Ana sayfa Yazılım İllustrasyonda Kompozisyon

İllustrasyonda Kompozisyon

0

üç boyutlu tüm görseller için bilinmesi gereken bir konudan bahsedeceğim size: kompozisyon.

öncelikle kompozisyonun ne olduğu konusunda kısaca bilgi vereceğim; ardından kompozisyon kurallarından ve bu kurallar dışında insan gözü ve beyninin algısı ile “iyi görünen” ya da “gözün aradığı” gibi genel geçer yargıları istemeden de olsa kabul ettiğimiz ama bu yargılardan kimi zaman bir haber olduğumuz noktalara değineceğim.

Kompozisyon neden önemlidir? Kuralları nelerdir? Ne gibi görsellerde ne şekilde kullanılır? İnsan bedeninde kompozisyon kullanımı nasıl olmalıdır? Objelerde nasıl olmalıdır? Mekan ve insan kompozisyonları aynı yüzeyde nasıl kompoze edilebilir, bunları illüstrasyon ve fotoğraflar üzerinde, sanat tarihinden Rönesans dönemi resimlerini inceleyerek ayrıntılı olarak göreceğiz.

Başlıyoruz…

Kompozisyon nedir?

Kompozisyon kelime anlamı ile bir konuyu, var olan ya da gerekli objeleri bir araya getirmek ve düzenlemek demektir. Yalnızca edebiyata ait bir konu olmamakla birlikte tüm görsel, plastik sanatların tartışılabilir ender konuları arasında yer almaktadır. Bu noktada, konu tartışılabilir olduğu için işin içine kurallar, estetik ve algı giriyor.
 

Kompozisyonu iki boyutlu görseller üzerinde inceleyeceğimiz için bu konudaki açıklamasını ayrıca yapalım:

Görselde kullanılacak nesnelerin, renklerin, yatay ve dikeylerin, diagonallerin yüzey üzerine hesaplı biçimde yerleştirilmesidir. Hesap ve düzen terimlerini kullanmış olsak bile kompozisyon için doğanın gerçeklerinden ya da somut kurallarından az ya da çok uzaklaşmayı başarıp farklı yerleştirmelerle yeni kompozisyonlar oluşturmak günümüze kadar yaratıcılık temelleri arasında sayılmıştır; çünkü kompozisyonu sanat nesnesinde uygulamak, doğanın salt kurallarına tamamen sadık kalmayı gerektirmez. Bir görsel ortaya çıkarmak, doğanın zihnimizle birleşerek geometrinin açıklayacağı biçimde düzen ortaya koymaktır. Nitekim soyut ressamlar, tarihten bu yana kompozisyonlarını doğa kompozisyonunu deforme ederek, yeni düzenlemelere plastik dil yoluyla giden sanatçılardır.
 

 

 

Kompozisyonun tanımı düzenlemek ise bu düzenin içinde pek çok başlık yer almak zorundadır. İki boyutlu görsellerde bu başlıklar perspektif, renk, çizgi, odak noktası, ağırlık dengesi gibi konulardır.  Elbette en çok kullanılan kompozisyon yerleştirme kuralı olan “1/3 kuralı”, bizim de en çok kullanacağımız ve en iyi örnekleri vereceğimiz kuraldır. Bu kuraldan bahsedecek olursak, kompozisyonun, kadrajı yatay ve dikey olarak üç eşit parçaya böldüğümüz zaman ağırlık merkezinin kesişen 4 noktadan birine denk gelmesi gerektiği kuralıdır. Bu kuralı illüstrasyonumuz üzerinde de örneklendirelim.(resim2) (resim3) resim 2 ye baktığımız zaman, yüzeyin yatay ve dikeyde üç eşit parçaya bölündüğünü ve ağırlık merkezinin, gerek renk, gerekse ışık kullanımı ile birlikte dolunay olduğunu ve dolunayın da kesişen 4 noktadan birine denk geldiğini görüyoruz. Bu şekilde vurgunun kuvvetlendiğini, bu illüstrasyonu bu kural çerçevesinden çıkararak görelim. (resim4) (resim5)
 
 
Resim 4 ve 5 e baktığımız zaman, illüstrasyonu 1/3 kuralı haricinde iki kompozisyon halinde görüyoruz. Ağırlık merkezinin; yani dolunayın, sol alt köşede ve kadrajın ortasında sol tarafta kaldığını görüyoruz. Bu şekilde göz tek bir noktaya takılarak, gözün yüzey üzerinde dolaşmasını ve görselin izlenilirliğini kısıtladığını görüyoruz. Resmi incelerken, izlerken gözün yüzey üzerinde rahatça dolaşabilmesi, görselin oluşturduğu bütünlükle alakalıdır. Bu bütünlüğü oluşturacak öğelerin temelinde ise sağlam bir kompozisyon yatar. Resim 5 e baktığımız zaman kadraj ortalanmış ve kompozisyon ortadan ikiye bölünmüştür. Bu durumda ağırlık merkezi dolunay olmaktan çıkar, ½ oranında, kararsız bir vurgulama ortaya çıkar ve izleyiciyi etkileyecek öğeler varsa da bu gölgede kalır. İlginç olan tarafı; bunu ancak, görselin ağırlık merkezini kompozisyonda doğru noktaya koyduğumuz ve doğru yorumladığımız zaman anlamamız. 1/3 her ne kadar bir “kural” olsa da bu; her görselde, her tasarımda bunu uygulamak zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor elbette. Hiçbir kompozisyon kuralına uymak durumunda da değiliz. Bu genel geçer kompozisyon başlıkları yalnızca görseli daha güçlü kılmak adına, sanatın var olduğu tarihten bu güne kadar insanoğlunun tecrübeyle, yine insan algısı ve beyni ile alakalı ortaya çıkardığı, “olursa iyi olur” kurallarıdır. Tüm bu konular ve kompozisyon ağırlık merkezi ile alakalıdır. Esasen kompozisyon, kadrajda, yüzeyde vurgulamak istediğiniz noktayı diğer objelerle en iyi şekilde düzenleyip, yüzey üzerinde ilişkilendirmektir. Bu noktada iş, sizin o ilişkiyi nasıl kurmak istediğinizle alakalıdır elbette; ancak bazı temel kurallar vardır ve aslında bu kurallar da bugüne kadar kadraja bakan insan gözünün, beyne gönderdiği algılar ile birlikte neyi, ne şekilde iyi algıladığından ve hangi şekilde düzenlendiğinde estetik ve kusursuz olduğuyla alakalıdır. Sanat tarihinden günümüze kadar gerek fotoğrafçılar, gerek ressamlar, illüstratörler, tasarımcılar, teknik ne olursa olsun iki boyutlu yüzey çalışmalarında var olan ve insan gözünün kabul ettiği bu kurallara sadık kalmışlardır. O halde bu şekillenmiş kurallara örneklerle değinelim.
 
 
Görsellerdeki Rönesans ve Barok dönemi resimlerini incelediğimiz zaman, dönemin bağlı kaldığı kompozisyon sistemi hemen hemen birbirine benzemektedir.  Tuvali dikey ya da yatay yüzeyde tam ortadan iki parçaya ayırdığımız zaman, resmedilen modelin bir gözü, o çizgi üzerinden geçer. (objenin ya da görselin; sanatçının, izleyiciyi çekmek istediği odak noktası. Bu odak noktasını kompozisyonla birlikte renk, ışık ve perspektif ile desteklemişlerdir.) . Hemen hemen tüm Rönesans resimlerinde bu böyledir. (resim 6, 7, 8)
 

 

 

Şimdi ise size daha fazla faydası olacağını düşündüğüm iki konu hakkında kompozisyon konusunun kabul görmüşlüğünden bahsedeceğim.

Figüratif illüstrasyonda ve figür fotoğraflarında kompozisyon konusunu farklı başlıklar altında ele alabiliriz; çünkü fotoğrafta kompozisyon hayal gücümüzle oluşturacağımız illüstrasyondan çok, doğaya bağlı kalmamızı gerektiren kompozisyonlar oluşturur. Elbette kadraja dahil etmek istediğimiz kompozisyon elemanlarını dilediğimiz şekilde ekleyip çıkarabiliriz; ancak işin içine hayal gücümüzle çizerek oluşturacağımız bir illüstrasyon girdiği zaman, fotoğraf ile bir kural dahilinde kesişen kompozisyon konusu, bunun dışında birbirlerinden ayrılabilirler.

Bu kesişen nokta ise: kadraja giren figürün, kadraj dahilinde hangi noktalardan kesilip kesilmemesi gerektiği konusudur. Tekrar belirtmek isterim ki, bu “kural” diye bahsedilen konular, insan beyninin algısı ve “iyi görünen” dir. Bunu göz önünde bulundurarak, figür illüstrasyonlarında ya da fotoğrafta, “göz tamamlaması” denilen nokta, figürü nereden kesip kadraja dahil edebileceğimizle alakalıdır.
 

     

Figür, gerek fotoğrafta, gerekse çizimde eklem yerlerinden kesilmemelidir. (bilekler, boyun, dirsek, kalça, diz..) kadraja alınacak ise eğer,  eklem yerinin ya üzerinden ya da altından kesilmelidir.  (resim9,10,11,12)

Bu fotoğrafta kadraj konusunda da bu şekilde kabul görmektedir; çünkü eklem yerlerinden kesilip kadraja alındığı zaman; figür, kadrajda olmayan bölgesi ile bütünlük oluşturmayacağı gibi, göz, figürün görseldeki hareketini de tamamlayamamaktadır. örnekte görüldüğü gibi, eklem yerlerinden kesilip kadraja alınan figür ile diğer örnek arasında bahsettiğim algı durumu daha açık olarak seçilmektedir. Hareket, ikinci örnekte daha net algılanmaktadır ve resim 12 de, bedenin kadrajda olmayan bölümünü göz tamamlamaktadır, algılamaktadır. İzleyicinin, figürün kadraj dışındaki beden hareketini algılayabilmesi, görselin izlenilirliğini ve gücünü artırır.

Bu, figüratif illüstrasyon ve fotoğraf konularının, kompozisyon başlığı altında bir araya geldiği ender alt başlıklardan biridir.

İllüstrasyonda, figür illüstrasyon ve çiziminde kompozisyon konusundan bahsedecek olursak:

Az önce bahsettiğim konu ile birlikte, kompozisyon için belki de en önemli alt başlıklardan birine geldi sıra: boşluk.

çizimde ya da illüstrasyonda, kompozisyonumuza, yüzey üzerine, dilediğimiz obje, figür ve lekeyi koyabilmek gibi bir özgürlüğümüz var. O halde bu özgürlükle birlikte dikkat etmemiz gereken başka bir başlık çıkıyor karşımıza: ritm (armoni)
 

 

 

 
Kompozisyonda boşluk-figür ilişkisi, boşluğun figürün baktığı yönde olması ve boşluğu, kompozisyonun  figüre göre üst tarafında bırakmamız gerekmektedir. (resim 13,14,15)

Bu şekilde görseldeki derinlik, izlenilebilirlik daha güçlü olacaktır. örneklere baktığımız zaman daha iyi anlıyoruz ki; figürün alt ve arka tarafındaki boşluk bir anlam ifade etmiyor; ancak üst ve ön taraftaki boşluk, kompozisyon değerleri bakımından ve derinlik adına daha fazla anlam taşıyor. Desen eğitimin temel konuları arasındaki kompozisyon konusunun da başlı başına ayrı bir başlığıdır boşluk.

İşte ritm konusu da tam bu noktada devreye giriyor. Fotoğraf ile ayrıldığı noktalardan biri de bu. Fotoğrafta boşluk dengesini az önce anlattığımın zıttı olarak, boşluğu figürün arkasına ya da altına yerleştirebilirsiniz, ışığına göre gölgesini kullanabilirsiniz, renk, doku, ışık, boşluk dengesini modelin arkasına alarak kurabilirsiniz ya da başka objelerle bunu dengelersiniz, illüstrasyonda da bunu yapabilirsiniz; ancak burada anlattığımız konu, klasik kompozisyon konusudur. ağırlık merkezinizi göz önünde bulundurarak boşluğu ve kompozisyonu oluşturmanız, görselinizin izlenilirliği açısından faydalı olacaktır. İçinde figür olan bir illüstrasyonun ağırlık merkezi, elbette figürle alakalı olmak zorunda değildir. her türlü objeyi, figürü, kadrajda istediğiniz noktaya yerleştirebilirsiniz; ancak iyi bir kompozisyon ve ritm oluşturmazsanız, görseliniz istediğiniz başarıya ulaşamayabilir. Ters kompozisyonu kurtarmanın tek yoludur bu: boşluk konusu, yüzey ilişkileri bakımından düşünüldüğü zaman, iyi bir armoni, güçlü bir kompozisyon. Aksi halde görselde “düşme” denilen kompozisyon hatasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

Boşluk konusuna değindikten sonra ritm ve düşme nedir, bunlardan söz edelim.
 

 

 

“Ritm” nedir? “Düşme” nedir?

Ritm (armoni):
 Armoni, kompozisyon konusu ile birlikte değerlendirilecek ayrı bir konu başlığı diyebiliriz. Kısaca bahsedecek olursak; armoni, konunun, görsel yüzeyi üzerinde renk, biçim(form), ağırlık dengesi, çizgi ve teknik olarak bütünlük oluşturmasıdır.

Yüzey üzerinde uygulayacağınız illüstrasyonun ağırlık merkezi ile birlikte, o ağırlık merkezini, yüzeyin diğer bölgelerinde de dengeleyecek yardımcı öğelerin, renk, çizgi ya da görselin uygulama teknikleri kullanılarak, “gözün yüzey üzerinde rahatça dolaşabilmesini” sağlamak ya da belli bir noktaya takılmasını engelleyerek, tüm yüzeyde bir denge yaratabilmektir.

Armoniyi bir denge politikası olarak düşünebiliriz. illüstrasyon örneğindeki armoniyi inceleyecek olursak, görsel yüzeyinin alt tarafındaki kırmızının, yüzeyin üst tarafında da kullanıldığını, dikey formların, yüzey üzerine dağıldığını, sarı ve beyazın ışık olarak kullanıldığını ve yalnızca dolunay imgesinde olmadığını, yüzeye izlenilebilirlik açısından dağıtıldığını görüyoruz.

Armoniyi yalnızca realistik illüstrasyonlarda, bu şekilde düşünmemeliyiz elbette. Hangi tarzda nasıl bir görsel ortaya çıkarırsanız çıkarın, o görselin ihtiyacı olan armoniyi, yüzeye kazandırmanız gerekir. 

Düşme dediğimiz tabir ise, çok basit bir anlamı olmakla birlikte, yüzey çalışmalarında ya da plastik sanatlar adına çok önemli bir unsurdur. Buna görselde ağırlık dengesi, kompozisyon dengesi, form armonisi de diyebiliriz. Düşündükçe ve mantığını kavradıkça çok daha fazla isim türetebiliriz. Bunu da aynı illüstrasyon üzerinde gösterelim ve bir illüstrasyonu kompozisyon değerleri bakımından baştan sona incelemiş olalım. İllüstrasyona baktığımız zaman dikey formların, yüzey üzerine dağılmış olduğunu görüyoruz, kayalıklardaki dikey formlar, kayalıkların kendisi, yüzeyin sağ tarafında, ufuktaki dikey formlar, kırmızı yüzey üzerindeki dikey formlar, görsel üzerinde birbirini tamamlayan formlar olarak orada bulunuyorlar. Bunlardan birinin olmadığını düşünelim. örneğin kırmızı yüzeydeki dikeylerin olmadığını.. (resim16)
 

Hal böyle olunca yüzeyin alt tarafındaki kırmızı bölgenin kayıp ya da ölü alan olduğunu ve gözün, dolunay imgesinden sonra yüzeyin o bölgesinde dolaşmadığını, dolaşmayacağını ve dolayısıyla gereksiz bir boşluk haline geldiğini görüyoruz.

Bununla birlikte o dönemlerde kullanılan ve günümüze de aynı işleviyle taşınan diğer kompozisyon teknikleri arasında; üçgen kompozisyon, açık ve kapalı kompozisyon teknikleri de vardır. Kısaca bunlardan da söz etmek gerekirse:

üçgen kompozisyon;

üçgen kompozisyon en çok bilinen ve kullanılan kompozisyon türleri arasındadır. klasik kompozisyon da denmekle birlikte, bu tekniğin uygulama şekli, görsele yerleştirilen obje, figür ya da renklerin oluşturduğu armonik ve kompozisyon sistemini; yüzeyin alt tarafına yerleştirilen bir üçgenin referans alınıyor olmasıdır. Bu üçgene göre, özellikle Rönesans dönemi çalışmalarında, önem taşıyan figürlerin üçgenin ortasına gelecek şekilde yerleştirilip, önem sırasına göre üçgenin kenarlarına yerleştirilen figür ve diğer obje, mekan, perspektif sistemi yerleştirilmektedir. Buna örnek olarak Leonardo Da Vinci”nin Kayalıklardaki Meryem isimli tablosunu örnek gösterebiliriz. (resim17)
 

Açık – kapalı kompozisyon:

Bu kompozisyon türünün özelliği yüzey üzerindeki figür, obje ve olayın yüzeye sıkışmadığı, figürlerinin bakışlarının yüzeyden dışarı çıkabildiği kompozisyon çeşididir. Kapalı kompozisyonda ise yüzeydeki figürler, geçen olayı bakışları ve hareketleri ile, yüzey içerisinde tamamlarlar. Tüm gerçeklik; açık kompozisyonda yüzey sınırları dışına çıkabilir, kapalı kompozisyonda ise çıkamaz.

Bu sayımızda yüzey üzerinde oluşturulan iki boyutlu çalışma ya da illüstrasyon için gerekli olan çok önemli bir konuya giriş yaptık. çalışmalarınızı, ekteki mail adresime ulaştırabilirsiniz, böylelikle birlikte değerlendirme fırsatı bulabiliriz.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here