Ana sayfa Sektörden Harem”den Sesler

Harem”den Sesler

163
0

 Harems Productions’ın kurucularından Efe Demir yoğuran, Türk müziği enstrümanlarının kayıtlanması ve mikslenmesi üzerine başarılı projelere imza atıyor.


Sound: Türk müziğinde yer alan enstrümanların bir çoğunun ağacı, yapım şekilleri ve tonal yelpazesi batı enstrümanlarından çok farklı. Bu durum farklı şekilde mikrofonlama ve kaydetme yöntemlerini beraberinde getiriyor mu?
  

Efe Demiryoğuran:
Evet tabii ki her enstrümanı kayıtlarken o enstrümanın akustik yapısını göz önünde bulundurmak gerekir. Tüm etnik enstrümanlarda kayıt yapmak zor ve risklidir bence. çünkü kullanılan enstrüman ilkel bir enstrümandır ve eğer kullanıldığı müzikte modern bir müzikse, doğal olarak  bu ikisini birleştirmek durumundasınızdır. En büyük sıkıntı hemen hepsi el yapımı olan bu enstrümanların birbiriyle farklı tınılar üretmesi. örneğin iki klasik kemençenin sesi birbiriyle hiç bir zaman aynı olamayacağı gibi aynı klasik kemençe iki ayrı kişi çaldığı zamanda değişik sesler çıkartacaktır. Bu durum perküsif enstrümanlarda daha da belirgin olarak karşımıza çıkar. Ben kayıt etmeden önce o enstrümanın kullanacağımız şarkının düzenlemesindeki  yerini anlamaya çalışırım. Bence en sağlıklı ilk adım budur. Eğer birbiriyle karışacağını düşündüğüm başka sesler varsa o kanalları  kapatırım ya da EQ ile karışacak frekansları kaydı daha sağlıklı yapabilmek adına kısarım. Daha sonra kayıt odasında enstrümanı dinlerim. Burada esas amaç enstrümanın gerçek sesine en yakın sesi kayıtlamaktır. O yüzden mümkün olduğunca sesi filtrelemekten kaçınarak en doğru (gerçeğe en yakın) sesi bulmaya çalışırım. Burada enstrümanı çalan kişinin yorumu sizi değişik yöntemler kullanmaya itebilir. örnekse ney üfleyen bir  kişinin nefesi mikrofonlamayı doğru yapmazsak çok rahatsız edici olur. Ancak ney sesinin ana karakterini de bu nefes ortaya çıkarır hatta nefes sesini an az şekilde duyacak bir yere bir mikrofon yerleştirip daha çok nefes sesi alan başka bir yer seçip oraya da başka bir mikrofon yerleştirirsek bu ikisini birleştirmek bence güzel sonuç verebilir. 

S: Aynı şekilde batılı enstrümanların ülkemiz müziğinde ülkemiz sanatçıları tarafından kullanım tekniklerinde de farklılıklar görüyoruz. (Mesela kemanın tutuş teknikleri, darbukanın pozisyonlandırılması gibi.)

E.D.:
Kesinlikle doğru. Bize özel olduğunu düşündüğüm bir durumdur yaylı grupları. Bir taraftan baktığınız zaman tamamıyla yapılan işi yanlış olarak değerlendirmek mümkündür ancak bir de çalınanları duyduğunuz zaman buradaki yanlışın bir şekilde zaman içerisinde kendi doğrularını ürettiğini hatta son olarak geldiğimiz noktadaysa tüm dünyada kabul gören bir tarz olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Ben dünyanın çeşitli yerlerinden sadece bu yaylı gruplarını kayıtlamak için Türkiye”ye gelindiğini biliyorum. Aslında yapılan işin klasik yaylı grubu kayıt etmekten çor farkı yoktur, ancak enstrümanların tutuşu, basılan notaların farklılığı(komalı sesler),  arşe pozisyonlarındaki değişiklikler ve grubun ensamble anlayışı klasik yaylı grubundan farklılıklar arz eder. Bu da beni değişik çözümler üretmeye yöneltmiştir. Burada bulacağınız tüm çözümlerde; öncelikle çalınan müziğin yanlış olduğunu düşünürseniz o kaydı bitirmeniz çok zor olacaktır. Oturma şekli çok önemlidir. Bu gruplar aynı anda çok ciddi uyumlu çalabilirler ancak doğru oturuş şeklini bulmanız lazım. 2-3 adet separetöre ihtiyacınız olacaktır hatta üzerinde cam bölme barındıran separatörler daha da çok işinize yarayacaktır. Oturdukları yerden birbirlerini görmeleri sonuçta oldukça önemlidir. Kemanları viyolaları, viyolonselleri ve kontrbasları ayrı ayrı oturtmak ve aralarını bölmek birinci adımdır. Daha sonra kemanları tek tek ardından 1.keman ve 2. keman olarak grup grup çaldırıp aynı volümde ve akortta çalmalarını sağlarsanız; Bunlara viyola, viyolonsel ve kontrbası da eklerseniz ve her gruba ayrı kulaklık dengesi yaparsanız çıkan performans gerçekten de iyi olabilir. Dikkat ettiyseniz söylediğim şeylerin bir çoğu performansı gerçekleştirecek kişileri rahatlatmakla ilgili çünkü onların düzgün duymalarını sağlamanız gerçekten performanslarını etkiler. Bundan sonra doğru nüanslar ve entonasyonla çalındığına eminseniz mikrofon kaçaklarını faz ilişkilerini sıkça kontrol edip mikrofonların yerini değiştirip en iyi sonucu bulabilirsiniz. Ayrıca odayı mikrofonlayıp daha önce ayrı ayrı kayıt ettiğiniz grupların yanı sıra  bir de genel ambiyansı da kayıtlarsanız miks esnasında çok daha rahat edersiniz.   S: ülkemizde klasik Türk müziği ve Türk halk müziğinde tek sesli bir yapı hakim. Bu durum miks sırasında bir takım sorunlar yaratıyor mu?   E.D.:  Türk müziğinde tek sesli bir yapı hakim olduğu doğrudur fakat bu durum enstrümanların birbirlerinden farklı  frekans aralıklarında olmalarını doğurmuştur bence. örnekse ut ve kanun aynı notaları aynı oktavdan çaldıklarında dahi her ikisinde de değişik frekanslar öne çıkacaktır. Bu da onları ayırt etmemizi sağlayacaktır. Armonizasyonu yapılmış bir şarkının üzerinde bu enstrümanları gerçek tatlarına en yakın şekilde duyurmak büyük ölçüde aranjmanın doğru yapılmasıyla mümkün olur bence. Doğru pozisyonlarda doğru seçilmiş enstrümanlarla çalınan armoniler ve ritimlerin üzerinde bu enstrümanları duyurmak çok da zor olmayacaktır.  

S: Türk müziğinde kullanılan vurmalı çalgıların kayıt teknikleri, dünyada gördüğümüz diğer vurmalılardan (özellikle Latin müziğinde kullanılan) vurmalılardan farklı mı?

E.D.:
Kayıt teknikleri arasındaki en büyük fark bence darbuka kayıt tekniği diye bir şeyin henüz literatürde yeri olmamasıdır.) Ben genel olarak Türk Müziği vurmalı çalgılar ailesiyle ilgili bir kaç bir şey söyleyeyim. Bu enstrümanların bir çoğunun Latin enstrümanlarındaki gibi gelişmiş bir akort sistemi yoktur yani akort bir mandal ya da anahtarla değil ısıtılarak ya da soğutularak yapılır. Mikrofonlamaya geçmeden önce enstrümanı kayıt edeceğimiz şarkının tonuna uygun bir tona getirtmek bizi rahatlatacak en büyük adımdır. Daha sonra örneğin darbukada Düm Ve Tek olarak bilinen bas ve tiz vuruşları birbirinden ayırt etmek isteyip istemediğimize karar vermemiz gerekir. Bunun da kararını gene şarkının aranjmanına göre vermeliyiz. örneğin çok fazla bas vuruş içeren bir aranjmanda darbukanın “düm” vuruşlarını kayıt etmek daha sonra canınızı sıkabilir. Bunu engellemek için darbukanın arka deliğine 30 cm kadar uzağa ayırıcı bir panel yerleştirebilirsiniz. Bu bas frekansların bir çoğunu yutacaktır. “Tek” ler yani tiz vuruşlar, darbukanın kenarlarına vurularak elde edilir ve çok fazla nüans içerebilir. Bu yüzden mümkün olduğunca yakına ince diyaframlı bir condenser mikrofonu offaxis pozisyonlayarak yerleştirirsek iyi bir sonuç alabiliriz. Ben kayıt yaparken genel olarak kayıt odama ve mikrofonlarıma güveniyorsam filtreleme yapmaktan kaçınırım Perküsyon kayıtlarında (özellikle bendir, hollo, dehollo, def) enstrümanlar bazı frekanslarda rezonans yapabilir Bu enstrümanın yapısı gereğidir. Enstrüman eğer düzenlememize göre akortlanmışsa bu rezonansa çok küçük müdahaleler yapılabilir ama bence kayıt yaparken  esas enstrümanın karakteristiğini bozmamaktır. Gerekli müdahaleyi yapmak için miksde daha çok zamanımız ve deneme yanılma payımız olacaktır.

 S: Miks aşamasında sizin bakış açınız ile piyasanın beklentileri arasında nasıl bir fark ortaya çıkıyor? Bu dünya müziğinde sizce ne durumda?

 E.D.: Türkiye piyasasında miksin önemi son yıllarda biraz daha anlaşılmış bile olsa henüz tam anlamıyla kavranabilmiş değil. Bununda en büyük sebebi bir prodüksiyonun  bütünlüğünü sağlayacak kişinin yani prodüktörün daha tam anlamıyla doğru olarak algılanmamasıdır. Son yıllardaki başarı kazanmış ve beğenilen tüm prodüksiyonlara baktığımızda başında deneyimli müzik kökenli bir prodüktör bulunduğunu görüyoruz. Piyasanın beklentilerine cevap vermek aslında miks yapan kişinin inisiyatifinde olmamalı. Ben bir CD”nin raftaki yerini alıncaya kadarki tüm aşamalarının bir bütün olması gerektiğine inanıyorum. Bestenin, yazılan sözlerin, düzenlemenin, kayıt müzisyenlerinin ve teknik ekibin bir bütün olduğunu ve bunların doğruluğuna prodüktör tarafından karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aynı dünyadaki örneklerde gördüğümüz gibi. Müzik tarzlarının belirginleşmesi ve o tarzlara hakim olan aranjörler, müzisyenler ve ses mühendisleri ortaya çıkması gerekli. Böylelikle daha hijyenik ve doğru işlerle dinleyiciye ulaşılır. Ben bildiğim ve hatta mümkünse keyif aldığım tarzlarda çok daha verimli, yaratıcı miksler yapabiliyorum. İşin başında miksin sonunu hesaplayacak bir prodüktör yoksa ben miksin nereye gideceğini, insanların algısında nasıl bir yer açacağını, görsel bir medyayla birleştiğinde nasıl olacağını da hesaplamaya çalışıyorum ama zaten bunlar daha beste yapılırken hesaplanması gereken şeyler olduğu için gerçekten zorlayıcı ve netice alması zor oluyor. Ayrıca miks yaparken konsantre olmanız gereken esas şeyleri de gözden kaçırmanıza neden olabiliyor. 

S: Stüdyonuzun ekipmanlarını ve akustik düzenlemesinden bahseder misiniz?

E.D: 2007 yılından bu yana kendi stüdyomda (Harems Productions) çalışma olanağım var. Bu gerçekten beni çok ileriye götürdü. Stüdyomuz oldukça geniş, o yüzden bir hayli değişik akustik uygulamaya fırsat veriyor. Kayıt ve kontrol odası yüzer oda şeklinde yaklaşık 90m2 bir alana inşa edildi. Bunun 55m2″si kayıt 35 m2″si ise kontrol odası olarak bölündü. Kayıt odasında tavan yüksekliği çok fazla olmadığı için ahşap zemin ve bazı duvarlara cam uygulaması yapıldı böylelikle odanın canlılığı korunmaya çalışıldı. Ayrıca kayıt odasında vokal ve davul performansları için bölümler oluşturduk bunları ayırıcı panellerle desteklediğimizde canlı kayıt yapabilme şansı da buluyoruz. Favori ekipmanım Lynx Aurorora8 AD/DA converter. İyi bir converter”la kayıt yapmak işimi  hayli zevkli  bir hale getiriyor. Aurora”yı daha çok kayıtlarda AD olarak ve master clock olarak kullanıyorum. Ayrıca Adat opsiyonuyla FF800 ses kartıma bağlı birlikte çok uyumlu çalışıyorlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here