field, bu noktada mühendisler için çözüm gibi görünmüş olacak ki, saniyede 25 kere elektron tabancası ile çizim yaptırmak yerine saniyede 50 kere ama yarım ekran çizim yaptırmayı uygun görmüşler. Buradaki yarım ekran kavramı ekranın satır olarak ikiye bölündüğündeki yarısı. Rakamlar üzerinden konuşmak gerekir isek TV çözünürlüğü dikeyde 576 satır olduğunu varsayarsak bunu 1. satır ve sonrasında 3-5-7-9-11-… şeklinde takip eden tek rakamlı satırları çizecek şekilde yarısını taradığını düşünelim. Saniyede 50 kerede bu işlem göz açıp kapayıncaya kadar geçtiğinden fark etmemiz imkansız. 1 Saniye için 25 kere ekranın ilk ve sonrasındaki tek rakamlı satırlarını sonrasında o fosfor parlaklığını kaybetmeden 2-4-6-8-10-… ile devam eden çift satırları oluşturuyor. Şimdi gelelim bu alicengiz oyununun avantaj ve dezavantajlarına. CRT, elektron tabancasının bu şekilde görüntü üretmesine olanak vererek aslında aynı anda 50 yarım çözünürlük görüntüyü önümüze koyuyor. Bize özellikle hızlı hareketlerde, örnekse; aksiyon içeren filmler veya spor programlarında hareketin sinema perdesine nazaran daha akıcı olduğu yanılsamasını yaşatır, yani görece daha “iyi ” bir görüntü sunar. İyi derken, hareketin akıcılığından ve bir nebze de çözünürlükten bahsediyorum. Burada yani şu anda field ile ilgili bir aydınlanma yaşama ihtimaliniz çok yüksek çünkü bir çok cihazın yanındaki “i” yani;”interlace” anlamına gelen o küçük harf aslında o cihazın dikeyde sayıtlara bölerek o çözünürlüğün yarısı kadar kayıt yaptığı anlamına geliyor. çünkü field 1080i yazan bir kamerada 540 satır videonun 1. karesinin ilk satırlarını, 540 satır da videonun 2. karesinin çift sayılı satırlarını kaydetmektedir.

 

 

Pratikte 1080 in yarısı 540 satır neredeyse standart SD (PAL) ile yakın biz çözünürlük öyle değil mi? Peki nasıl oluyor da biz bu yarı çözünürlükte işleyen sistemde gözümüzle belirgin bir görüntü kaybı hissetmiyoruz? çünkü aynı anda iki karenin birleşimini gördüğümüz için, yani bir nevi birbirinin içine sokulmuş iki farklı kareyi gördüğümüz için çok daha akıcı bir etki veriyor, çözünürlük de bu noktada piksel olarak algılayamayacağınız bir şekilde TV tüpü tarafından görüntüleniyor. Peki ne ola ki bu TV standardı da benim hayatımı bu kadar etkiliyor derseniz, field”ların sırası yayın standartlarında farklıdır ve bu sırayı yanlış bilerek çıktınızı TV”de yayınlarsanız itici bir titreme etkisi ile karşılaşırsınız. Görüntü sanki bozukmuş gibi kesik kesik ve özellikle hızlı hareketlerde artan ve rahatsızlık veren bir etki halini alır.  
Field ile yayın standartlarını bir arada zikretmek her zaman doğru olmasa da Türkiye”de yayın yapan TV kuruluşlarının çok büyük bir çoğunluğu 1. satırı ilk önce işleyen “upper field” standardında yayın yapar. Bu terim nerede karşımıza çıkabilir derseniz, Apple Final Cut ile bir montaj sekansı açtığımızda sekans öntanımlı ayarlarında çözünürlük kısmında PAL yazdığını ama hemen altında 25 kare/saniye ibaresinin bitişiğinde “Field order” seçeneği dikkatinizi çeker. PAL, NTSC, SECAM gibi yayın standartları çözünürlük ve saniye/kare bilgilerini kesinlik ihtiva edecek şekilde belirlemiştir ama field konusunda kesin bir standart yoktur.

 

 

 
Birçok DVD özellikle belirtilmediği sürece birçok DV kamera lower field yani 2. satır ile başlayan çift satırları ilk önce basarak kayda alır. Biraz kafa karıştırıcı olsa da geçen sayımızda değindiğimiz ve referans monitörünün ne kadar önemli olduğunu anladığımız yazımıza atıfta bulunarak, bir referans monitörü ile çalıştığınızda veya TV”nize çıkış alarak anında videonuzun field durumunu gözlemlediğinizde sorun olmaktan çıkacaktır. Hele hele birazdan bahsedeceğimiz bant reklam gibi zaten ekran üzerindeki konumu ile tam bir fenomen olan yerleşim sınırları içerisinde bir de field kullandığınızda başımıza geleceklere de değineceğiz.  Birçok yayın kuruluşu, TV kanalı, özellikle belirtmedikleri sürece field”sız yani Proegressive çıktı vermenizde bir vecize görmez, sorun ile karşılaşmazsınız. çünkü asıl problem burada field ile vermek isteyeceğiniz görüntünün aslında çoğu kişinin farkına bile varmayacağı bir harekette akıcılık etkisine sahip olacağıdır. çok faydalı olduğunu söyleyememekle beraber, bilmekte yarar var ki, küçük yazı gibi kenarları keskin görseller field”ın can düşmanıdır. O kenar ekranda hangi field satırında tam olarak gösterilebileceğine karar verilemeyecek kadar küçük ve field”dan teorik olarak ince olduğundan bir yukarı bir aşağı saniyede 12 kere bir satır yukarı bir satır aşağı olarak görüntülenir. Bu karışık ifadenin anlamlı özeti “titreme” etkisidir. Gömleğinde ince çizgiler bulunan veya takım elbisesindeki yatay çizgileri karınca kolonisi gibi kımıl kımıl TV ekranında oynayan görsele sebep veren bu teknik, özellikle belirtilmediği sürece tüm TV kanalları tarafından sürekli kullanılan ama sizin tarafınızdan görüntü iletilmesi istendiğinde tercih edilmeyen bir çıkış çeşididir. 

 

 

TV kanallarının digital Betacam teypleri field”lı görüntü kaydeder, kameraları da öyle kayıt yapar ve o şekilde de aktarırı, hatta birçok dizi film progressive çekim yapan HD kameralar ile çekilip PAL çözünürlülüğüne indirgendiği için problem çıkmaz, ama iş daha iş hareketli grafik üretimine geldiğinde bu ince çizgide durup bir düşünmek gerekiyor. Bu etkinin nerede olmadığını ve aslında neden böyle bir şeyi hissetme gereği duyduğumuza şöyle bir bakalım. Kameranın bir objenin etrafında pan hareketi ile soldan sağa doğru kaydığını düşünelim. Resim 1a”daki gibi satırlar halinde dondurulmuş bu görüntüde TV ekranı gösterim şekli sebebi ile üstün bir netlik ve hareket akıcılığı sağlarken, sinema perdesi gibi resmin saniyede 24 kere “tümünün” bir anda perdenin tamamına yansıtıldığı görüntüleme teknolojisinde hareket netsizliği de diyebileceğimiz motion blur etkisine yol açmasıdır. Kamera hareketi ikisinde de aynı olmasına rağmen aslında bir TV ekranında hareketin çok daha detaylı algılanmasını sağlayabilen field ile iki kare görüntü tek seferde yarım yarım gösterilir ama asıl olan hareket orada ise biz o hareketi çok daha net bir şekilde çok daha dolu şekilde algılarız. Şimdilerde 100 hertz LCD ve Plazma TV”lerin de bize vaat etmeye çalıştığı netlik budur.

 

 

Motion Blur etkisinin azalmasına yarayan bu seri tarama (teoride 50 hz olan TV”nin iki katı) ile özellikle aksiyon sahnelerindeki hızlı hareketler çok daha akıcı gelmektedir.  Peki oldu da bir gün bir bant reklam yapmamız gerekti ve Elimizde nadide Apple MacPro üzerinde Blackmagic-Design Declink video kart desteği de bulunan Adope Premiere gibi bir yazılımımız var diyelim. Geçen sayımızda bahsettiğimiz “safe region” kılavuzunu kullanarak bant reklamımızdaki tüm öğeleri ekranın dışında kalmayacak şekilde düzgün hizaladık. Bildiğiniz gibi bant reklamlar yerel TV kanalları hariç tüm Ulusal TV kanallarında 8 saniyeyi geçmemek zorundadır (nedendir bilinmez “8 saniye + 8” kare sınırdır) Bu süre zarfında birçok şeyi o saniyeye ve ekranın alt kısmında ayrılan yere sığdırmak için daha can alıcı ve dikkat çekici hareketler vermek elbette ki çok yapılan bir şeydir. Ama bu hareketlerin TV ekranında daha akıcı görünmesi için sakın field vermek gibi bir niyetle proje açmayın. Bunun ilk sebebi malum field sırasını bilmediğiniz bir kanalda, kanal upperfield yayın yapıyor ise siz lower field çıktı vermiş olabilirsiniz ve zaten kısacık sürece coşkulu hareketler yapan bant reklamınız istemediğiniz kadar dikkat çekici ve rahatsızlık verici bir titremeye sahip olacaktır. Bir diğeri ise, chroma key adı verilen ve TV kanallarının büyük çoğunluğunda son sistem reji masalarında otomatik olarak yapılan işlem sonucu bant reklamınız için verdiğiniz yeşil fonun silinip ekrandaki görüntünün üzerine bindirilmesi sırasında doğacak sorunlardır.

 

 

Key işlemi sırasında eğer bant reklamınızda field varsa ve şekil 1b deki gibi satır satır hareket durumuna göre farklı çizgiler görünüyor ise bu çizgilerin arasında kalan yeşil kısmı key”leyemez! Yani bir nevi hem titreyen, hem de hareketlerin kenarlarında koyu yeşil bir kontur bırakan garip bir etki ile baş başa kalma durumumuz var. Burada da üzerinden tekrar geçme gereği duyduğum field kavramı üzerine bir kaç örnek uygulama ve yazılım üzerinde field seçeneklerinden bahsetmeden önce son bir kez field ın nasıl ve hangi monitörlerde fark edilen sorun olduğunu hatırlatmak istiyorum. “Field”lı bir görüntüyü, tarama tekniği ile görüntülemeyen LCD ekranlarda seyretmeye kalkarsanız, o satırlar TV için ifade etmesi gereken bir görüntü bilgisi değil, sanki görüntüye verilmiş bir efekt gibi apaçık gün yüzüne çıkmaktadır. PC monitörümüzde field”lı bir görüntü izlediğimizde her şeyin eski atari salonlarındaki oyunlar gibi satır satır göründüğünü, bu satırların sadece LCD ekranlarda görünüp de nasıl oluyorsa CRT TV”ler ve son nesil Plazma TV”lerde olmadığını öğrenmek için gelecek sayıya kadar bol titremeler!

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here