Ana sayfa Sektörden Hangi makine iyidir?

Hangi makine iyidir?

117
0

Tüketici testlerinin amacı, satın alma kararını kolaylaştırmak ve yanlış satın alımları önlemektir. özellikle, her gün alınmayan ürünlerde (lüks ürünler) bu işlev, daha da önemli olmaktadır.

ülkemizde ve dünyada yaşanan yoğun rekabet, tüketicilerin daha düşük fiyatlara daha nitelikli ürünler elde etmelerini sağladı. üstelik, sunulan ürün yelpazeleri, hiçbir zamanda olmadığı kadar geniş. Madalyonun diğer yüzünde ise, bu kadar çok çeşit arasında “Boğulan” tüketicinin, karar vermekte zorlanması bulunuyor. Perakende fotoğraf sektöründe ise, durumun daha iyi olduğu söylenemez:Hayatında deklanşöre basmamış, cep telefonları ile bulanık ışık birikimlerini kayıt etmeyi fotoğraf çekmek sanan, fotoğraf makinelerinin birer bilgisayar aksesuarı olduğuna inanan kişilerin, tezgâh başında satış danışmaları olarak görev yaptıkları, ne yazık ki acı birer gerçektir. Peki, mümkün olduğu kadar en doğru bilgileri nasıl edinebiliriz: Tabii ki yerli ve yabancı kaynaklardaki test ve değerlendirmelerden faydalanarak ve mümkün olduğu kadar bu bilgilere, kendi testlerimizi ve değerlendirmelerimizi dahil ederek! Bu durumda, bağımsız basın ve yayın kuruluşlarının yaptığı testler devreye giriyor.

Tüketicinin, kendine en uygun olan fotoğraf makinesini seçmesinde yardımcı, hattâ yol gösterici olan tüketici testleri, uygulayan kurumların saygınlığından dolayı büyük bir ilgi görmekte ve özellikle iyi neticeler alan ürünlerin üreticileri için, bir kıvanç kaynağı olmaktadırlar. Bazı “akraba” ülkelerin yanı sıra Türkiye’de de, insanların birbirlerine olan güvensizliğinden dolayı yerli test kurumlarının gelişmelerine müsaade etmeyen şartlar, tüketicileri, yabancı ülkelerin ve onların şartlarına göre düzenlenmiş internet sayfaları vasıtası ile tercih yapmaya zorlamaktadır. Ancak, bu tür testlere nasıl yaklaşmak gerekir? Bunlar, gerçekten ve her zaman doğruyu ifade ederler mi?

Tüketici testlerinin amacı, satın alma kararını kolaylaştırmak ve yanlış satın alımları önlemektir. özellikle, her gün alınmayan ürünlerde (lüks ürünler) bu işlev, daha da önemli olmaktadır. Bunun için bu değerlendirmelerin ifadesi kuvvetli, güvenilir ve anlaşılır olmaları gerekir. Tüketici genelde, güvenilirliği ile tanınan sektör dergilerinde ve kurumlarda yapılan testlerin itina ve sorumluluk ile yapıldığından hareket edebilmektedir ve bu yüzden, yapılan ölçümlerde ve elde edilen verilerde tereddüt oluşmaz. Ancak, bu verilerin yorumlarında ve değerlendirmelerinde ciddi farklar oluşabilmektedir. örneğin ürünlerin işlevselliği ve işlenme niteliği, değişik kurumlarda farklı ağırlıklar kazanabilmektedir. Tasarım ve kullanışlılık gibi özellikler de, öznel olarak değerlendirilirler. ürün, vaât edilen nitelik seviyesine ulaşamadığında alınması gereken hizmetler ise, genelde söz konusu edilmemektedir. Bu özellikle, büyük markaların imajından faydalanarak, altyapıyı hazırlamadan ithalatçılığa soyunan mümessillerin bolca bulunduğu ülkelerde hayatî önem taşımaktadır. Bu yazının amacı: Diğer tüketimin yanı sıra fotoğraf tüketiminin de her geçen gün arttığı ülkemizde, fotoğraf konulu “Tüketici test” kurumlarının ne şekilde çalışmaları gerektiği ve bunların oluşmasına ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktır.

 

 

Elma ile armut
İfadesi kuvvetli olması gereken tüm karşılaştırmaların ortak yanı ürünlerin karşılaştırılabilir olmasında yatmaktadır. örneğin otomobil testlerine dahil edilen “F1” yarışları şampiyonu bir Ferrari, tüm karşılaştırmalarda açık ara birinci olur; ancak bu aracın normal trafiğe çıkmasına hiçbir kurum izin vermez! Birkaç megapiksel sunan bir cep telefonu, aynı sayıda megapiksel sunan bir sayısal fotoğraf makinesi ile karşılaştırıldığında, herhangi bir varlık gösteremez; hâlbuki bu gerecin işlevleri, fotoğraf makinesinden katbekat fazladır.

Fotoğraf makinelerinin görevi teknik olarak kusursuz olan fotoğrafların verilerini sunmaktır. Fotoğraf çekebilen cep telefonları gibi çok işlevli gereçler ise resim niteliği ile konuşma ve görüntü iletişimleri arasında en iyi uzlaşmayı sunmak zorundadırlar. Yani en iyi cep telefonu, resim niteliği ile iletişim işlevlerini en iyi birleştiren gereçtir. Bu yüzden, orta sınıf resim niteliği ile olağanüstü iletişim özellikleri olan bir cep telefonun, bir fotoğraf dergisinde “yetersiz” olarak değerlendirilmesi sürpriz olmaz. Zirâ aynı gereç, cep telefonlarını konu edinen bir dergide değerlendirildiğinde “İyi” notunu alacaktır.

Sayısal fotoğraf makineleri, resim oluşturmak için üretilmiş yüksek teknoloji gereçleridir. Bu tür bir cihazın niteliği hangi neticelerin, hangi çaba ile, hangi ön bilgileri gerektirerek ve hangi masraf ile elde edildiğinde yatmaktadır. Bu yüzden, bu makineleri karşılaştırıp, değerlendirenler kullanıcıların seviyesine göre ayrım yapmaktadırlar. Fotoğrafçılık bilgileri olmadan hızlı ve ânî resimler çekmek isteyen bir kişi, karmaşık bir SLR sisteminden çok, tam otomatik çalışan tıkız bir makine ile daha iyi sonuçlar elde edecektir. Buna rağmen test icracıları, büyük bir olasılıkla, SLR makinenin resim niteliğini daha yüksek olarak değerlendireceklerdir. Nesnel olarak kabul görebilecek ifadeleri sarf etmek için test düzenlemelerinin ve yöntemlerinin, uzunca bir zaman dilimi içinde tekrarlanabilir ve karşılaştırılabilir olmaları gerekir.
 

 

 

Resim niteliği ölçütü: Renk doğruluğu
?imdi de, test öğelerinden biri olan renk doğruluğunu ele alalım: Renk, ölçülmez. ölçümler ile yapılan, duyu izlenimini matematiksel olarak anlatmaktır. Buna ek olarak: ölçüm tekniği açısından doğru olarak nitelendirilen bir rengin, izleyicinin hoşuna gitmesi zaruri değildir. Tam tersine, hoşa gitmeme ihtimali daha fazladır. Hafızamıza yerleşmiş olan, örneğin ten renkleri, gök mavisi veya bitkilerin yeşili gibi bazı renk tonları vardır. Bu renk varsayımlarının, gerçek ile pek ilişkileri yoktur; hattâ halk veya yörelere göre değişir. Böylece Japonların ten rengi anlayışı ile Afrikalıların veya Avrupalıların anlayışları farklıdır. Yani bir resmin, onu izleyenin kişinin hoşuna gitmesini nesnelleştirmek mümkün değildir. Bu yüzden üreticiler, uzun yıllar gerektiren tecrübeler sonunda, ancak herkesin hoşuna giden renkleri üretmekte başarılı olabilmektedirler. Bu durum ise, test yapımcıları ile üreticiler arasında bir kısır döngüye sebep olmaktadır: Kullanıcıların hoşuna giden renkler üreten makineler, nesnel ölçüm yöntemleri sonucunda sıkça kötü notlar almaktadırlar. Hoşa giden bir renk yelpazesinin nasıl olduğu, sadece büyük zamansal ve kişisel zahmetler sonucunda bilinebilmektedir. Bu tür testleri, fizyolojik ve psikolojik şartları aynı olamayacağı için, sadece tek bir test akımı içinde değerlendirmek mümkündür. Ancak, bunun için eşit şartlar yaratmak da mümkün değildir. Böylece test yapımcıları, tekrarlanabilen şartlar altında fotoğraf çekilebilen ve mümkün olduğu kadar gerçeğe yakın olan stüdyo malzemelerine dayanırlar. Burada elde edilen sonuçlar genellikle renk levhaları, renkli eşyalar, karmaşık dokular ve yüzeyler kısaca bu şekilde doğada bulunmayan orijinaller ile karşılaştırılır. Dolayısı ile bu sonuçlar güneş ışığı veya mavi gökyüzü altındaki, yeşilliklerin yoğun olduğu bir ortamdaki çekimler gibi gerçek çekim şartlarında beklenmesi gereken nitelik hakkında pek fazla bir ifadeye sahip olmazlar. Böylece gün ışığında çekilen portrelerin veya bulutlu havada çekilen manzara resimleri renk yapılanması hakkında bu yöntemler ile geçerli ifadeler vermek, mümkün değildir.

Bir sayısal fotoğraf makinesinin renk verimi hakkında doğru ifadelere ulaşabilmek için makine ve onun ile üretilmiş olan verileri değil, daha çok bunlardan sonuçlanan resimleri, yani baskıları ve bilgisayar ekranındaki görüntüyü değerlendirmek gerekir. Bu yöntemde binlerce kare çekim yapmak gerekir; gerçek ve uygulamaya yakın şartlar altında çekilmiş olan bu karelerin günler süresince uzmanlar tarafından yapılan görsel denetime maruz kalarak, değerlendirilmeleri gerekir; zira belirleyici olan ölçüm değerleri değil, öznel ve görsel karşılaştırmadır.
 

 

 

Bunun sonucunda, örneğin ten renklerini gerçek olarak yansıtan fotoğraf makinelerine olan talep, çok düşüktür. Farklı kıtalardaki insanların çoğu, genelde gerçeğin tam karşıtı olan görüntüler arzu etmektedirler. Türkiye’nin de farklı yörelerindeki insanlar, farklı ten renkleri görmeyi arzu ederler; bu, dünyada da böyledir: Asya kıtasında insanlar, daha çok kırmızı yüklenimli ve mutlaka sarı izlenimi bırakmayan renkler isterler. Orta Avrupa’da sarı ve koyu tonlar tercih edilirken, kırmızımsı ten renkleri arzu edilmez. Güney Avrupa’da ise daha aydınlık ten renklerine doğru bir eğilim varken Afrika kıtasında da aydınlık ve sarıya çalan renkler tercih edilmektedir. Sayısal fotoğraflar, ancak ekrana aktarıldıklarında veya basıldıklarında görünürler. Bu yüzden, test amacı ile kullanılacak olan görüntü gereçlerinin en yüksek nitelik gereksinimlerine cevap verebilmeleri ve düzenli aralıklar ile kalibre edilmeleri ve ICC profillerinin düzenlenmeleri gerekir.

Tabii ki renk veriminin ölçüm tekniği vasıtası ile değerlendirilmesi, nesnel karşılaştırılabilirlik ve tekrarlanabilirlik için önemlidir ancak, ölçümde doğru olarak çıkan değerlerin müşterinin hoşuna gitmesi, sadece uygulamaya yakın deneyler, gerçek fotoğraflar ve bolca tecrübe ile belirlenebilmektedir. Tecrübe gereği: ölçüm yapıldığında doğru olarak değerlendirilen gerçeğin sûreti, çok nadir olarak hoşa gitmektedir ve otomatik olarak, iyi baskılar oluşacağı anlamına gelmemektedir.

Müşterinin hoşuna giden fotoğraf baskıları için resim verilerinin, günümüzde çoğunlukla makine içinde yapılan, çok sayıda düzeltme işlemlerinden geçmeleri gerekmektedir. Bunların arasında kerteleme bölünmesi, ışıklama düzeltimi, renge çalma düzeltimi, keskinleştirme, yerel yoğunluk düzeltimi, kerteleme düzeltimi ve renk düzeltimi gibi öğeleri sayabiliriz.

Ekranda en iyi şekilde görünmesi için işlenmiş olan sayısal bir çekimi, çok daha küçük bir zıtlık çapına sahip olan, güçlü yansımalar oluşturan ve dağılan ışık vasıtası ile daha da fazla zıtlık ödünleri vermek zorunda kalacağı muhtemel olan bir kağıda en iyi şekilde basmak için, parlaklık ve doygunluk izleniminin (kısmen yerel) kerteleme düzeltimleri vasıtası ile taklit edilmesi gerekmektedir. Bir resmin ölçülebilen tüm özellikleri, çekim niteliği öğelerinin sadece kısımlarını tarif edebilirler. Resim niteliği için önemli olan çok sayıda unsuru ise, ölçmek mümkün değildir. Bu yüzden: Sadece ölçüm bilgilerine dayanan testler, sayısal fotoğraf makinelerinin uygulamadaki başarımları hakkında pek bir şey ifade etmezler. Buna ek olarak: Resim niteliği de, bir sayısal fotoğraf makinesinin başarımının sadece bir bölümünü oluşturmaktadır. Fotoğraf makinelerinin resim niteliğini değerlendirmek için, güvenilir ve tekrarlanabilir ölçüm değerlerine ek olarak, uzmanların bilgisi de vazgeçilmezdir.

Resim niteliği ölçütleri:
Keskinlik, çözünürlük ve zıtlık

Sayısal bir fotoğraf makinesinin resim niteliğine katkıda bulunan belirleyici öğeler; renk veriminin yanı sıra zıtlık, keskinlik ve ayrıntı çizimi olmaktadır. Tüm bu nitelik unsurları ışık algılayıcının vasfı, objektifin tasvir gücü ve resim işlemcinin başarımına bağlıdır. Bu birleşenlerin birbirlerine en uyumlu halde çalışmaları ise, sonuç için belirleyicidir; ancak sonucun niteliği, bir fotoğraf makinesinin başarım gücü hakkında sadece kısmî olarak bilgi vermekte ve bu sonuca ne kadar kolay veya ne kadar zor ulaşıldığı hakkında pek bilgi vermemektedir. Böyle bakıldığında sadece sonucu ölçen testler, aynı tek bir işleve dayanarak neticeyi, yani niha sayısal resim dosyasını veya bu dosyanın ekranda ve kağıttaki görüntüsünü ihmal eden testler gibi, sınırlı bir ifade gücüne sahiptirler. Sayısal bir fotoğraf makinesinin değerlendirilmesinde, hangi amaç için kullanılacağı da önemlidir. Hedef 10×15 ebatlarında gelişigüzel çekilen veya televizyonda izlenecek resimler olduğunda, çok yüksek çözünürlüklü bir SLR makine almak, pek değmeyecektir. Günümüzün teknik şartlarında ve diğer parametrelerin de doğru olması şartı ile, yüksek nitelikteki kartpostal ebatlarında fotoğraf baskısı için, üç milyon piksel yeterli olmaktadır.

Her piksel aynı değildir
Sayısal fotoğrafçılıkta, farklı özelliklere sahip olan piksellerden oluşan ışık algılayıcı (Sensör) türleri kullanılmaktadır. CMOS, CCD, Süper CCD veya Foveon algılayıcıların piksellerinin, kendilerine özgü getirileri ve götürüleri vardır. örneğin: Bunların ışığa duyarlı transistörleri büyüklük, biçim ve duyarlılık konularında değişiklik gösterirler. Bir çok tüketici hâlâ, makinedeki algılayıcının piksel adedini, keskinliğin en önemli ölçütü olarak görmektedir. Oysa en yüksek piksel sayısını sunma yarışında, görüntü niteliği geride kalmaktadır. çünkü daha fazla piksel demek, bir makinenin otomatik olarak daha iyi ve daha keskin resimler sunması anlamına gelmemektedir; hattâ, tam ters anlama bile gelebilir! Işık algılayıcıların üretim masraflarını düşürmek için, gittikçe daha fazla piksel, daha küçük yongalara yerleştirilmektedir. Böylece tek bir piksel, boyutu küçüldüğü için daha az ışık yakalayabilmekte, dolayısı ile: Daha yüksek kumlanma oluşmaktadır. Bunun neticesinde algılayıcının duyarlılığı azalmakta ve zıtlık çapı küçülmektedir. Yani, belirleyici olan: Piksellerin sadece niceliği değil, daha çok bunların niteliği ve bunlar sayesinde kazanılan bilgilerin işlenmesindeki niteliktir. Belirli bir çözünürlüğe ulaşmak için algılayıcıda, belirli piksel adedi bulunması gerekir ancak bu, çözünürlük veya keskinlik için yeterli bir ölçüt olmamaktadır.

Keskinlik, ölçülemez
Fotoğrafçılıkta, bir nesneyi tüm ayrıntılarına sadık kalarak resmeden optik bir düzeneğin başarımına, keskinlik denir. Bu esnada, bir çok etkene bağlı olan bir fotoğrafın keskinlik izlenimi, matematiksel açıdan tam olarak tarif edilememektedir. Bir optik düzeneğin, yan yana bulunan en ince ayrıntıların bile, farklılıkları vurgulanarak verilebilme becerisini anlatan çözünürlük yetisinin yanı sıra zıtlık çapının verilebilmesi ve resimde nesneyi belirgin gösteren çevre çizgilerinin keskinliği, genel keskinlik için çok daha önemli unsurlardır.

Fotoğrafçılıktaki uygulamaların çoğunda algılama yetisi, keskinliğin nitelik ölçütü olarak bağlayıcı olmaktadır. İnsan gözünün tanıyıp, ayırt edebildiğinin ötesine uzanan ancak, ölçülmesi mümkün olan değerler, fotoğrafçıya hiç bir fayda sağlamazlar. Uzaydan, yerde bulunan bir gazetenin resmini, içeriğinin okunabileceği nitelikte çekebilen bir fotoğraf makinesinin çözünürlük yetisi, çekimlerini sadece 10×15 ebatlarında bastıran veya bilgisayar ekranında izleyen birisinin resimlerine, daha fazla keskinlik sağlamayacaktır. İster, evde yapılan püskürtmeli baskılarda olsun, isterse mağazada yapılan fotoğraf baskılarında: Sayısal bir çekimin verileri, istenilen boyutta çıktısını almak için gerekli olan miktara indirilir. Yüksek sayıda piksel, sadece çok büyük ebatlardaki baskılar veya kısmî büyültmeler için gereklidir.

Objektif ile algılayıcı uyumu
Objektifin çizge başarımı ve bunun sonucu olan ışık algılayıcıya düşen resmin niteliği, keskinlik ve ayrıntı görünümü için önemli bir ölçüttür. Buna ek olarak objektif özelliklerinin ışık algılayıcının özgün yapısı ile uyumlu hâle getirilmesi, ışık algılayıcı tarafından kapsanan resim verilerinin niteliği için belirleyici olmaktadır. Işık algılayıcı ile objektif ne kadar ahenk içinde çalışırlar ise, her iki birleşenin güçlerinin ortaya çıkma olasılığı, o kadar fazladır. Bu anlamda: SLR türü makineler için yapılan objektif testleri, sadece makine ile birlikte yapıldığında ciddîye alınabilir; yani makinelerin ışık algılayıcı ve işlemcileri ile objektifin çizge başarımlarının uyumu sağlandığında, gerçek değerlendirmeler yapmak mümkündür.

Farklı algılayıcı türleri, düşen resim ışıklarının oluşumu ve niteliği hakkında farklı beklentiler içinde olurlar. örneğin: Bazı algılayıcılar, ışığa duyarlı çiftüşeklerin (Diyot) üstünde bulunan küçücük mercekler vasıtası ile, yoksa tam olarak kapsanamayacak olan eğri düşen ışınları da yakalayarak, kenar gölgelenmesi olgusunu dengeleyebilmektedirler. Bu örneğin de gösterdiği gibi: Birleşenlerin her birinin ölçülmesi, beklenen sonuç hakkında pek bir şey ifade etmemektedir. Sadece objektif ve algılayıcı niteliklerinin en iyi düzeydeki uyumu, tabii ki resmi oluşturacak olan işlemcinin de yüksek nitelikli olması şart ile, yüksek nitelikli sonuçların beklenmesini haklı kılabilir.

Hızlı işlemler
Sayısal bir fotoğrafın oluşum süreci içinde geçtiği son basamak, ışık algılayıcı tarafından toplanan verileri yeniden bir resim hâline getiren işlemcidir. Bu birleşenin başarım yetisi de, bir çok etkene bağlıdır. örneğin işlemcinin hesaplama gücü, sonuca ne kadar çabuk ulaşılacağını belirler. Ancak resmin niteliğinden, resim işlemekte kullanılan algoritmaların karmaşıklığı sorumludur. Günümüzde, esas resim verilmeden önce devreye giren dahilî resim işlem süreçleri, objektif ve algılayıcının olası zafiyetlerini dengeleyerek, her şeye rağmen iyi sonuçlar oluşmasını sağlayabilmektedirler. Bu işlemler istenmeyen yansımalardan başlayıp, kırmızı göz etkinliğinin otomatik olarak düzeltilmesine ve makinenin eğik tutulmasından kaynaklanan eğikliklerin dengelenmesine kadar bir dizi yanlışları düzeltebilmektedirler. Bazı sayısal makinelerde, dahilî işlemler vasıtası ile keskinliğin sonradan arttırılması bile mümkün olmaktadır.

İşlemci tarafından yapılan ayrıt (kıyı) düzeltmeleri ve zıtlık arttırmaları, sayısal bir fotoğraf makinesinin keskinlik başarımı için belirleyici etkinlikte olmaktadırlar. Ayrıt düzeltimi, öznel keskinlik izlenimini arttırmak için uygulanır. Bu izlenim ise, resimdeki küçük ayrıntıların zıtlık düzeyine de bağlıdır. Ancak ayrıtların vurgulanması, hedeflenen öznel izlenimin arttırılmasının yanı sıra resme, doğal görünmeyen bir etki de sağlayabilir; hattâ, resmin çok küçük ayrıntılarının kapanmasına bile yol açabilir. Resmin içinde görünen en küçük ayrıntıların aydınlık farkları ne kadar büyük olursa, keskinlik izlenimi o kadar yüksek olur. Bu aydınlık farkı, “Zıtlık (Kontrast)” olarak da adlandırılır. Doğa’da, yakl. 1:1.000.000 ölçütüne kadar aydınlık farkları görülebilmektedir. Bir sahnenin en aydınlık noktası ile en karanlık noktası arasındaki bu ayrımı, filim veya fotoğraf kağıdında yansıtmak mümkün değildir. Işık algılayıcılar ve sıvı kristal ekranlar da, bu ayrımı gösteremezler. Kimyasal filimler, 1:500 oranında bir zıtlık çapına sahiptirler. Sayısal bir makinenin elektronik ışık algılayıcısı ise, sınırlı sayıda aydınlık basamaklarını tanıyabilmektedir. Sayısal makinelerin çoğunda diyafram basamakları beş veya altı değeri geçmemelidir; aksi hâlde, resmin aydınlık veya karanlık bölümlerinde ayrıntıları görmek mümkün olmaz. Ancak, son model sayısal makinelerde kullanılan ışık algılayıcılar, daha büyük aydınlık farklarını tanıyabilecek nitelikte bulunuyorlar. özellikle fazla ışıklamalar (patlamalar), bir çok ışık algılayıcı için sorun olmakta. Bir veya iki diyafram basamağı çerçevesinde gerçekleşen fazla ışıklamalar bile, resmin en aydınlık bölümlerinde bulunan ayrıntıların kayıp olmalarına yol açabilmektedir. Günümüzdeki en iyi algılayıcılar, yakl. 11 diyafram basamağı zıtlık çapını kaldırabilmektedirler.

Zıtlığın arttırılması, keskinlik izlenimi için çoğunlukla faydalı olmaktadır. Bu yüzden bir çok makinede, resim verileri otomatik olarak çekim sonrası keskinleştirme işlemine tâbi tutulmaktadırlar. Ancak, bu işlem abartıldığında, resim niteliği üstünde kötü bir etki yapmaktadır. Abartılmış keskinleştirme çizgeleri ile fazla vurgulanmış ayrıtlar, resimlerin doğal görünmemesine yol açabilirler. Bu yüzden otomatik keskinlik artırımı niteliğinin değerlendirilmesi, sadece, çok sayıda ve farklı test konuları içeren resimlerin eğitimli gözler tarafından öznel olarak değerlendirilmesi vasıtası ile mümkündür. Yani sayısal bir fotoğraf makinesinin resim niteliği hakkında karara varabilmek için, sonuçların uzmanlar tarafından görsel olarak değerlendirilmesi çok önemlidir. Bunun için hem gerçek uygulama testlerinden gelen, hem de tekrarlanabilir test konularından üretilen neticeler kullanılmalıdır. Yapay test konuları, sadece nitelik ölçütlerinin çok çeşitliliğini içerdiklerinde ve yalnızca birkaç özelliğe indirgenmediklerinde anlamlı olurlar.

 

 

Resim niteliği ölçütleri: Keskinlik ve otomatik netleştirme (AF)
En iyi çekim şartları altında: Yani konunun yeterli derecede aydınlık olduğunda, makinenin sakin tutulduğunda veya sehpa kullanıldığında ve hareketsiz konular çekildiğinde, birçok orta sınıf makine sadece tatmin edici değil, teknik olarak mükemmel olan fotoğraflar çekeceklerdir. Ancak bir makinenin güncel kullanıma yatkın olup olmadığı, ters ve ânî durumları süratle kavrayabilme becerisi ile anlaşılabilir. Zira teknik açıdan mükemmel olan resimler çekebilmek için, önceden, kullanıcı tarafından el ile veya makine tarafından otomatik olarak bir dizi parametrenin belirlenmesi ve çekim düzeneğinde uygun ayarların seçilmesi ve yapılması gereklidir. Güdümlü olarak stüdyo şartlarında çekilen test resimlerinin ise, bir çekim düzeneğinin güncel uygulamaya yatkınlığı konusunda pek fazla bilgi veremeyecekleri âşinâdır.

Bir tasarım aracı olarak keskinlik
Resimdeki bir noktayı keskin olarak yansıtabilmek için objektifin, esas nesnenin bulunduğu konu yüzeyine göre ve kusursuz olarak ayarlanması gerekir. Matematiksel olarak değerlendirirsek: Yalnızca objektif ile keskinleştirilen konu yüzeyinde bulunan resim noktalarının, gerçekten keskin olarak görülmeleri gerekir. Ancak milyonlarca sayıda, sonsuza kadar küçülen ve tek bir yüzeyde bulunan resim noktalarından oluşan bu kuramsal değeri, insan gözü ayrıntılı olarak algılayamaz. Daha çok, (Her ne kadar nokta biçiminde değil de, büyük ve bulanık dilimler hâlinde yansıtılsalar bile), çapları belirli bir değeri aşmadıkları sürece, bu yüzeyin önünde ve arkasında bulunan yüzeylerdeki noktaları da keskin olarak algılar. Keskinlik yüzeyinin önünde ve arkasında bulunan bu dilimler, optik biliminde yayınım çemberleri olarak adlandırılır. Büyüklükleri ise, ayarlanmış olan keskinlik yüzeyinden uzaklaştıkça, artar. Göz tarafından keskin olarak algılanan esas keskinlik yüzeyinin önü ve arkasındaki uzam, “Alan derinliği, (derinlik alanı), (keskinlik derinliği)” olarak adlandırılır. Alan derinliği diyafram, odak uzaklığı ve çekim mesafesinden (netleştirme) etkilenir. Odak uzaklığı ve çekim mesafesi değiştirilmediğinde: Diyafram açıklığı ne kadar kapanırsa, derinlik alanı o kadar artar; diyafram ne kadar açılırsa, o kadar azalır. Diyafram ve çekim mesafesi ayarı değiştirilmediğinde: Kısalan odak uzaklığı ile birlikte, derinlik alanı da artar. Diyafram değeri ve odak uzaklığı değiştirilmediğinde ise: çekim mesafesi arttığında, derinlik alanı da artar. çekim mesafesi ve odak uzaklığı, bir nesnenin çerçevenin içinde ne kadar büyük olacağını belirlerler. Böylece resim ölçeği, diyafram değeri ve derinlik alanının, birbirlerine doğrudan bağımlı oldukları sonucu ortaya çıkmaktadır. Yani: Resim ölçeği ne kadar büyük olursa, derinlik alanı o kadar küçülür.

Diğer bir etmen ise çekim biçimidir. Sayısal fotoğrafçılıktaki küçük ebatlı algılayıcıların birçok “Superzoom” türü makinenin küçük başlangıç açıklıkları ile birleşmesi, sayısal fotoğraftaki keskinliğin daha fazla yayılmasına yol açmaktadır. Alan derinliği, yapılan testlerin çok azında, resmin teknik niteliğinin değerlendirilmesinde bir rol oynamaktadır. Ancak, güncel kullanıma yatkınlık açısından, özellikle resim tasarımı konusunda, alan derinliğinin diyafram ve odak uzaklığı vasıtaları ile yönetim imkânları önemlidir. Işık gücü yüksek olan bir objektif ve daha büyük ebatlardaki bir algılayıcının birlikteliğinden doğan tasarım imkânları, birçok makine testinde yankı bulamamakta. Hattâ, diyafram mekanizmasının biçiminden de etkilenen bulanıklığın görüntülenmesindeki nitelikten söz etmek bile, abesle iştigâl olarak algılanmakta. Diyafram mekanizmasının kanatları tarafından biçimlenen açıklık ne kadar keskin olursa, bulanıklığın akışı o kadar dengeli olmaktadır. Ancak hangi test “Uzmanı”, çok önemli olan bu tasarım aracı olan bu tür ayrıntılara dikkat eder?

Daha hızlı otomatik netleştirme (AF)
Farklı otomatik netleştirme yöntemleri, farklı sonuçlar oluşturur. örneğin stüdyo şartlarında ölçülen netleştirmenin sürati ve doğruluğu, bir otomatik netleştirme yönetiminin güncel şartlar altında nasıl çalıştığı hakkında pek fazla bilgi vermesi mümkün olmaz. özellikle en iyi mesafe ayarı yapmak için kullanılan çağdaş çok alanlı ölçümleri değerlendirmek, kolay değildir. Kuramsal olarak: Değişken ölçüm alanlı nokta ölçüm yöntemi, konuyu, işlemcide kayıtlı olan birçok örnek ile karşılaştırdıktan sonra keskinlik yüzeyinin hangi ayrıntıya yerleştirileceğine karar veren çok alanlı ölçüm yöntemi ile aynı sonuca varabilmektedir. Bir test uzmanı, ten rengine göre yüzleri tanıyan ve kendiliğinden netleştiren, otomatik netleştirme yöntemlerinin bu özgün türünü nasıl değerlendirir? Kısıtlı menzile sahip olan faâl AF düzenekleri nasıl değerlendirilir? Ortam aydınlığı yetersiz olduğunda çalışmayan, durgun AF sistemleri nasıl değerlendirilir? Havaî fişek veya gece manzarası çekimlerinde gerekli olduğu gibi gece çekimlerinde el ile sonsuza alınamayan otomatik netleştirme sistemleri, nasıl değerlendirilir? Bu tür sorular, test stüdyosundaki tekrarlanabilir şartlardaki ortamdan çok uygulamada, yani güncel kullanımda ortaya çıkarlar.

Bir makinenin en doğru keskinliği bulmasındaki hız, hiç şüphesiz ki: Belirleyici bir nitelik ölçütüdür. Ancak bu konuda da, güncel uygulamaya yönelik testler, istisnadır. Bir makinenin başarımı, ancak çok sayıdaki farklı durumlarda ne kadar hızlı ve doğru netleştirme yapabildiği ile ölçülür. Pekâlâ, hangi test yöntemleri bunu yapabilirler?

Sadece tekrarlanabilme şartına dayanarak: Farklı AF düzeneklerinin gerçek anlamda karşılaştırılmasını temin eden test yöntemlerinin olduğunu söylemek, pek mümkün değildir. Bir makinenin, hareket hâlindeki bir konuyu ne kadar çabuk kavrayabildiğini, takip ettiğini ve gerektiğinde, deklanşöre basılma anı ile resmin çekildiği an arasındaki zamanda bile düzeltebildiğini test etmek ise, çok zordur.

Otomatik netleştirme düzeneklerini, sağlıklı sonuçlar elde edilecek şekilde sınamak için, karmaşık test yöntemleri gereklidir. Ancak, test uzmanlarının uygulamaları çok farklıdır: önceden seçilmiş olan ve ölçülebilen ölçütler, denek örnekleri konumunda, diğerlerinin yerine de sınanmaktadırlar. Bu sınamaların sonucunda, genel nitelik hakkında değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu değerlendirmeler ise, ne yazık ki, çoğunlukla güncel uygulamalardan ve kullanımdan uzak olan kuramsal değerlendirmeler olmaktadır. Bu yaklaşım, test uzmanlarının, kendilerini fotoğrafçının yerine koyamamalarından; onun kişisel gereksinimlerini anlayamamalarından kaynaklanmaktadır. çünkü, öncelikli olarak gece çekimleri yapan ve bu yüzden otomatik netleştirme düzeneğinin hızı ve deklanşör gecikmesi yerine örneğin: Keskin ve bulanık alanların ayrıtlarındaki temizliğe ve dengeye önem veren fotoğrafçıların bulunma olasılığı, her zaman vardır.

 

ESET Banner_700x80 Bellatrix technotoday

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here