Ana sayfa Haber Kurt Cobain ve Nevermind Kayıt Anıları…

Kurt Cobain ve Nevermind Kayıt Anıları…

0

Kurt Cobain. 90’lı yıllarda Seattle’dan çıkıp zayıf, çelimsiz, imaja önem vermeyen haliyle dünya müziğini değiştirip endüstriyi alt üst etmeyi başarmış bu güzel adama Technotoday olarak saygı duruşumuzdur.  

90″larda Niravana öyle bir patlamıştı ki, bu patlamada, Kurt Cobain de parçalanıp gitti… 90″lı yılların kayıp kuşağının isteksiz kahramanı, 80″lerde iyice patlayan püpüler kültüre ve hastalıklı tüketim alışkanlıklarına karşı tüm söylemlerine ve duruşuna rağmen, medya ve popüler kültürün baş tacı olmuştu. Grunge akımı, para kazanmayı,mevki sahibi olmayı her şeyin üstünde görenlere, içi boş imajlara, marka bağımlılığına, insani değerler yerine maddi değerlerin ön plana çıktığı anlayışa karşı duran bir felsefeye sahipti. Ama zaman geçtikçe, Nirvana ve benzeri gruplar ana akım müzik piyasasının yeni ikonları ve oyuncağı haline geldikçe, grunge da felsefi bir akım olmaktan ziyade yeni bir gençlik modası haline geldi. Tüketim kültürü yine yapacağını yapmıştı. Kendisine karşı çıkan, sistemin sürekliliğini kırmaya çalışan her türlü oluşumu, kendi parçası haline getirip, onu içselleştiren, böylece de sivri yanlarını törpüleyen sistem, grunge akımına da pençesi altına almıştı. Artık Elle gibi moda dergilerinde, nasıl grunge görünülür tarzı yazılar çıkıyor, insanların başta protesto amaçlı yırttıkları kotları, kirli postalları, lüks mağazaların vitrinlerine yerleşiyordu.  
 
Kendini topluma ait hissetmeyen, toplumun dayattığı her türlü iki yüzlü kuralı ve değeri al aşağı etmeyi arzulayan Kurt Cobain”in bir anda magazin kültünün bir parçası haline gelmesi, Courtney Love’la olan ilişkisinden, bebeklerinin doğumuna kadar her şeyin haber olması, Cobain’i yavaş yavaş tüketiyordu.  Onun, bu ani ve hastalıklı ilgiyi hazmedememesi, ne yazık ki o hazin sonucu doğuracaktı. Belki son bir gol atmaktı Cobain”in amacı, “sen beni kendine köle ettin sanıyorsun ama ben kendime son vererek buna razı olmuyorum” demek istemişti belki de sisteme… Ama sistem çok güçlüydü. Cobain”in ölümünden de milyonlarca dolar kazanarak son golü yine müzik endüstrisi atacaktı. Canavar, Kurt ne yaparsan yapsın, canlı kalmayı sürdürecekti. 

 

 

  Nirvana neden patladı….
Melodilerindeki sadelik, sözlerindeki duygusallık, Cobain”in zaman zaman masum bir meleğe, zaman zaman da yıkıcı bir şeytana dönüşen iç parçalayıcı sesi, neden bu kadar etkili oldu? Müzikal değerinden bahsetmek yerine (bence Nirvana kendi değerini hayatlarımıza sarsıcı bir şekilde dokunarak bunu kanıtlamıştır ve daha fazla üzerinde konuşmaya gerek yoktur), biraz dönemi analiz etmekte fayda var…

Kapitalizmin ve tüketimin en şiddetli şekillerde pompalandığı ve 70″li yılların “sevgi, barış, özgürlük, eşitlik” gibi kavramlarının demode olduğu 80″li yılların gençliği, imaj toplumunun ilk örnekleriydi.
 

Ortama kabarık saçlar, aşırı parlak kıyafetler, her biri disko topu gibi gezen megastarlar, pop ve dans müzikleri hakimdi. Rock alanında ise daha çok hair metal dediğimiz tür popülerdi. Rock müziğin protest, felsefi yanı sönmüş, suya sabuna dokunmayan sözlerin, uzun perma saçlı, makyajlı, dar, deri pantolonlu androjen adamların kol gezdiği  Cindirella, Poison, Bon Jovi, Def Leppard, Whitesnake, Skid Row gibi gruplar rock piyasasına el koymuştu. Ama 90″lı yıllara gelindiğinde, artık bu parlak dünyanın, abartılı makyajların ve göz boyayan sahne şovlarının altında derin bir anlam ihtiyacı duyan umutsuz, yabancılaşmış, apolitik bir kuşak doğuyordu. Savaş görmüş, kıtlık görmüş, baskı ve çile çekmiş önceki nesillerin ağırlığı vardı omuzlarında, çünkü 80″li yılların iki yüzlü neşesi daha fazla kandıramıyordu onları. “Haydi mutlu olmak için tüketin” diye bağıran reklamlara rağmen, hiçbir şey değişmiyordu; insanlar mutsuz, yalnız ve boşluktaydılar. Bu boşluk hiçbir tüketim maddesiyle de kapatılacak gibi değildi…
 

İşte o noktada, grunge akımı etrafı sarmaya başladı… Lideri ise, tam da onlardan biri olan, kılık kıyafete, imaja önem vermeyen, sadece müziğe eğilip, sahne şovu, ışık gösterileri gibi ekstraları boş veren, küskün, kırgın, ama bir yandan da öfkeli bir gençti. Kurt Cobain tam da aranılan liderdi…

 

 

Nevermind…
Nirvana SubPop firmasından Bleach albümünü çıkarmış, son derece underground bir albüme imza atmıştı. Bu kasetlerden birine ulaşan Garbage’ın beyni Butch Vig, 1990’da grubu himayesine aldı ve yeni albümlerini kaydetmeye başladı. Burth Vig ve Sonic Youth’dan Kim Gordon’ın ısrarları sayesinde Nirvana, büyük bir plak şirketi olan Geffen ile anlaştı, böylece çıkacak albümün dünyanın her tarafına ulaşacağı belli olmuştu. Nirvana sound’unun ortaya çıkmasında ve bu denli geniş kitlelere ulaşmasında  miksleri yapan Andy Wallace’in de katkısı çok büyüktü. Nirvana, albüm çıktıktan sonra sürekli Andy’nin müziklerini fazlasıyla temiz hale getirdiğinden yakınsalar da Andy, Nirvana’nın müziğini törpülemiş, daha geniş kitlelerce sevilecek hale getirmiş, biraz da radyo sosu yapmıştı.  Geffen, ilk aşamada 40 bin, ilerleyen zamanda da 250.000 albüm satacaklarını öngörmüştü. Ancak  “Smells Like Teen Sprit” alternatif radyo istasyonlarında sürekli çalıyordu ve bu MTV’nin dikkatini çekti.  Talebi test etmek üzere, MTV’nin indie müziklere yer verdiği 120 Minutes adlı programında bir kez olmak üzere klip yayınlandı ve telefonlar aşırı talepten kitlenince, MTV günde 10 kez olmak üzere yani maksimum gösterme sayısıyla klibi döndürmeye başladı. Böylece alternatif, popülerle buluştu. İyi mi oldu kötü mü oldu, size kalmış…  Ama şu bir gerçek ki plak şirketinin 40 bin satacağını umduğu Nevermind, sadece Amerika’da altı ayda üç milyon sattı.1992’de “Nevermind”, Michael Jackson’un “Dangerous”unu yerinden edip bir numaraya çıktı. Albüm dünya çapında 26 milyon kopya sattı…

Nirvana-Nevermind Albümü Prodüksiyon Notları

Nirvana, 1991 yılındaki devrimini gerçekleştirmeden önce 1989 yılında Sub Pop Records firması çatısı altında ilk albümünü çıkartmıştı. Bleach isimli bu albüm son derece underground bir işti ve grubun sadece belli bir kitle tarafından kabul görmesine yol açmıştı. Bleach albümünde davullarda Chad Channing vardı ve sanatçı 1990 yılında gruptan ayrılmaya karar verdiğinde Kurt Cobain ve bas gitarist Krist Novoselic yeni bir davulcu aramaya başladılar. Bir gece hardcore grubu Scream’i dinleyen ikili, grubun davulcusu Dave Grohl’den çok etkilendiler ve Scream’in dağılmasıyla beraber Grohl’u çetelerine katmayı da başardılar. Novoselic, Grohl için “Dave’in gelmesiyle taşlar yerine oturdu. İnanılmaz sert bir tuşeye sahipti ve çoğu zaman provalarda Dave’in davulunu mikrofonlamadan çalışıyorduk. Tam bize göreydi.” diyor.

 

 

Artık sıra ikinci albümün kayıtlarındaydı. Ama ortada !!küçük!! bir sorun vardı. Plak şirketleri Sub Pop, finansal olarak kötü durumdaydı ve büyük bir plak şirketi ile işbirliği yapmanın yollarını arıyordu. Nirvana üyeleri bu karışıklıktan hoşlanmadılar ve büyük plak şirketini kendileri aramak için yollara düştüler. Aslında ilk albümünü çıkartmış ve belli bir hayran kitlesine ulaşmış olduğu için Nirvana’nın peşinde hali hazırda birkaç plak şirketi dolaşıyordu. Ama grup daha önce methini duydukları Geffen ile anlaşma yolunu seçti ve böylece 1991 yılındaki kaçınılmaz patlamanın ilk kıvılcımı da çakmış oldu.

Bilinenin aksine, Nevermind albümünün ilk kayıtları, aslında SubPop çatısı altındayken başlamıştı ve albümün planlanan ilk ismi Sheep’ti. Sub Pop’un yöneticileri, prodüktör olarak çalışmaları için Butch Vig ismini önermişti. Nirvana üyelerinin sevdikleri gruplardan olan Killdozer’ın da prodüktörü olan Vig, Kurt Cobain için harika bir seçimdi. İkinci albümün heyecanı içindeki üçlü, tüm eşyalarını toplayıp Vig’in Wisconsin’deki stüdyosuna yerleştiler. Smart Studios’da ilk kayıtlar başlamak üzereydi ama isterseniz önce Vig’in Nirvana ile ilk tanışmasını birinci ağızdan dinleyelim.

Butch Vig ve Nirvana ilk defa buluşuyor
Vig: “Nirvana ile ilk tanışmam, Kuzey Hollywood’da bir prova stüdyosunda oldu. Ben stüdyoya girdim, Kurt elinde gitarı ve Mesa amplifikatörü ile içeride akordunu yapıyordu. Kurt amplifikatörüne ekstradan kabinler de takmıştı çünkü aşırı yüksek volümde çalmaktan hoşlanıyordu. Krist, SVT bas amplifikatörü getirmişti. Dikkatimi çeken, bu kadar güçlü ses çıkartan cihazların yanında Dave’in davullarının mikrofonlanmamş olmasıydı. çocuklarla tanıştık. Herkes acaip cool takılıyordu. Kurt, ‘Size bir şarkımızı çalmak istiyoruz, ne dersiniz’ diye sordu. ‘Tabi’ dedim ‘Seve seve dinlerim.’ Bir anda alabildiğince kirli tonlu gitar sound’uyla Kurt parçanın ölümcül girişini çalmaya başladı. Evet Smells Like Teen Spirit ile tanışıyordum. Kurt’un hemen arkasından Dave o meşhur ‘tap ta tap ta tap tap tap tap’ şeklinde seslendirebileceğimiz davul atağıyla işe dahil oldu. Resmen müzikal bir patlamaya şahit oluyordum. Ortadaki elektriği hissetmeliydiniz. ?arkının devamında heyecanımdan yerimde duramadığımı farkettim. O kadar etkilenmiştim ki ellerim terlemişti ve şarkıyı bitirdiklerinde ne diyeceğimi bilemedim. ‘Beyler çok iyisiniz. Bir daha çalabilir misiniz lütfen, bunu bir kez daha duymam lazım’ deyiverdim. Beynimin duyduklarıma inanabilmesi için birkaç kere daha aynı şarkıyı dinlemesi gerekiyordu. İlerleyen günlerde Smells Like’ı kaydetmek için stüdyoya girdiğimizde hemen hemen şarkının orijinal haline hiç dokunmadığımızı fark ettim. Grup o kadar iyi çalışmış ve Kurt aranjesini o kadar başarılı kotarmıştı ki sadece ufak rötuşlarla dünyanın müzik tarihine geçecek şarkısını hayata geçirmiştik.       

 

 


Kayıt zamanı

Hatırlarsanız en son Butch Vig’in Wisconsin’deki Smart isimli stüdyosunda kalmıştık. Şarkıların çoğunun aranjesi bu stüdyoda yapılmıştı. öte yandan Cobain hala hangi şarkıları kaydetmeleri gerektiğine tam olarak emin değildi. Buna ilave olarak bir çok parçanın sözlerini bile tamamlamamıştı. Bu süreçte Nirvana öyle ya da böyle, toplam sekiz parçanın kayıtlarını bitirdi. Grup olarak daha fazla şarkı kaydetmeyi planlıyorlardı ama Kurt sesini Lithium’un kayıtları sırasında fazla zorlayınca albüm kayıtlarına mecburi bir ara vermek zorunda kaldılar. Vig’e Kurt’un sesi düzeldiğinde geri geleceklerini söyleyen grup adeta ortadan kayboldu ve uzunca bir süre Vig Nirvana’dan haber alamadı. Kurt ve arkadaşları, Smart Studios’da yaptıkları kayıtları büyük plak şirketlerine sunmak için bir demo olarak görmüş ve bu kayıtlar çoktan bir çok şirketin aralarında konuştuğu bir iş haline gelmişti. çok geçmeden GeffenRecords, Nirvana’ya bir teklifle geldi, grup da çok oyalanmadan bu teklifi kabul ederek ikinci albüm için ilk hazırlıklarına başladı. Geffen, prodüktör olarak kimle çalışmak istediklerini sorduğunda Kurt ve arkadaşları, aylar önce bir stüdyoda yalnız bırakıp çıktıkları ve bir daha da aramadıkları Butch Vig’in ismini verdiler. Plak şirketi gruba tüm kayıt masrafları için 65.000 Dolar’lık bir ücret verdi. Kayıtların yapılması içinse Los Angeles’da bulunan Sound City Stüdyoları kiralanmıştı. Kurt ve arkadaşları bir an önce başlamak için adeta gün sayıyor olsalar da kayıtların başlaması iki ay kadar gecikecekti. En sonunda dünya müziğini değiştirecek albümün kayıtları Mayıs 1991’de start aldı. Haziran sonuna kadar sürecek bu kayıtlarda Nirvana Butch Vig’le işbirliği içinde olacaktı. Bu yüzden grup Vig’e kulak aşinalığı olması için kendi kaydettikleri prova kayıtlarını ve yeni düzenlemeleri gönderdi. Bu kayıtlar içinde Smells Like Teem Spirit ve Come as You Are da bulunuyordu. Grup Los Angeles’a gidebilmek için benzin parasını kendileri karşılamak durumundaydı. Bu parayı çıkartabilmenin tek yolu ise bir konser vermekti. Albüm kayıtlarından önceki son konser olan bu gösteride ilk defa Smells Like’ı da çaldılar. Ceplerinde yol parası, albüm kayıtları için sabırsızlanan bu sevimli üçlü en sonunda Los Angeles’a varmıştı. Sırada Butch Vig’le beraber kayıtlara dalmak vardı.

 

 


İlk kayıt: In Bloom  

Butch Vig, grupla beraber ilk kaydını In Bloom parçasına yapmayı seçmişti. Zira şarkıyı bir önceki yarıda kalan kayıtlardan da iyi biliyordu ve yeni aranjeye de kısa sürede alışmıştı. Tüm albümde gümbür gümbür bir davul tonu isteyen Vig, bir tek set up kurup, gerisini Dave Grohl’ün yeteneğine bırakmaya karar verdi. Zaten Vig’in davul kayıtları konusundaki birinci tavsiyesi, çok iyi bir davulcuyu güzel sound’u olan bir odada, tonları güzel bir davulun başına oturtun. Ortaya çıkan sound’u nasıl kaydederseniz kaydedin mutlaka kullanılır bir ton elde edersiniz. Peki Dave’in Nevermind için seçtiği davul set up’ı nasıldı? 1980’lerden kalma bir Tama Grandstar davulun yanısıra, normal bir trampetin dört misli daha ağır olan pirinç bir trampet kullanıldı. Albümün genel davul mikrofonlanması ise şu şekildeydi:

Dave Grohl ve Krist Novoselic, alt yapıları hızlı ve temiz bir şekilde bir kaç günde bitirdiler. Kurt ise yine her zamanki gibi huzursuzluk içindeydi. Dave, çok aşırı atak yapmaması konusunda uyarılmıştı. Elinden geldiğince groove’lu ve sade çalacaktı. Krist Novoselic ise bas gitarının akordunu bir buçuk ses pesleştirmiş, iyice kemik gibi bir bas tonuyla çalıyordu. Krist, kendini ispat etmekten ziyade tam bir grup müzisyeni olarak şarkılara gerektiği şekilde çalma yolunu seçmişti. Kısacası basit ama gümbür gümbür çalma yolunda ilerlemek, grubun konuşmadan aldığı bir karar haline gelmişti.

In Bloom parçasındaki geri vokalleri Dave yapıyordu ve Kurt ile Dave’in seslerindeki uyum Vig’i şaşırtmış ve mutlu etmişti. Ne var ki Kurt Cobain, biraz huysuz bir sanatçıydı ve kulaklıkla kayıt yapmaktan da overdub’dan da, kanal kanal gitar kaydetmekten de hoşlanmıyordu. Kurt, kulaksız kayıt yapmak konusunda inat etmişti ve Vig mecburen kayıt odasına hoparlör sistemi kurdu. Ama kayıtlar sırasında faz sorunu ile karşı karşıya kaldığından bir şekilde Cobain’i ikna etmesi gerekiyordu. Kurt ise kayıtların olabildiğince sade ve dokunulmamış kalmasını istiyordu. Butch Vig, Kurt’ü hiç bir şekilde farklı vokal kayıtları almaya ikna edemeyince elinde tek bir şans kaldığını farketti: Kurt’u kandırmak. Vig, tam bir Beatles fanatiği olan Kurt’e “John Lennon da kanal kanal vokal kaydetti” diyerek bazen iki bazen üç kanal vokal almayı başardı. Tüm albüm kayıtları sırasında Neumann U67kullanıldı ve davul kayıtlarında olduğu gibi Neve preamp’lerden faydalanıldı. Kompresör ise artık bir endüstri klasiği haline gelmiş olan LA2A’di. 

 

 

  Gitar kayıtları
Nirvana’nın Nevermind albümü, çok moda olan ve bol gitar soloları içeren, adeta cambaz gitaristlerin kendilerini gösterdiği bir zamanda tamamen bu anlayışın dışında kalan devrim niteliğinde bir albümdü. Butch Vig, Kurt Cobain’in gitar çalımı konusunda şunları söylüyor: “Kurt, çok fazla solo çalmaktan haz etmiyordu. Solo partisyonlarının bazılarında (Smells Like Teen Spirit’de olduğu gibi) ana vokal melodisini birebir çalıyordu. Ama seçtiği ton ve tuşesinden kaynaklı bir şekilde sololar sanki bir çığlık gibi duyuluyordu. Kurt aynı zamanda feedback’leri de ciddi şekilde seviyordu ve sololarının sonunda genelde gitarını amplifikatörlerin dibinde tutup farklı armoniklerdeki feedbackleri alıyordu.
 
Vig’den bu kayıtları mutlaka kullanmasını istemişti. Peki Butch Vig bu kadar geniş ve o zamana kadar karşılaşılmamış gitar tonlarını nasıl yaratmıştı? “Bu konu oldukça zorlayıcı bir faktördü, zira Kurt kanal kanal gitar çalmayı da sevmiyordu” diyor Vig konu hakkında. “Burada da Kurt’ı kandırmam gerekmişti her ne kadar istemesem de. Kurt çaldıkça cihazlarda bir sorun olduğunu, kayıtların olmadığını söylüyor ve bu sırada amplifikatörleri değiştirip Kurt’e bir daha bir daha çaldırıyordum. Kayıtlarda Kurt’un kendi Mesa amplifikatörünü iki kanal, bir standart BassMan’i iki kanal, bir de bizim Grunge BassMan adını verdiğimiz, önündeki bir distortion pedalı ile boost edilmiş ikinci bir BassMan amplifikatörü bir kanal olarak kullandık.”

Kurt’un gitarları ve Jag-Stang

Nirvana’nın tipik yırtıcı ve agresif gitar tonları, o yıllara kadar gitar cambazları tarafından bir şekilde aşağılanmış ve amatör işi olarak görülmüş bir Fender modelinden kaynaklanıyordu: Mustang. Kurt’un favori enstrümanlarından biri olan Mustang’in yanısıra grup kayıtlar sırasında Jaguar ve birkaç tane de humbucker’lı Stratocaster kullanmıştı. Ama Kurt’un tercihi ağırlıklı olarak Mustang’den yanaydı. Hatta Fender firması, Nevermind albümünü ve bu albümün gitar tonlarını duyduktan sonra Kurt Cobain’e bir gitar teklifi götürmüştü. Cobain ölümünden önce iki prototip gitarı hayata geçirmeyi başarmıştı. Jaguar ve Mustang modellerinin bir birleşimi olan bu enstrümana Jag-Stang adı verildi. Fender’in master custom shop luthiyerlerinden Larry L. Brooks tarafından üretilen Jag-Stang, Kurt OK verene kadar defalarca sökülüp takıldı ve ayarları yeni baştan yapıldı. Sapı Mustang’lerde olduğu gibi kısa skalaya sahipti, bir humbucker ve bir single’a sahip bu enstrüman, 1994-2001 yılları arasında seri üretimde kaldı. Daha sonra aşırı talepten sonra yine üretildi ve 2003-2005 yılları arasında ikinci kere piyasaya sunulmuş oldu. Jag-Stang, Kurt’un 1994 yılındaki In Utero turnesinde kullandığı ve turne sonrasında hrap bir şekilde tamir edilmesi için geri gönderdiği canlı performans gitarıydı.          

Veda 
Kurt Cobain, 90’lı yıllarda gençliğini yaşayan bizim jenerasyonumuz için tam bir yol gösterici olmuştu. Müzik endüstrisinin belki de son rol modeli, rock müziğinin anlamsızlaşmaya başladığı bir çağda çalıp söyledikleriyle müziğe anlam yüklemeyi başarmış bir anti kahraman… Endüstrileşmeyi reddederken en çok satanlar listesinde Michael Jackson’ı tahtından indiren bir pop ikonu haline gelmesi, kendisinden hep daha fazla beklenti içinde bulunulmasından kaynaklanan bunalımı ve albümünün isminde de söylediği gibi “Nevermind” yani boşvermiş bir hayat, Kurt’u bizce rock tarihinin son gerçek kahramanı yapıyor. Sound Dergisi ekibi olarak bizim hayatımızda Kurt Cobain’in yeri çok farklı. 90’lı yıllarda Seattle’dan çıkıp zayıf, çelimsiz, imaja önem vermeyen haliyle dünya müziğini değiştirip endüstriyi alt üst etmeyi başarmış bu güzel adama Technotoday olarak saygı duruşumuzdur.  

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here