Ana sayfa Donanım Mac ile Yayıncılık Bölüm : 1

Mac ile Yayıncılık Bölüm : 1

0

Web üzerinde ses ve video yayıncılık temelleri(Broadcasting)
 

Her geçen sene biraz daha büyüyen internet pazarı, aktif kullanıcı sayısı ile bir TV veya radyo kanalından daha çok kişiye ulaşabilir olması sebebi ile hem içerik sağlayıcı hem de tüketici için tam anlamıyla bir hazine haline geldi. özellikle son yıllarda TV ve radyo kanallarının verdiği yayın içeriğinin, dinleyici/izleyici tarafından değil, kurum prensipleri ve tutumu göz önünde bulundurularak tamamen yayıncı kuruluşun insiyatifine göre belirleniyor olması durumu malesef kanal sayısının çok olmasına rağmen tam da tüketicinin arzusunu karşılamaya yetmiyor. İşte tam bu noktada artık internetin erişim ve iletim hızı olanaklarının seferber edilerek içerik üretme kısmında neredeyse bir TV ve Radyo kanalı kadar (karasal yayın yapan TV ve FM yayın yapan ulusal/yerel radyo kanalları) profesyonel yayın içeriği – grafiği olan ve neredeyse tam etkileşimli çoklu ortam deneyimi yaşatan örnekler görmek mümkün. Evet, geldik işin can alıcı ve anahtar kelimesi olan “Broadcast“ kelimesinin bizim hayatımıza ve elimizin altında bulunan Apple donanım-yazılım olanaklarına olan faydasına.
 

 
Bu yazı dizimizde, bir Apple ile ve beraberinde bir çok kullanışlı program ile nasıl yayın yapabileceğimizi, en basit kişisel radyodan, ulusal kanal yayınlarını aratmayacak kalitede görüntülü canlı video yayınına kadar bir çok araç ve teknik detay ile ilgileneceğiz. “Şimdi yavaşça o silahı yere bırak ve burayı dikkatlice dinle seni pis zenci“ diyen aksiyon filmleri kadar heyecanlı olmasa da sabırlı ve azimli bir Apple kullanıcısı birkaç ayda bu bilgiler ışığında kendi internet radyosunu veya internet canlı video yayın kanalını kurabilir.
Apple yazılım ve donanımlarının kuşkusuz en tatmin edici özelliklerinden birisi, yazılım kullanımı açısından tüm uygulamalarda ortak bir dil kullanılıyormuşçasına aşinalık hissi vermesidir. Bu belkide Apple’ın yazılım konusunda başarılı olmasının da anahtarıdır. Bu yazı dizisinde kullanacağımız tüm teknik terimlerin ve uygulamaların Apple tarafında çok rahat çözülmüş olduğunu görmek içinizi bir nebze rahatlatacaktır. En temel seviyeden başlayarak en detaylı teknik anlatıma kadar bu yazı dizisinin internet yayıncılığı konusunda kaynak olmasını temenni ederim.

 

İşe başlamadan önce bir içerik sağlayıcı kimliğinde iseniz internet üzerinden yapacağınız yayının daha doğrusu internet erişimi olan tüm bireylere sunacağınız en temel hizmetin tanımını iyi yapmış olmanız gerekiyor. ülkemizin internet alyapısı düşünüldüğünde bazı teknin kısıtlamalar sebebi ile bu yayın türünün ölçeklendirmesini önceden yapmakta fayda var. ilerleyen satırlarda hangi tür yayının nasıl bir internet altyapısı gerektirdiği konnusunda da teknik verilere ulaşacağız. Bu ilk yazımızda temel olarak yayıncılık kavramının internet üzerinde ne ifade ettiği konusun kafamıza oturana kadar birkaç soru ile olduğumuz noktayı sorgulayacağız. Bu süreçte kendimizi hem verdiğimiz içeriği ilettiğimiz mesajın diğer tarafındaki alıcı hem de mesajın bizim tarafımızdaki verici kısmına koyacağız ve daha verimli bir ölçeklendirme yaparak hangi ihtiyaca karşılık verebilecek çözümlerimiz olduğuna bakacağız. Statik, yani değişken olmayan bilgi paylaşımı son birkaç yıldır zaten internet altyapısının temelini doldurmuş durumda. Gün içinde ziyaret ettiğimiz onlarca blog, makale, haber ve oyun sitesi aslında bizim yazı dizimizin konusu mevzubahis olduğunda “statik“ kalıyorlar. çünkü aslında eriştiğimiz bilgi, video ve her türlü çokluortam mecrasının aslında o an bizim isteğimiz ve etkileşim imkanımız olmaksızın bizlere yani tüketicilere sunulmuş hazır bir veri olduğunu aklımızın bir köşesinde tutalım. Peki bizim etkileşimimizde şekillenen içerik ne olaki? Radyo desek, bir FM frekansı üzerinden yayın yapan radyo istasyonunun yayın içeriğini değiştiremeyiz. Hatta ve hatta, canlı yayın olduğu sırada yayıncılar kendi program ve konseptleri doğrultusunda hareket ederek verilen yayın aralığında belirtilen içeriği siz dinleyicilere sunmak ve tek etkileşimin arada binlerce kilometrelik kablosuz iletişim üzerinden tek taraflı olduğunu bilerek kısıtlı bir yayın üzerinden evrende asla kaybolmayacak radyo sinyalleri olarak yerlerini alacaklarını bilirler. Şimdi gelelim günümüze ve Broadcasting kavramına.
 

 
Yayın, canlı veya belirli bir akış üzerinden kurulu otomasyon da olsa bile internet üzerinden seyredilebilir/dinlenebilir hale gelmek için artık Streaming adı verilen bir protokolü kullanır. Hergün saatlerce başından kalkmadığımız sosyal paylaşım ağları, video paylaşım ağlarının kullandığı video iletim teknolojisinden farklı olarak streaming’in iki türü vardır. Bir sunucu üzerinde yapılan streaming verisi belli süre aralıklarında tazelenmiyor ise, yani bir videoyu seyrederken videonun istediğiniz anında başına sonuna dönebilmeniz ve video dosyasının tamanının bilgisayarınızda geçici süre depolandığı bir akış yani streaming”den bahsediyorsak tam anlamıyla bu sihirli kelimenin hakkını veriyor sayılmayız. Asıl şaşırtıcı olan ise aynı teknolojinin canlı yayın iletimi için de çok az teknik müdahele ve fark ile yapılabiliyor olması. İnternet radyoları, bu işin geleceğinin belirlendiği şu yıllarda popülerliğini artırmış olacak ki bazı radyo kurumları sadece internet üzerinden yayın yapar hale geldiler. Bunun sebebini anlamak çok güç değil hem bir FM sinyali üzerinden kanuna aykırı olmayan, mülkiyet ve lisans hakkı bulunan bir kurum olarak yayın yapmak maliyet açısından dudak uçuklatacak derecelerde olması, hem de içeriğin aslında seçilebilir, etkileşime geçerek akışı değiştirebilir olma özelliğinin sadece internet radyolarında olmasıdır.

 

Webcasting; Ustream, Shoutcast vb. sitelerle oldukça yaygınlaşmış olsa da; Türkiye’de henüz yeni yeni tanınan bir konsept. Bunun sebebi yerel / ulusal radyo istasyonlarının internete yansıyan fiziksel uzantılarının her zaman bu işin öncüsü haline gelmiş Amerika piyasasının gerisinde kalmış olması. Gerek prodüktörler, gerek genel yayın koordinatörleri, gerekse radyo ‘patronları’ günü yakalamakta oldukça atıl kaldığı için ünlü yabancı iştirakli radyolar bile Türkiye’deki dinleyicilerini düşünüp, internet’te yeterince varlık gösteremiyorlar. Dolayısı ile ‘radyo’ dendiğinde hâlâ FM / AM bandından yayın yapan tabir-i caizse ‘analog’ bir yapılanma akla geliyor. Halbuki bunun bir adım ötesine geçmek zannedildiği kadar zor değil.
 

 
Her ne kadar akıllı telefonlar sayesinde ister yolda yürürken, ister metrobüste, ister yurtta bu radyoları dinleme imkanına sahip olsak da, bu bakıç açısının getirdiği ‘kısıtlayıcılıktan’ ve işin doğası gereği maruz kaldığımız ‘sınırlardan’ kurtulamıyoruz. Peki nedir bu kısıtlamalar?

Herşeyden önce belirli bir yayın konseptine sahip olma zorunluluğu
Geleneksel yayın formatına sahip radyolar aynı türde müzikleri, aynı tarzda program yapan kişilerle, benzer müzik zevkine sahip hedef kitleyi baz alarak, reklamvereni de ilgilendiren ölçütlerde planlama yapacak şekilde yayın hayatlarını devam ettiriyorlar. Bu durum birbirinin kopyası haline gelmiş onlarca radyo istasyonu içinde deyim yerindeyse ‘varoluş mücadelesi veren’ mütevazi DJ ve yapımcıların kanaat önderlerine dönüşeceği uzun ve sıkıcı bir süreçle yoğrularak karşımıza çıkıyor. İşin içine reklam gelirleri, prestij, PR değeri, kurumsallık vb. şeyler girdiği zaman radyolar denetlenen, planlanan hesaplı şirketler haline geliyorlar. Dolayısı ile sokak diliyle renklenen eğlenceli muhabbetlerin dönmediği, kayırılan sanatçılar / yapım şirketleri dışında müziğin geçit bulamadığı, kısacası alternatiflerin yaşatılmadığı bu atmosfer her geçen gün büyüyüdüğü için, ünlü radyo DJ’leri ve yapımcılarını da ‘İnternet Radyoculuğu’ yapmaya yöneliyor, gelişmeler bunu kaçınılmaz kılıyor. Bunun en önemli örneklerinden birini Radyo Ceminay ile Cem Ceminay gerçekleştirdi. Sitenin tanıtım metninde vurguladığı ‘özgürlük’ kavramı ile neden bu alana yatırım yaptığını daha iyi anlayabilirsiniz:

“Cem Ceminay, bundan böyle kendi radyosunda, özgürce, her sabah ve aksam canlı yayında dinleyicileri ile buluşuyor.”

 

Bu süreci oluşturan etmenlerin başında son yıllarda çığ gibi büyüyerek kabul gören “Yeni Medya” anlayışı geliyor. çünkü internetle beraben kaçınılmaz olarak artan ve temel hak / özgürlükler kapsamına giren “seçme özgürlüğünün”, tek merkezden, tek renkli yayın yapan kurum ve kuruluşları sıkıntıya soktuğunu rahatça söyleyebiliriz. Yeni çağda insanlar, önlerine ne konursa onu dinlemek ya da izlemek istemiyorlar. Bu konularda sosyal medyanın gücünü kullanarak iletişime yön vermek; eğlenmek amacıyla vakit harcadıkları mecraların kaderini ve kalitesini ellerinde tutmak izleyici ve dinleyicilerin en büyük beklentisi haline gelmiş durumda. Yapısındaki esneklik ve özgürlük gereği ‘internet radyosu’ bunu hayata geçirebilecek tek mecra. Bunun yeni ve kalıcı bir standart haline geldiğini gören Amerikan Senatosu da, 2009’a kadar web ve uydu üzerinden yayın yapan radyolara kök söktüren yasayı değiştirerek elde edilen kâr üzerinden pay alınan siteme geçti ve internet radyolarının önünü açtı. Şimdi internet radyolarının anavatanı olan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki son duruma bakacak olursak;
 

 
2003’e kadar online müzik yayınından elde edilen kâr 49 milyon dolardı.

Yasanın değişmesi, internet altyapısının gelişmesi ve internet radyolarının teşvik edilmesi ile bu rakam 2006 sonunda 500 milyon Dolar’ın üzerine çıkmıştı. Bridge Ratings & Research’ın yaptığı araştırma 12 yaş ve üzerindeki Amerikan nüfusunun %12’sinin internet radyolarını dinlediğini gösteriyordu. Diğer bir deyişle 57 milyon kişi düzenli olarak her hafta bu radyoları dinliyordu. 2008 Nisan’ında Abriton’ın yaptığı anket 25-54 yaş aralığındaki 7 kişiden birinin her hafta düzenli olarak internet radyosu dinlediğini ortaya koydu. Bir senede bu oran %11’den %13’e çıkmıştı. Ve bu rakamlar her gün artmaya devam ediyor. örnekse; Geyikciftligi.com; yukarıda saydığımız bu sebepleri göz önünde bulundurarak yalnızca eğlenmek / eğlendirmek amacıyla kurulmuş bir internet radyosu. Amacı kâr elde etmek, yerel müzik piyasasını yönlendirmek, ego tatmini sağlamak ya da büyük manifestolar ardına gizlenerek kardinal kanaat önderleri kılığına bürünmek değil. İnsanlarla sağlıklı ve eğlenceli bir iletişim kurarak iyi vakit geçirmek.

 

Upload ve YouTube örneği
İnternet altyapısı; gün geçtikçe bir kaplumbağa hızı ve bir timsah açgözlülüğü üzerinde asgari fiyat/performans seçenekleri ile bizi yarı yolda bıraksa da ülkemizin internet altyapısını sadece dosyayı indirirken alış hızı olarak düşünenlerin “internet hızım iyi“ diyebilmeleri gayet normal. çünkü internet yayıncılığı konsepti adı altında adını çok sık duyacağımız bir diğer terim de “upload“ hızı. Gün geçmiyor ki bir servis sağlayıcımız 10milynyüzbin baloncuklu cigavatlık kapasiteli internet hızlarını duyuruyorlar ama özellikle bir servis sağlayıcı web sitesinde uzun dakikalar detaylı bir incelemeye yapmadığınız sürece upload hızları hakkında bilgi verilmediğini kolayca farkedebilirsiniz. Sebebi, ülkemizde upload yapılmasın diye yükleme hızlarının Avrupa/Amerika örneklerinin neredeyse 10’da 1’i hızında olması. Neden upload yapılmasın? Nedir bu upload sorunu ve bu bizi bir yayıncı olarak neden ilgilendiriyor? Upload, özellikle canlı radyo veya video yayını yaptığımız sırada ihtiyacımız olacak yegane internet gereksinimidir.
 

 
Basit bir şema ile zihnimizdeki canlandırmayı yapalım. Bir YouTube videosu seyrettiğinize o videonun size ulaşması için saniyede neredeyse 1mbyte”a ulaşan hızlarda yayın gönderimi yapabilen YouTube sizin aslında farkında olmadığınız bir streaming trafiği yaratıyor. Şöyle ki; siz ve arkadaşlarınız aynı anda o videoyu başka bilgisayarlardan açarsanız her birinize saniyede 1 megabyte hızında veri gönderirken aslında 10 kişiyle toplam bu 10megabyte’a ulaşıyor. Yani bizim internetten bir dosya indirirken kullandığımız hız ile gönderirken kullanabildiğimiz hız arasındaki adaletsiz farkı düşündüğümüzde bunun kişisel yayın sırasında ne kadar mantıksız ve imkansız hale geldiğini açıklayalım.

 

Seyrettiğimiz videoyu biz seyrederken saniyede 1megabayte internet hızı ile bu veri akışı sağlanıyor. Streaming, bizim yönümüze doğru 1megabyte hızında gönderilerek sağlanıyor demektir. Evlerimizde şu an kullandığımız en hızlı internet paketinin 100mbyte indirme ve 5megabyte gönderme hızına sahip olduğu ve çoğunuzun bu gönderme hızının düşüklüğünden bir haber olduğunu söylersek abartmış olmayız sanırım. Sebebi de, ülkemiz otoritelerinin çok zaman önce, örnek teşkil edecek benzer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi evimizden aynı anda birkaç kişinin erişebileceği kişisel yayın yapmasını engellemesi. Hem dünyanın iletişim dengesini altüst eden internet teknolojisinin önünü bu kadar açacak teknolojilere ev sahipliği yaparken bir yandan da bunu bu şekilde kısıtlamak ne kadar da manidar değil mi? Peki bu durumda bir yayın sırasında biz en fazla 5megabit gönderme hızına sahip isek (takribi 500-600 kilobyte gönderme hızı) bir arkadaşınız sizin yaptığınız yayını dinlesin diye tüm veri gönderme hızını ona harcarsanız ikinci kişi radyo veya görüntülü yayınınıza bağlandığında ve kaynağı paylaştığında ne olacak? Bu durumda yeni bir çözüm daha doğrusu yeni bir altyapı ismi hayatımıza giriyor : Stream Cloud…
 

 
Stream Cloud
Bu teknoloji tam olarak şunu yapıyor. Bizim evlerimizde bulunması mümkün olmayan, ancak çok pahalı sunucu ve internet altyapısı olanakları ile mümkün olan gönderme hızlarına sahip kurumlar bize sahip oldukları internet bant genişlikleirni kiralıyorlar. Radyo yayıncılığında da stream cloud teknolojisinde biz bir sunucuya bağlanarak kaynak veriyi gönderiyoruz. Kişiler, site ziyaretçileri aslında direkt sizin evinizden veya sokaktan yaptığınız yayında sizin internet bağlantınıza ilişmiyorlar. Sizin veriyi gönderdiğiniz sunucuya ulaşıyorlar ve sunucu sizden gelen bilgiyi geçici bellek parçaları halinde bölerken bağlanan kişi sayısına göre bölümleyerek eşit hızda dağıtıp bize kiraladığı bant genişliğini kullanıyor. Bir kişi yayını dinlemek için 500 kbyle /saniye indirme hızı kullanıyorsa 1000 kişi aynı anda yayını seyretsin diye gönderdiğimiz kaynak 500mb/saniye internete gönderim yapıyor demektir ki bu çok büyük bir rakam sayılmaz. HD yayın yapan bazı internet televizyonlarını aynı anda 20bin kişinin seyrettiği durumlarda bu rakamın ne kadar büyük olması gerektiğini ufak bir kerat cetveli hesabı ile takribi 10gigabyte/saniye kelimesi ağzımızdan kaçıveriyor. Bizim yapmamız gereken ve bu yazı dizisinin amacı da, hangi servislerin bu veri paylaşımını azami fiyat/performans eşiğinde yapabildiğini incelemek ve veri akışı sırasında bizim aynak olarak ürettiğimiz ses/görüntünün tüm izleyici/dinleyici için cezbedici hale nasıl getirileceğini öğrenmek. İnternet yayıncılığının temel bileşeni olan streaming için altyapının nasıl çalıştığını öğrendiğimize göre; bir sonraki yazımızda bu teknolojinin inceliklerini/handikaplarınıinceleyinceye dek, hoşçakalın.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here