Ana sayfa Donanım Gülüç Fotoğraf Evi

Gülüç Fotoğraf Evi

0

Kırk oda değiştirmiş ömrümüz, hayat denilen sokaksız bu evin tavan arasında. Her yaşamışlıktan farklı bir alıntı kalmış dilimize. Gezinilen yerler, gidilen yollar ve hatta dönüşleri. Hayat ders vermeye devam ederken, yaşadıklarımdan bana kalan tek ayrıntı tırnak işaretleri arasına sıkışmış bir kaç satır düz yazı ve beraberinde gelen siyah beyaz kareler. “Haziran ayının kavurucu sıcağına rağmen günün ışımasıyla fotoğraf çantamı yapacağım küçük şehir gezintisi için hazırladım. Şehir diye üzerinde durduğum; beyaz dumanları gökyüzünden eksilmeyen, çilek festivali ile adını duyduğumuz Karadeniz Ereğlisi. Hazırlıklarım arasında dinleyeceğim fon müzikleri, şişe su, birkaç parça kek ve o şehre ait kurulmuş hayaller vardı. Sırtıma çantamı alıp da uzunca sahil şeridini yürüdükten hemen sonra içimdeki umutsuzluğun iyice büyümeye başladığını fark ettim.  İşte tam o anda her zaman yaptığımın aynısını hiç düşünmeden yapıverdim. Yani ne zaman yalnız kalsam bir şehirde ve fotoğraf yaratamıyorsam kendimce, atardım kendimi bir fotoğraf stüdyosuna. İşte ben de tam böyle bir şey yaptım. Madem çekebileceğim bir fotoğraf yaratamamıştım. öyleyse ilk gördüğüm fotoğrafçıya girip fotoğraf sanatçılarına dair izler aramalıydım.

 

gülüç fotoğraf evi

 

Sonrası ise fotoğrafçıdan aldığım “Dede” lakaplı H. Engin öztabak“ın ismi ve telefon numarası… Bir an bile düşünmeden aradığım numaranın ucunda ki sesin daveti, kendimi vitrininde siyah beyaz eski fotoğraflarla bezenmiş,” Gülüç Fotoğraf Evi”nin önünde bulmama sebep oldu. 

 

Hemen oracıkta şu soruyu sordum kendime: Her zaman ışığın peşinden koşmak yerine, ışığın peşinden koşanları aramak bulmak ve tanımak mı gerek? Evet, sanırım fotoğrafla yaşamanın içine bu da dahil! Dede, son derece misafirperver karşıladı beni. Sonra kendi elleriyle hazırladığı kahvemizi yudumlamaya başladık. Laf lafı açıyor ve fotoğraf yolunda muhabbetimiz koyulaşıyordu. Dedenin konuşmalarını dinlerken bir yandan da Gülüç Fotoğraf Evi“ni incelemeye başlamıştım. İçeride fotoğrafın sadece onu çekmek için değil, çektiğiniz eserlerin basılı nüshalarıyla yaşamak kadar güzel ve çekici olduğunu anlatan duvarlar ve bunların yıllara yayılan yansımaları vardı. Dede, şunu anlatmak istiyordu bana: Emekli olmuştu. Burası onun torunuyla, eski dostlarıyla vakit geçirdiği ya da benim gibi yolu düşen fotoğraf gezginlerini ağırladığı küçük, şirin bir fotoğraf eviydi. İşte bu yüzden adı “Gülüç” olarak kalmıştı. Buranın ne bir fotoğraf stüdyosu ne de bir atölye havası vardı zaten. Yalnızca fotoğrafla ve oraya hükmeden insanların yaşanmışlığıyla bezenmiş bir yerdi.

 

 

 

 Hemen arkasına eski fotoğraf makineleri için vitrin yapmış, masasının kenarına eski radyosunu koymuştu. Yağlı boya tabloları, her türlü iş yapmak için kullandığı hırdavat dolabı, halen kullandığı karanlık odası da onun gibi yıllara meydan okurcasına oradaydı. Onun beni gezdirmesine fırsat vermeden gözlerimle etrafı gezmiştim bile…

 

 

Dede”nin içinde bitmek bilmeyen fotoğraf aşkının olduğu dilinden, yüzünden ve yaşamının bu kadar açık seçik olmasından belli oluyordu. Bu da benim daha yolun çok başında olduğum konusundaki fikirlerimi sağlamlaştırıyordu. Dedenin kıskanılacak türden “Anılarla Ereğli” sergisini gezdim, oradan ayrılmadan hemen önce ondan müsaade aldım, bunları yazmalıydım ve herkes bilmeliydi. Bir şehre gidiyorsanız gezmek için, aradığınız her zaman fotoğraf olmamalıydı. Bazen sokakların geçilmişlikleri, binaların yaşanmışlıkları, hiç bulamadığınız hikâyeleri ve hiç edinemediğiniz dostlukları bulmak sebebi her zaman aklınızın bir köşesin de olmalıydı.” Düşünceler beynimi gezinirken tırnağı kapattım. Ellerim penceremi döven yağmuru, o küçücük aradan üfüren rüzgârı ve içimi ısıtan sıcacık bir kahveyi benimle yudumluyordu. 

 

 

Bende ise yaşlı üstadın, kendine dair anlamlı yaşam kareleri ve onları örten birkaç satır yazısı kalmıştı. Bakıyor, keyif alıyor, üzülüyor, gerçekleri görmenin kaygısını yaşıyordum.

 

H. Engin öztabak hakkında;

 

1937 Yılında Bartın”da doğdu. İlk ve ortaokulu Bartın”da okudu. 1989″da Tarih ve Doğa Derneği adına “Anılarda Ereğli” adlı kişisel sergisini açtı ve birçok karma sergiye katıldı. 1995″te Gülüç Fotoğraf Grubu”nun da bulunduğu KEFSAD kurucu üyesi oldu ve yönetimde görev aldı. 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here