Ana sayfa Sektörden Koray Ergünay ve Inner Circle

Koray Ergünay ve Inner Circle

0

“Bas Gitar Günlükleri” bölümünün yazarı olan Koray Ergünay ve onun solo projesi “Inner Circle”
 

S: Merhabalar Koray. Seni kendi köşemde ağırlamak büyük keyif. öncelikle son albümün INNER CIRCLE için tebrik edeyim. İlk albümün “Miro”nun Aşkı” ile bu albümün arasında epey bir zaman dilimi söz konusu. Inner Circle için kadar zaman bırakıp hazırlanmanın sebebi neydi?

K.E.: Evet, 2002 tarihli “Miro”nun Aşkı” ile “Inner Circle” arasında 7-8 yıllık bir süre var. Bu dönemde özellikle bas gitar yaklaşımımda önemli değişiklikler oldu. “Miro”nun Aşkı” özetle perdesiz bir solo bas gitar albümüydü ve temel ifade biçimi perdesiz bas gitar ve bas gitarla oluşturulan elektronik döngüler/efektler üzerineydi. Bu çalışmadan sonra araya birçok projeler girdi. Tabii arada benim kendi beste çalışmalarım da devam ediyordu. 2007 yılıyla birlikte yeni bir albüm için planlara başladım, Inner Circle parçalarının bir kısmı ve ayrıca bir albümlük malzeme daha bu süreden beri ortaya çıktı. Aynı dönemde şu anda kullandığım custom bas gitarlar da müziğimde daha yoğun olarak yer bulmaya başladı. 2009 yazında yeni parçalar ve tavrı dokümante etmek amacıyla projeye start verdik, müziklerin düzenlenmesi, performanslar vs. derken 2009 yılı sonunda albümün miksajı tamamlandı. Tabii mastering, kapak dizaynı, web sitesinin tamamlanması gibi işlerle birlikte albümü paylaşmam 2010 ilkbaharını buldu.
 

koray ergünay
 
S: Inner Circle ile müzikal altyapıyı da öne çıkarmışsın, ilk albümüne kıyasla ki bu bence bas gitara uzak olan dinleyiciler için özellikle, albümün en büyük bir artılarından. ?arkıların bestelenmesi, düzenlenmesi ve kayıt öncesi süreçleri nasıl gelişti (bu arada diğer müzisyenleri de benim için tebrik et, çok güzel bir iş çıkarmışlar, çok keyif aldım dinlerken)?

K.E.: Katkıda bulunan müzisyen arkadaşlarım Kuzey Yılmaz (davul ve perküsyon), Ozan Dündar (elektrik piano ve org) ve N. Emin Güven (piyano, Kendimiz için Balad) adına teşekkür ederim, gerçekten özveriyle çalışarak albüme çok şey kattılar, az kafalarını şişirmedim çalışmalar sırasında… Hazırlık süreci de genellikle şu şekilde gerçekleşti: önce ben evde bilgisayarda pilot kayıtlar ve midi partisyonları hazırladım ve arkadaşlarla paylaştım. Sonra, davulla başlayarak her enstrüman için bir ön çalışma süreci geçirdik, onlar düşündükleri partisyonları çaldılar, fikir alışverişinde bulunduk ve stüdyoda deneme kayıtları yapıp değerlendirdik. Ardından önce davul ve perküsyon, sonrasında elektrik piyano ve klavye altyapıları, genellikle son olarak da bas gitarları kaydederek partisyonları tamamladık.

S:
Gitarla haşır neşir olan bir insan olarak kulağım biraz gitar sesi aradı aslına bakarsan. Büyük bir eksiklik olarak algılamadım ancak hani biraz da alışkanlıktan böyle bir “acaba” oldu bende. Inner Circle”da gitar yer almaması bilinçli bir karar mıydı veya “ulan bunda da olmasın gitar!” gibi bir tepki?

K.E.: Aslında bas gitarı öne çıkarmak için verilmiş bilinçli bir karardı. Bir de çevremde çok iyi gitaristler olduğu için bazılarına yer verip diğerlerini göz ardı etmek istemedim açıkçası. Albüm ise daha ziyade besteleri ve varolan kompozisyonel bütünlükte benim bas gitar tavrımı ortaya koyma amacını taşıyor. Yine dikkatini çekmiştir, parçalarda uzun sololar yok, genellikle de solocu enstrüman olarak bas gitar yer alıyor ve sololar kompozisyonları bütünler tarzda. Bunun da nedeni albümde anlatımı mümkün olduğunca sek ve kısa tutma isteğim. Zaten parçalar ve performanslar oldukça kompleks, bazı yerlerde müzisyenlerin fiziksel kapasitelerini zorlar düzeyde… işleri daha da karıştırmaya gerek yok. Tabii sahne performansı sırasında parçaların yorumları biraz farklı olacak, düzenlemeleri değiştirip daha uzun sololar ekleyeceğiz…

 

S: Inner Circle ile Miro”nun Aşkı iki albümün ve ikisi de solo bas temelindeki albümler. Türkiye”de, hatta dünyada bile, böyle bir hayale sahip olmak epey şövalye ruhluluk gerektiriyor ne yazık ki. Malum sıkıntıların üstesinden nasıl geldin?

K.E.: Herkes için farklı mıdır bilemem ama benim için albüm ya da genel olarak kayıt yapmanın iki anlamı var; birincisi müziği olabilecek en iyi haliyle dokümante etmek, ikincisi de bunu insanlarla paylaşmak. özellikle besteleri kayıt altına almak benim için son derece önemli. Burada genelde gözden kaçan bir nokta, müzik üretiminin tüm dünyada kâr amaçlı bir ticaret işi olması… Yani müzik temelde bir tüketim nesnesi ve kendine ait içerik, tarihsel konum gibi özelliklerinin, ticari değerine göre önemi yok denecek kadar az. Belirli dönemlerde daha deneysel ya da ilerici işler plak şirketleri tarafından desteklenmiş ama bu genelde pek de geçerli bir yaklaşım olmamış. Benim örneğime gelirsek, çok nadir örnekler dışında, bu tarz işler hiçbir zaman piyasaya ulaşmamış, ulaşanlar da dağıtım kısıtlılığı gibi nedenlerle yaygınlaşamamış. Bu nedenle her iki proje için de, piyasanın nabzını tutmak dışında plak şirketi veya dağıtımcı aramak, demo yollamak vb. işlere hiç girmedim; bunların benim kulvarımda sonuç getirebilecek çabalar olmadığını düşünüyorum. çalışmanız olağanüstü bir biçimde basım ve dağıtım süreçlerine girse bile, internet paylaşımı ya da illegal kopyalama olmadıkça iki yıl sonra ulaşılabilir olarak kalması pek söz konusu değil. Bu nedenle bence en sağlıklı olan yolu seçtim, albümümü profesyonel bir kalite ile ürettikten sonra web siteme koydum ve serbest paylaşıma açtım. Böylece ilgilenen kişilerin piyasa koşullarından bağımsız olarak her yerden, istenilen kalite ve formatta ulaşabilmesini sağladım. Bu nedenle de ciddi bir güçlük yaşadım diyemem. Ayrıca gerçekten ilgilenecek kişi ve ortamlarda duyurmak dışında, basın danışmanlığı ile tanıtım, PR aktivitesi vs de yapmadım. Albüme ise serbest bir şekilde www.korayergunay.com adresinden ücretsiz olarak ulaşılabilir.
 

inner circle
 
S: Peki biraz da kayıt süreci detaylarından bahsedebilir misin? Kaydın hemen öncesinde yaptığın hazırlık evresinden mastering sonunda elde ettiğin şeye kadar ne gibi aşamalar söz konusu?

K.E.: Söylediğim gibi ön çalışmalar sırasında parçaların aranjeleri neredeyse tamamen bitmişti. Bas gitar kaydından önce de çoğunlukla davul ya da perküsyonlar son halini almış oluyordu. Bunun üzerine genelde 5-7 günlük bir özelleşmiş teknik çalışma yapıp partisyonları iyice sindirdikten sonra kayda girdim. Kayıtlarda sadece 5 telli Zimmerly Sillybass”ı (33 perde, akçaağaç sap, abanoz tuşe, maun ve purpleheart gövde, goncalo alves kapak, Bartolini manyetik ve elektronikler) kullandım. Her partisyon iki kanal olarak, preamfi çıkışı ve kabin mikrofonu ile kayda alındı, daha sonra tonlamada bunların işlenişi ve dengesi değiştirilerek kullanıldı. Efekt olarak kayıt sırasında sadece “Demir Köpek” için MXR bass autowah kullandım. Kayıt ve miksajı Volkan Yırtıcı gerçekleştirdi, çok başarılı bir işe imza attı. Mastering ise Avustralya Turtlerock Mastering stüdyolarında Rick O”Neill tarafından yapıldı. Albümün ve web sitesinin görsel tasarımları da N. Emin Güven”e ait.

 

S: Güncel ekipmanların hakkında da neden niçinleriyle biraz bilgi verebilir misin?

K.E.: Bas gitarlarımın tamamı el yapımı 33 perdeli Zimmerly SillyBass modelini temel alıyor. Farklı ağaç ve elektronik kombinasyonları taşıyorlar ve duruma uygun olarak bunlardan birisini seçiyorum. Genellikle bir 4 telli ve yanında 5 veya 6 telli bası sahnede yanımda bulunduruyorum. Bas gitar sinyali Guyatone Ultron Autowah”a gidiyor, ki bu wahı da yeni kullanmaya başladım ve çok memnunum, tüm parametreler üzerinde kontrol sağlaması klasik wahlara göre büyük bir avantaj. Sinyal daha sonra Alembic F1-X lambalı preamfiye ulaşıyor ve paralel efekt loopundan Eventide TimeFactor delay ünitesine gidiyor. Eşliklerde genellikle delay kapalı, bazen duruma göre düşük delay zamanlı bir ducking delay açabiliyorum. Bir de sololarda modülasyonlu delay kullanıyorum. Preamfi çıkışında sabit olarak açık bir DBX 160A kompresör ünitesi var. Kompresör de tona belirgin etkili olmayacak ve limiter işlevi görecek şekilde ayarlanmış oluyor sıklıkla. Buradan da SWR Stereo 800 power amp ve SWR Goliath III kabine ulaşıyor sinyal. Nadiren modülasyon efektleri için Eventide ModFactor, MXR veya ElectroHarmonix autowah/envelope follower ve Demeter Compulator Pro pedal kompresör de kullandığım oluyor. Ekipmanla ilgili ayrıntılı bilgiler web sitesinde yer alıyor.
 

barış şahin
 
S: İlk kez 2000 yılındaki Yngwie J. Malmsteen ile çalan Randy Coven”ın elinde gördüğüm Zimmerly basları ile iç içesin yıllardır ki daha öncesinde de Carvin”lerin vardı. Carvin baslarının başına gelen şey sence Zimmerly”lerinin de başına gelir mi, sence bas gitar arayışın belli bir nihayete ermiş olabilir mi?

K.E.: İnsanın kendisi için bu süreci yorumlaması zor, ama arayışım bitmediyse bile sonlara oldukça yaklaşmış olduğumu söyleyebilirim. Carvin, “fabrikasyon custom” konseptine ilk girişimdi aslında, sonuçta 3 bas gitardan sonra ne istediğimi net olarak bulmuştum ve el yapımı enstrümanlar için hazırdım. Tabii öncesinde çeşitli süreler elimde bulunan Ibanez, Yamaha, Fender, Gibson modellerini de söylemem lazım. Zimmerly”lerde de belirli bir süreç oldu aslında, manyetikler, eşik, tel aralıkları, perdeler vb. gibi birçok değişiklikler geçirdi bu baslar. ?unun altını özellikle çizmek isterim; benim araştırmalarım muğlak bir “kafamdaki ton” arayışından ziyade, kendi özel teknik yaklaşımımı uygulayacağım ve duyurabileceğim bir enstrümanı elde etmek içindi. Bu konudaki problemlerimin çoğunu Zimmerly”ler ile çözdüm.

 

S: Endorsement konusunda potansiyel taşımana rağmen böyle bir imkana sahip olmamış bir müzisyen olarak Kevin ile veya başka bir firmayla bu konuda hiç görüşmen oldu mu?

K.E.: Evet, bu konuda bağlantılarım var, Kevin bunlardan bir tanesi. Genel olarak endorsement olayı tamamen enstrüman işinin pazarlama stratejilerinden birisi aslına bakarsan… Bu nedenle de sıklıkla popülarite üzerine kurulu bir süreç. Bu konuda büyük üreticilerin teklif götürdüğü kişiler genellikle popüler gruplarda çalan amatör düzeyli ya da popüler sanatçılara eşlik eden profesyonel müzisyenler oluyor. Ben daha çok “gönüllü reklamcı” kategorisine giriyorum, yani ürünü deneyerek gerçekten memnun kalmış ve içselleştirmiş, bunun sonucu olarak tanıtım yapan kişiler… Zimmerly bas gitarları için bu kesinlikle söz konusu, bu enstrümanların benim tavrıma önemli katkıları olmuştur. Yine de enstrümanın yapısı ve teknik özellikleri konusunda çok özelleşmiş tercihleri olan birisi olarak, bu konudaki potansiyelimi net olarak algılayamıyorum açıkçası.

S: Bas gitarlar konusunda epey mükemmeliyetçi olduğunu biliyorum ki butik baslara yönelimin de bunun kanıtı. Peki sence de stüdyo standardı olan baslar edinmek de gerekli değil mi senin için?

K.E.: Benim için değil açıkçası, çünkü bugüne kadar birçok farklı işte Zimmerly baslarını kullandım ve çok iyi sonuçlar aldım. çok özel bir iş için mesela 62 Precision ya da Gibson EB-0 tonu mutlaka gerekiyorsa, o enstrümanı ödünç almak ya da kiralamak, elinde bulundurmaktan daha pratik bana kalırsa. Bunun dışındaki her tür kayıt için elimdeki baslar yeterli. Hatta 6 telli 33 perdeli Zimmerly”i götürdüğüm kayıtlarda, stüdyo enstrümanından çok cambazlığa davetiye çıkarır gibi görünen bu bas gitarın, doğrudan preamfiden aldığım tonlarının birçok kişiyi şaşırttığını belirtmek isterim.

S: Fodera, Ken Smith, Modulus gibi butik bas gitar üreticileri konusundaki fikirlerin nelerdir? Sence gerçekten üzerilerindeki çok sıfırlı fiyat etiketlerini hem tonal, hem de işlev olarak hak ediyorlar mı yoksa biraz abartma söz konusu mu?

K.E.: Modulus”u biraz daha ayrı tutarsak, Ken Smith, Fodera ve benzerlerinin fiyatlandırılması konusunda kesinlikle bir abartma söz konusu bence. Yanlış anlaşılmasın, bu üreticilerin hepsinin uzun sürede oluşmuş bir deneyim birikiminin sonucu olan çok yüksek kalitesi ve işçiliği var, bu tartışma götürmez. Buna rağmen kar marjlarının çok yüksek olduğunu düşünüyorum açıkçası… Aslında bu durum çok da şaşırtıcı değil ve ekonominin temel kurallarını hatırlatıyor insana, yani ürünün fiyatını talep belirliyor. Daha popülerleşmiş yapımcılar yani talep edilen markalaşma sürecinde ilerlemiş olanlar, daha yüksek fiyatlara alıcı bulabiliyorlar. Burada özellikle ünlü isimlerin tanıtımının da etkisi oluyordur diye tahmin ediyorum. Bu kötü bir şey mi bilemiyorum, yani kaliteli enstrüman üreticilerinin iyi paralar kazanması çok da olumsuz olmasa gerek… Bence kalite konudaki en önemli husus, fabrikasyon üretim ile elde, özel üretim süreci arasındaki farklardan kaynaklanıyor… Yeterli bir tecrübeye sahip bir lütiyenin, malzemelerini uygun şekilde seçip, müzisyenin de tercihlerini göz önünde bulundurarak yapacağı bir enstrüman, çok büyük ihtimalle fabrikasyon enstrümanların ötesinde bir performans sergileyecektir.

 

S: Hemfikirim. Gerçi bu farkı algılamak da ayrı bir konu ya, neyse… Sound Dergisi “Bas Günlükleri” adlı köşende hemen her ay çok radikal bas gitar yapımcıları ile tanıştırıyorsun bizleri. Bunların bazıları oldukça alışılmamış materyal ve yöntemlere tasarımlarında yer veren adamlar. Karbon fiber veya alüminyum gövdeler, optik manyetikler, 12 telli bas gitarlar vs. Sen peki bu konuda neredesin? Gitar yapımı konusunda bu yeni malzemeler konusunda açık mısın, yoksa daha geleneksel bir tarafta mı yer alıyorsun?

K.E.:
Bu konuda açıkçası pragmatik bir bakış açısına sahibim, yani malzeme ve yapım özelliklerinden ziyade kullanım, ton ve rahatlık bence daha önemli. İstediğim sesleri çıkardığı ve ergonomisi uygun olduğu sürece yıllık nadir malzeme, mamut dişi eşik vb. ile oyuncak plastikten yapılı enstrümanın bir farkı yok benim için… Malzemeler konusunda deneme ve inovasyona da olumlu bakıyorum… Ama yıllar içinde tercihlerimi düşündüğümde, sevdiğim bas gitarların genelde kompozit malzemelerden çok akçaağaç gibi sert ağaç yapılı ve yekpare saplı olduğunu fark ediyorum. Son bir iki yılda aktif devrelerden de iyice uzaklaştım, pasif manyetikler ve olabildiğince basit bir elektronik aksam tercih ediyorum. üzerinde zamanında taktırdığım Bartolini, Nordstrand devreler olmasına rağmen tüm basları pasif olarak kullanıyorum. Bence böylece manyetiklerin doğal tiz-bas frekans dengesi sounda daha iyi yansıyor.

S: Bas gitar kullanımı konusunda Türkiye”de sıklıkla yapılan hatalar, eksiklikler nelerdir sence? Bu sorumu hem müzisyenlik (şarkı yapımı, bas gitar ile eşlik, armoni vs.), hem de işin mekanik (doğru ekipman seçimi ve kullanımı, efektlerin kullanımı vs.) tarafı için de yanıtlayabilirsen sevinirim.

K.E.: çok ve gereksiz çalmak sadece bas gitar değil tüm enstrümanlarda en sık yapılan yaklaşım yanlışı bence. Bunu müzik mağazalarında ve konser öncesi soundchecklerde amatör müzisyenlerde sıkça görürsünüz, herkes en fiyakalı addettiği numarasını bir şekilde araya sıkıştırmaya çalışır. Olmadık yerde slap ve tap tekniklerinin kullanımı da çok karşılaştığım başka bir rahatsız edici konu. Bunları aslında özel lezzetli bir baharat gibi düşünmek lazım, her yemeğe, tuzluya tatlıya atarsanız varolan tadı kolaylıkla tiksindirici hale getirebilirsiniz ama yerinde kullanırsanız eşsiz bir lezzet yaratırsınız. Enstrümandan çok genel olarak müziği ve müziğin tavrını algılamak, ona uygun bir rol benimsemek bence enstrümancı için en sağlıklı yaklaşım olur. Bu kapsamda da rahatlıkla kendinizi gösterebilirsiniz, hem de anlatımla paralelliği de yakalayacağınız için seyirciyi daha kolay etkilersiniz. Oturmuş bir ritm hissi ve tuşe de her enstrüman için çok önemli.

Ekipman konusunda bence en sık yapılan hata ise, popüler markaların her beklentiyi karşılayacağı algısı. Ayrıca web siteleri ve bloglardan edinilmiş ama tecrübe edilmemiş bilgiler de, bence oldukça kirlilik yaratıyor. Daha doğru bir metronom algısı ve ritim hissi oturtmamış basçılar, okuduklarından etkilenip hayali tonlar için şu ya da bu marka veya ağaçtan başkasının uygun olmayacağını iddia edebiliyor. Ben sağlıklı ekipman tercihlerinin müzisyenlikle beraber geliştiğini düşünüyorum. Ayrıca belirli bir aşamaya kadar bas gitarın yapısal özelliklerinin düşünüldüğü kadar önemli olmadığını da söyleyebilirim. Düzgün, rahat saplı, elektronik sistemi gürültüsüz, entonasyonu sağlıklı herhangi bir basla da harikalar yaratabilirsiniz.

S: Sana katılmamak imkansız. Hele son yıllarda daha da artan, daha enstrüman çalmanın çok başında olanların bile, hatta daha enstrüman dahi almazdan evvel, yapacakları manyetik modifikasyonlarından veya bataklık dişbudağının kendisi için daha doğru bir gövde ağacı alternatifi olacağını iddia edenlerin artışına şahitlik ediyorken… Gelelim kayıt işlerine, malum dergimiz SOUND. Evde de kayıt yapıyor musun? Peki yapıyorsan bu kayıtlar için nasıl bir ekipman seçimin ve kullanımın söz konusu?

K.E.: Evde sadece bazı fikirleri kaybetmemek, ana kayda pilot kanal oluşturma ve düzenleme çalışmaları için kayıt yapıyorum. İlk solo çalışmam “Miro”nun Aşkı”, 24 kanallı bir Tascam kullanarak bir arkadaşım tarafından evde kaydedilmişti, onun için evde kayıt konusunda tecrübeliyim aslında. Tabii artık teknoloji çok ilerledi ve bilgisayar, ses kartı ve müzik programları kolay ulaşılır hale geldi. Bunun müzisyenlere önemli avantajlarla birlikte çok ciddi sorunları da beraberinde getiriyor. Doğrusunu istersen, çok bilinçli, işinin ehli bir kişi tarafından seçilip kullanılmadıkça, ev ortamında bilgisayar destekli ekipmanla profesyonel sonuçlar elde etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Eğer gerçekten ciddi bir kayıt yapıyor ve sonuçların olabildiğinin en iyisi olması yönünde bir tercihim varsa, işi profesyonellere bırakıp sadece kendi performansıma yoğunlaşmayı tercih ederim.

 

S: Kayda girmek üzere niyetlenen bir bas gitarist ne gibi bir ön çalışma yapmalıdır sence?

K.E.: öncelikle kayıtta kullanılacak enstrümanın ayarlarının uygun olarak yapılmış olması gerekir ki amatör gruplarda bas ve gitarlarda entonasyon bozukluklarıyla çok sık karşılaşılır. Tabii ki kayıt öncesinde takılacak yeni bir takım tel, enstrümanın tüm frekans zenginliğini ortaya çıkarması açısından genellikle tercih edilir. Bunun dışında eğer doğaçlama çalınacak bir proje gibi bir şey söz konusu değilse, partisyonlarının çok iyi bilinmesi, stüdyo zamanının iyi kullanılması konusunda yarar sağlayacaktır. Burada önerim, belirli bir bas yürüyüşünün alışıldığı pozisyonun dışında da denenmesi olur. özellikle aynı partisyonun farklı tellerde çalınması, kayıt için daha uygun bir soundun elde edilmesi konusunda uygun alternatifler sunabilmekte. önemli başka bir konu ise, ekipman ve sound konusunda prodüktör ya da tonmaisterin önerilerine açık olmak. Grubun soundu içinde basın yerini belirleyecek ve kaydın miksajı sırasında bas gitarı konumlandıracak kişilerin öneri ve tercihlerine dikkate edilmesini tavsiye ederim. özellikle ekipman konusunda meraklı olan arkadaşlarımızın yeni aldığı pedalı olmadan kendi soundunu çıkaramayacağını düşünmesi, oldukça sık karşılaşılan bir sorun. Hemen her üst düzey stüdyoda bulunan kaliteli preamfiler ya da standart bas amfileri, kayıt soundu konusunda birçok kişinin sahne ekipmanlarına göre çok daha sağlıklı seçenekler sunabiliyor.

S: Sınırsız bir bütçe ile albüm kaydetme imkanın olsaydı; hangi müzisyenler ile çalar, hangi prodüktör ile dünyadaki hangi stüdyoda kaydetmek isterdin? Bu albümü hem içeriği, tarzı hem de teknik olarak bize anlatır mısın?

K.E.: Terry Bozzio ya da Dennis Chambers”a davul çaldırmak isterdim, tuşlularda mutlaka Aydın Esen olurdu, gitarda da David Torn, Ornette Coleman ve Allan Holdworth”ü birer parçada konuk etmek isterdim mutlaka. Rock taraflarında ise Steve Vai”nin grubunda çalmak isterdim kesinlikle.Victor Wooten”la bir düet de çok keyifli olurdu mesela, parçanın adını da “Thumb vs. Finger Power” koyardık herhalde (gülüyor)!

Stüdyo için bir şey söyleyemem zor… Doksanlarda Manfred Eicher prodüksiyonunda ECM kayıtları bizim için çok önemliydi. Oslo”da Rainbow ve Talent stüdyoları ve Tonstudio Bauer, belirli bir döneme kadar bütüm ECM külliyâtının kaydedildiği mekânlar, o günlerde hayalimizdeki stüdyolardı. Bir de İskandinav bir tonmaister vardı, Jan Erik Kongshaug… Tabi aslında romantizm kokan gençlik hayalleriydi bunlar, belki gerçekten orada olsak farklı şeyler düşünecektik…. İşin aslı Inner Circle kayıtları ve Volkan”la (Detay Müzik) çalışmak çok keyifliydi, onun müziğin gerçekleşmesinde önemli katkısı olmuştur. örnek olarak, 64″lük notalarla çalınan 6 kanal bas partisyonun mikslenmesi ve müzik içinde duyurulması gibi oldukça zor beklentilerimin üstesinden geldi!

S: Maşallahı varmış. Gelelim işin bambaşka bir yönüne… Bir taraftan Hacettepe ünv. Tıp Fakültesinde hocalık, bir yandan da aktif müzisyenlik… Kolay olmasa gerek. Bu nereye kadar sürer sence? Sadece teki bile epey yük getirir, ciddi sorumluluklar yüklerken? Gelecek hem akademisyen, hem de müzisyen yönün için neler getirecek sana?

K.E.: Bilim, araştırma ve müzik, hayatımda birbirini tamamlayan ve destekleyen bambaşka iki düşünsel üretim biçimi. Bunlardan birisini tercih etmek zorunda kalmak tatsız olurdu benim için. Müzikteki gelecekle ilgili planlar arasında, Inner Circle benzeri bir albüm projesi var.

Bunun için ön hazırlıklarım tamam ama asıl adımı ne zaman atarım, bilemiyorum. Bunun dışında basta skala ve arpejlerin kullanımı ile ilgili yeni bir uygulama metodolojisi üzerinde çalışıyorum, tüm solo ve melodi çalma yaklaşımıma zaman içinde adapte edeceğim farklı bir bakış açısı…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here