Ana sayfa İnternet Gitmek Çok Güzel, Gelsene!

Gitmek Çok Güzel, Gelsene!

0

Ben gittim. Bazılarınızın bildiği bazılarınızın bilmediği üzere bir süredir hep aklımdaydı. Doğru zamanı bekliyordu sanırım eyleme geçmek için. Geçti. İlk defa size kıtalar, okyanuslar ardından yazıyorum. Bir süre de böyle olacak. Birsen Birdir, San Francisco’dan bildiriyor.
 

İnsan neden gider biliyor musun, biri peşinden gelsin, onu takip etsin diye gider dedi çok sevdiğim biri. Yoksa kandırma kendini, kimse hava değişikliği için gitmez bir yere. Belki haklıydı bilemiyorum. Gitmek kavramının arkasındaki motivasyonu sorgulama aşamasını biraz geçtim. Eylemin ilk gözlemini paylaşmak için oturdum klavyemin başına.
 

 
Bilmeniz gereken ilk şey, geride çok güzel şeyler bıraktığım. Yani yeni bir macera için tüm düzenimi bozarken kaçtığım, bıktığım hiçbir şey yoktu. Yalnızca kavramsal olarak gitmek vardı ortada. Nereye, ne zaman, nasıl hep sonradan çıktı. Simdi çok majör bir eylem olarak görünmüyor ama buraya kadarki faslı epey inişli çıkışlıydı. Bu nedenle bu ay konumuz “gitmek”. San Francisco”yu merak edenler herhangi bir turist kitabını açıp okuyabilir, biz bununla ilgilenmiyoruz. Her semtinde başka iklimin hüküm sürdüğü, havası balık burcu erkeğinden bile daha dengesiz, sisiyle meşhur, Golden Gate”iyle büyüleyen, Asyalı nüfus yoğunluğunun başta bir garip geldiği, kimi zaman evsizlerinden çekindiğiniz, sonsuz güzel yemekleriyle kalbe mide yoluyla da ulaşan, sanat galerileri ve muhteşem müzelerini gezmelere doyamadığınız, elele yürüyen gay”leri gördükçe salak salak gülümsediğiniz, filmlere set olan yokuşlarını inip çıkarken kendi kendinize söylendiğiniz yine de her yokuşun başında durup fotoğraf çekmekten kendinizi alıkoyamadığınız, garip bir şekilde en karanlık havada bile kendinizi iyi hissettiren, kimsenin acelesinin olmadığı, sevimli ve nispeten minik bir şehir burası. çok detayı var elbet ama o başka bir yazının konusu.

Gitme konusunda eyleme geçirmeye karar verdiğimde, aklımı yediğimi düşünenlerle saniyesinde beni gazlayıp destek verenler iki eşit kümeydi. Ne mutlu bana ki ailemden arkadaşlarıma, patronuma kadar fikrine önem verdiğim herkes ikinci kümede yer aldı! Tüm hayatımı “pause”layıp daha önce yalnızca 5 gün geçirdiğim bir şehre taşınıyordum. Buradan gerisi jet hızıyla gelişti. Biraz hızlı sarmak gerek yoksa “sevgili günlük” tadından çıkamayacağız.

 

Kendimi yeniden aklım başında hissettiğimde İstanbul”u terk etmek için 25 günüm kalmıştı. 5 senedir hafta içi her gün karşınıza çıktığım Dream TV” de Emre ile birlikte son Genc-iz”i sunduk. Hayatımda yaptığım en zor yayındı! Dream Team”in ardı arkası kesilmeyen sürprizleriyle birlikte bir noktada artık tutamadığım gözyaşları şelale oldu. Her gün koşarak gittiğiniz, aşkla yaptığınız bir işiniz olsun. Son canlı yayının ardından Dream Haftasonu çekimlerine devam ettik ama canlı yayın, bambaşka! Arada önümüzdeki sezon Emre”ye Hazal eşlik edecek, ben de sabah kahvaltılarımda izleyeceğim! İşten erken ayrıldım ki okul öncesi ıvır zıvır işleri halledebileyim. Son 15″e geldiğimde her şey sorunsuz hallolmuş hatta itiraf etmek gerekirse o kadar kolay hallolmuştu ki, doğru kararı verdiğimden defalarca emin oldum. Bir kere koskoca Amerika”da ev kirasının en yüksek olduğu şehirde inanılmaz tesadüfler sonucu, günlerimi, gecelerimi Craiglist”te harcadıktan sonra ve her gece eli boş uyuyup tam da içime sinecek bir ev bulamayacağıma eminken yetişti imdadıma Hazal ve Cansu!
 

 
Şuan yaşadığım, hatta az önce mini bahçesinde mavi ay”lı gökyüzüne bakıp bir kadeh de şarap yuvarladığım dünyalar tatlısı evimi bulmak en büyük olaydı! Bilmeyenler için, San Francisco”da ev bulmak, epik kabus! Ev önemli, ondan uzattım çünkü günün sonunda anahtarı kapıda mutlulukla çeviriyorsanız geri kalan her sorunu aşabilirsiniz! Ev, uçak bileti, aile büyükleri ziyareti, arkadaş vedaları derken (veda etmiyorsunuz aslında ama ediyorsunuz gibi işte) son günlerin 24 saatten ziyade 2″şer saatte başlayıp bittiğini söyleyebilirim. Ben, neredeyse her gün ne kadar şanslı olduğumu fark edip durdum. Şansa ilgili konuştuğumda annem hep kızar, nazar değdireceksin der. Ben, şansın, yanında olduğuna inananın yanında olduğuna inanıyorum! Bunan inandığım günden beri, daha şanslı bir insanım. Aklınızda olsun! Neyse, şanslıyım çünkü seneler boyu muhteşem insanlarla çevreleyebilmişim hayatımı. Kimileri daha sık yanımdaydı, kimileri daha uzağımda, kimileri kalbimin daha derininde, kimileri en ihtiyacım olduğunda hep yanı başımda. Dahası, çok şanslıyım çünkü uzun senelerden beri mesafelerin ilişkileri etkilemediğini öğreten insanlar oldu hayatımda! Gerçekse aradaki bağlar, güçlüyse yeterince, kilometreler, sıra dağlar, okyasnular hep laf! Deneyimden yola çıkarak söylüyorum bunu, senelerce en yakınlarımı, en sevdiklerimi uzaklara yollayıp yollayıp durdum. Yollarını gözledim, sınırlı vakitlerimizi hep kaliteli geçirelim diye efor sarfedip sonra tekrar tekrar yolcu ettim onları. Ve öğrendim ki, mesafeler yalnızca içimizde! Şimdi mesela, daha bir gönül rahatlığıyla alıntılıyorum o çok sevdiğim kitaptan,
 

 

“Birşeyleri yaşamışsan, gerçekten yaşamışsan, onları yitiremezsin artık. İstesen bile, istemesen bile, yaşar artık onlar…

Yaşadıklarınsın.” (Oruç Aruoba, de ki işte).

Gümrük kapısı farkındalığın en yüksek olduğu nokta! Orayı geçerseniz tamam. Muhtemelen 15 kere sıradan çıkıp dönüp dönüp sevdiklerime sarıldım. Sarılmak! Ne kavram ama! 14 kilo fazla bagajımı ekstra ücret ödemeden geçirdiğime bile sevinemiyordum! Gümrük kapısı “ben napıyorum, ne için yapıyorum, nasıl yapıyorum”ların yeri oldu belki yüzbeşinci geçişimde. Tatile gitmekten çok başka.
 


 
Paraşütle atlayan tüm arkadaşlarım en zorunun uçaktan atlama faslı olduğunu söylüyor. Aynı mantık sanırım. çünkü sonra hepimiz, gökyüzünde uçuyoruz. Frankfurt aktarma uçuşumda gözyaşları yeniden şelaleye dönerken yanıma Kamila oturdu. Dünyada tanıyabileceğiniz en neşeli, en iyi niyetli, en güzel kadınlardan biri. Nereden mi biliyorum? Birisiyle aralıksız 4 saat konuşunca, hakkında çok şey öğrenebiliyorsunuz! Kocaman yemyeşil gözleriyle neden ağladığımı sordu. Sonsuz konuştuk, uçaktan indik, Frankfurt hava alanında benimle depar attı ve beni SFO”ya uğurladı! Geçen hafta da New York”tan ziyaretime geldi!

 

San Francisco hava alanından ikinci haftama kadar da hızlı saralım. Banka işleri, telefon hattı, ev kontratı, taşınma, temizlik… İçinizi sıkmadan komşum Blake”e geçeyim. Burada kahve çok mühim, bu nedenle evimin köşesinde muhteşem bir coffee shop olması büyük bonus! Gerçekten, kahve altın muamelesi görüyor! Eve yerleştiğim ilk gün orada tanıştık. O kadar çok ve o kadar hızlı ve o kadar doğru konuşuyor ki, ne zaman canım sıkılsa onunla kahveye çıkıyorum! Buradakilerin “uplifting” dediği türden, hafif deli, çok şeker bir New York”lu. Oradan kaçıp gelmiş. Komşu komşunun külüne muhtaçmış valla. Eren ve Aslı var sonra, İstanbul”da çok vakit geçirememiştik ama gerçek anlamda “San Francisco survival guide”ım oldular. Onlarsız bu kadar keyifli olmazdı şehre gelen yeni kız olmak! İrem var, okuldaki ilk arkadaşım. California ehliyetimi ona borçluyum! Ceren, bana yemek yapmayı öğretti. Mark ve Gavin ve Rome el birliğiyle ve özenle konser ve festival listemi hazırladılar. Maria her gün zorla beni yürüyüşe çıkarıyor, aksi halde obez olmak bu şehirde, işten değil! 
 

 
Bir de Ece var tabii, yolunu gözlediğim! Yani yolun buraya kadarki kısmında yine çok güzel insanlar kattım hayatıma, kimi yeni, kimi eski. İstemsiz yalnızlık hiç yakınımda olmadı.
Okul ve şehir ve insanlar ve yaşadıklarım başka bir yazıya kalsın. Zaten hepsi henüz çok yeni. Yazmak için biraz daha beklemek gerekebilir. Benim size demek istediğim, bunca kelime ile gitmek, epey güzel! Hepiniz, içinizden geçiyorsa, bir süreliğine bile olsa, gidin! Bırakın vizyon genişlemesini, hayat deneyimini, kendi içinizde çıktığınız yolculuk gitmek. Kendinizi keşfetmenin en keyifli yolu! Sıfır noktasına çekmek kendini. üstelik hiç de o kadar zor değil! Ha, özlemek derseniz, o çok pis! Bazen de dev koyuyor. Ama küçük yaştan beri özlemek default olarak hayatımda olduğu için barıştım onunla da. çünkü yine, özledikleriniz varsa, ne mutlu size, güzel yaşamışsınız demek ki. Onun da var kendi içinde “twisted” bir güzelliği. üstelik Facetime, Skype, Viber ve whatsapp çaresine bakıyor biraz da. Azıcık. Ne demiştik, gerçekse dostluklar sevgiler, kilometreler, arı vız vız. Son noktamı koydum, ödev yapacağım şimdi.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here