Ana sayfa İnternet Gönülçelen: Olympus PEN

Gönülçelen: Olympus PEN

0
Son derece sade, ama bir o kadar da çekici bir gövdeye sahip olan “PEN” E-P1, geçtiğimiz yıl açıklanan kararla hayata geçirilen Micro Four Thirds sisteminin Olympus tarafından lanse edilen ilk üyesi oldu
 
Geçtiğimiz yıl yaz aylarında duyurulan bir haber beni çok heyecanlandırmıştı. Olympus ve Panasonic”in birlikte açıkladıkları bu haber, iki firmanın da “refleks olmayan”, yani ayna ve pentaprizma yükünü barındırmayan, ayrıca değiştirilebilir objektiflere sahip yeni bir tasarım üzerinde çalıştıklarını açıklamalarıydı. Objektifin hemen arkasında yer alan ve 45 derece açıyla yerleştirilen aynanın kaldırılması, algılayıcı düzleminin objektife çok daha yakın konumlandırılabilmesine olanak vermesi, bu durumun da daha keskin görüntüler oluşturduğu bilinen simetrik tasarımlı objektiflerin kullanılmasına yol açması bakımından beni çok heyecanlandırmıştı. Dahası, söz konusu tasarım daha küçük, daha hafif, daha ucuz fotoğraf makineleri ve objektiflerini de vaat ediyordu. üretici firmalar bu sisteme “Micro Four Thirds” adını vermişlerdi.

Ve bu tasarım gerçekleşerek, kelimenin tam anlamıyla “etkileyici” bir forma kavuştu. Son derece sade, ama bir o kadar da çekici bir gövdeye sahip olan “PEN” E-P1, işte geçtiğimiz yıl açıklanan kararla hayata geçirilen yeni sistemin Olympus tarafından lanse edilen ilk üyesi oldu. Micro Four Thirds sisteminin diğer üreticisi Panasonic daha hızlı davranarak G-1 ve GH-1 adlı ürünlerini çok daha önce piyasaya çıkarmıştı, ama doğrusu her iki ürün de beklentilerimden daha büyük tasarlanmıştı. Bu nedenle Olympus PEN, söz konusu sistemin tüm avantajlarını gerçekten sunan ilk ürün olma özelliğini taşıyor. Büyük ağabeyleri olan DSLR”lere göre daha küçük, daha hafif ve daha ucuz.
 

 

 

Tasarım
1958 yılında Olympus”un patronu, baş tasarımcısı Yoshihisa Maitani”den, ortalama ücretle çalışan bir Japon işçisinin bir aylık maaşıyla satın alabileceği ucuzlukta ve kolaylıkla kullanabileceği basitlikte bir fotoğraf makinesi tasarlamasını istemiş. Maitani”nin yaklaşık bir yıllık çalışmasının sonucunda 1959 yılında, yani günümüzden tam 50 yıl önce efsanevi PEN modeli üretilmiş ve satışa sunulmuş. üretimde kaldığı uzun yıllar boyunca teknolojik yeniliklerden sürekli nasibini alan, ufak tefek değişikliklere uğrayan, ama o soylu sadeliğini hiç yitirmeyen PEN, üretiminin sonlandığı 80″lerin ortalarına kadar 17 milyon adetlik satış rakamına ulaşarak fotoğraf tarihinin en ünlü modellerinden biri olmayı başararak gerçek bir efsane haline gelmişti.

İşte şu anda okumakta olduğunuz PEN de, 50 yıl önceki bu başarılı tasarımın mirasçısı olarak ortaya çıktı ve geçmişteki başarısından daha fazlasını vaat eden üstün özelliklere sahip. Tasarım olarak çok sade olan gövde, iki farklı rengin uyumlu birlikteliği ve üst bölümdeki eğimli yapısıyla canlılık kazanıyor. Bu kadar basit görünen, kutu şeklindeki bir makinenin bu kadar çekici olabilmesine hala inanamıyorum. İnanılmaz ama çok çekici! Hele elinize aldığınız zaman, bu kutu görünümlü “şey”in tam da ellerinize  göre yapılmış olduğunu görmeniz hayretinizi bir kat daha arttırıyor. Metalden yapılmış olduğu için son derece dayanıklı olan gövde, düğmelerinin yerleşim yerleri ve hassas çalışmalarıyla benden tam not almayı başardı. Hele sol üst bölümde yer alan mod çarkının yerleşimine bayıldım: çok şık. Yine üst bölümde yer alan ince uzun bölmeye kazınmış olan “Olympus Pen Since 1959” yazısını biraz nostaljik bulsam da, aslında başarı öyküsünü simgeleyen şık bir ayrıntı olarak değerlendiriyorum.

3 inçlik ekran, böyle küçük bir gövdede gerçekten dev gibi duruyor ve çözünürlüğü piyasadaki diğer modellerden biraz daha düşük olsa da, bakacı bulunmayan gövdede yaşamsal bir öneme sahip. Evet, yanlış duymadınız: Bu makinede bakaç yok! Ayna ve pentaprizma olmadığını baştan söylediğim için aslında şaşırmamanız gerekiyor, ama “optik bakaç yerine hiç olmazsa elektronik bir bakaç olsaydı” diye hayıflanan okuyucularım için bir teselli ikramiyem var: üstteki flaş kızağına opsiyonel olarak optik bir bakaç takılabiliyor. Gerçi fazladan yer işgal ederek aynı zamanda flaş kullanımına olanak vermemesi biraz can sıkıcı, ama küçük tasarımların da böyle zaafları var: Herşeyi sığdıramıyorsunuz! Her neyse, VF-1 kodlu bakaç, 17 mm”lik (odak çarpanı 2 olan sistem yüzünden 35 mm”lik sistemde 34 mm”ye karşılık geliyor) kit objektifiyle uyum içinde çalışıyor. Gözünü ille de bir yerlere dayamak zorunda hissedenler için güzel bir çözüm olmakla birlikte, bu bakaç olmadan da E-P1 gayet güzel kullanılıyor. Bu arada, E-P1 iki farklı kit objektifiyle satın alınabiliyor. Bunlardan biri 17 mm/f2.8 yassı tasarımlı (pancake) objektif, diğeriyse 14-42 mm/f3.5-5.6 katlanabilir zoom objektif. Her iki optik de gövdeyle uyumlu olarak az yer kaplıyor ve günlük kullanımda rahatlıkla omzunuzda (ya da boynunuzda) taşıyabileceğiniz ideal birer yol arkadaşı olarak dikkat çekiyorlar.
 

 

 

Görüntü Kalitesi
Mükemmel tasarımı ve sorunsuz kullanım özellikleriyle gönlümü kısa sürede çelmeyi başaran dijital PEN”in görüntü kalitesi de Olympus”un şimdiye kadar ürettiklerinin en iyisi. Odak çarpanı 2 olan 17.3 x 13 mm boyutlarındaki algılayıcı 12.3 milyon piksellik görüntüler oluşturuyor. İnceleme süresi boyunca yalnızca 17 mm”lik objektifi kullanabildiğim için, aslında optikten kaynaklanan olumlu ve olumsuz özelliklerin ne kadar üzerinde durmam gerektiğinden çok emin değilim. Az eleman kullanılarak üretilen yassı objektifler merkezde keskindir, ama köşe performanslarının düşük ve renk saçılmalarının yüksek olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu bilgiler ışığında, Olympus”un şimdiye dek ürettiği nefis Zuiko optiklerinin yassı 17 mm”den daha iyi sonuç verebileceğinden eminim. Ancak 150 dolarlık bir kit objektifi olarak 17 mm”ye de fazla haksızlık yapmak istemiyorum ve kullanım kolaylığı bakımından eşsiz bulduğum bu objektifin mutlaka satın alınmasını öneriyorum.
 
 
Bir objektif bu kadar hafif, küçük ve dengeli olabilir… Her neyse yeniden görüntü kalitesi konusuna dönelim: Yeni PEN”in görüntü kalitesi, hem Olympus”un şimdiye kadarki en iyisi, hem de kendisinden daha büyük algılayılayıcılara sahip modellerle aynı düzeyde performans sunuyor. En azından düşük ISO değerlerinde durum böyle. 100 ile 6400 arasında değişen ISO değerlerini incelediğimde 100-400 aralığının çok başarılı olduğunu, 800 ISO değerinde kirlilik (noise) etkisinin hissedilmeye başladığını ve 1600″ün bile rahatlıkla kullanılabileceğini gözlemledim. Bazı durumlarda 3200 ISO”yu hayat kurtarıcı olarak kullanabilirsiniz, ama 6400 oldukça kirli.
 

 

 

Renk dengesi bakımından E-P1″in sonuçları son derece doğal. E-P1″in tanımlayabildiği ton aralığı oldukça geniş. JPEG formatında bile beyazlar kolay patlamıyor ve özellikle gölge detayını çok iyi kaydediyor. Tahmin edilebileceği gibi RAW formatı tercih edildiğinde daha geniş bir ton aralığı elde ediliyor. Otomatik beyaz dengesi fonksiyonu floresan ışık altında çok başarılı sonuçlar verirken tungsten ışık altında (tüm dijitallerde olduğu gibi) renk tutarlılığı azalıyor. 17 mm”lik objektiften kaynaklanan renk saçılmaları özellikle köşelere doğru kendini hissettiriyor, ama RAW formatında çekim yapılırsa Adobe Camera Raw 5.5 kullanılarak bu saçılmalar tamamen giderilebiliyor. Mor saçılma etkisi ender olarak karşıma çıktı, ama etkisi çok sınırlıydı. E-P1″in bir başka ilginç özelliği de, optik distorsiyonları gideren bir iç yazılıma sahip olması. JPEG formatındaki görüntülerde optikten kaynaklanan distorsiyonları otomatik olarak gideren yazılım çok etkileyici. RAW formatını seçtiğinizde ise Olympus Studio ya da Adobe Camera Raw gibi programları kullanarak bu distorsiyonu sizin gidermeniz gerekiyor.

Olympus”un son dönemde ürettiği diğer modellerinde de kullandığı “art filters” (sanat filtreleri) bana ilk başlarda çok gereksiz görünmüştü. “Bunlara ne gerek var, nasıl olsa benzer etkileri Photoshop”ta yapabiliyoruz” diye düşünmüştüm. Ama PEN”i kurcalarken, bu filtrelerin çok keyif verici olduklarını gördüm ve benzer etkileri Photoshop”ta yapmaya çalışmanın da o kadar kolay olmadığını fark ettim. özellikle “grainy film” filtresi, mükemmel siyah-beyaz görüntüler elde edilmesini sağlıyor. Diğerleri de farklı zevklere hitap eden ilginç etkiler yaratıyorlar. Ama filtreleri devreye soktuğunuzda, işlemin 2-3 saniye kadar sürdüğünü ve görüntüyü biraz gecikmeli olarak izleyebildiğinizi unutmayın.

Diğer özellikler
Tasarımı, dokunma duygusu, kullanım kolaylığı ve yüksek ISO değerlerine çıkılmadıkça çok başarılı olan görüntü kalitesi sayesinde Olympus PEN E-P1 gerçekten etkileyici bir fotoğraf makinesi. Ama PEN”in sahip olduğu diğer özellikleri de sıralamam gerekiyor. Gövdede bulunan titreşim önleyici sistem, elde tutarak çekim yaparken hangi objektifi kullanırsanız kullanın 2-3 stopluk avantaj kazandırıyor. “Supersonic Wave Filter” adlı sistemi aktifleştirdiğinizdeyse makineyi her kapatışınızda yüksek frekanslı bir sarsıntı, algılayıcının yüzeyindeki tozları dökmek için uğraşıyor. True Pic V adlı işlemci JPEG formatında saniyede 3.2 kare, RAW formatında ise saniyede 3 karelik performans sunuyor ve görevini başarıyla yerine getiriyor. Herkesin ilgisini çekmeyebilir, ama E-P1 aynı zamanda HD formatında stereo video da kaydedebiliyor. Elektronik su düzeci, yüz tanıma özelliği, gölge detayını artıran “gölge ayarı” özelliği, sanat filtreleri, üstüste pozlandırma, kamera içinde RAW formatını JPEG”e çevirme özelliği, 4:3, 3:2, 16:9 ve 1:1 oranlarında çekim yapabilme özelliği gibi çok zengin seçenekler kullanıcının kendilerini keşfetmesini bekliyor.
 

 

 

 

11 noktalı otomatik netleme sisteminin pek hızlı olmadığını söylemeliyim. Hele düşük ışık koşullarında can sıkıcı olabiliyor. Ama ürünü teslim ettiğim gün, Olympus”un hem E-P1 hem de iki kit objektifi için yeni bir firmware çıkardığını öğrendim. Bu yazılım sayesinde otofokus sistemi iki kat daha hızlı çalışıyormuş. Denemediğim için bilemiyorum, ama dilerim öyledir. P, S, A, M ve Auto modlarına ek olarak 14 manzara modu ve 6 sanat filtresi bulunuyor. 49 bölgeden ölçüm yapan pozlandırma sistemi mükemmel çalışıyor. Ayrıca merkez ağırlıklı ve noktasal ölçüm olanakları da var. Hatta açık tona göre ve koyu tona göre olmak üzere iki ayrı noktasal ölçüm sistemi daha var. 60 ile 1/4000 saniye arasında kullanılabilen örtücü sisteminin sesine bayılacaksınız. Ayna sisteminin yarattığı gürültüyü barındırmayan, tatmin edici bir ses; tam olması gerektiği gibi.

Gövdede çok sayıda düğmeye yer olmadığı için pek çok fonksiyona menüden ulaşılabiliyor. Bu nedenle sık kullandığınız bazı fonksiyonlar için sürekli menüye girip çıkmak hızınızı biraz kesiyor, ama sizin için önemli olan işlevleri atayabileceğiniz ekstra bir düğmeye sahip olmak güzel. Bu arada menüyü Türkçe olarak da kullanabiliyorsunuz. E-P1 bellek kartı olarak SD kartları kullanıyor. Makinenin bakacı olmadığı gibi, maalesef bir flaşı da yok. Ama opsiyonel bir ürün olan FL-14″ün iki kalem pille çalışan şık ve hızlı bir flaş olduğunu söylemeliyim. BLS-1 kodlu lityum iyon pil tek şarjla 300 civarında çekim yapabiliyorsunuz ve bu değer böyle küçük bir pil için çok iyi. E-P1″in pilsiz ağırlığı yalnızca 335 gram ve boyutları 121 x 70 x 36 mm. Bu haliyle gömlek cebine girecek bir hali yok, ama bir DSLR”den çok daha küçük, hafif ve sessiz olduğu kesin. Yalnızca 71 gram ağırlığında ve 22 mm uzunluğundaki 17 mm”lik objektifle birlikte kendinizi müthiş hissediyorsunuz. Böyle bir makineyle bütün gün yürüyebilirsiniz ve ne boynunuz ne de omzunuz ağrır.

Sonuç
Retro tasarımının ne kadar etkileyici olduğunu çeşitli şekillerde anlatmaya çalıştığım bu Japon mucizesine kayıtsız kalabilecek bir fotoğrafçı tanımıyorum. E-P1″i boynumda gören tüm arkadaşlarım (yaşları 5 ile 67 arasında değişen yakın çevremdeki herkes) bu makineye aşık oldu. Yalnızca görünüşü bile insanı etkilemeye yeterken, kullanışlılığı, malzeme kalitesi, sesinin güzelliği, peşpeşe çekim hızı ve en önemlisi görüntü kalitesi ile 50 yıllık Olympus geleneği PEN gerçekten müthiş bir alet. Olympus ve Panasonic”in Micro Four Thirds bayonetine sahip olan objektif sayısı şu an için az olsa da, her iki firmanın ve üçüncü parti üreticilerin ürettikleri adaptörler sayesinde dünyadaki tüm objektifleri (hepsi AF olmasa bile) bu güzel gövdede kullanmak mümkün. EP-1″i herkese değil, ama fotoğraf meraklılarına kesinlikle tavsiye ediyorum. Mutlaka sahip olmalısınız!

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here