Ana sayfa İnternet Geçmiş ve gerçeklik üzerine punk rawk bir deneme

Geçmiş ve gerçeklik üzerine punk rawk bir deneme

0

Bir avuç çocuktuk biz, içlerinde boşluklarını taşıyan. Onu müzikle doldurmaya çalışan. İçlerinde boşluk olanlar, kalabalık bir odada yalnızca onlar varmış gibi, bulur birbirini
 

Neydi onca öfkemiz, niyeydi bilmiyorum ama iyi ki bizi bir araya getirdi. çoğunlukla kendimizleydi işimiz gücümüz. Bir avuç çocuktuk ne de olsa, modifiye ettikleri lise formalarıyla okulu kırıp Gitar’a sığınan. Formayla girebildiğin tek bar orası olduğundan değil, evinde hissettiğinden. Dj kabininde hep arkadaşların olduğundan. The Used çaldığından. Kimsenin program yapmasına gerek olmazdı, herkes, her zaman Gitar’da olurdu.
 

 
Bir avuç çocuktuk biz öğlen 12’de sarhoş olan. 4’te ayılıp 7’de evine dönen. İstiklal Caddesinin belki her metrekaresinde birimizden birinin gözyaşı bulunan. Her köşesinden anı fışkırtan. Küçücük çocuklardık Alman Lisesinin, İstanbul Erkek Lisesi’nin, İtalyan Lisesi’nin, Robert Koleji’nin bahar şenliklerini kovalayan. Konser dediğin, oydu çünkü. Sonra partiler oldu. özellikle, 3 tane. Spica’da. Küçücük yaşında büyük işlere bulaşanların partileri. öğlen 11’de başlayıp 10 grubun çıktığı, akşam 11 olmadan biten partiler. LayLayLom vardı bir de, tünelde. 12’de başlayan konserlerin mekanı. Dünyanın en kötü coverlarını çalan grupları dinlemek için bile sıraya girdiğin, bilet aldığın. çünkü bütün o gruplar, arkadaşındı, sevgilindi ya da sevgilinin arkadaşı veya tam tersiydi. O konserlere giderdin çünkü canlı canlı Jimmy Eat World, New Found Glory, Lagwagon, The Ataris dinleyebilmenin tek yolu oydu. Ritm kaçıran davulcular, detone vokaller eşliğinde.

Bir avuç çocuktuk ailelerince anlaşılmayan. Hiçbirimizin annesi babası pembeye boyadığımız saçlarımıza, oramıza buramıza taktığımız piercing’e ya da sonradan pişman olacağımız dövmelerimize anlam veremezdi. Biz verirdik. Her şeye. Hatta hayatımızın her anına. Anlam avcılarıydık çünkü, kalpleri kırık.

 

üzerinden tam 10 sene geçmişken şimdilerde sık sık 17’mi düşünüyor olmam hiç tesadüf değil. Hepsi zekice hazırlanmış bir komplo gibi. Bana ilk aşkımı, en değerli dostlarımı getiren yaşımın simülasyonu içerisindeyim sanki. Hayatımın en güzel, en özel anılarını, tane tane inciler gibi özenle sakladığım o zamanları sil baştan yaşıyorum. Teker teker.

Şubat ayında Babylon’da Yellowcard konserine gittik önce. İnanamayarak. Günün birinde punk rock grupları İstanbul’a gelir miydi diye, Pozitif Organizasyon’a şükranla, şaşkınlıkla. Yaşımıza başımıza bakmadan. Koca koca insanlar olmuşken, ertesi gün toplantılarımız, sunumlarımız varken. Konserin etkisinden elbette kurtulamadık. Yıllar önce gözyaşlarıyla dinlediğin şarkıyı, o zaman o gözyaşlarını uğruna akıttığınla yan yana izlemiştin, nasıl bir gerçeklikti bu? Sonra eski fotoğraf albümlerimizi çıkarttık sandıklardan, yatak altlarından. Geçen yıllara baktık, yaşanmışlıklara, pişmanlıklara. Bir kez daha üzüldük, biz niye büyüdük? Daha geçen gün ICQ info’larımıza mesaj kaygılı şarkı sözleri yazan biz değil miydik? Hayattaki en büyük derdi aşık olduğu çocuğun kalbini çalmak olan? Her birimiz, döndük içimize baktık. Biz o masumluğu ne zaman, nerede bıraktık? Birbirimizin kuyusunu kazmaya, sığ ilişkiler içinde kaybolmaya, ruhlarımıza, bedenlerimize işkence yapmaya, kullanıp atmaya ne zaman başladık?
 


 
Cevabını bulamadığımız sorular içinde kaybolurken, gizli gizli aynı şarkıları dinlemeye devam ettik.

Mart geldi sonra. 17 Mart, MxPx konseri! Ve biz, yine bir avuç çocuktuk punk rock show’a giden. Hayatın başka başka yerlere savurduğu, senelerdir birbirini görmeyen, ama birbirinin aklından hiç çıkmayan. Seneler önce en kıymetlisiyken şimdi dolabın bir taraflarında atılmış buruşuk punk rock tişörtlerini giyen. Lagwagon, Alkaline Trio, Nofx, Taking Back Sunday… Beynimiz, ruhumuz değil, ama minik bedenlerimiz yaşlıydı. Bu sefer pogo yapamadık. Moshpit’i uzaktan seyrettik, yüzlerimizde kocaman gülümsemelerle. Favori şarkılarımızı bağırdık, çağırdık. Yanımızdakine döndük baktık, geçmişte ne yaşadıysak da, gülümsedik, geçtik gittik. Unutmadık, yaralarımızı ise sardığımızı sandık. üstünü kapattığımız ne varsa, birer birer döküldü. Bu sefer gözlerimiz, özlemle doldu. Bir pazar akşamı daha, büyüdüğümüzü inkar ettik. Sağımızda solumuzda, önümüzde arkamızda, bize, kim bu yaşlılar diye bakan, yeni 17 yaşındakileri gördük. Biz, dedik, ne zaman eski moda olduk?

 

Ertesi gün, uyandık, işe gittik. Neden mutluyduk anlayamadık. Durup durup neden gülüyorduk ki? Neydi komik olan? Tersine, aldığımız her bir yaşla içine daha da gömüldüğümüz bu gereksiz gerçekliğin farkındalığı bir kere daha vurmamış mıydı bizi? Yarın yokmuş gibi sesin kısılana kadar eşlik ettiğin o şarkılarda hatırladığın 17 yaşındaki sen, çoktan kaybolup gitmemiş miydi? Sabah baş ağrısıyla uyandığında hüzünle dolmamış mıydı için? Gülüyordun, çünkü biliyordun ki müzik sihirdi. O zaman sizi bir araya getiren müzik, sizi her zaman bir arada tutmaya devam edecekti. Aranıza kıtaları bile sokmuş olsanız, okyanusları aşıp gelecek olan, yine müzikti. Gülüyordun çünkü biliyordun, hiç birşey 17 yaşında yaşadığından daha gerçek olmayacaktı. Ve gülüyordun çünkü biliyordun ki yalnızca 17 yaşında tanıştıkların senin için elini taşın altına koyacaktı.
 

 
Bu yazıyı yazmak için 27 yaşına geri döndüğüm sayılı dakikalar içinde, teşekkür etmezsem olmayacaklar var. Kız başına koskoca organizasyonu çekip çeviren, MxPx”i İstanbul”a getiren Alten Meşeli, kaç kişinin hayır duasını aldın bilmiyorsun. 2006″dan beri yaşadığın sorunlara rağmen ayakta kaldığın, yılmadığın ve bizlere yaşattığın punk rawk show için teşekkürler. Ev sahibi Mojo ve çalışanları, Ozan İnam başta, ardından konser için emeği geçen herkese, kocaman, kalp kalp kalp!!!

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here