Ana sayfa Makale His

His

0
Günümüzde fotoğraf acaba 150 yıldır elinde tuttuğu fiziko kimyasal “tesadüflüğü” (mistizmi) kayıp mı ediyor? Uzun bir zaman boyunca hep teknik boyutlarıyla konuşmaya alıştığımız fotoğraf (siyah beyaz tonlar,karanlık oda müdahaleleri ve tesadüfü etkiler, lekeler) günümüz teknolojisinin getirdiği “kesinlik” ile başka bir yaratıcılık  yörüngesine girdiği söylenebilir.
Romantikler tarafından bir dönemler mekanik süreç içinde insan bilinci olmadığı gerekçesiyle kişiliksiz-ruhsuz olarak nitelendirilen fotoğraf, çok geçmeden birçok sanat akımını ve sanatçıyı derinden etkilemişti. Sonuçların istikrarlı olmaması, duyarlı malzemenin pozlama toleransının değişkenlikleri, karanlık  oda ve insan müdaleleri  ile artık sözde mekanik süreç sona ermişti.

2000″li yıllara benzer eleştirilerle giren dijital fotoğraf anlayışı, yazılımlarla (aydınlık oda) fotoğrafa ressamın fırçasının yarattığı görüntülere benzer bireysel müdahalelere elverişli bir ortam hazırladı. Eskiden fotoğraf, nesnelerin görüntülerinin ışığa karşı duyarlı malzemenin üzerine saptandığı optik, kimyasal ve mekanik süreçten ibaret sayılan ve fotoğrafı ilginç bir buluş haline getiren  doğru “ışık” ve “zaman” olgusunu da bugün kökten değiştirdi. (Eksik ve fazla poz telafileriyle yaratılan HDR fotoğraflar ya da stüdyo ortamında çekilip başka bir mekana aktarılan –deküpaj- hiper realist işler ortaya çıkarıyor.)
 

 

 

Uzun zaman kadrajdaki görüntü ile deklanşör arasına giren “karar süreci”nin fotoğrafı üretim kılmadığı düşüncesi, dolayısıyla fotoğrafın sanat sayılamayacağı tezi de bugün çürümekte.
Eskiden beri süregelen, fotoğrafçının makinenin gerçekleştiremeyeceği bir sonuca karar verememesi, bugün bunu tam ters  yönde bir teknik olarak kullanmamıza olanak sağlıyor.
   

Fotoğraf teknolojisinin gelişimiyle, 150 yıl önce kadrajdan baktığımız görüntüler bugün büyülü birer işlemciye dönüşüyor. Fotoğrafın negatifinden sonra görüntünün hızlı pozitifi birleşimini yazışıyoruz. Derinlik olmadığı için artık dijital yanılsama gözümüzle iletişimi kaybediyor. Kimyasal niteliği 150 yıl sonra  heyecan plazmasına dönüştürüyor fotoğrafı. Dijital kodlanan görüntüler sokaktan televizyona, sinemadan internete (ve bütün sistemlere) hızlıca yol alabiliyor.

Hegel bir gün “bütün gerçektir” demişti. Bugün ise bütünün kesinliği dayanılmaz hale geliyor ve bütünün yerini parçalar alıyor. Hatta onu parçalarken idealize edebiliyor.
Kendilerine ait olmayan bir ışıkla aydınlatılmış kişiler ve nesneler. Tuhaf birşeyler olacakmış havasında kompoze edilmiş mekanlar. Aykırı bir ışık altında donuk bir bakış. Barok ışığı tadında –kutsanmış- bir aura…

Bir zamanlar araya kendi ürettiği görüntülerini koyan fotoğraf (kendilerine ait olmayan bir ışıkla aydınlatılmış mekanlar ve insanlar, renkli olsa bile siyah beyazın o gerçekdışı havası, geniş açının dramatikliği…) bugün gerçekliğe en ilginç oynunu oynuyor:

Onu olduğu gibi idelaize ediyor(onun olmadığını söylemiyor)… Ona tutkuyla sarılıyormuş “gibi” yapıyor. Teknikle oynanan bu gerçek dışı oyun yeni yüzyılın fotoğraf anlayışının temellerini oluşturacak gibi…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here