Ana sayfa Makale Işık saati üzerine tavsiyeler

Işık saati üzerine tavsiyeler

0
Bir şey ancak belirli aydınlıkta veya belirli karanlıkta ayırt edilebilir. Işık karanlıkta ayırt edilir, ki bu karartılmış ışıktır, ve karanlık da ışıkta ayırt  edilir, ki bu da aydınlatılmış karanlıktır.
 

 

 

Bir fotoğrafsever olarak değişik ışık koşullarında nelere dikkat etmeliyiz. örneğin az ışık koşullarında hangi önemli parametreler karşımıza çıkar. Gelin sıra ile birkaç başlık altında bunları örnek fotolar eşliğinde gözden geçirelim:

1)Ters ışık – silüet : Aslında silüet fotoğrafının bize sunduğu bir göz yanılmasıdır. Hani ışığa doğru giderken karşıdan bize doğru gelen cisimlerin sadece dış çizgilerini görebilir ve onları adeta birer leke olarak algılarız ya, işte fotoğraf makinalarımız bunu iyice abartarak arkaları parlak ışık altında olan simsiyah nesnelerin  fotoğrafları olarak bizlere sunarlar bu durumu. Elbette yapmamız gereken ilk iş doğru pozlama yapmaktır. Kısaca tekrar edersek;  siyah leke olarak silüet halinde görüntülemeyi istediğimiz nesnelerin ardında bulunan parlak alandan ışık okur ve bu ayarlara göre fotoğrafımızı çekeriz. Ya da daha kolayı genel ölçüm modundan spot okumaya hiç geçmeden, makinamızın bize verdiği değerlere arkadaki aydınlık alanın parlaklık durmuna göre -1 )eksi bir) ya da –2 (eksi iki) müdahale ederek pozlamamızı yapar ve istediğimiz silüet fotoğrafını elde ederiz. Pozlama değerlerine karar vermek işin kolay kısmı, çabucak öğrenir ve uygularsınız. Silüet fotoğrafında önemli olan görüntülemeyi istediğimiz nesnenin ya da mimari eserin en doğru açıdan fotoğraflanmasıdır. Buna karar verirken mümkün olduğunca o nesnenin bize bakan yüzü simsiyah dokusuz olacağı için kendini dış çizgileri ile doğru anlatabileceği açıyı keşfetmeye çalışmalıyız.

 

 

2) Alacakaranlık mavisi: Günbatımının hemen ardından gökyüzünün aldığı o muhteşem lacivertin oluşturduğu arka plan önünde  aydınlatılmış bir mimari eseri fotoğraflamak elbette oldukça keyiflidir.  Yaz aylarında gün batımının ardından yaklaşık 10-15 dakika kadar zamanımız varken kış dönemine doğru bu süre birkaç dakikaya kadar inmektedir. Bu nedenle Alacakaranlık mavisi altında bir mimari eseri ışıklandırılmış haliyle fotoğraflamak istersek elbette gün batmadan evvel mekanda tüm hazırlıklarımızı yapmış bir şekilde bekliyor olmamız gerekir. Triop muhakkak gerekli bir ekipman bu çekimler için. Biraz geç kaldığımızda ise gökyüzünün kadrajımızda simsiyah olduğunu üzülerek görürüz.
 
Fotoğraf 2: İkinci örneğimiz ise Kapadokya”dan. Işıklı bir arka plan önünde gölgede kalan peri bacalarının oluşturduğu üçgen prizmalar şeklindeki lekelerden yararlanarak çektiğim bir fotoğraf.  ön plan ile arka plan arasındaki ışık farkından yararlanarak kurgulanmış bir kare. Hegel”in dediği gibi, arka plandaki ışık yakın ön plandaki ışıksızlığı ortaya çıkarttı, bana bir fotoğrafsever olarak doğru pozlama yaparak kareyi çekmek kaldı.

 

 

Fotoğraf 3: Selimiye Camii”sinin gece şerefelerindeki aydınlatmalarıyla beraber bir  gece fotoğrafını çekmek istersek yukarıdaki karedeki gibi eylül ayında saat 19:54 de gün batımının hemen ardından  fotoğraflayabilir ve gökyüzündeki fonu alacakaranlık mavisinden almasını sağlayabiliriz.
 

 

 

Fotoğraf 4: Aynı gün, gece saat 21:23 civarı (yani gün battıktan oldukça sonra). Görüldüğü üzere gökyüzü simsiyah renkte. Alacakaranlık mavisinini o lezzetli mavi rengini kaybettik.
 

 

 

Fotoğraf 5: Aynı mekanın ertesi sabah saat 06:39″da (yani sabah alacakaranlık mavisi zamanında) çekilmiş hali. Görüldüğü üzere yine mavi fonu elde ettik, hem de ışıklandırma halen devam ediyor. Peki sadece 5 dakika sonra yani saat 06:44 de ışıklandırmalar kapandığında aynı kareyi çekseydik ne olurdu? Fotoğraf 6″da cevabı hazır:
 

 

 

Fotoğraf 6: Caminin ışıklandırması kapatıldı. Saat sabah 06:44. Gökyüzü alacakaranlık mavisi rengini koruyor ancak, ışıklandırma olmadığı için konumuz oldukça sönük kaldı ve Fotoğraf 5″e göre etkisiz bir durumda değil mi? (Buradan şu basit gerçeğe ulaşıyoruz. İyi bir fotoğraf için elbette fonun rengi ve aydınlığı önemli ama aynı zamanda ilgi merkezimizin üzerine düşen ışık da oldukça önemli. Her ikisinin en iyi, en lezzetli olduğu anda deklanşöre basmak ise sanırım en doğru olanı olacaktır.
 

 

 

Fotoğraf 7: Sabah saat 06:55. Gökyüzü aydınlanmış ancak güneş henüz şehrin üzerinden o lezzetli ışık demetlerini  konumuzun üzerine düşürecek kadar yükselmemiş. Fondaki aydınlık ve renk iyi ama konu üzerinde konuyu öne çıkartabilecek ışık henüz yok.  Oysa fotoğraf 8″e bakarsak:
 

 

 

Fotoğraf 8: Saat sabah 07:42. Eylül ayında bu saatte bile güneş ışıkları eğik geliyor. Güneş şehrin üzerinde yeterince yükselmiş ve Selimiye”nin üzerine o sarı sabah ışığını ulaştırmış. (Aslında yaz aylarında bu saat sabah ışığı için çok geç, bu saatte ışık çoktan sertleşmiş olurdu. Ancak sonbahar ve kış aylarında açık havalarda güneşin eğik  bir parabol çizmesi bizler için büyük bir avantaj. Yazın beton gibi sert bir ışıkla karşılaşacağımız sabah 07:42″de, eylül ayında böylesi lezzetli bir ışık demeti ile karşılaşabiliyoruz.   Fotoğraf 7 ile hemen hemen aynı kadraj. Ama aradaki ışık farkını görebiliyoruz değil mi. Konumuzun üzerinde ne zaman lezzetli bir ışık var, o zaman kadrajımız daha ilgi çekici bir hale geliyor. Tüm hüner ışıkta, ve o ışığı bekleyebilecek kadar sabır gösterebilen fotoğrafseverde.
 

 

 

Fotoğraf 9: Saat 07:24. Eğik sabah ışığı hala o lezzetli yumuşak sarı rengiyle konumuzu aydınlatıyor.
 

 

 

Fotoğraf 10: Saat sabah 09:04. Işık sertleşmiş ve o fotoğraf 9″daki lezzetli halini kaybetmiş.

Sonuç olarak kısa bir özet yaparsak, gün ışığı ile fotoğraf çekerken sadece doğru ışığa değil aynı zamanda lezzetli ışığa da önem vermeliyiz. Gün boyunca ışık sabah ve akşam saatlerinde eğik açıyla yumuşayarak bizlere ulaştığı için fotografik açıdan bizlere güzel imkanlar sunar. Fotoğraflamayı düşündüğümüz durağan kareler varsa bu saatleri özellikle tercih etmeliyiz.
Aynı şekilde az ışık fotoğrafları da tamamen karanlık olan saatler yerine alacakaranlık mavisi saatlerinde üretilebildiğinde çok daha keyifli kareler olarak arşivlerimizde yer alırlar. 

Son olarak mevsimsel düşündüğümüzde ise;  sonbahar ve ilkbahar ayları nispeten güneşin ara sıra bizlere gülümsediği ve göreceli olarak eğik geldiği aylardır. Bu nedenle sonbahar ve ilkbahar ayları her zaman lezzetli ışık saatleri açısından yaz aylarından çok daha verimlidirler. Kış aylarında ise güneşi yakalayabilmek herhalde en önemli mucizelerden birisi olacaktır. Hele bu ayların getirdiği hava kirliliği ve sis pustan uzak pırıl pırıl aydınlık günlere denk gelirseniz, her şeyi bir kenara bırakıp fotoğrafa gidin derim.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here